İngiliz ekonomist Thomas Malthus. 1798 yılında yazdığı "nüfus" ile ilgili makalesinde pesimistik bir yaklaşımla, kontrol altına alınmazsa dünya nüfusunun geometrik olarak (I, 2, 4, 8. 16.....), gıda üretiminin İse aritmetik olarak (1. 2. 3, 4, 5.....) artacağını ve nüfus artışındaki duraklamanın ancak fakir sınıftaki açlık ve yüksek ölüm nispeti ile olabileceğini ileri sürmektedir. ABD'li ekolog Paul Ehrlich 1968'de yazdığı "Nüfus Bombası" adlı makalesinde de, 1985'den önce aşırı nüfus sebebiyle yüz milyonlarca insanın, ölümüne açlık çekeceğini yazdı. Bu teorilere alternatif, radikal bir görüş. 1965 yılında Danimarkalı ekonomist Ester Boserup tarafından yazılan "Ziraî Gelişmenin Durumu" adlı kitapta ileri sürüldü. Boserup kitabında, "nüfus artışı, ziraî üretimi artıran teknolojik gelişmeyi hızlandırır ve ekonomiyi genişletir" demektedir. Bu fikir. Maryland Üniversitesi akademisyenlerinden Julian Simon gibi ekonomistler tarafından da benimsenmektedir. Onlar, nüfus artışını bir yandan daha çok beslenecek ağız olarak kabul etmelerine rağmen, diğer taraftan "İş yapacak daha fazla el ve düşünecek daha fazla beyin" olarak kabul etmektedirler. Acaba bu görüşlerden hangisi. ne kadar doğrudur?

Şimdi bu iki zıt görüşü kafamızın bir köşesine koyduktan sonra ziraat ve gıda bilimleri alanındaki genetik ve bi-yoteknolojik gelişmeleri de bir kenara bırakarak, çöllerde deniz suyu ile bitki yetiştirmenin mümkün olup olmadığına bir bakalım.

İnsan dahil karada yaşayan yaratıkların çoğunun hayatı gıda bakımından nehir, göl, pınar, çay ve derelerden sağlanan tatlı su ile sulanan bitkilere bağlıdır. Buğday, mısır, pirinç, patates ve soya fasulyesi gibi insan tarafından en fazla tüketilen beş bitki çeşidinden hiçbiri tuza toleranslı ve dayanıklı değildir. Dolayısıyla onlar deniz suyuna maruz kaldığında sararıp solar, buruşur ve ölürler.

En acil global problemlerden biri dünyanın gıda ihtiyacını karşılayacak kadar toprak ve su bulmaktır. FAO (Dünya Gıda ve Tarım Teşkilâtı) tropik ve subtropik ülkelerin nüfusunu beslemek için önümüzdeki 30 yıl içinde 200 milyon hektar ilâve araziye ihtiyaç olduğunu tahmin etmektedir. Bu ülkelerde tarıma yeni açılabilecek sadece 93 milyon hektar arazi bulunmaktadır. Bu arazilerin çoğu ormanlık olup korunma altındadır. Açıkça bitki yetiştirmek için alternatif toprak ve su kaynaklarına ihtiyaç vardır.

Deniz suyu tarımı, denizden pompalanan suyu kullanarak toprak üzerinde tuza dayanıklı bitkileri yetiştirmek olarak tanımlanabilir. Dünya'daki suların % 97'si okyanuslardır. Dünya'daki toplam karaların da % 43'ü kurak ve yarı kurak iklim kuşağında olup bunun denizden su pompalanacak yakınlıkta olan kısmı 130 milyon hektar civarındadır. Bu miktar ise Türkiye'nin toplam yüz ölçümünün yaklaşık iki katı kadardır. Eğer sadece bu alanda deniz suyu tarımı yapılabilirse, dünya ormanları ve koruma alanları tarım arazisi olma tehdidinden kurtulacaktır.

Deniz suyu tarımının ekonomik olabilmesi için iki hususun sağlanması gerekir. Birincisi, denizden pompalanan sulama suyunun maliyetini karşılayacak kadar faydalı bitki üretilmesi; ikincisi, sürdürülebilir tarım için araştırmacıların uygun tarım teknikleri geliştirmesi. Deniz suyu ile tarım yapılabilmesi konusunda iki yaklaşım vardır. Birincisi; buğday, arpa gibi geleneksel bitkileri tuza dayanıklı olacak şekilde ıslah etmek. Seleksiyon ve genetik mühendisliği yoluyla şimdiye kadar geleneksel bitkilerden tuza dayanıklı aday üretilemedi. Tuza en toleranslı geleneksel bitkilerin dayanıklılık üst sının deniz suyunun tuzluluğundan % 15 daha azdır. Normal deniz suyu % 3,5 tuzluluğa sahiptir. Fakat bu Kızıl Deniz ve Kuzey Kaliforniya Körfezi gibi kıyı çölüne yakın yerlerde % 4'e kadar yükselmektedir. Deniz suyunda sodyum klorür en yaygın tuz olup, bu tuz bitkinin gelişimi için son derece tehlikelidir.

