HECE VEZNİNİN KISA TARİHİ

Kaşgarlı Mahmut adlı bir dil bilgininin Divan-ı Lügat-it Türk (Türk Sözcüklerinin Sözlüğü) (Yazılışı: 1072) adlı kitabındaki örneklerden anladığımıza göre, Türklerin İslamlıktan önce nazımda kullandıkları ölçek hece veznidir. Türkler İslamlığı kabul ettikten sonra, medrese kültürü ile yetişen aydın kimseler Arap ve Fars edebiyatlarının etkisine kapılarak, aruz veznini kullanmaya başlamışlardır (XI. yy.). bunlar, gitgide, hece veznini hor görmüşler, onu ölçekten dahi saymamışlar. Fakat hece vezni hiçbir zaman bırakılmamış; gerek tekke ozanlarının, gerek halk arasında yetişen halk ozanlarının elinde gittikçe işlenerek bugüne değin sürüp gelmiştir. Bu yüzden, eski edebiyatımızda bir ikilik olmuş, aydın kimselerin elinde gelişen ve “Divan Edebiyatı” adı verilen İslam uygarlığı etkisi altındaki edebiyat ile tekke ve halk ozanlarının elinde gelişen ve “Halk Edebiyatı” adı verilen ulusal edebiyat, yüzyıllarca iki ayrı kol halinde, yan yana yürümüştür. Halk edebiyatı 17.yy’de en parlak dönemini yaşamış; yüzyıllarca hor görülen bu edebiyat 18. yy’de Divan Edebiyatı üzerinde dahi etkisini göstermeye başlamış, Nedim ve Şeyh Galip gibi büyük Divan ozanları hece vezniyle bazı şiirler yazmışlardır. 19. yy’ın ikinci yarısında, Tanzimat Edebiyatı ozanları hece vezninin değerini anlamakla birlikte, bu vezinle başarısız birkaç manzume (Ethem Pertev Paşa, Akif Paşa, Ziya Paşa, Namık Kemal, Recaizade Mahmut Ekrem) ve birkaç oyun (Ahmet Vefik Paşa, Abdülhak Hamit) yazmaktan ileri gidememişlerdir. Edebiyat-ı Cedide ozanlarından da Tevfik Fikret, bu vezinle, çocuklar için şiirler yazmıştır.

Aruz vezni, aydın sanatçılar elinde yüzyıllar boyunca bilinçli olarak işlendiği halde; hece vezni, çoğunun okuması yazması dahi olmayan halk sanatçılarının içgüdüsel kullanımlarının ötesinde herhangi bir işlemeden geçmemiş, ham malzeme olarak kalmıştır. Hece ölçeği ancak 1897’den bu yana, M. E. Yurdakul’un çalışmalarıyla ilk kez bilinçli ve ciddi olarak ele alınmıştır. Ne var ki halk şiirinin vardığı sonuçtan bile habersiz olan ve sanat yeteneği hiç bulunmayan bu ozanın çok ilkel ürünleri, okuyucuda hece veznine karşı kuşku ve güvensizlik uyandırmış, çetin tartışmalara yol açmıştır; neyse ki halk ve tekke şiirine yabancı olmayan Rıza Tevfik Bölükbaşı’nın 1908 Meşrutiyet’inden sonra yayınlanmaya başlayan geleneğe bağlı şiirleri, hece vezninin olanakları konusundaki kuşkuyu ve olumsuz havayı yumuşatmış; yine o dönemde gelişmeye başlayan ulusçuluk akımının etkisiyle, özellikle Birinci Dünya Savaşı içinde, Ziya Gökalp’in çevresinde toplanan genç ozanların – ideolojik kaygıyla da olsa - gösterdikleri bilinçli çaba, bu veznin olanaklarının her alanda (küçük şiir, manzum hikaye, oyun, vb.) denenmesine yol açmış; yabancı kökenli aruz vezninin bir süre sonra kullanılmaz olmasını hazırlamıştır.

