Küreselleşme kavramı, üzerinde ortak bir görüş oluşturulamamasına karşın, başta bilişim ve ekonomi olmak üzere diğer sosyal alanlarda da derin etkileri görülen ve etkisi olduğu her alanda değişimi simgeleyen bir kavramdır.

Yandaş ya da karşıtları tarafından küreselleşmenin farklı tanımlamaları yapılmıştır. Bu farklı tanımlardan yola çıkarak küreselleşme, kısaca dünya çapındaki ilişkilerin yoğunlaşması olarak tanımlanabilir. Küreselleşme, her alanda mesafenin daha az önemli hale gelerek, siyasal, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda dünyanın daha çok bütünleşmesidir (Bozkurt,2003:10). Küreselleşme, paranın ve malların dolaşımından daha fazla bir şeydir. Zaman ve mekan kavramlarının eski anlamını yitirmesi, sınırların ortadan kaybolmaya başlaması ve yeryüzündeki tüm insanların ve ülkelerin karşılıklı bağımlılığının artmasıdır (Bozkurt, 2003:10; ILO ve HDR’den).

Küreselleşme gerek yandaşları, gerekse karşıtları tarafından çok farklı süreçler olarak algılanmaktadır. Bu farklı algılamalar şu üç gruba ayrılmaktadır (Bozkurt,2003):

1. Aşırı küreselciler. Bu görüş, artan küresel iletişim sayesinde tüm toplumların ortak çıkarlarının daha çok farkına varmakta olduğunu ve bunun sonucunda da küresel bir uygarlığın doğuşu için ortak bir zeminin oluştuğunu iddia etmektedir.

2. Kuşkucular. Küreselleşme karşıtları olarak bilinen bu gruba göre küreselleşme, kapitalizmin savaşçı olmayan yeni işleyiş mantığı ya da jeo-ekonomik emperyalizm olarak değerlendirilmektedir.

3. Dönüşümcüler. Küreselleşmeyi dünya düzenini yeniden şekillendiren hızlı değişmelerin arkasındaki ana güç olarak görmektedir. Ekonomi, giderek daha fazla bir şekilde hizmet sektörüne bağlı hale gelmektedir. İletişim devrimi sayesinde eski yapılar yıkılmaya, eski alışkanlıklar unutulmaya ve kültürler diğerleriyle anında etkileşime girmeye başlamıştır.

Küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında çok sayıda faktörün etkisi olmuştur. Bu faktörlerin başında küresel mali piyasaların gelişimine ivme kazandırarak uluslararasındaki değişim/etkileşim sürecinde küresel dönüşümü hızlandıran iletişimdeki patlamayla görülen teknolojik gelişmelerdir. Bir diğer etken de ideolojidir. Özellikle Doğu Bloku’nun yıkılması sonrasında liberal piyasa ekonomisine yönelik güven duygusu artmıştır. Son olarak, iktisadi faaliyetlerin hacimlerinin artmış olması gibi ekonomik faktörler küreselleşme sürecinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Her gün finans piyasalarında büyük miktarlarda para, bir ülkeden başka ülkeye akmaktadır (Bozkurt, 2003). Bu nedenle küreselleşme kapitalizmin yeni adı olarak nitelendirilmektedir (Kızılçelik, 2001:46).

Küreselleşmenin Etkileri

Küreselleşme tüm dünyada birçok şeyin değişmesine yol açmıştır. Küreselleşmenin en belirgin faydaları, sürdürülebilir ekonomik kalkınma ve daha hızlı büyüme, yükselen yaşam standartları ve yeni fırsatlar ile teknolojik ilerleme ve bilginin daha hızlı yayılması olarak sayılabilir. Bu faydaların yanı sıra küreselleşmeye yöneltilen eleştiriler de söz konusudur. Küreselleşmenin sonuçlarını şu şekilde maddeleştirmek mümkündür (Öztürk, 2003):

1. Küreselleşme ve dijital bölünme. Bilgi ve teknolojiye ulaşım ile internet kullanımında hem ülkeler hem de bölgeler arasında belirgin bir eşitsizlik bulunmaktadır. Günümüz dünyasında temel haberleşme olanaklarından yoksun ülkelerle internet kullanımı marjinal düzeyde olan ülkeler düşünülecek olursa dijital eşitsizliğin uçurum olarak tanımlamasının gerçekçi olduğu anlaşılır.

