“Akşam; sırma saçlı bir ceviz ağacının yapraklarında gülümsüyordu. Köyde bir telaş, bir telaş... “Ramazanda da sular kesilir mi canım?” “hökümetin hiçbir işi doğru düzgün değil ki zaten” “hele şehre adam yollayıverin de belediyeye gitsinler”

İki köylü belediyeye gider, ama kimse onları kaale bile almaz. Ne yapsınlar çaresiz geri dönerler. Ertesi gün grup hâlinde gidilir. Bu sefer de görevliler başlarından atmaya uğraşırlar. Başarılı da olurlar. Böylece aradan bir hafta geçer. Köyde millet susuzluktan kırılır. Kimse gelip de kaynak suyu çıkarılan yerdeki çatlak boruyu tamir etmez ve su akar akar akar...en sonunda köylü dayanamaz, bütün köy halkı toplanarak belediyenin kapısına dayanır. Bu kadar insanı başından atamayacağını anlayan görevliler çaresiz köylülere yardım ederler. Artık köylüler “hâcet-i amme” olan sularına kavuşmuşlardır. Nede olsa koca köy halkının isteğini geri çevirecek değildir zaten bu o başkanın makamına yakışmaz. Hele bir de aralarında yakın akrabaları falan varsa...” diye devam edip gider işte hikaye.

İsimler, cisimler ve resimler o kadar da önemli değillerdi. Geçer akçe; ismin ardındaki karakter, cismin içindeki ruh, resimde saklı mânâdaydı. Ceset her sene değişse de insan aynı insandı. Şablonlar kendileriyle değil, uygun düştükleri kalıplarla bir değer ifade ederlerdi. Hikayeler de sadece elbiseden ibaretti, mânâlarındaydı asıl güzellikleri.

Bunun içindi bütün benzetmeler, Onu ve Habibini anlamak, en azından anlamaya çalışmak için açılan kapı aralıklarıydı. Bu bakış açısıyla; O Zât(asm) da öyle bir sâlât-ı kübrâda dua ediyor ve kainatın şefkatli padişahına öyle bir “hâcet-i amme” için dua ediyordu ki, küçücük ipek böceğinden azametli gezegenlere kadar, mikroskobik bir hayvandan semâvâttaki meleklere kadar, belki bütün yaratılmışlar, Onun niyâzına “Evet Yâ Rabbenâ, ver biz dahi istiyoruz”deyip duasına iştirak ediyorlardı. O Resul-i Ekrem(asm) “beka için” dua ediyordu. “Hem öyle fakirâne, öyle hazinâne, öyle sevimli bir tarzda, öyle özlercesine, öyle yalvarıp yakararak niyaz ediyordu ki; bütün kainatı ağlattırıyor, duasına iştirak ettiriyordu.” Kainatın Halık’ı en sevdiği kulunun duasını hiç geri çevirir miydi? hele O duasını tüm kainatı arkasına alarak yapıyorsa elbette kabul etmek büyüklüğünün, Uluhiyetinin iktizasındandı.

Bu cihetle Resul-i Ekrem(asm) ehl-i imanın gönüllerini de ittihad ettiriyordu. “bu ittihat ile kainat içinde bir zerre gibi zayıf, korumasız, kimsesiz olan şu insan, ubudiyetiyle gelen duanın vesilesiyle yedi gök ve yerin yaratıcısının sevgili bir abdi, ve arzın halifesi, sultanı ve hayvanâtın reisi ve hilkat-i kainatın neticesi ve gayesi oluyordu. Bu sebepledir ki; kainat insana hizmet ediyordu. Tabii bu da insanın, mahlukâtın ibadetlerinde tasarruf edebilme imkanını sağlıyordu.

Bahar mevsimine yakın yaşlı bir kiraz ağacının gerekli gördüğü dallarını budayıp hangi dalının zikredip hangi dalının zikretmeyeceğini belirliyordu. Ve o dalların içindeki milyonlarca hayattar hücrenin de ibadetlerine müdahale edebiliyordu. Yeni bir fidan dikse, onun hayat bulup Halık’ına dua ve ibadette bulunmasına vesile oluyordu. Ya da bir çekirdeğin kabiliyet diliyle neşv-ü nemâ bulma duasına kararıyla ortaklık edebiliyordu.

