Bilim açısından 2002 yılı bir çok harika gelişmeye sahne oldu. Fakat kamuoyunun büyük bir çoğunluğu bu yılı bilimsel kayıtlardaki hatalarla da anımsayabilirler. Bunların arasında başlıca; yarı iletken teknolojisi üzerine çalışan bir fizikçinin sahtekarlığı, 118 numaralı elementin sonradan geri çekilen keşfi, menopoz sonrası dönemdeki bir çok kadına uygulanan hormon yenileme bilgilerinin ters yüz olması ve diyetlerdeki yağlara ilişkin çelişkili öneriler sayılabilir.
Çelişkili sonuçlar, rezaletler ve fazla şişirilmiş başlıklar, bir doğru bilgi kaynağı olarak bilimin otoritesine olan güveni aşındırabilir. Araştırmalar kadar toplumun kendisi de, yurttaşların ve yöneticilerin iyi bilimi de kötüyle beraber hafife almaya başlamasının sıkıntısını çekmekteler.
Kaçınılmaz bir şekilde, bilimciler de bazen gayet tabii olarak yanılırlar-hata yaparlar. Kanıtların değerlendirilmesinde her zaman bir hata payı vardır. Dahası, bilimciler aziz değildirler. Onlar da makam hırsının, paranın ve benliklerinin hakimiyeti altına girebilirler. Yanlılıkları ve önyargıları onları körleştirebilir. Bireyler olarak yaşam yolunda diğerlerinden ne daha az ne de daha çok olmak üzere sapmalar gösterebilirler. Bununla beraber zaman içinde bilim, dar ilgi alanlarının üzerine çıkar ve kendisini, diğer kurumlardan çok daha güvenilir bir biçimde, sonuç ve yöntemlerin açık biçimde yayınlanması gibi uygulamalar yoluyla düzeltir.
Bilimsel bilginin tamamı geçici özelliklerdir. Bilimin “bildiği” her şey, en gündelik gerçeklerden en kadim kuramlara kadar, yeni bilgilerin gelmesi durumunda gözden geçirilmeye namzettir. En yeni fikirler ve veriler, en geçici olanlarıdır. Bazen iddiaların geri alınması kaçınılmazdır. Bu bilimin zayıflığı değil, bilakis ihtişamıdır. Başka hiçbir girişim, gözlenebilen dünyaya dair daha tamamlanmış bir anlayışa doğru adım adım ilerlemesi açısından bilime rakip olamaz.
Profesyonel dergilerdeki keşif duyurularında, daima niteliksel ve niceliksel olarak kesinlik miktarları belirtilir. Yaygın basındaki haberlerde ise bu genellikle bulunmaz. Çünkü, uzman olmayanlar bu verileri değerlendirebilecek birikimden yoksundurlar. Araştırıcılar veya gazetecilerin haberlerin değişmez doğruları temsil ettiğini ima etmeleri oranında, bilimsel zıtlıkların toplumda oluşturduğu kafa karışıklığından bizler sorumlu tutuluruz. Fakat duyarlı okuyucular, bilim özetlerinin muhtemelen önemli olabilecek bazı detayları mecburen dışarıda bırakacağını unutmamalıdırlar.
Maalesef toplumu eğitme meselesi, bilimdeki açıkları bulup çıkarmaya çalışanlar tarafından iyice zorlaştırılmaktadır. “İşte” derler; “Bu bilimciler gerçekten de neden bahsettiklerini bilmiyorlar. Kendi amaçlarına hizmet eden bir gündemi dayatıp duruyorlar. Kendi aralarında bile hemfikir değiller, dolayısıyla neye istiyorsanız ona inanmakta özgürsünüz.” Dolayısıyla küresel ısınma şüphecileri, kendilerinin değil, karşı tarafın akıl yürütmelerindeki belirsizliğe vurgu yaparak, ilklim araştırmacıları ile ortak hareket etmeye yanaşmamaktalar. Evrim karşıtları, fosil kayıtlarındaki eksikliklerden dem vururken, övgüler yağdırdıkları bir avuç yeni-yaratılışçının elinde yalnızca ufak kanıt parçacıkları ve uyumlu olmayan kuramlar bulunur.
Halk, bilimcilerin önerilerini nasıl değerlendirmeli ? En büyük hata bilimde yüzde yüz bir kesinlik veya mutabakat beklemektir. Çünkü, bu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir şeydir. Uzmanlar topluluğu tarafından incelenen sonuçlar sonradan yanlış çıkabilir. Fakat bunlar, genellikle hali hazırda mevcut olan görüşlerin en geniş destek bulanlarıdır. Herkes bu görüşleri göz ardı etmekte serbesttir. Fakat, böyle yaparak daha akılcı davrandıkları yanılgısına kendilerini kaptırmamaları gerekir. Kusursuz kesinlik yalnız ilahlara ait bir özelliktir. Bizler ise, bilimle, kusurlarla ve tüm diğer şeylerle yetinmek durumundayız.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 451
favori
like
share