Hece vezniyle yazan ozanların ilk kuşağı (Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Enis Behiç Koryürek, Halit Fahri Ozansoy, Faruk Nafiz Çamlıbel, vb.) ile ikinci ve üçüncü kuşağı (Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer, vb. / Ömer Bedrettin Uşaklı, Yedi Meşaleciler, vb.) elinde, halk şiirlerindeki kullanım doğrultusunda işlenen bu vezin; dördüncü kuşağın (Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas) elinde ilk kez yeni bir işlemden geçirilmiş; Varlık dergisinin yayınlanmaya başladığı sırada (1933) ilk örnekleri ortaya çıkan bu yeni denemede, kalıpların alışılmış durakları bir yana bırakılmış; nazım cümlesi kalıpların duraklarına göre değil, duraklar cümlenin anlamına göre ayarlanmıştır. “Duraksız Hece Vezni” denen bu yeni deneme üzerinde, yine o tarihlerde gelişme gösteren ve her çeşit ölçeği atarak, nazım cümlesi ile düşünce arasındaki bağlantıyı öne alan ve nazım satırını (dizeyi) düşüncenin yapısına uyduran “Serbest Nazım”ın bu özelliğin etkisi bulunduğu düşünülebilir. Bir ölçeğe bağlı bulunması dolayısıyla, özgür nazımdan ayrılan bu yeni denemede klasik duraklı hece vezninin az kullanılan 9, 12, 13 heceli kalıpları – bir yandan hece vezninin çok kullanılan kalıplarının (11, 14 heceli kalıpları) alışılmış ahenginden kurtulmak isteğiyle, bir yandan da Batı şiirinin etkisiyle – daha çok kullanılmıştır. Hece veznine zengin olanaklar kazandıran bu yeni deneme ile çok başarılı örnekler verilmişse de, - yukarıda da belirttiğimiz üzere – o yıllarda özgür nazmın, onu ilk kez edebiyatımıza getiren Nazım Hikmet gibi usta bir ozanın elinde büyük bir gelişme göstermesi, genç ozanların o yolu yeğlemesine yol açmış; duraksız hece vezni, onu ilk kez uygulayan iki ozanımızın ve onları izleyen birkaç ozanın şiirleriyle sınırlı kalmıştır.

HECE VEZNİ

Türk şiirinde kullanılan vezinlerden biridir. Milli Türk veznidir. Bir şiirdeki mısraların hece sayısı bakımından birbirine eşit olması esasına dayanır. Bu eşitlik sayıya dayandığı için bu vezne parmak hesabı, vezn-i benani, hesab-ı benan da denilmiştir. Türkçe gibi eklemeli dillerin şiire ahenk vermek için kullanıldıkları bu tür vezne kantitatif vezin denir.

Vezin, şiirde ahengi sağlayan dış unsurlardan biridir. Bu ahengi yalnız mısraların birbirine eşit olması değil, mısralardaki hecelerin belli kümelere ayrılması da sağlar. Türk şiir zevkine uygun hece sayısı ve hecelerin kümelenmesi yüzyıllar süren araştırma ve işleme sonunda bulunmuştur.

Hece vezni, Türk dilinin yapısından doğmuş bir ahenk ölçüsüdür. Türkçede heceler arasında bir fark yoktur. Hepsi aynı değerdedir. Bu bakımından Türk şiirinde öteden beri hece vezni kullanılmıştır. İlk yazılı edebi parçamız olan Göktürk kitabelerinde nazım parçası olmamakla birlikte hece vezniyle söylendiği kanaatını uyandıran ifadelere rastlanmaktadır:

Bunça bitig bitigme

Kül Tigin’in atısı

Yolluğ Tigin bitidim

Yigirmi kün olurup

Bu taşka bu tamka kop

Yolluğ Tigin bitidim.

Bunu eski Türklerde yaygın olan nazmın nesre yansıması şeklinde düşünmek de mümkündür. R.R. Arat, eski Türk şiiri üzerinde yaptığı araştırma ve inceleme sonunda parçaların daha çok 7, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13 heceyle yazıldığını görmüştür. Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserindeki manzum parçaların hepsi hece vezniyle yazılmıştır. İslamiyetin benimsenmesinden sonra Orta Asya Türk edebiyatında kullanılna hece vezninin yerini İran edebiyatından gelen aruz vezni almaya başlamıştır. Yeni vezin aruzla eserler yazldığı gibi, hem hece hem aruzun birlikte kullanıldığı eserler de olmuştur.

