Son yıllarda cep telefonları ve baz istasyonlarının zararlarına dair tartışmalar gitikçe alevleniyor. Kendim de bir cep telefonu sahibi olduğum ve biyoloji ile uğraştığım için, bu konuya kayıtsız kalamadım ve şimdi, yakın bir zamanda internetten edindiğim bir dosyanın özeti ile beaber, bu konudaki görüşlerimi ve elimdeki bulguları aktarmaya çalışacağım (tabii, Türkiye'de cep telefonlarının "cep"e olan zararlarından (sabit ücret vb. gibi haraçlardan) da bahsetmek lazım ama, o hem çok geniş, hem de pek bilimsel olamayacağım bir alan). Cep telefonlarının zararlı olduğuna dair görüşler, bu araçların yaydıkları bilinen düşük frekanslı (sıklıklı) ElektroManyetik Alan (EMA) unsurunu temel alıyor. Elektrik, çağımıza damgasını vuran ve medeniyetimizin neredeyse temeli olan bir enerji biçimi olmakla beraber, hakkında hala henüz anlaşılamamış bir çok nokta var. Bu noktalar, fizik bilimi açısından elektrik ve elektromanyetik kuvvetlerin yapılarında olduğu kadar, biyolojik açıdan, bu kuvvetlerin canlıları nasıl etkilediği konularında da karşımıza çıkıyor. Henüz bilinenler, bilinmeyenlere oranla oldukça az olsa da, EMA ve bileşenlerinin organizmaları nasıl etkilediği konusunda bilim adamlarının elinde bir takım ip uçları bulunmakta.
Elektrik Canlıyı Nasıl Etkiler?
Elektrik, hepimizin aşina olduğu ve belki de en yaygın olarak karşı karşıya kalıp kullandığımız enerji biçimi. Elektriğin bu yaygın kullanımı, insan eliyle, doğada kendiliğinden bulunması olanaksız bir "manyetik kirlenmeye" de ister istemez neden oluyor (Sadece dünyanın bir çok yerinde bulunan santral ve yüksek gerilim hatlarındaki milyonlarca voltluk elektriği düşünmek bile yeterli). Peki insan yapımı bu enerji birikimi ve kuvvet alanı kirliliği, nazik biyolojik yapıyı nasıl etkiler?
EMA'ın beyni nasıl etkilediği konusunda bir takım çalışmalar yapılagelmekte. Bunların en önemli sonuçlarından bir tanesi, EMA varlığında, beyinde "serbest radikaller" olarak bilinen kimyasal maddelerin miktarlarının normal düzeylerinin üzerine çıkması. Serbest radikaller veya oksijen radikalleri dediğimiz bileşikler, oksijenle solunum yapan (aerobik) hücreler başta olmak üzere, tüm hücrelerde yürütülen faaliyetler sonucu ortaya çıkan, kimyasal açıdan son derece aktif bileşiklerdir. Bu bileşikler, hücrelerin normal faaliyetleri sonucunda az miktarlarda oluşurlar ve hücre içinde bulunan "antioksidan savunma sistemi" elemanları tarafından hızla ayrıştırılırlar. Bu ayrıştırma işlemi olmadığında veya serbest radikallerin miktarlarında artış meydana geldiğinde, çok aktif moleküller olan radikaller, hücre içinde DNA (deoksiribonükleik asit; genlerdeki bilgiyi taşıyan büyük molekül zincirleri) başta olmak üzere, yapısal önemi olan bir çok bileşenin (örneğin hücre zarındaki yağ ve hücre içindeki protein moleküllerinin) yapılarını bozup, işlevlerini etkiliyorlar. Serbest radikaller ayrıca, hücre içi depolardan hücre sıvısına kalsiyum iyonu serbestlenmesi gibi, hücrenin faaliyetlerini kökten etkileyen değişikliklere de neden olur.
EMA, serbest radikal bileşiklerinin ortadan kaldırılma hızlarını azaltarak, daha uzun süre etki etmelerine ve muhtemel zararlı etkilerini daha uzun süre ve daha muhtemel olarak gerçekleştirebilmelerine neden olmakta. Dolayısıyla, EMA'ın beyinde serbest radikal miktarını artırması, ilk bakışta hücresel hasar ve tümör oluşumu gibi etkileri de beraberinde getirebileceği düşünülüyor.