2. Yeni düzen-yeni aktörler. Küreselleşme, çokuluslu şirketler, hükümet dışı örgütler, medya kartelleri, araştırma ve düşünce kuruluşları uluslararası sistemin yeni aktörleri olarak ön plana çıkarmıştır (Öztürk, 2003; Bozkurt,2003). Bu yeni aktörler, güçlerinin bir yansıması olarak, uluslararası ilişkilerde ve hatta ülkesel sorunlarda etkili olabilmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının, bilim adamlarının, yazarların, akademisyenlerin, kısacası “bireylerin” uluslararası ilişkileri etkileme ve yönlendirme olanağı da eskiye oranla artmıştır.

3. Yeni bir yönetici sınıf. Bu yeni dünya düzeninin yeni yönetici sınıfı için de bir terim ortaya attılar: “Kozmokratlar”. Çok gezen ve başta internet olmak üzere bilgi iletişim teknolojilerini sıkça kullanan kozmokratların sayısının bütün dünyada 20 milyon civarında olduğunu öne sürülmektedir.

4. Artan işsizlik, sendikaların düşüşü ve aidiyet sorunu. Bilgi teknolojilerindeki değişimler üretimin yapısında büyük dönüşümler doğurdu. Bilgi ve hizmet işlerinde çalışan nitelikli, eğitimli, yaratıcılığı, mobilitesi yüksek bilgi işçileri bu dönüşümden kazançlı çıkan grubu oluşturmaktadır. Drucker beden işçiliğinin gerileyişinin ve işsizliğin sebebinin ne rekabet sorunu, ne hükümet politikası, ne iş hayatının bir dönemi değil, yapısal olduğunu ve geri dönüşünün olmadığını belirtmektedir (Zencirkıran, 2003,3). İşsizliğin artışı, iş piyasasında esnek çalışma şekillerinin uygulamalarının artması, işverenlerin sendikasızlaşma yönündeki tutumları sendikaların güç kaybetmesine neden olmuştur. Bu durum özellikle işsiz kalmış olan vasıfsız işgücünü geçmişte sendikaların sağladığı aidiyet duygusunu yanlış kurum ve eylemlerde aramaya itmiştir. Küreselleşme sürecinde işsiz kalan veya gelecek belirsizliği içinde bulunan kesimler kendilerine parlak bir gelecek ve büyük hayaller sunan söylemlere ve eylemlere kolayca yönelebilmektedirler. Çalışanların arayışları, onları gittikçe artan belirsizlik ve güvensizlik duygusuna itmektedir (Zencirkıran, 2003). Suç, uyuşturucu madde, terörizm, hastalık ve silah trafiği gibi sorunlar, küreselleşme ile birlikte artan sorunların diğerleridir.

5. Küresel eşitsizliğin ve yoksulluğun artışı. Küreselleşme, zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul kılmakta; yararları ülkeler ve bölgeler arasında eşit dağılmamaktadır. Küresel eşitsizlik olgusu, bu alandaki en önemli sorunu oluşturmaktadır. Çünkü, henüz eşitsizliğin giderilebilmesini sağlayacak yeterince araç ta yoktur. Aynı zamanda gelişmiş ülkeler arasında ticari ve siyasi blokların oluşması, bu bloklar dışında kalan gelişmekte olan ülkelerin durumunu daha da güçleştirmektedir. Bu durum, gelişmekte olan ülkelerin dışlanmasına yol açmaktadır.

Küreselleşmenin en önemli etkisi eğitim sistemlerinde yol açtığı değişimlerdir. Bu makalenin ana konusu bu değişimler olduğundan bunlar, ayrıca açıklanmıştır.