Bu ilk eserlerde görülen aruz hataları bu veznin birden bütün incelikleri ile Türkçeye uydurulamamasının yani heceden aruza geçişin ortaya çıkardığı pürüzler olarak görülebilir. Kutatgu Bilig ve Atabetülhakayık yeni vezni deneyen ilk eserlerdi. Bunun yanında aynı asırda Ahmet Yesevi Divan-ı Hikmet’inde aruzun yanında heceyi de kullanmıştır. 13. asır şairi Şeyyad Hamza’nın hece ile mani türünde şiirler yazdığı söylenir. Aynı asır şairi Yunus Emre en sevilen içli, samimi duygularını heceyle dile getirmiş ve hecenin de ilk büyük şairleri arasında sayılmıştır. Tufan metinleri ile Altay ve Kırgaz, halk verimlerinde Kıpçakça Codex Cumanicus’ta hece ölçüsünün kullanıldığı görülmektedir.

14. yüzyılda tespit edilen Dede Korkut Hikayelerindeki Soylamaların da aslında hece vezniyle söylendikleri fakat halıkn ağzındaki yaygın ve bozuk şekliyle yazıya geçirildikleri kuvvetli muhtemaldir.

Anadoluda saray hayatının başlaması Arap ve İran şair ve bilginlerinin bu saraylarca fazla tutulması vezindeki durumu da hecenin aleyhine getirmiş ve daha sonra aruz vezni Türk şiirinde hakimiyeni kurmuştur. Bunula beraber hecenin Din-i Tasavvufi Edebiyatta özellikle Bektaşilerde, Aşık Edebiyatında ve Anonim Halk Edebiyatında kullanılmasına devam edilmiştir. Aruzun bu üstünlüğünden sonra Türk-i basit ve mahallileşme akımlarının tesiriyle şairler, sade dille ve Türk milli vezniyle denemelerde bulunmuşlardır. Daha sonraları Nedim bile bu akıma uyarak 11’lik hece vezniyle bir türkü yazmıştır. Divan şiirinin son kuvvetli temsilcisi olan Şeyh Galib ile Keçeybizade İzzet Molla da heceyle gazel denemeleri yapmışlardır. Enderunlu Fazıl ise heceyle yazanlar için,

Çıkrık misali dırlayacağına hey ozan

Gir destgaha toku bezin paracık kazan

dyerek alay etmiştir. Akif Paşa da torunun ölümü üzerine heceyle güzel bir mersiye yazmıtır. 19. yüzyıl alim ve vakanüvisi Esad Efendi Müsdtraf tercümesinde milli dil ve edebiyat üzerinde durmuş ve heceyle temas etmiştir. Bu arada Hacı Bayram Veli, Pir Sultan Abdal, Kaygısız Abdal, Aşık Ömer, Gevheri Emrah, Karaca Oğlan, Dadaloğlu gibi şairler heceyle güzel şiirler yazmışlardır.

Tanzimattan sonra gelişen edebiyatın ana vasfı batıcı olmakla beraber zaman zaman milli değerlere dönme veya onları işleme arzusu da görülmüştür. Edebiyata bu açıdan bakan tanzimatçılar heceye ve halk edebiyatına da ilgi duymuşlardır. Namık Kemal bunun ilk denemesini yapmış, Akif Bey de Meyhanecinin Gülnihalde Mezarcıların Celaleddin Harzemşah’ta Cabir’in ağzından 8 heceli manzumeler söylemiştir. Ayrıca 11 heceli bir de manzume yazmıştır. Hece vezniyle ilgili görüşlerini de Abdülhamid’e Magosa’dan yazdığı 1875 tarifli bir mektupta şöyle belirtmişti: “Manzumelerini okudum, güzel. Fakat nazmekte mana yok. Evzan-ı Acem’den ayrılmadıkça bizde tiyatro olacak tabii şiir söylemeğe kabiliyet görmüyorum. Şiirde safi Türkçe yazmak – evzanın şimdiki haliye – kimsenin elinden gelmez. Manzum söze o kadar hevesin var, bir kere de tabiatını bizim parmak hesabıyla bir şey yazmaya sevket. Bak ne güzel, ne parlak oluyor. Ben tecrübe ettim; niyetim o yolda bir eser ortaya koymaktır.”

Yazar, Tahrib-i Harabat’ta Enderunlu Vasıf’tan bahsederken “temeyülat-ı mucidanesini evzan-ı Acem yerine parmak hesabını iltizam derecesine götürebilseydi, milletimizde meşhur ve müktedir bir şair olurdu” der.

