Çok ve hızlı kilo kaybını vaat eden diyetler, pek çok ciddi sağlık sorununu da beraberinde getirebiliyor.

Lüzumsuz ve zararlı olan bu diyetlerden medet umanların zamanla, kolesterolleri yükselmeye, ürik asitleri artmaya, karaciğerleri bozulmaya, kalp damarları tıkanmaya başlıyor. Yorgunluk, halsizlik ve bitkinlik de işin hediyesi oluyor. Araştırmalar, bu diyetleri sık sık deneyenlerin kansere ve kemik erimesi sorununa yakalanma olasılıklarının da arttığını gösteriyor.

Fazla kilolarımızdan çabuk ve kolay kurtulmak için zayıflama programları ve ürünlerine ciddi paralar harcıyoruz. Çoğumuz bu çabaların sonunda başarılı da olamıyoruz. Ekonomik, psikolojik, sosyal kayıplara uğruyor, yıpranıyoruz. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi çevremiz tarafından beceriksizlik, dikkatsizlik, boğazına sahip olamama, kendine özen göstermeme gibi suçlamalara, güncel deyimi ile "mahalle baskısına" maruz kalıyoruz. Diyet uzmanlarının, kilo merkezlerinin sayısı sürekli artıyor ama şişmanlık ve kilo fazlalığı sorunu olanlar da çoğalıyor. Bu paradoksun ve kilo kaybı sürecinde yaşanan sıkıntıların, bunalımların ve tekrarlayan diyet çabalarının hikayesi yazmakla bitmez, yazılınca da hikaye değil roman olur!

Çok çekici vaatler

Bu sorunun bir değil birçok sebebi var. Ama en önemlilerinden biri çılgın ve şarlatan diyetler. İşin kötüsü bu diyetler, çok ve hızlı kilo kaybı vaadi ile yola çıktıkları için oldukça çekiciler. Bu şarlatan ve moda diyetler elli yıldır var ve her zaman olacaklar. Bazıları biraz unutulduktan sonra cebinizde kalan üç beş kuruşu kapmak için yeniden doğacaklar. Önemli olan bu lüzumsuz ve zararlı diyetlere paçayı asla kaptırmamak. Bunlardan mümkün olduğu kadar hızla kurtulmaya çalışmak. İşte "Hızla kilo verdirip hızla geri aldıran o akordeon diyet"lerden ilkinin hikayesi...

[COLOR="lemonchiffon"]Protein diyeti


Şarlatan diyetlerin ilk örneği "protein diyeti"dir. Yüksek proteinli bu diyetlerin epey vukuatı var. Pek çok insan bu diyetler yüzünden kilolarından değilse bile sağlıklarından oldular. Bu diyetin yılmaz savunucularından biri de Dr. Atkins’di. Atkins’in kitapları, diyet listeleri, vitaminleri ve diğer zayıflama hapları yıllarca çok sattı, hatta yok sattı!.. Ne var ki bu diyeti yapan Atkins’in kendisi 100’ün üzerinde kiloyla, 70’li yaşlarda hayata veda etti. Atkins diyetinin deniz ürünleriyle süslenmiş olanı, bir kardiyoloji uzmanı tarafından "South Beach Diyeti" adıyla 10 yıl kadar önce pazarlanmaya başladı. Düzenli egzersiz yapan, sağlıklı ama biraz kilo fazlası olan ABD eski Başkanı Bill Clinton da bu diyeti denedi ama kısa bir süre sonra kendini ameliyat masasında buldu. Eski başkan sanıyorum tıkanan üç koronerini yenileyerek hayata yeniden merhaba diyebildi. Bu diyeti kalp damarlarına yaptığı zararlar nedeniyle Amerikan Tıp Birliği ve Kardiyoloji Cemiyeti de "zararlı diyetler" arasına yerleştirdi. Söylemek istediğimiz şey, ya da sizin kendinize sormanızı istediğimiz üç soru şu:

"Uyguladığınız diyet işe yarıyor mu, güvenli mi, etkisi kalıcı mı?"

Eğer bir diyet programı, bu üç soruya "Evet" yanıtını vermiyorsa saç ayaklarından biri eksik demektir.

Düşük karbonhidratlı, yüksek proteinli diyetler insülin üretiminizi azaltarak ve sizi "ketoz"a sokarak zayıflatan yanlış beslenme planlarından başka bir şey değildir. Örneğin Atkins diyeti günlük karbonhidrat üretiminizi "en çok 20-25 gram" ile sınırlar. Meyveyi, ekmeği, baklagili, tahılı, pirinç, patates ve makarnayı tamamen yasaklar. Oysa yetişkin birinin günde "en azından 120-130 gram" civarında karbonhidrat alması gerekir. Dr. Atkins’in diyeti doymuş yağlar ve kolesterolle yüklü ete, tam yağlı yumurtaya, peynire, tereyağı ve kremaya istediğiniz kadar müsaade eder.

[COLOR="lemonchiffon"]Kanda asit yağmuru


Böyle çok düşük karbonhidratlı bir diyeti yaptığınızda doğal olarak vücudunuz önce karaciğer ve kaslardaki depo glikojeni yakar, su atar ve birinci haftada hızla kilo verirsiniz. Bir süre sonra azıcık yağ yakmaya da başlarsınız; ama karbonhidratlar olmadan yakılan yağlar, kan dolaşımınızda asit yüklü "keton cisimleri" yağmuruna neden olur. Bu "asit yüklü yağmurlar" vücudunuzun asit yükünü artırır. İştahınızı baskılar. Kısacası siz kilo verirsiniz ama bir süre sonra kaslarınız eriyip yanmaya yani yağ yerine kas kaybetmeye başlarsınız.

Et sevenler bu tür diyetlere bayılırlar. Fakat bir süre sonra kolesterolleri yükselmeye, ürik asitleri artmaya, karaciğerleri bozulmaya, kalp damarları tıkanmaya başlar. Yorgunluk, halsizlik ve bitkinlik de işin hediyesidir. Araştırmalar, bu diyetleri sık sık deneyenlerin kansere ve kemik erimesi (Osteoporoz) sorununa yakalanma olasılıklarının da arttığını gösteriyor.

Öneri


Eğer kalıcı bir kilo kaybını hedefliyorsanız bilimsel, doktor kontrollü merkezlerle görüşün. Beslenme, egzersiz ve ruh sağlığı elemanlarının doktorlarla birlikte çalıştığı programları uygulamaya çalışın. Yakın zamanda yayınlanan şaşırtıcı bir çalışmayı da size hatırlatalım. Bu çalışma hafif kilosu olan ama hareketli, aktif, sağlıklı kalan insanların en uzun yaşama şansına sahip olduklarını ortaya koydu. Kilo vereceğim diye beden ve ruh sağlığınızı bozmayın, siz de bir diyet gazisi olmayın.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 392
favori
like
share
sennur Tarih: 21.11.2007 02:21
konu hakkında verdiğiniz bilgiler için teşekkürler sindy
SU-PERISI Tarih: 20.11.2007 14:50
doktor kontrolünde yapılmalı her diyetide uygulamamalı saglıklı olacagız derken saglıgımızdan olmayalım
Sylar Tarih: 20.11.2007 10:11
maalesef her yaz gazetelerde orda burda bissürü diyet çıkıyor.
insanlar bir umutla yanlış yola başvuruyorlar.
diyet en başta sağlık zaten. ama sağlıklı olmak için sağlıksız bir yol seçmek ne kadar doğru olabilir.