Küreselleşme Sorunlarına Yönelik Çözüm Önerileri

Küreselleşmenin yarattığı sorunlara ilişkin önerileri iki grupta ele almak uygun olacaktır: İlk olarak eğitimsel boyutu olmayan ya da az olan örgütsel düzenlemeler; ikinci olarak ise eğitsel düzenlemeleri de içine alan öneriler. Küreselleşmenin doğurduğu sorunlara karşı birinci grupta yer alan önerilerden bazıları şöyle özetlenebilir:

Bu sorunların çözümü için gerekli önlemlerin başında yeni istihdam biçimlerinin toplumların huzur ve refahlarını olumsuz olarak etkilemesini önlemek için gerekli çalışmaların yapılması gelmektedir (Zencirkıran, 2003). Esnek istihdam ile birlikte başta düşük iş güvenliği ve buna bağlı olarak gelecek kaygısının azaltılmasına yönelik küresel düzeyde ortak hukuk sistemlerinin geliştirilmesi gibi küresel düzeyde ortak çalışma standartları oluşturulmasına yönelik politikalar belirlenmeli ve bunun için gerekli kararlar alınmalıdır.

Azgelişmiş ülkelere olan dolaylı ve doğrudan yardımların arttırılması, fakir ülkelerin borç yükünün azaltılması, gelişmekte olan ülke hizmet ve ürünlerinin, özellikle bu ülkelerin daha iddialı oldukları tarımsal ürünler ve tekstil ürünleri başta olmak üzere, gelişmiş ülke pazarlarına daha kolay girmesinin sağlanması, uluslararası düzeyde daha iyi koordine edilmiş makroekonomik politika yönetimi, dijital uçurumun kapatılmasında yardımcı olunması, Dünya Ticaret Örgütü’nün güçlendirilmesi, önerilerden diğerleridir. Ancak Dünya Bankası, IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi kurumlar da uluslararası krizlere çözüm bulmada ve kuralları oluşturmada çok yetersiz kalmaktadır. Küreselleşmede geri planda kalan ve herhangi bir bölgesel ticari blok içinde yer alamayan ülkelere yönelik olarak yeni politikaların geliştirilmesi kaçınılmazdır.

Küresel sorunların çözümü için ülke yönetimleri, çok uluslu işletmeler, sendika ve diğer hükümet dışı örgütleri de kapsayacak şekilde, farklı grupların temsilcilerinin yer aldığı bir küresel forumun ve zenginlerle yoksulların karar sürecinde olduğu küresel yönetişimin tesisi ve küresel düzeyde iş birliğinin geliştirilmesi önemli ve gereklidir (Bozkurt 2000: 111). Ama yakın gelecekte küresel yönetişimin etkin bir şekilde kurulması mümkün görünmemektedir.

Küreselleşme karşısındaki dünyanın genel tutumu, sanki dünyanın bu yeni oluşumun öneminin henüz algılayamadığını göstermektedir. Küreselleşmenin sorunları konusunda atılması gereken çözüm adımlarının atılmaması ve atılmak için girişimlerin çok yetersiz olması bunun kanıtıdır. Dünya küreselleşmenin sorunlarını henüz hemfikir bir şekilde algılamamıştır. Henüz bu sorunların şiddetini yaşamaktadır. Yaşanan sorunlar yakın gelecekte tüm dünyayı ve ilgili örgütleri harekete geçirecektir. Ancak, bundan önce sorunlar için alınması gereken önlemlerin ne olduğunun yeterince büyük dünya kesimince algılanması gerekmektedir. Sorun büyüktür ve çözümü için de daha büyük kitlelerin hareketi ve işbirliği gereklidir.