Ziya Paşa ise Hürriyet’te çıkan “Şiir ve İnşa” adlı makalesinde şöyle yazmıştı: “Bizim şiirimiz, hani şairlerin vezinsiz diye beğenmedikleri avam şarkıları ve taşra çöğür şairleri arasında deyiş, üçleme, kayabaşı denilen nazımlardır. Hele bir kere rağbet o cihete dönsün, az vakit içinde ne şairler, ne yazıcılar yetişir ki akıllara hayret verir.” Ziya Paşa bu fikrine uygun bir iki şiir yazmış, Moliere’den çevirdiği Tartüff’te de 10’lu hece ölçüsü kullanmıştı. Daha sonraları Recaizade Mahmud Ekrem şiirler yazmış, Hazine-i Evrak’ta yayımlanan “Mukaddime” başlıklı manzum yazısında başarısız oluşundan dolayı heceyi bıraktığını bildirmişti.

Ali Bey, Letafet adlı operetinde 8, Abdülhak Hamid Nesteren’inde 11 heceyi denemişti. A. Hamid, Eşber mukaddimesinde “Vezn-i heca ötmez, aruz ise nağmeseradır.” diyerek dört yıl önce kullandığı veznin ahenkli olmadığını bildirmiş; fakat otuz üç yıl sonra Liberte’yi yine 11’lik heceyle yazmıştı. Ahmed Vefik Paşa Savruk, Adamcıl, Kocalar Mekteb, Kadınlar Mektebi, Tartüff, Okumuş Kadınlar ve Don Civani’yi 10’luk heceyle çevirmişti.

İbnürreşad Ali Ferruh, yazdığı “Evzan-ı milliyetinin terki ile evzan-ı Arabiye’nin kabulü” yazısında şöyle demişti: “Evzan-ı milliye yahut hecaiye – ki lisanımızın 600 senelik bir yadigarıdır – ecdadımızın Maveraünnehir’i – seyl-i huruşan gibi – geçtikleri zaman levha-i cihangiranelerine ittihaz ettikleri bir mikyas-ı mukaddestir. Evzan-ı hecaiye yahut parmak hesabı – ki Osmanlı efkarının, Türk hayalatının, aşiret tabiiyesinin ilk muhafazasıdır – asrımız için ne rütbe ciddi, ne derece sade bir nizam-ı celil-i terakkidir.” Yazar daha sonra gençlere ara sıra hece veznini kullanmalarını tavsiye etmiş, bu muhterem, samimi yadigarı unutmamalarını istemişti.

Ahmed Cevdet Paşa, Kısas-ı enbiya’sında, Osman Gazi’ye ait olduğu söylenen bir manzumeyi kaydederek bunun vezni konusundaki görüşlerini şöyle belirtmişti: “Vezni, ta’dad-ı harekattan ibaret olan parmak hesabı – dır ki eşar-ı Türki’nin vezni tabiisidir.”

“...Lisan-ı Türki’de asla med yoktur. Elif, ye, vav ancak alamet-ihareke olmak üzere kullanılırlar...Lisan-ı Türki’nin seciye-i mahsusası budur... Eşar-ı Türkiye, evzan-ı Arabiye ve Farisiye tatbik olunamaz.”

Servet-i Fünun Edebiyatı’nda aruzu güzel kullanan Tevfik Fikret, ömrünün son yıllarında çocuklar için yazdığı Şermin adlı kitaptaki şiirlerini heceyle yazmıştı. Devrinde aruz hakimiyetinin devam etmesine rağmen manzumelerinde yalnız heceyi kullanan ilk şair Mehmed Emin Yurdakul olmuştu. Şemseddin Sami, Mehmed Emin’in Türkçe şiirleri çıktıktan sonra gönderdiği bir mektupta şiirleri üslup, şekil, muhteva ve vezin olarak beğendiğini bildirmişti. Veled Çelebi Hazine-i Fünun’da, Milli vezin konusunda yazı yazmış, aynı derginin kırk dördüncü sayısında S. Rıfat’ın Edalı Bir Yosma Kararım Aldı, Temmuz 1311, üçüncü yıl beşinci sayısında Reji Komiseri Nuri Bey’in Bak Şu Güzel Köylüye İşte Bu Kızdır Peri şiirleri, Servet-i Fünun’da Rahmi Bey’in Akşam Oldu Yine Sular Karardı türküsü çıkmıştı. Türk Halk Şiiri’ndeki hece zevkini ilk defa bularak şiirlerini ona uygun veren şair, Rıza Tevfik Bölükbaşı’dır. Meşrutiyet’ten sonra yazdığı, divanlar, koşmalar ve nefesleri ile büyük takdir kazanmıştı.

