'karede olmayan mor halkaya''

neden eksikti???

öylesine...söylesene..nasilsin?''








Yok, artık büyülü ve büyük telaşlar, aldığın nefesin hatırına açmaz mesela nabzındaki fesleğen kurusu sözler. Bire bir zamana saldığın büyülü koku, tarcın gibisin sende. Genzime yaklaştıkça ağlamak istediğim. Yok, biliyorum, senden geri dönmez, sağ salim dönmez bütün gün batımlarında gülümsediğin yüzler… Açık unutulan bir yaradan bu gün çocuklar geçtiler, koşarak gülerek, ağlayalar ak, küserek… Bir birilerine ne kadar şeker topladıklarını göstererek. Dişim ağrıyor yine inan olur mu?


Sana, küçük bir suskunluk getirdim, kapında kasım vardı… Eşiğinden geçmediğin tek bir hayal kalmasın. Ve yorul günü geldiğinde sende… En çok sen… Tanımı yapılmadan kalan… Yazığım benim, bir tanım kadar bile anlamlı olmadın. Olmadığın bu yerde sokaklar bayram alanı, biz bu cepheyi nerde kaybettik söylesene, neremize sakladındı sobeleyemediğimiz yüzler. Nerede unuttuk adımızı söyleyip, soyadımıza sıra gelmeden kuma ya da toprağa çizdiğimiz çizgiler… Ben, dışında kaldım senin hayret ki bunu başarabildim. 01:15 en erken tebrik kartı benim. Sana ait olan ve yollanamayan. Adresin, içinden deniz geçen bir kentin duvarları… Uyudun mu?


Evet… Evet, burada tam burada kalacağım. Ellerimle yüzümü kapadığım yerde. Bir gölgenin kokusuna dokunamazsın, sarıldın mı sahiden giderken. Açmadım daha ellerimi hayır, sevdim avuç içimdeki izleri izlemeyi… Sevdim diyorum, içimdeki izleri, ne kadarı hayal ve ne kadarı gerçek, ne kadarı hastalanmış bir ruhun iniltisi ya da ne kadarı alt üst edilmemiş bir hayatın gerçeği. Her ne ise sevdim tüm onları diyebiliyorum şimdi sana… Ben tüm o hallerin içinde sanki daha çok uysaldım… Sanki daha çok benziyordum penceremde görebildiğim diğer gölgelere… Burada kalacağım, hayır gitmiyorum ısrar da etme… Bunu bana söyleme, şimdi söyleme hayır gitme… Kaburganın üstünden uçuşan kelebek ölüleriyle duydum, kristalleri solmuş bir mevsimin son sözlerini AMA sadece duydum. Dilersen kapatırdım kulağımı, dinler misin?


Ertelenmiş en eski yolculuğum sensin, nereye ve kime gideceğimi bilmeden senin saçlarından izler buldum bilmem kaç dolunay gecesi… Ruhumda kanamalı bir kurdun dişini ete geçirmesi… Öyle bakma, kanamadı ne omzun ne de sırtın… Sağ salim kurtuluyorsun bütün iç savaşlarımdan. Hiçbir cephede adına rastlanmıyor ve bulunamıyor kayıtların. Mağrursun biliyorum. İzlerin kalmadığı yerde izler bırakıyorsun. Kayıp mı oldum?



Yok, artık çalan her kapı ziline özenle hazırlanmış bir kâse şekerle gitmek, öptüğün elden medet ummak, mendiller, harçlıklar yok. Okul yoluna gelmeden kapısının önünden üç kere geçmek yok yeni alınan pabuçlarla, her seferinde ardımda unuttuğumu sanarak dönüp dönüp baktığım sensin. Taşınalı ne kadar oldu hatırlamıyorum, birkaç saat mi? Birkaç hafta, ay yıl… Ne kadar oldu söylesene… Şirin bir sesle yanaşıp “merhaba” demeyeli… Sana, massalar anlatmayı umuyordum bu bayram… Nerden nasıl ve ne şekilde başardın bilmiyorum. Bulaştın masala, başını belaya sokacaksın dememiş miydim? Bak oldu işte, saçların yetmedi kulenin sonuna kadar… Hava da öylece asılı kaldılar… Yüzüme kapadım ellerimi… Ellerim öylece kaldı.


“Her şey durağan anlardan ibaretti” bunu öğreniyordum senden…
Şimdi yanımda denizin karanlığı üstündeki yıldızları izliyoruz.
Şimdi üçü beşi senden biri benden, masanın üstünde ipe diziyoruz sözleri.
Her şey durağan anlardan ibaret evet. Yanımdasın…



ONUR ORKUN KARA

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 381
favori
like
share