Küreselleşmenin Eğitimsel Sonuçları

Eğitimin küreselleşmesi denince genellikle eğitim yöntem, süreç ve yönetiminde gelişmiş ülkelerle entegrasyon olarak anlaşılmaktadır. Ancak eğitimde bu entegrasyon süreci, küreselleşmenin getirdiği sorunların çözümü için yeterli değildir. Eğitim, sadece küreselleşmeye uyum ya da entegre sorunu için değil, aynı zamanda küreselleşmenin yarattığı sorunları aşmak için bir araçtır. Eğitim küreselleşmeyi yenen insan tipini yetiştirecektir. Toplumların ve bireylerin, küreselleşmenin doğuracağı muhtemel sonuçlara karşılık önlem alabilecek ve değişimlerden yarar sağlayabilecek yetilere sahip olmaları gerekmektedir. Bu nedenle, muhtemel gelişmeleri önceden sezinleyip değişimlere ayak uydurmasını bilen bireylerin yetiştirilmesi amaçlanmalıdır. Bu bireyleri yetiştirecek, eğitim kurumlarıdır. Küreselleşmenin eğitim sistemlerinde büyük değişmelere yol açtığı ve açacağı kuşkusuzdur. Ancak, bu değişmelerden hiç biri, ülkeleri ve toplumları gelişmiş, daha küreselleşmiş ülkelere entegre etmek ve o ülkelerin güdümüne sokmak için yeterli gerekçeler oluşturamaz. Bunun yanında eğitim programlarını geliştirmede, yeni eğitim uygulamalarını öngören modeller geliştirmede gelişmiş ülkelerden yararlanmak da yadsınmamalıdır. “Sokrates” gibi öğrenci değişimi projeleri bu entegrasyonun örneklerindendir, gereklidir ve kaçınılmazdır.

Eğitim küreselleşmenin de etkisiyle özellikle şu noktalarda yeni şekillenmeler içine girmektedir:

a) Küreselleşmenin gerektirdiği ve gereksindiği insan tipi. Küreselleşmenin hedeflediği insan tipi değişmiştir. Bilgiyi kullanan insan ön plana çıkmıştır. Küreselleşmenin en tipik göstergeleri, dünyanın tek pazar haline gelmesi ve bilginin maliyetinin düşmesidir. Böylece herkes ona kolayca ulaştığı için bilgiye sahip olma değil, onu yorumlama önem kazanmıştır. Küreselleşme ile eğitim anlayışlarının, yapılanmalarının ve uygulamalarının büyük değişimlere uğramasının ne kadar kaçınılmaz olduğu çok açıktır. Bu değişimler sonucunda artık insanın bağımsız bir birey olma gerekliliği her dönemden daha çok ön plana çıkmıştır. Geleceğin toplum yapılarında sorun çözen, araştıran, güçlü birey anlayışı ön plana çıkacaktır. Bu nedenle böyle bir insan tipini yetiştirmek eğitim sistemlerinin önündeki önemli bir sorundur. Güçlü birey yetiştirme amacı, örgün eğitim olduğu kadar yetişkin eğitim sistemlerini de etkilemektedir. Güçlü bireyin yetişmesi yetişkinlik dönemindeki insanlar için de önemli bir ihtiyaçtır ve bu ihtiyacın karşılanması, hayat boyu sürer; hayat boyu eğitim kavram ve uygulamalarını gerektirir.

Küreselleşmenin gereksindiği insan tipinin belirlenmesinde yeni değerler de önem kazanmaktadır. Bu nedenle yeni değerlerin iyi belirlenmesi gerekir. Küresel sistemin değerleri için yerel ve küresel nitelik önerilebilir. Küresel toplum hem yerel özelliklerini korumalı, hem de küresel değerlere sahip olmalıdır. Sahip olunması gereken değerleri en iyi tanımlayan sözcük, “küryerel”dir. Bu kavram, “yerel kültürlerden bağları koparmaksızın dünya vatandaşı nasıl olunur? ulusal ve kolektif yaşamda etkin katılım nasıl sağlanır?” sorularının cevabını vermekte ve küryerel olmanın yollarını araştırmayı vurgulamaktadır.

Küresel eğitimin sahip olması gereken bir diğer önemli değer de hem çağdaş hem de geleneksel olmaktır. Toplumun gelenekleri inkar edilmeksizin küreselleşmenin nasıl uygulanabileceği araştırılmalıdır.

