[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]ELEKTRON MİKROSKOBU DÜNYASI
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]Aşağıda, "taramalı elektron mikroskobu" (scanning electron microscope; SEM) ile elde edilmiş bazı fotoğraflar mevcut. Bu mikroskobun özelliği, yapıların üç boyutlu görüntüleri hakkında doğrudan bir fikir vermesi. Bu araç sayesinde, mikorskobik boyutlara kadar küçülebilecek bir insanın neler görebileceğini, küçülmeye gerek kalmadan anlayabiliyoruz. Normalde elektron mikroskobu görüntüleri renksizdir ve sonradan bilgisayarlar aracılığıyla renklendirilebilirler. Buradaki fotoları da ben, Adobe Photoshop programı ile hafif dokunmalar yaparak renklendirip düzenledim. Resimlerin daha büyük halleri için üzerlerine tıklayabilirsiniz. Bazı resimlerin ayrıntılarının kaybolmasına kıyamadığım için, boyut olarak biraz büyük oldular ama sanırım resimleri görünce bana hak vereceksiniz... İyi gezmeler.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]KAN PIHTISI: [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]Damarlarımızda akan kan, herhangi bir yaralanma durumunda hemen pıhtılaşarak, fazla miktarda kanın vücut dışına çıkmasını engeller. Pıhtılaşma, onlarca faktörün birbirlerini zincir bir tepkime ile aktif hale getirmek suretiyle, şelale benzeri bir kimyasal basamaklar dizisi sonucunda gerçekleşir. Sonuçta, şekildeki iplikçikler şeklinde görülen "fibrin" proteinleri oluşur ve kanın akışı durdurulur.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]BARSAK DUVARI ve VILLUSLAR: Yediğimiz besinlerin vücuda alınma işleminin, yani sindirimin büyük bir kısmının gerçekleştiği ince barsak, çok özel bir duvar yapısına sahiptir. Üstteki resimde, barsak duvarında bulunan ve villus adı verilen katlantılar görülüyor. Bu katlantılar, besinlerin emilimi için gereken yüzey alanının artırılmasını sağlarlar. Altta ise bu villuslardan bir tanesinin ortadan kesilmiş halinin fotoğrafı var. Villusun tüm yüzeyi, besin maddelerinin emilimi için özelleşmiş silindirik epitel hücreleri ile döşelidir. İç kısmında ise, lenf ve kan damarları bulunur. Fotoğrafta villusun içinde görülen binlerce küçük topak, yağların emilmesini sağlayan ve kilomikron denen özel yapılara aittir.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]BÖBREKTEKİ İDRAR SÜZGEÇLERİ: Böbreklerin en önemli görevlerinden biri, kanı sürekli filtre etmektir. Bunun için böbrekte bulunan özel kılcal damar yumaklarından süzülen kan sıvısı, daha sonra bir dizi oldukça karmaşık işlemleidrara dönüştürülür. Resimde bu süzülme işinin gerçekleştiği damar yyumaklarından birinin bir bölümü görülüyor. Resimde görülen binlerce uzantı, bu damar yumaklarının etrafını saran ve filtrasyonun kalitesini ve miktarını sürekli kontrol eden "podosit" adlı özel hücrelerin uzantılarıdır (P harfi ile gösterilen hücre). , bu hücrelerin ve filtrasyon zarını oluşturan diğer bileşenlerin şematik bir şeklini göreceksiniz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]EN KARMAŞIK KAMERA; GÖZ: Bu resim, yabancı bir gezegenin yüzeyini andırsa da, aslında gözümüzde bulunan merceğin, gözün iç kısmından görünen halidir. Resmin sol alt köşesindeki kabartı, göz merceğidir. Ona tüm çevresinden bağlı olan (Z harfiyle gösterilen) iplikler ise, siliyer kaslar denen (C harfi) ve göz merceğinin, değişik uzaklıklardaki nesneleri net görebilmek amacıyla kalınlığını ayarlayan kasları merceğe bağlayan ince iplikçiklerdir. Normal bir gözde bu iplikçikler, sürekli gergin bir halde, merceği belli bir kuvvetle dört bir yandan çekerler.