Bunun yanı sıra, beynin kendisi de elektrikle çalışan bir yapıdır. Dolayısıyla, bir EMA, beynin çalışmasını doğrudan etkileyebilir ki, bu da, kablosuz iletişimde (örneğin cep telefonlarında) ortaya çıkan EMA'ın, başta bilişsel işlevler olmak üzere, bir çok beyin işlevini etkileyebileceği ihtimalini de akla getirmektedir.
Cep Telefonlarının Güvenilirliği
Halihazırda cep telefonlarının sağlık açısından güvenli hale getirilmesi konusunda alınan önlemler, daha ziyade, bu araçların yaydığı EMA dalgalarının canlı doku tarafından emilmesi sonucu ortaya çıkan ısı artışının önüne geçebilmek amacını taşımaktadır (mikrodalga fırınlar, aynı yöntemle ısıtma yaparlar; belli frekanslardaki dalgaların emilmesi, dalgaların enerjisinden dolayı, emen ortamın ısınmasına neden olur). Fakat elbette ki, cep telefonlarından meydana gelebilecek etkiler, sadece ısınma ile sınırlı değil. Yukarıda da bahsetmeye çalıştığım gibi, EMA'ın kendisi, doğrudan canlı dokuyu etkileyebilmekte.Aşağıda da belirtileceği gibi, cep telefonu üreticilerince "güvenli" olarak sınıflandırılan EMA seviyelerinde yapılan laboratuvar sonuçları, özellikle uzun süreler için, belli bazı zararların ortaya çıktığını göstermiş.
Serbest radikallerin bu tip kablosuz letişim araçlarından ve diğer kaynaklardan gelen EMA tarafından artırılması söz konusu olunca, akla hemen serbest radikallere karşı sıklıkla ve başarıyla kullanılan antioksidan (oksitlenmeyi, yani, oksijen radikalleri ile reaksiyona girmeyi engelleyici) bileşiklere baş vurmak geliyor. Çoğumuzun bildiği gibi, en yaygın kullanılan antioksidan bileşikler E ve C vitaminleri. Bu vitaminler, serbest radikalleri ortamdan uzaklaştırarak, hücre bölümlerinin bu moleküllerin hasarından korunmasını sağlıyorlar. EMA konusunda yapılan çalışmalar, bu bileşiklerin, hem EMA, hem de yaşlılık ve zararlı madde kullanımına bağlı serbest radikal hasarını azalttığını göstermekte (Yani cep telefonu (veya sigara) kullanıyorsanız, şimdilik bol bol maydanoz, soğan (E vitamini) ve narenciye tüketin, hatta antioksidan preparatlardan kullanın; ne olur ne olmaz..:-).
EMA ve DNA
EMA'nın DNA hasarına neden olduğu artık biliniyor. Örneğin Washington Üniversitesi'ndeki bir araştırıcı grubu, iki saat boyunca 60 Hz frekansta bir EMA uygulanmasının (ki bu miktar, evde kullandığımız elektrikli aletlerden aynen yayılır), sıçanların beyninde DNA hasarına neden olduğunu ortaya çıkarmışlar. Güvenli oalrak kabul edilen dalgaların iki saat uygulanması da benzer DNA hasarını netice vermiş. Bu araştırıcılar aynı zamanda, bu hasarın, melatonin (normalde vücutta bulunan ve yaş ilerledikçe salgılanması azalan bir hormon) başta olmak üzere, antioksidan bileşiklerle engellendiğini de göstermişler. Dolayısıyla, bu DNA hasarı da yine, EMA sonucu miktarları artan serbest radikallerden kaynaklanıyor olabilir.
DNA hasarı, sinir hücrelerinde, diğer hücrelerde olduğundan daha değişik etkilere neden olur. Sinir hücrelerini vücudun diğer bir çok hücresinden ayıran en önemli özelliklerden biri, bölünme (çoğalma) yeteneklerini kaybetmiş olmalarıdır. Bölünmeye devam eden hücrelerde DNA hasarı, kanser hücreleri oluşumunu netice verebilir. Çünkü DNA üzerindeki "uygun" bir hasar, hücrenin bölünme kontrolünün ortadan kalkmasına ve adeta çılgınca bölünerek çoğalmasına neden olabilir (kanser dediğimiz şey de basitçe budur zaten). Fakat sinir hücreleri bölünemediğinden, onlarda meydana gelen DNA hasarları daha ziyade hücrenin işlevlerinin bozulmasına veya ölümüne neden olabilir ki, bu da sinir sistemini etkileyen hastalıklara neden olabilir veya bu hastalıklara gidişi hızlandırabilir (bunun yanında, sinir sisteminin destek dokusunu oluşturan "glia" (glue, yapıştırıcı) hücreleri bölünebilirler ve bunlardaki DNA hasarı kanserleşmeye yol açabilir).
