Gel aldanma bu dünyâya,
sonu vîrân olur,
bir gün,
Senin bu sürdüğün demler,
elbet yalan olur, bir gün.”

Üçyüzsekizinci mektup:

Bu mektup, Feydullah-i Pânî Pütîye arabî olarak yazılmıştır. Bir hadîs-i şerîfi açıklamaktadır: İyi dinle! ALLAHü Teâlâ anlayışını arttırsın! Peygamberimiz (s.a.v): ‘İki kelime vardır. Söylemesi çok kolaydır. Terâzîde çok ağır gelirler. ALLAHü Teâlâ, bu iki kelimeyi çok sever. “SübhânALLAHi ve bi-hamdihi sübhânALLAHil-azîm” buyurdu.

Çok kısa olduğu için, bunu söylemenin çok kolay olduğu meydândadır. Fakat, terâzîde çok ağır olmaları ve ALLAHü Teâlâya çok sevgili olmaları şöyledir ki, birinci kelimesi, ALLAHü Teâlâyı, Ona yakışmayan her şeyden ve mahlûkların alâmetlerinden ve yok olmaktan tenzîh ve takdîs etmektedir. Uzaklaştırmaktadır. Son kelimesi, bütün kemâl sıfatlarının ve güzel şüûnların Onda bulunduğunu bildirmektedir. Üstünlükler ve ihsânlar sâhibi olduğu gösterilmektedir.

SübhanALLAH demek

Bundan başka, tesbîh, yanî (SuphânALLAH) demek, tevbenin anahtarıdır, hattâ özüdür. Böyle olduğunu, birkaç mektubumda açıklamıştım. Bunun için, tesbîh etmek günâhların yok olmasına ve kötülüklerin af olmasına sebep olur. Bundan dolayı da, terâzîde çok ağır gelir. Hasenât kefesini doldurur. Rahmâna da sevgili olur. Çünkü ALLAHü Teâlâ, affetmeyi sever. Bundan başka, tesbîh eden ve hamd eden bir Müslüman, Hak Teâlâyı, Ona yakışmayan şeylerden uzaklaştırınca ve kemâl ve cemâl sıfatlarının ancak O’nda olduğunu bildirince, kerîm olan, ihsân sâhibi olan ALLAHü Teâlânın da, o kulu uygunsuz şeylerden uzaklaştırması ve ona kemâl sıfatlarını ihsân etmesi umulur. Errahmân sûresi altmışıncı âyetinde meâlen, (İhsân edene yapılacak karşılık, ancak ihsândır) buyuruldu. Bu âyet-i kerîme de, bu ümîdi kuvvetlendirmektedir. Bunun için, bu iki kelime çok okundukça, günâhları yok etmekte, mîzânda çok ağır gelmektedir. Güzel huyları getirdiği için de, Rahmâna çok sevgili olmaktadır. Vesselâm.

Vicdan muhasebesi yapmak

Üçyüzdokuzuncu mektup: Bu mektup, Mevlânâ hâce Muhammed Firketîye yazılmıştır. Gündüz ve gece kendini hesâba çekmeyi ve (Hesâba çekilmeden evvel, kendinizi hesâba çekiniz) hadîs-i şerîfini bildirmektedir:

Muhasebe yolu

ALLAHü Teâlâya hamd olsun! Sevgili Peygamberi Muhammed aleyhisselâma salât ve selâm olsun! Din ve dünyâ saadetinize dua ederim. Meşâyıh-ı kirâmdan birçoğu, muhâsebe yolunu seçmişlerdir. Her gece, yatacağı zaman, o gün yapmış olduğu işlerini, sözlerini, hareketlerini, hareketsizliklerini, düşüncelerini, her birinin niçin olduğunu anlarlar. Kusûrlarını ve günâhlarını temizlemek için, tövbe ve istiğfâr ederler. ALLAHü Teâlâya boyun bükerler, yalvarırlar. İbâdetlerini ve iyiliklerini de, ALLAHü Teâlânın hâtırlatması ile ve kuvvet vermesi ile olduğunu bilirler. Bunun için, Hak Teâlâya hamd ve şükrederler. (Fütûhât-i Mekkiyye) kitâbının sâhibi, bu muhâsebecilerden biri idi. Buyuruyor ki, (Ben kendimi hesâba çekmekte, Meşâyıh-ı kirâmın hepsinden ileri gittim. Niyetlerimi, düşüncelerimi de hesâba kattım). Bu fakîre göre, Muhbir-i sâdıkdan gelen haberlere uygun olarak (aleyhi ve alâ âlihissalâtü vesselâm) her gece yatarken, (SübhânALLAHi velhamdü lillahi ve lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber) yüz defa okursa, tesbîh ve tahmîd ve tekbîr eylemiş olur. Böylece, muhâsebe yapmış olur. Kendini hesâba çekmiş sayılır.

Tesbih, tövbenin anahtarıdır

Tesbîh söylemek, tövbenin anahtarıdır. Bunu çok okumakla, kusûrlarının, günâhlarının af edilmesini istemiş olur. Bu günâhlardan dolayı, Hak Teâlâya bulaştırılmış olan lekeleri tenzîh ve takdîs etmiş olur. Günâh işleyen bir kimse, bu emirlerin ve yasakların sâhibinin azametini ve kibriyâsını düşünmüş olsaydı Onun emirlerine karşı gelemezdi. Günâhları yapması, Onun emirlerine ve yasaklarına kıymet vermediğini göstermektedir. Böyle şeyden, ALLAHü Teâlâya sığınırız. (Tenzîh) kelimesini, çok okumakla, bu kusûr afv olunur.
(İstiğfâr) etmek, günâhların örtülmesini istemektir. (Tenzîh) kelimesini okumak ise, günâhların yok olmasını istemektir. O nerede, bu nerede? (SübhânALLAH) şaşılacak bir kelimedir. Söylemesi çok kısadır. Manâları ve fâideleri ise pek çoktur.
(Tahmîd) kelimesini çok okumakla, ALLAHü Teâlâya şükredilmiş olur. Onun verdiği nimetlerin şükrü yapılmış olur.

Tekbir, ALLAHuekber!

(Tekbîr) kelimesi, ALLAHü Teâlânın, kulların yaptığı şükürlerden çok yüksek olduğunu, Ona yakışan şükr yapılamayacağını göstermektedir. Çünki, Ona yapılan istigfârlar, af dilemekler için de, çok istiğfâr etmek lâzımdır. Ona yakışan hamd, ancak Onun tarafından yapılabilir. Bunun içindir ki kendisi, Sâffât sûresinin son âyetinde, (Sübhâne Rabbike Rabbil’izzeti…) buyurmuştur. Kendini hesâba çekmek isteyenler, bu âyet-i kerîmeyi çok okumalıdır. Böylece istiğfâr ve şükretmiş olurlar. İstiğfâr ve şükredemediklerini de ve kusûrlarını da bildirmiş olurlar. Yâ Rabbî! Bizim kusûrlu, bozuk olan duâlarımızı, tövbelerimizi kabûl buyur! Sen her şeyi işitir ve bilirsin. Efendimiz, yüce Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma ve onun line ve hepsi temiz, seçilmiş olan Eshâbının her birine salât ve selâm olsun (sallALLAHü Teâlâ ve selleme aleyhi ve alâ lihi ve Eshâbihi ecma’în)! ALLAHü Teâlâ hepsine bereket versin
ALINTIDIR

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 510
favori
like
share