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]SAÇ KILI: Şampuan reklamlarında artık sıkça gördüğümüz, bilgisayarda modellenmiş yakın plan saç kılı görüntülerinin aslı. Saç kılı, özel bir şekilde üst üste istiflenmiş keratin (bir çeşit protein) plaklarından oluşur. Bu plaklar arasında bulunan renk maddeleri (pigmentler) ise saçın rengini belirlerler. Yaşlandıkça, saç liflerini oluşturan hücre kalıntıları içinde daha fazla hava kabarcıkları oluşmaya başlar ki, bu da saçların beyazlaması sonucunu getirir. Şeklin üst kısmında bir kıl şaftı (gövdesi) ve altta da biraz daha büyük büyütmedeki görüntüsü görülebilir.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]KILIN DERİDEN ÇIKTIĞI NOKTA: Yine bir kılın elektron mikroskobundan görüntüsü. Bu kez, kılın deriden çıktığı noktayı görmekteyiz. Adeta bir ağacın köküne benziyor değil mi? Derinin kıl kökünün hemen etrafında yaptığı katlantılara dikkat ediniz. Ayrıca bu bölgede çoğu zaman ter ve yağ bezlerinin deri üzerine açıldığı delikçikler de bulunur.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]DALAK ve KARMAŞIK DAMAR YAPISI: Bu fotoğrafta, dalakta bulunan kan damarlarının karmakarışık yapısını görüyoruz. Sol üst kısımda görülen ana damar dallanarak, diğer tüm ince damarları oluşturuyor. Bu tip fotoğrafları çekebilmek için araştırıcılar önce, özel bir plastik maddeyi (resin) damar içine enjekte ederek, tüm damarları doldurmasını ve ardından donmasını sağlarlar. Bunun ardından, dokunun diğer bölümleri, asitler vb. maddeler yardımıyla uzaklaştırılınca, geride bu şekilde "kalıplar" kalır. Bu kalıplama işlemi, mikroskobik veya makroskobik bir çok biyolojik boşluğun (kalbin içi, akciğer bronşları vb) yapısına ışık tutmaya yardımcı olmuştur.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif] [FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]DÖLLENME: Resimde binlerce spermin, bir yumurtayı dölleyebilmek için giriştiği mücadeleden yakın plan bir görüntü var (tavşan spermleri). Spermlerin hepsinin geniş baş bölgesi, adeta nükleer başlık taşıyan bir füze gibi eritici bir madde ile dolu bir şapka (akrozom) taşır ve yumurta üzerindeki tabakayı, bu şapka içinde bulunan özel enzimlerle delmeye çalışırlar. Bu spermlerden bir tanesinin baş kısmı yumurtaya girdiği anda, diğer tüm spermler için aniden (halen nedeni tam olarak açıklanamamış olan) sıkı bir dizi engel ortaya çıkar ve ikinci bir spermin yumurtaya girmesine olanak kalmaz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]MOTOR SİNİR ve KAS: Hareketlerimizi sağlayan kas hücreleri, merkezi sinir sisteminde gelen sinyallere göre hareket ederler. Bunun için, merkezden çıkan bir iletim kablosu (alfa motor nöron; resimde N), kas hücresinin zarı üzerine, adeta bir "soket" yaparak bağlanır. Bu yapı, sinir-kas kavşağı (myoneuronal junction, resimde MJ) olarak bilinir ve sinir sinayalinin kasa geçerek, kas hücresi içinde, kasılmayla sonuçlanan bir dizi karmaşık olayı başlatmasını sağlar.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]KEMİĞİN MİMARİSİ: Bu resimde, kemiğin iç kısımlarını oluşturan ağsı (trabeküler) yapıların elektron mikroskobu altındaki görünrüleri var. Bu yapılar kalsiyum tuzlarından oluşmuş mineral çökeltilerinden yapılmışlardır ve kemiğin dayanıklılık fonksiyonu için temel önemdedirler. Bu resimde boş olarak gördüğümüz mağara benzeri bu yapıların içi aslında, normal canlı bir kemikte, vücudun en aktif dokularından biri olan ve kan hücrelerimizi sürekli olarak üreten kemik iliği dokusuna ev sahipliği yaparlar. Bu dokuda üretilen kan hücreleri yine buradan geçen bir çok kan damarı aracılığıya vücuda dağıtılır. Bu yapılar ayrıca, kemik üzerine binen bir yükü bir çok yönde dağıtarak, oldukça falza miktarda ağırlığın kemiğe zarar vermeden taşınmasını sağlarlar (benim gibi 100 kg'lık bir kişinin koşarken her bir kalça eklemini bacağa bağlayan ince kemik kolonuna (collum femoris) binen yükü bir düşünün).