Küreselleşme sürecinin öğretmeni de bu nitelikteki bireyi yetiştirmede yetkin ve bu özelliklere paralel donanımlarla yüklü olmalıdır. Öğretmenlerin, değişik kültürlere sahip, sosyal yönden zayıf öğrencilerin öğrenmelerini gerçekleştirebilen; mevcut çatışmalarını barışçıl yollarla çözebilen, birbirinin kişiliklerine ve kültürlerine saygı duyan ve toplumsal sorumluluk taşıyan yurttaşlar olmalarına yardım etmeleri önemlidir. Eğitim konusunda klasik yaklaşımların etkisini giderek yitirmeye başladığını söylemek mümkündür. Değişik kültürel ve sosyal ortamlardan gelen öğrencilerin yaşamlarına duyarlılık gösteren, eğitimin sürekliliğine, yani yaşam boyu eğitim olgusuna inanan, işbirliğine ve grupla çalışmaya yatkın ve öğrenmeyi derin kişisel bir etkinlik olarak gören bireylerin yetiştirilmesini sağlayacak modellerin uygulanmasına gereksinim vardır (Yurdabakan,2002:62).

b) Eğitim Sistemlerinin yapılarındaki değişmeler. Küreselleşme ile birlikte eğitim tüm dünyada ileri yaş gruplarına doğru uzamakta, yaşam boyu sürmektedir. Bireylerin hızla değişen bilgi toplumuna katılımı, yeni bilgi, beceri, yaşam boyu öğrenme ve eskisine göre daha nitelikli olmayla gerçekleşebilir (Yurdabakan,2002:62). Eğitimsel eksiklerden kaynaklanan eşitsizliklerin giderilmesi, hayat boyu eğitim ve sürekli öğrenme yollarının uygulanması ile mümkündür. Sürekli öğrenme, ülke kurum ve kuruluşlar için rekabette avantajın temel anahtarı olacaktır. Tüm örgütler sürekli öğrenme yollarını uygulamalıdırlar. Refah artışı ve toplumda eğitim talebinin artması ile eğitim giderek ortaöğretim düzeyinde yaygınlaşmakta, öğretim süreleri uzamakla, ancak bilgi ve teknolojide sağlanan gelişmeler giderek bu eğitim düzeylerini de işlevsizleştirmektedir (Tomul, 2002:81).

Bu yönelimler küreselleşmede özellikle yetişkin eğitiminin önem kazanmasını da beraberinde getirmiştir. Yetişkinlerin eğitim anlayış, yapılanma ve uygulamalarındaki büyük değişmelere uyum sağlaması, bir çocuk ya da gençten çok daha zordur. Yetişkinin elinde en azından daha kısa zaman vardır. Deyim yerindeyse küreselleşme yetişkinleri hazırlıksız yakalamıştır. Çocukların ise yeni değişmelere uyum sağlayabilmesi çok daha kolaydır.

Çağımızın gerekleri bireyleri güçlü ve donanımlı olmaya itmektedir. Acımasız uluslarüstü rekabet koşulları bunu gerektirmektedir. Böyle büyük ve derin rekabeti tamamlamayı ve başarmayı sağlayacak olan da küresel eğitimdir. Küresel eğitim -istenmese de- rekabetçi özellikli bir yapıya sahip olmak durumundadır. Rekabetçi bir eğitimin en başta sahip olması gereken yapısal özellik ise esnekliktir. Bu esneklik sayesinde değişimlere hızla uyum ve rekabette üstün olmak mümkündür.

Bir başka değişim de eğitim sistemlerinin bireyselleşme ve kitleselleşme süreçlerini birlikte başarmak durumunda kalmalarıdır. Küreselleşme ile mücadele edebilen sorun çözme becerisine sahip, güçlü birey tipi bireysel eğitim uygulamalarına ağırlık vermeyi gerektirirken, tüm dünyadaki gerek ülkeler arasında gerekse ülkeler içinde yaygın bir sorun halini alan eğitimsel eşitsizlik sorunları de kitlesel eğitim seferberliklerini gerektirmektedir. Eğitim sistemleri bir taraftan bireylerin tek karakter olarak kendi kendine gelişmesine izin verir ve yönlendirirken, diğer taraftan da dünya kültürünü düzenli olarak oluşturmayı hedefleyen bir yapı ve anlayışta olmalıdırlar.