Biraz Daha Bilgi
Beyindeki hücrelerden bazıları, birbrleriyle haberleşmek için Dopamin adlı bir sinir ileti maddesi kullanırlar. Az önce bahsi geçen serbest radikallerin, özellikle bu dopaminerjik (yani dopamini kullanan) hücreler üzerine yıkıcı etkileri olduğu gözlenmiş. Özellikle Parkinson hastalığında, bu dopamin sistemindeki bozukluklar oldukça önemli. Yine melatonin hormonu, bu hasarı engellemekte oldukça başarılı bir rol oynuyor. Melatonin, dopamin nöronlarını bu hasardan koruyarak, normal işlevlerine devam etmelerini sağlıyor.
DNA molekülüne ait ilginç bir bulgu, bu molekülün çok iyi bir yarı geçirgen olarak davranması. Herhangi bir elektrik yükü DNA'ya uygulandığında, DNA'nın çift sarmalı içinde karmaşık bir yük hareketi gözlenmiş. Bu hareketin ilginç tarafı, belli bir elektriksel özellik taşıyan bir molekül bölümüne geldiğinde (ki bu kısımlar guanin denen bir baz içeriyor), buradaki zincirin açılmasına ve/veya kopmasına neden olabiliyor. Bu da DNA'da değişiklik, yani mutasyon anlamına geliyor. Ayrıca DNA molekülü, verilen akıma bağlı oalrak, muhtemelen yükü dengeli dağıtmak üzere şeklini de değiştiriyor.
EMA'a uzun süreli maruz kalmak, organizmada stres oluşturmakta. bu stres uzun süre devam ettiğinde ise, başta bağışıklık sistemi olmak üzere, bir çok sistemde fonksiyon vbozuklukları ortaya çıkabliyor ve böylece organizma, kanser ve enfeksiyon gibi risklere daha açık hale gelebiliyor.
EMA ayrıca, enzimleri ve hücre içi haberci sistemleri dediğimiz sistemleri de etkilemekte. Enzimler, biyolojik tepkimelerin meydana gelmesi için gerekli olan protein yapıda katalizörlerdir (kolaylaştırıcı). Enzimler olmadan, canlida meydana gelen moleküler olayların büyük bir çoğunluğu gerçekleşemez. Bir enzimin yapısındaki ufak bir değişme de, enzimi tamamen işlev dışı bırakabilir. Hücre içindeki haberci sistemler ise, hücreye dışarıdan gelen elektriksel, kimyasal vb. uyarıların, hücre içinde çeşitli aktivite veya cevaplara dönüştürülmesini sağlayan tepkimelerden oluşurlar. Bu tepkimeler birbiri ardına bir şelale gibi cereyan eden ve enzimlerle çabuklaştırılan tepkimelerdir. Bunlar, hücre zarında meydana gelen bir uyarının, hücre içine artırılarak (amplifikasyon) iletilemsini sağlarlar. EMA'ın bu sistemler üzerine etkileri de oldukça karmaşık sonuçlar doğurabilir.
Eldeki bu ve diğer verilere rağmen, araştırmacılar cep telefonlarının güvenliliği konusunda net bir şey söylenemeyeceğini de belirtiyorlar. Çünkü henüz bilinenler çok az ve çok karmaşık bir etkileşim söz konusu. Tek tek deneylerden yola çıkarak genel bir kanaate varmak oldukça zor. Ayrıca bu verilerin elde edildiği çalışmaların, genellikle "zararlı etki"yi bulmaya yönelik olduğu da gözden kaçırılmamalıdır.
Ayrıca...