Bundan dolayı insan mahlukâtın trafik polisi gibiydi. “dur, geç, senin zamanın doldu parka çek...” yani oldukça “özgür bir kul”du insan.

İnsan; kendisine sonsuz acizliği ve fakirliğiyle birlikte ihsân edilen bu yetki sayesinde, Bir örümceğin göz alıcı nakışlarla dokuduğu ağını örerken fıtrî ihtiyâcıyla yaptığı duasıyla, bir arının, hünerli, kimyâger bir açı gibi bal yaparken yaptığı dua ile, bir ipek böceğinin acizliğiyle beraber sırtında taşıdığı fakirliğiyle, ebedî rahmet hazinelerinden gönderilen ipeği “mucizevâri” nesc ederken yaptığı dua ile dua edebiliyordu.

Elbette ki, ufak bir mahlukunun bile duasına ehemmiyetle cevap veren böyle merhamet sahibi bir Rahîm en sevdiği abdi olan insanın bütün mahlukatın duasını içine alarak dergâh-ı ilâhinin kapısında el açıp örümceğin ağı gibi kusursuz, arının balı gibi tatlı, ipek böceğinin ipeği gibi yumuşak ve sükûnetli bir hayat isteyecekti. Belki verilecek, belki verilmeyecekti. Fakat o kul bilirdi ki; “birisi var; kalbinin en ince duygularını dahi işitir, her şeye eli yetişir, her arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder.” Ve anlardı ki bir tek Ondan yardım isteyerek kainatın güzel bir takvimi olabilirdi.
ALINTIDIR

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 535
favori
like
share
by_KaRizMa Tarih: 19.01.2008 01:46
Paylaşım için teşekkürler
hakan_72_123 Tarih: 18.10.2007 12:21
Paylaşım için teşekkürler
KardeLen Tarih: 18.10.2007 11:02
ÖFKE ŞEYTANDANDIR...ŞEYTAN İSE ATEŞTENDİR. ATEŞİ SU SÖNDÜRÜR.... ÖFKELENDİĞİN ZAMAN ABDEST AL ...AL Kİ... İÇİNDEKİ ATEŞ SÖNSÜN .....

AYRICA ALLAH (C C )KULUNDAN VAZGEÇMEZ ...KULU VAZGEÇMEDİKÇE....ALLAH (C C ) HİÇ BİR KULUNU TERK ETMEZ.... KUL ALLAH (C C ) TERK ETSE BİLE ...

KARAMSAR OLMAK ???? NEDEN ??? KULUNA BUNCA NİMET VEREN ARŞ'IN VE ARZ'IN SAHİBİ YÜCELER YÜCESİ ALLAH İÇİNDEKİ KARAMSARLIĞI ALSIN İNŞAALLAH....

ÜZÜNTÜMÜZ O SEVGİLİYLE (S A V ) BERABER OLAMAMAKTIR ....DİLERİM RABBIMDAN BİZLERİ AHRETTE O 'NUNLA VE ASHABIYLA HAŞR EYLESİN.....

KARAMSARLIĞA DÜŞTÜĞÜNDE SANA NACİZHANE TAVSİYEM; SENDEN DAHA KÖTÜ ŞARTLARDA YAŞAYAN ,HASTANEDE YATAN DERTLERİNE DEVA ARAYAN İNSANLARI,HER HANGİ BİR SEBEBTEN BİR VEYA BİRKAÇ UZVUNU KAYBEDEN İNSANLARI GÖR ......

EĞER SOLUDUĞUMUZ HAVA PARAYLA SATILIYOR OLSA İDİ ,VÜCUDUMUZDA Kİ HÜCRELERİN YENİLENDİĞİ ZAMAN İÇİMİZDE Kİ DEPREMLERİ HER AN HİSSEDİYOR OLSA İDİK ,VE EN FENASI ÖLECEĞİMİZ GÜN -SAAT -DAKİKA-SANİYE -SALİSE -BİZ KULLARINA BİLDİR MİŞ OLSA İDİ, NASIL YAŞARDIK ?????

NE KARAMSAR OLMAYA HAKKIMIZ VAR NE DE NANKÖRLÜK ETMEYE .....

RABBIM SENİ KARAMSARLIKTAN KURTARSIN İNŞAALLAH.....

RABBIM HEPIMIZİ GÖNLÜMÜZÜN İSTEDİĞİ MAKAMA ULAŞTIRSIN İNŞAALLAH....

ALINTIDIR