Tüm bu değişim gereklilikleri, üniversite eğitimini küresel eğitimde ön plana çıkarmaktadır. Eğitim düzeyini arttırmak isteyen bireylerin sayısının hızla artması ve yaş gruplarının sadece gençleri değil tüm kesimleri kapsayacak şekilde değişmesi, üniversitelerin küresel gereklerle donatılmasını ve yapısını bu niteliklere göre değiştirmesini gerekli kılmaktadır. Üniversiteler sadece gençlere değil her yaş grubuna hizmet verecek şekilde yapılanmalıdırlar.

c) Eğitim yöntemlerindeki değişmeler. Öğrenmeyi bilmek, öğrenmeyi öğrenmek, bireysel olarak öğrenmek, takım halinde ve örgüt olarak öğrenmek eğitimin başat öğeleri olarak kabul edilmektedir. Unesco Eğitim Komisyonu bunlara “birlikte öğrenmek” ilkesini de eklemiştir. Eğitimde küreselleşmede dört ilkeden bahsedilmektedir. Bu ilkeler ; öğrenmeyi bilmek, öğrenmeyi öğrenmek, bireysel öğrenmek ve birlikte yaşamayı öğrenmektir (Doğan,2002:91;Unesco,1996’dan naklen).

Eğitimde küresel yaklaşım bütüncüdür. Disiplinler arası araştırma yaklaşımları küreselleşen eğitimin yöntemlerindendir (Çelik ve Gömleksiz,2000).

Küresel eğitimin bir diğer yöntemi takım çalışmalarıdır. Takım çalışmaları, bireylerin tartışmayı, uzlaşmayı, ikna etmeyi grupta iletişim becerisini geliştiren ve bunlara bağlı olarak yönetim becerilerini geliştirmelerini destekleyen, cesaretlendiren yöntemdir.

Bir diğer küresel eğitim yaklaşımı da bilgi teknolojilerini kullanarak daha verimli bireysel öğrenme yöntemlerini geliştirmektir. Böylelikle bireysel iletişim için bireyleri yüreklendirir ve onların küresel iletişim ve iş fırsatlarını kullanma olanaklarını geliştirir. Küresel rekabeti karşılayacak, ona hazır ve gerekli bireysel donanımlara sahip bireyler yetiştirme küresel eğitimin yöntemidir. Küreselleşme büyük bir değişimdir. Bu büyük değişim beraberinde eğitimde de değişimleri zorlar. Eğitim anlayış ve yaklaşımları ile yöntemleri de değişmek zorundadır. İş dünyasında yapılan araştırma ve gözlemler, iş arama durumunda olan genç bireylerin yeni bilgi ve becerileri öğrenme beceri ve kapasitesinin düşüklüğü, girişimcilik ve risk üstlenebilme gibi özelliklerin eksik olduğu sonucunu ortaya koymaktadır. Bu eksiklikler, eğitim anlayışında ve yöntemlerinde büyük bir değişimi zorunlu kılmaktadır.

Küresel eğitim anlayış ve yöntemlerinin bir diğer olumlu katkısı da değişim için gerekli fikirlerin, felsefe ve politikaların uygulanmaları için destekleyici bir mekanizma niteliğinde olmasıdır. Böylelikle bu politikaların uygulanma olasılığı da artmaktadır (Çelik ve Gömleksiz,2000).

Eğitimsel Yoksunluk ve Halk Eğitimi.