1908 Meşrutiyet’inden sonra gelişen Milli Edebiyattaki milli kaynaklara dönüş hareketlerinden biri de hece veznine dönüştü. Bu hareketler, Ömer Seyfeddin ve Ali Canib Yöntem tarafından Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler Dergisi’ne Ziya Gökalp’ın katılmasıyla daha da kuvvet kazanmıştı. Ziya Gökalp’ın 12 Temmuz 1917’de kurduğu Yeni Mecmua ile hece veznine dönülmüştü. Genç şairler şiirlerini heceyle yazmaya başladılar. Derginin birinci sayısında Ziya Gökalp’ın Anadolu’nun Sesi, F. Ahmed’in Yazın, A. Canib’in Günahkar, O. Seyfi’nin Gözlerde Seyahat; üçüncü sayısında Ömer Seyfeddin’in Bülbül’ün Ölümü, Yolculuk, Ziya Gökalp’ın Dede Korkut Masalları; altıncı sayısında Fuad Köprülü’nün Akıncı Türkler, Akpınar Perileri; yedinci sayısında Halit Fahri’nin Anadolu Akşamı adlı manzumeleri çıktı.

Ziya Gökalp, Ali Canib, Orhan Seyfi heceyle şiire, eskilere benzemeyen yeni bir ses getirdiler. Halid Fahri ve Faruk Nafiz’in de katılmasıyla hececiler güç kazandı. Hecenin büyük ilgi toplaması şairlerin heceyle şiirler yazmaları karşısında Cenab Şehabeddin ile Süleyman Nafız aruzu savundular. Hecenin ahenksiz olduğunu iddia ettiler.

Daha sonraları birçok yazar heceyle güzel eserler vermeye başladılar. Bazıları heceyi tiyatroya uyguladı. Yusuf Ziya Binnaz, F. Nafiz Canavar, Akın ve Kahraman’ı yazdı. Heceyle yeni eserlerin verilememesi Serbest Nazım’ın doğmasına yol açtı.

Eski Türk Şiir’inde daha çok 7,8 ve 12’li kalıplar kullanılmıştır. Daha sonraları 2 ile 22 arasında değişen kalıpların da şiirimizde yer aldığı görülmüştür. Bunlardan 2,3,4,6 ve 20 heceli kalıplar fazla tutunmamıştır. Anadolu edebiyatında en çok 7,8,11,12 ve 14 heceliler sevilmiş ve kullanılmıştır.

Mısralardaki hece sayısı, o şiirin kalıbını verir. 7 heceyle yazılan bir parça 7’li, 11 heceyle yazılan bir parça 11’li adını alır. Mısralardaki kelimelerin belli kümelere ayrılmasına durak denir. Bu, parçaya ahenk ve okuyuşa rahatlık veren unsurdur. 11’li hece vezniyle yazılan bir parçanın durakları 6+5 veya 4+4+3 hece kümeleri şeklinde olur. Duraklarda kelimeler bölünmez, yani duraklar kelime içine gelmez. Hece veznini yalnız mısralardaki hecelerin sayı bakımından eşit olması şeklinde anlayan bazı şairler, kelimeyi bölmüşlerdir:

Sevgili kalbinize aziz o-

lanlar aşkına kıymayın bana.

gibi. Az heceli kalıpların çoğu duraksızdır ve bir nefeste okunurlar. Değişik durağın kullanıldığı parçalara karışık duraklı adı verilir. Çift heceli kalıplarda duraklar, genellikle birbirine eşittir. 5+5=10, 7+7=14 gibi. Bu kuralın dışına çıkan manzumeler de vardır. 12 gibi çift heceli kalıpla yazılan bir parçanın 6+6=12 ‘den başka 7+5=12’li durağı da görülür. Tek heceli kalıplarda ise duraklar büyükten küçüğe doğru sıralanır. 6+5=11, 4+3=7 gibi. Kaidelere sıkı sıkı bağlı olmayan halk edebiyatında buna ters düşen duraklara da rastlanır. 3+4=7 gibi. Bir parçada duraklı ve duraksız mısralara rastlanabileceği gibi karışık duraklara da rastlanabilir. Bunu monotonluğu kıran unsur olarak değerlendirenler vardır. A. Hamid duraksız, C. S. Tarancı ile A. M. Dranas duraklara serbestlik getirerek karışık duraklı şiirler yazmışlardır.