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]HÜCRE İÇİ TAŞIMA: Bu resimdeki görüntü ilk bakışta biraz zor anlaşılabilir. Şkelin ortasonda yer alan iki büyük yuvarlak, hücre içinde, hücrenin ihtiyacı için yapılmış molekülleri taşıyan keseciklerdir. Bu kesecikler, hücre içinde, bir noktadan diğerine taşınmak durumundadır. İşte bunu, kinesin ve dinein adı verilen iki molekül grubu gerçekleştirir. Keseciklerin etrafında bulunan halatımsı yapılar, hücre iskeleti dediğimiz protein kablolarıdır ve hücrenin yaşamı için çok önemlidirler. Az önce bahsettiğim bu taşıyıcı proteinler de, kesecikleri, bu hücre iskeleti liflerine bağlayıp, adeta bir teleferik gibi, bir yerden bir başka yere, belli hızlarla taşıyabilirler. Bu proteinler, enerji ile şekil değiştirebilen küçük moleküler makinalardır. Bunları resimde, liflerle kesecikler arasında minik çıkıntıcıklar olarak görebilirsiniz (uzun beyaz ok ile işaretli).
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]BİR SİNİR HÜCRESİ: Beyin korteksinde bulunan "piramidal" hücrelerden birisinin elektron mikrografı. Hücrenin adı, resmin ortasında görülen gövdesinin şeklinden gelir. Etrafta bulunan sayısız uzantı ise, komşu hücreler ve bu hücrenin birbirleri ile olan iletişimlerini sağlayan sinir kablolarıdır. Gövdenin sol tarafında, çıkan bir "dendrit"in nasıl dallanma yaptığına dikkat ediniz.
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]MİKROSKOBİK CANLILAR: Bu resim, diatom olarak bilinen canlılar gurubunun bir üyesine ait. Bu canlılar mikroskop altında harika görüntüleriyle hemen dikkat çekerler. Bu görüntüler, diatomların özel kabuk sistemleri sayesinde ortaya çıkar. Araştırıcılar, bu kabukların yapısı ve mimarisinin, ince matematiksel kurallara dayanan "harikalar" olduğu konusunda hemfikirler. Ama sanıyorum bu güzelliği takdir etmek için matematik bilmeye gerek yok. İnsan olabilmek yeterli...
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]TROMBOSİTLER İŞ BAŞINDA: Bu dört resim, kan pıhtılaşması sırasında "aktive olmaya başlayan" trombositlerin (kan pulcukları) maceralarını anlatıyor (bunlar, kanda gezinen hücre parçacıkları olarak düşünülebilir). Resimden çıkarılabilecek çok fazla detay olmasına rağmen, burada bizi ilgilendiren, en üstte kendi hallerinde bulunan trombositlerin, uygun bazı uyarılarla karşılaştıklarında nasıl bir "değişim" içine girdikleri. Üstten ikinci resimde, gövdelerinden uzantılar çıkarmaya başlayan trombositler, daha ileriki safhalarda (aşağıya doğru) iyice dallanıp budaklanarak, oradan gelip geçen her şeyi tutmaya ve yara üzerinde bir tıkaç oluşturmaya başlıyorlar. Sonuçta kendilerini harcıyorlar ama, vücudun korunması için son derece önemli bir iş yapıp, gedik açılan duvarları bu şekilde onarmaya başlıyorlar...
[FONT=Verdana, Arial, Helvetica, Sans-Serif]SOLUNUM YOLU EPİTELİ: Burada, solunum yolumuzun iç duvarının oldukça büyütülmüş bir kısmı görülüyor. Resimde saçaklar şeklinde görülen yapılar, solunum yolunun duvarlarını döşeyen epitel hücrelerinin uzantılarıdır (kinosilyum, CC). Bunların üzeri ise, resmin orta kısmında kel gibi görülen kısımlarda bulunen özel [URL="http://www.sinancanan.net/micro/micro2.htm#goblet" rel="nofollow" target="_blank"> (GC) salgıladıkları yapışkan sümüksü bir madde olan mukus ile kaplıdır (balgamın kıvamını veren salgı budur). Bunlar sürekli olarak yukarıya (ağıza) doğru vuruşlar yaparak, üzerlerindeki mukus tabakası ve buna yapışmış durumdaki (toz, is vb) yabancı tanecikleri dışarıya doğru hareket ettirirler. Bunlar sonuçta balgam adını verdiğimiz kitleler halinde dışarı atılırlar. Sigara içildiğinde ise, bu uzantıların vuruş hareketleri durur ve ciğerlere sigaranın yanında bol miktarda yabancı madde de iner; böylece akciğer fonksiyonlarında bozulmalar meydana gelebilir.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 899
favori
like
share
abas3 Tarih: 05.12.2007 02:48
teşekkürler kendimi gördüm.