Bir de şahsi olarak belirtmek istediklerim var. Cep telefonları hayatı oldukça kolaylaştıran ve insana hız kazandıran icatlardan biri. Yukarıda da bir dizi "zarar" bulgusundan bahsettim. Şimdi; eğer bir büyük şehirde yaşıyorsanız, birileriyle kavgalı veya işinizden (ya da kendinizden) memnun olmadığınız vb.. için sıkıntılıysanız, toplu taşıma araçları ile seyahat ediyorsanız, hele hele bir de sigara kullanıyor ve alkol alıyorsanız, (bir kaç madde de siz ekleyin) cep telefonunun size vereceği zararı önemsemeye hiç değmez. Pireyi deve yapmanın alemi yok. Her an çevremizden milyarlarca zararlı etkenin bombardımanı altındayız zaten. Yaşamın kendisi çürütücü bir faktör olarak en başta yer alıyor; yaşlanıyoruz hepimiz. Zamanın geçmesi her şeyden daha zararlı. Bunların yanında sadece bir cep telefonu veya baz istasyonu vs.nin zararına kafayı takıp, balatayı sıyırarak Panter Emel'leşmenin anlamı yok. Bilimsellikse, en bilimseli bu. Ortada hiç bir belirgin kanıt yokken, ilkel dürtülerle hareket etmemek en akıllıca iş olacaktır (deprem söylentileri ve ardından ayyuka çıkan panik de aklınızın bir köşesinden geçsin bu arada). Hem cep telefonu bir araçtır ve buna ihtiyaç duyan kişiler tarafından kullanılır. Eğer size vereceği fayda, zararından daha büyük değil veya ondan azsa, kullanmazsınız olur biter. Herkesin elinde görmeye alıştığımız, sahip olmayanları ayıplama vesilesi bile olabilen cep telefonlarını ne yok edebilir, ne de yasaklayabilirsiniz (gerçi burası Türkiye, olur mu olur!). Bu yüzden siz seçiminizi yapın ve kullananları da kendi hallerine bırakın derim ben. Eğer cep telefonunun radyasyonundan endişeliyseniz, elektrik tellerindeki (hele hele birçok yerde yerleşim birimlerinde bulunan yüksek gerilim hatlarındaki)EMA'nı, havadaki kükürt dioksit oranını, sürekli kirlenen dünyanın uzun vadede karşımıza çıkaracağı sorunları, stresin nelere sebep olabileceğini ve bir gün gelip de öleceğimizi düşünmenizi hiç mi hiç tavsiye etmem. Sonra maazallah...
Elbette zararları olabilir (hatta bence var). Ama hayatınızı kolaylaştırarak size kazandırdığı zamandan biraz daha azını, ömrünüzün sonundan aldığını düşünün. belki biraz rahatlarsınız. Biraz pragmatik olabilir ama, basit bir kar zarar hesabı bu.. Eğer yine de ömrüm uzun olsun diyorsanız, tedbiren, başta C ve E vitaminleri olmak üzere, diğer antioksidan maddeleri içeren besinleri (ve hatta yeterince pimpiriklenmiş iseniz bunları içeren günlük doz hapları) tüketebilirsiniz. Bunlar, şimdiye kadar belirlenmiş olan zaralı etkilerin önüne geçmek için muhtemelen yeterli olacaktır (ah bir de bunları Emel Abla'ya anlatabilsek...). Tabi cep telefonlarının henüz belirlenememiş başka zararları varsa, onu bilemem..
Bu arada, Azerbaycan'lı bir biyofizikçi olan Prof. A. Muharramov ile yaptığımız bir görüşmede, kendisinin çalışma konusu olması hasebiyle, bu manyetik alanlar ve onların etkileri konusuna da girmiştik. Ona (ve bir çok meslektaşına) göre, bu tip manyetik alanlar laboratuvar çalışmalarında zararlı bazı kimyasal etkiler oluştursa da, çoğu zaman, beynin elektriksel enerjisini artırıp, bilişsel faaliyetleri kuvvetlendirmesi söz konusu. Kendisi bu konuları biyoenerji ile de bağdaştırarak geniş bir biçimde anlatmış ve bize de zevkli bir ayaküstü konferans dinletmişti (bu çalışmalarının sonuçlarının açıklanmasının eski Sovyet Rusya döneminde yasaklandığını da ayrıca ekleyeyim!). Hatta bu konudaki çalışmalarını Türk Fizyolojik Bilimler Derneği'nin, 4-6 Eylül 2000 tarihindeki 26. kongresinin son gününde bir konferans halinde de dinleyicilere sundu. Ama bizim camiadan pek ses geldiğini söyleyemeyeceğim :))

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 783
favori
like
share
By_ergen Tarih: 18.12.2007 20:30
cok tesekkurler arkadasım
ZeuS Tarih: 18.11.2007 12:12
Ne kadar zararLı oLduğunuda biLsek vazqecemiyoruz..

ßiLqiLerin için saqoL..