İkinci yaklaşım halofit adı verilen yabanî, tuza dayanıklı bitkileri deniz suyu ile yetiştirip gıda, yem bitkisi ve yağ bitkisi olarak kullanmaktır. Zaten bu bitkilerin Disıichlis palmeri (palmer otu) gibi bazı türleri yerli halk tarafından yenmektedir.

İlk Çalışmalar

Deniz suyu tarımı çalışmaları Arizona Üniversitesi'nin Toprak. Su ve Çevre Bölümü. Yabanî Hayat ve Balıkçılık Bölümü ile Bitki Bilimi Bölümleri'nin Dünya'nın bütün deniz kıyılarından birkaç yüz çeşit halofit bitkisi toplamalarıyla ve lâboratuarda onların tuza dayanıklılığı ve besin değerlerini analiz etmeleriyle başladı. Dünya'da ot türlerinden ağaç türlerine, sulak alanda yaşayandan kıyı veya kurak iç çöllerde yaşayan türlere kadar zengin bir çeşitliliğe sahip halofitlerin 2.000-3.000 arasında türü vardır.

Meksika'da çöl kıyısında 1978 yılında on kadar halofit türü denemeye alındı. Hergün su verilerek m2 başına yıllık toplam 20 ton deniz suyu uygulandı. Bu miktar, uygulanması gereken tatlı suyun yaklaşık 15-20 katıdır. Bununla birlikte, tatlı su ile sulanan yonca bitkisinden elde edilen kadar (m2 başına 1-2 kg) kuru madde elde edildi.

Yem Bitkisi

Birçok halofit yüksek derecede protein ve hazmedilebilir karbonhidrat ihtiva etmektedir. Bu bitkiler çok miktarda tuz da bulundurmakta ve onların besin değerini zayıflatmaktadır. Keza halofitlerin yüksek tuzluluğu bir hayvanın yiyebileceği miktarı da sınırlandırmaktadır. O nedenle bunlar, tek başına değil % 30-50 oranında diğer yemlere karıştırılarak hayvan yemi olarak kullanılabilir. Hayvan yemi olarak halofitlerden Salicornia, Suaeda ve Atriplex türleri uygun görülmektedir.

Yağ Bitkisi

Halofiflerden Salicornia bigelovi en çok ümit vaat eden bir yağ bitkisidir. Bu bitkinin tohumları % 30 nispetinde yağ ve % 35 nispetinde protein ihtiva eder. Bu oran soya fasulyesi ve diğer yağlı tohum bitkilerininki ile yaklaşık aynıdır. Bu yağ yüksek derecede doymamıştır ve yağ asidi kompozisyonu bakımından ay çiçeğine benzer. Bu yağ, geleneksel âletler kullanılarak tohumlardan ayrılabilir ve rafine edilebilir. Ayrıca zeytin yağına benzer bir yapı ve fındığa benzer hoş bir tada sahip olup yenilebilir.

Deniz Suyu Ziraatı İşletmeleri

Bazı araştırmacıların desteği ile Meksika, Birleşik Arap Emirlikleri. Suudi Arabistan ve Hindistan'da 250 hektara varan birkaç Salicornia işletmesi kurulmuştur. Buralarda nr başına 1,7 kg kuru madde ve 0,2 kg yağlı tohum üretilmektedir. Bu miktar tatlı su ile sulanan soya ve diğer yağ bitkilerinin verimine eşit veya onları aşmaktadır. Tatlı suya göre % 35 daha fazla deniz suyu kullanılarak üretim yapılabilmektedir.

Deniz Suyu ile Ziraat Ekonomik mi?

Deniz suyu ile ziraat, ekonomik olabilir mi? Sulu tarımda en büyük maliyet suyun pompalanmasıdır. Pompalama maliyeti, pompalanan su miktarı ve onun alındığı derinlikle orantılıdır. Halofitler geleneksel bitkilerden daha fazla su istemelerine rağmen deniz suyu tarımı deniz seviyesine yakın alanlarda yapıldığında su maliyeti, geleneksel tarımdakinden daha düşük olur. Çünkü geleneksel tarımda su pek çok yerde 100 metreden daha derin kuyulardan alınabilmektedir. Diğer yandan deniz suyu tarımı özel ekipman da gerektirmez. Tava göllendirme veya hareketli yağmurlama usulleriyle sulama yapılabilir. Salicornia tohumlan makine ile hasat edilebilir. Bu avantajları sebebiyle deniz suyu ile ziraat ekonomik bir faaliyettir.

Toprağın Tuzluluğu

Tatlı su İle sulanan pek çok ziraî alanda tuzlanma problemi vardır. Bu tip alanlarda toprak altı sistemi veya açık kanallar tesis edildikten sonra bitki ihtiyacından daha fazla su verilerek fazla tuzun topraktan yıkanması sağlanır. Bu yaygın olan bir uygulamadır. Deniz suyu ile sulanan alanlarda da aynı metotla toprakta tuz birikimi önlenebilir.

Bu bilgiler ışığında, şu soruya cevap bulmaya çalışalım: Çalışacak daha çok el ve düşünecek daha fazla beyin, yer yüzünün kullanılmayan kaynaklarını harekete geçiremez mi?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 606
favori
like
share
güney'ce Tarih: 04.12.2007 05:14
teşekkürler
CA-CHALLENGE Tarih: 28.11.2007 22:12
teşekürler