Küreselleşmenin toplumların önüne koyduğu dev sorun, küreselleşen dünya ve yoksullaşan insanlar’dır. Aslında tüm ilgili dünya kurumlarının ve eğitim sektörünün uğraşması gereken tek sorun budur. Dünya Bankası Başkanı James Wolfhensohn 11 Mayıs [2002]’de İtalya’nın başkenti Roma’da yapılan Glocal Forum konferansında: “Dünya’daki yoksulluğa çözüm bulunmadan barışın sağlanamayacağını”savunurken aynı gerçeğin altını çizmiştir. Dünya Bankası raporları da küreselleşen sermayenin yoksulluğu arttırdığını ortaya koymaktadır.

2001 Dünya Kalkınma Raporu, dünyadaki ekonomik kalkınmanın yoksul insanlara iyi yaşama şartlarını oluşturmada yetersiz kaldığı belirtilerek yeni dünya düzeninin ülkeler arasındaki gelir uçurumunu nasıl daha da büyüttüğünü ve yoksulluğu nasıl artırdığını ortaya koymuştur. Rapora göre, Dünya’da 2.8 milyar insan günde iki dolardan daha az bir gelirle hayatını sürdürüyor. Son yüzyılda insanların durumu, geçmişe kıyasla iyileşmiş olmasına ve küresel zenginlik, küresel bağlantılar ve teknolojik imkanlar hiç bu kadar büyük olmamasına rağmen, bu yoksulluk sürmektedir.

Ülkelerin kendi içinde de yoksulluk oranları genellikle çok büyük farklılıklar göstermektedir. Latin Amerika’da, okullaşma oranı yerli gruplarda, yerli olmayan gruplara kıyasla çok daha düşüktür. Güney Asya’da, kadınların eğitim aldığı yıl sayısı, erkeklerinkinin ancak yarısı kadardır ve kızların ortaokullara kaydolma oranı, erkek çocuklarınkinin sadece üçte ikisi kadardır. Küresel değişmeler beraberinde gerek ülkesel, gerekse ülkeler arası bazda eğitimsel eşitsizlikleri arttırmaktadır. Bu açıdan küreselleşme, yoksullar ve eğitimsiz kesimler için daha büyük tehlikedir. Ülkelerin eğitimsel yoksunluk içindeki coğrafi bölgeleri, sosyal sınıfları, yaş ve nüfus grupları iyi belirlenmeli ve bu yoksunluktan kurtarılmalıdır. Aynı eşitsizlikler ülkeler arasında da vardır. Son dönemde yapılan araştırmalarda eğitim göstergelerindeki derinleşen eşitsizliklere dikkat çekilmektedir. Eğitimsel yoksunluk içinde bulunan kesim ve ülkelerin bu durumdan kurtulmalarının yolu da eğitimdeki yeni atılımların gerçekleştirilmeleridir. Ancak son yıllarda yoksul ülkelerin eğitim yatırımları daha da azalmıştır.

Dünya Bankası Raporu’ndaki yoksulluk hakkındaki ifadeler ve bu konudaki öneriler şu saptamaları yapmaya olanak vermektedir:

a) Küreselleşme yoksulluğu arttırmıştır.

b) Gelir uçurumları, ülkeler arasında olduğu kadar ülkeler içinde de söz konusudur.

c) Yoksulluk çok boyutlu bir kavramdır; sadece düşük gelir ve düşük tüketim olmakla kalmayıp, aynı zamanda eğitim eksikliği, kötü beslenme ve kötü sağlık anlamına da gelmektedir. Okumaz-yazmazlık, yetersiz okullaşma ve cinsiyet eşitsizliği yoksullukla ilgilidir.

Gerek DB raporları, gerekse alandaki diğer araştırmalar, eğitimsel yetersizliklerin yoksullukla açık ilişkisini ortaya koymaktadır. Yetersiz eğitim düzeyini yükseltmek için yapılan her türlü girişim yoksullukla yapılan mücadele anlamına gelmektedir. Özellikle cinsiyet, kır-kent ve bölgesel eğitim eşitsizlikleri beraberinde yoksullukları da getirmektedir. Eğitimsel eşitsizliklerin ve yetersiz eğitim görünümlerinin ortaya koyduğu durumun adı “eğitimsel yoksunluk”tur.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1095
favori
like
share