Özellikle aşık tarzında bir manzumede birbirine yakın iki kalıbın kullanıldığı da görülür. 12’li ile 11’li, 11’li ile 10’lu gibi. Fakat bunlar azdır. 7,8,11 ve 12 gibi kısa kalıplar genellikle dörtlük, 13,14,15,16,17,18,19 ve 20 gibi uzun kalıplar ise beyit biçiminde dizilmişlerdir. Bazı yazarlar (Veled Çelebi, A. Cevdet Paşa, Aşık çelebi, Taşköprizade, A. Talat Onay, Gibb, T. Joseph) aruzla yazılan ilk eserlerin aslında 7,8 ve 11’li hece vezniyle yazıldıklarını, zorlamayla aruza uydurulduklarını söyleyerek Kutadgu Bilig’in, Sultan Veled’in Rebabname’sinin 11’li heceyle yazıldığını iddia etmişlerdir. Bu iddia, aruz vezninin hece veznine çok uyan basit cüzlerinin kötü kullanılmasından ileri gelmektedir. Bu dönemde aruzun birdenbire mükemmel bir şekilde Türkçe’ye uydurulması beklenemezdi.

Ziya Paşa, Ahmed Vefik Paşa, Abdülkah Hamid Tahran, Ali Bey ve Mehmed Emin Yurdakul eserlerinde heceyi sadece sayı zannettikleri için Fransızların aleksandrian dedikleri 6+6 gibi Türk şiir zevkinin benimsemediği hece kalıpları da kullanmışlar ve ahenkten uzak kalmışlardır.

Türk Şiirinde Kullanılan Kalıplar:

2’li: Bazı deyimlerde ve tekerlemelerde görülür.

a. Ivır

Zıvır.

Kelli

Felli.

İpsiz

Sapsız.

b. Enna

Menna

Dadi

Dinna

İnci

Düğme.

3’lü: Bazı deyimlerde, atasözlerinde, tekerleme ve bilmecelerde, türkü nakaratlarında rastlanılır.

a. Ağzı var

Dili yok.

Gök demir

Yer bakır.

Eti ne

Budu ne.

Yaş bitmiş

İş bitmiş.

b. Az olsun

Öz olsun.

Mart ayı

Dert ayı.

c. Bir varmış

Bir yokmuş.

Az gitmiş

Uz gitmiş.

ç. Canı var

Kanı yok.

Yol alır

İzi yok.

(Karınca)

d. Ağam gel

Paşam gel

Sabah dur

Akşam gel.

Bu heceyle manzumeler de yazılmıştır:

Ne diye

Bu şuna

Şu buna

Kafiye?

Başa taş

Aşa yaş

Heye ney

Tuhaf şey.

(N. F. Kısakürek)

4’lü: Bazı deyimlerde, atasözlerinde, türkü ve bilmecelerde görülür.

a. Yere bakar

Yürek yakar.

Düğün dernek

Hep bir örnek.

b. Eken biçer

Konan göçer.

İnsan beşer

Bazen şaşar.

c. Dağlar bana

Derler sana

Ela gözler

Ağlar bana.

ç. Anası var

Babası yok.

(İsa)

Altı kaya

Üstü kaya

İçinde var

Sarı maya.

(Yumurta)

Bu ölçüyle yazılmış manzumeler de vardır:

Anneciğim

Ben seni pek

Çok severim.

Tatlı babam.

Senden ise

Ayrılamam.

S.C.

5’li: Deyim, atasözü, bilmece, türkü ve bazı manzumelerde görülür.

a. Dediği dedik

Çaldığı düdük.

Anca beraber

Kanca beraber.

Gündüz külahlı

Gece silahlı.

b. Sakla samanı

Gelir zamanı.

Tarlayı düz al

Kadını kız al.

Az veren candan

Çok veren maldan.

c. Hanım uyandı

Cama dayandı.

Cam da kırıldı

Kana boyandı.

(Nar)

Bağlarım gider

Çözerim durur.

