Bilimsel(?) Korkular



İnternetle ne derecede haşır neşirsiniz bilmiyorum ama, benim günümün büyük kısmı bir şekilde bağlı (online) olarak geçiyor. İnternet hem bilgiye ulaşmak anlamında büyük bir nimet, hem de bir o kadar oyalayıcı ve akıl karıştırıcı. Eğer e-posta ile haberleşmeyi tercih edenlerdenseniz, muhtemelen bazı mesaj gruplarına veya listelerine kayıtlısınızdır. Öyle olmasa bile, birileri sizi iletim (forward) listesine eklemiştir çoktan. Dolayısıyla bu yollardan bir çok posta da alıyorsunuzdur. Dikkat ettiyseniz, postaların önemli bir kısmı, bir şeylerin zararları hakkında bizi uyarmaya çalışan iletilerden oluşuyor. Memleketin satıldığı, hükümetin hainliği, “Atatürk şimdi yaşasaydı…” faraziyeli mesajlar bir tarafa, bazıları uğraşıp didinip, bilimsel jargonla süsledikleri dehşetli uyarıları posta kutunuza gönderiyorlar.
En Son Paranoya: GDO’lar!
Bu aralar e-posta aleminde revaçta olan konulardan birisi, son zamanlarda hükümetin çıkaracağı “tohum yasası” ve buna bağlı olarak genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) ile ilgili. Konunun aslı kısaca şu: Hükümet, tohum ithaline izin veren bir yasayı çıkartmaya hazırlanırken, genetiği değiştirilmiş organizmalara ait tohumların da ithalinin serbest kalacağı farkediliyor. Bu tip tohumlar, dışarıdan (genellikle İsrail’den) büyük paralara satın alınıyor ve çiftçilerimiz tarafından ekiliyor. Fakat bir yıl sonra elde edilen üründen alınan tohumların tekrar ekilebilme şansı yok; zira özel bir genetik ayarlama sayesinde bu tohumlar ancak bir kez ürün verebiliyorlar; seneye aynı bitkiden istiyorsanız, tohumu yeniden satın almalısınız.
Böyle bir yaklaşımın, yaygınlaşması ve kontrolsüz olması halinde tarımsal üretkenlikle birlikte, ekonomik ve doğal dengelere büyük darbe vuracağı kesin. Aklı başında herkesin bu hususta temkinli olması gerekiyor. Bunun yanında, hakkında henüz çok az bilgimizin olduğu genetik alanında yapılan pervasızca müdahalelerin, hem doğal çevreyi hem de GDO’larla beslenen bizleri henüz bilinmeyen bir takım risklerle başbaşa bırakıyor olması muhtemel. Gerçi bilimsel olarak henüz GDO’ların bir zararı gösterilebilmiş değil; fakat milyonlarca yıldır dünya şartlarının vazgeçilmez bileşenleri olan canlıların yapı planıyla bilinçsizce oynamanın oluşturabileceği bir çok potansiyel tehlike var.

Bilimsel çalışmalar henüz bir zarar belgeleyememiş olsa da komplo kuramcıları şimdiden GDO’ların etkileri konusunda onlarca manifesto döşenmiş durumda. E-postalardan bana ulaşanlardan ve (HaberAjanda dergisi dahil) bazı basılı yayın organlarından izleyebildiğim kadarıyla, olay “dehşet” boyutuna çoktan dayanmış. Örneğin, domatesleri soğuğa daha dayanıklı yapmak için “balık genleri ilave edilmiş olarak üretilen domatesleri” tüketenlerin çocuklarında “yüzgeç” veya “solungaç” çıkabileceği; bu şekilde üretilmiş tohumlara yerleştirilen ve özellikle Türkler’i hedefleyen “terminatör bir gen” vasıtasıyla neslimizin tüketilebileceği; GDO’ların kesinlikle kanser yaptığı vs. gibi iddialar havalarda uçuşuyor.
“Solungaçlı Çocuklar” Meselesi…
Öncelikle belirtmeliyim, bu iddiaların hiç birisi bilimsel bir araştırmaya dayanmıyor. Dahası, çok ciddi bazı mantık hataları içeriyorlar. Bir örnek vereyim: Domates de bir canlıdır ve kendi genleri vardır. Eğer ağızdan besin yoluyla alınan genler (çekirdek asitleri) çocuklarımızı “solungaç çıkarttıracak” kadar etkileyebilecek olsaydı, şimdiye kadar yediğimiz domateslerden dolayı çoktan “yeşil yapraklı” yahut “kırmızı kabuklu” çocuklarımızın olması gerekirdi (Yediğimiz balıkların genlerinden hiç bahsetmiyorum bile!). Yine mesela, genetik olarak belli bir ırkın (örneğin, ne demekse, “Türk ırkı”nın) üremesini engelleyecek ve besin olarak alındığında etki edebilecek bir “biyolojik silah” yapmanın bu gün bilinen bir yolu yok. Bunun için, hiç de tek tip olmayan Türkiye toplumunun ayrıntılı bir genetik haritasının elde olması, sindirim sisteminde parçalanamayacak bir genetik kod ilavesi gibi imkansıza yakın zorlukta aşamalar gerçekleştirilmek zorunda. GDO’ların zararları konusunda ise, belirtmiştim, bilimsel bilgiler henüz çok yetersiz.
Kısacası, bu yaygara faslını neresinden düzeltebiliriz, bilmiyorum…
İşin vahim yanı, gerçekten incelikle düşünülmesi ve sıkı bir kontrol altında tutulması gereken GDO tüketimine karşı mantıklı ve bilimsel bir duruş sergilemek durumundayız. Bilimsel gerçekler ve sağduyu, bizi dikkatli olmamız için yeterince uyarıyor. Fakat araya böyle mesnetsiz yaygaralar karıştığında, aklı başında eleştiri ve uyarılar da bu gürültü arasında hükümsüzleşiyor ve haklı iddialar komplo teorilerine karışarak ustalıkla gürültüye getiriliyor. Bu işi halletmenin yolu, konunun uzmanlarıyla yapılacak bilgi alışverişinden ve gerçeklere dayalı bir düşünme sisteminden geçmekte. Fakat biz her zaman olduğu gibi, felaket haberlerine daha fazla ilgi gösteriyoruz. Zira onlar gerçeklerden daha heyecanlı! Acaba böyle bir yaygara sizce en çok kimin işine yarıyor?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 483
favori
like
share