(Çarık)

ç. Burası Muş’tur

Yolu yokuştur

Giden gelmiyor

Acep ne iştir.

d. Bilmem nideyim

Aşkın elinden.

Kanda gideyim

Aşkın elinden.

Yunus Emre

6’li: Deyimlerde, atasözü, türkü, bilmece ve bazı manzumelerde görülür.

a. Armudun sapı var

Üzümün çöpü var.

b. Güvenme varlığa

Düşersin darlığa.

Az eli aşta gör

Çok eli işte gör.

c. Evleri var engin

Babası var zengin

Name benim dengim

Yandım Name gelin

(Türkü)

ç. Elimde bir tane

İçinde bin tane

(Nar)

d. Şeyhimin sözünü

Severim özünü.

Mübarek yüzünü

Görmeğe kim gelir.

Yunus Emre

7’li: Çok kullanılmış kalıptır. Deyim, atasözü, mani, türkü, ninni, bilmece, ilahi, nefes ile diğer manzumelerde görülür. 4+3. 3+4, 5+2 ve 2+5 duraklıdır. Duraksız da olur.

4+3 duraklı:

Herkes gider/Mersin’e

Biz gideriz/tersine.

3+4 duraklı:

Bir dalda/iki kiraz

Biri al/biri beyaz.

İlahi/kadir Mevlam

Güzeli/güzele yaz.

5+2 duraklı:

Bir küçücük kuş/idim.

Sinene konmuş/idim.

Ben senin olmuş/idim.

2+5 duraklı:

Kahve/Yemen’den gelir

Bülbül/çemenden gelir

Yari/güzel olanlar

Hergün/hamamdan gelir.

Duraksız:

Sen fikir kadar güzel

Ve tek birden daha tek

N. F. Kısakürek

8’li: Deyim, atasözü, bilmece, türkü, semai, varsağı, ilahi, nefes ve bazı manzumelerde görülür. 4+4, 5+3 duraklı ve duraksız kullanılmıştır.

4+4 duraklı:

Bu dünyada/bir nesneye

Yanar içim/göynür özüm

Yiğit iken/ölenlere

Gök ekini/biçmiş gibi.

Yunus Emre

Yeter olsun/yeter olsun

Çok ağlattın/yeter olsun

Turalanmış/sırma saçın

Çözen benden/beter olsun.

Karacaoğlan

5+3 duraklı:

Aşağı korsam/pas olur.

Yukarı korsam/is olur.

Gül menekşeye/karışmış

Küskün olanlar/barışmış

Taze fidanlar/erişmiş

Biz bu illerden/gideli

Gurbet illere/düşeli.

Duraksız:

Ne içindeyim zamanın

Ne de büsbütün dışında

Yekpare geniş bir anın

Parçalanmaz akışında.

A. H. Tanpınar

9’lu: Pek kullanılmamıştır. Divan-ı Lügat-it Türk’te, atasözü, deyim, bilmece, türkü ve son yıllarda yazılmış bazı manzumelerde rastlanır. 6+3, 3+6, 5+4, 4+5 duraklı ve duraksızdır.

6+3 duraklı:

Acınma gidene/hebadır

Sevinme gelene/hümadır

Dünyanın temeli/havadır

Bütün bu şeyler boş/kavgadır.

3+6 duraklı:

A benim/elmas bileziğim

Seherde/yandı yüreciğim.

5+4 duraklı:

Tolum unutsa/kulun bulur

Tolum unutsa/bulun bolur.

4+5 duraklı:

Entarisi/ala benziyor

Şeftalisi/bala benziyor

Benim yarim/güle benziyor.

Duraksız:

Ne doğan güne hükmüm geçer.

Ne halden anlayan bulunur.

Ah aklımdan ölümüm geçer.

Sonra bu kış, bu bahçe, bu nur.

C. S. Tarancı

10’lu: Pek kullanılmamıştır. Buna rağmen bazı atasözü ve bilmecelerde, Hakim Süleyman Ata’nın Bakırgan’ında, Yunus Emre’nin Divan’ında rastlanmaktadır. Son yıllarda bu kalıpla manzumeler de yazılmıştır. 6+4, 5+5 duraklıdır. Duraksızlar sevilmemiştir.

6+4 duraklı:

Bıçağı kestiren/kendi suyu

İnsanı sevdiren/kendi huyu.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1238
favori
like
share