Toplumumuzda evlilik çok önemli ve ciddi bir konu… Acaba ilk başlarda toz pembe olan bir birlikteliği sonra kan kırmızısı mı yapıyoruz?

Hepimiz zaman zaman birilerinden öyle yada böyle olduğu için etkilenmiş ve sonrasında aşık olmuşuzdur. Bazılarımız ilk görüşte, bazıları da bir çok görüşte hoşlanır, sever ve aşık olur. Aşk nasıl başlarsa başlasın önemli olan nasıl devam ettiğidir. Bunun biraz da insanların elinde olduğuna inanıyorum. Sağlam bir ilişkinin temeli insanın sürekli gelişen ve değişen bir varlık olduğunun unutulmamasıdır.

İnsan kafese kapatılabilecek bir kuş ya da tüm gün pencerenin önünde tüm güzelliğiyle evinizi süsleyen bir çiçek değildir.

İnsan düşünür, güler, ağlar, kızar yani duygu ve düşünceleri vardır… Bunların üzerine hep yenilerini ekler, eklemediğinde zaten zamana ayak uyduramadığı için sıkıcı olmaya başlar.

Olaya hem kadın hem erkek gözüyle bakarsak…

Günümüzde artık kadınlar, “saksı gibi pencerenin önünde durmuyor, kuş gibi tüm gün ekmek elden su gölden şekilde yaşayıp güzel güzel ötmüyor”. TV, internet, alışveriş, komşu vs. vs… Yani içinde bulunduğu topluma göre değişiyor. Bunun sonucunda bazı kadınlar eşlerinden memnun değillerse, bunu beden diliyle veya konuşarak anlatmaya çalışıyor. Ama erkek sadece görmemezlikten geliyor. Ve doğal sonuç; Değişen kadın en sonunda eşini de değiştiriyor. Mazeret ise; eşim beni anlamıyor!

Erkek de aynı şekilde… Evde sadakatle onu bekleyen eşini sevse de değişime ayak uydurmadan yapamıyor. Eşinin ilk tanıştıkları noktada kalmasını, nereye gittiğini, nerede olduğunu düşünmeden zaman geçirmesini sağlıyor. İstediği gibi yaşarken eşinin değişmemesi onu zamanla daha baskıcı ve otoriter yapıyor. Bu otoriterlik yıllarla birlikte esniyor, gevşiyor. Çünkü karısı gençliğini yitirmeye, çekiciliğini kaybetmeye başlıyor. Onun dışarı çıkmaması için bir neden kalmıyor. Erkek sosyal çevresindeki olgun veya evli erkeklerden hoşlanan genç, zeki, ayakları üstünde durabilen (kendini ispat edebileceği) kadınların ilgisinden hoşlanıyor. Onları çok da suçlamamak lazım ki beğenilmek insanın doğasında var. Bu hoşlanma zamanla daha çok sevilmeye, hala genç veya etkileyici olduğunu göstermeye, anlamaya çalışmaya kadar varıyor. Ve doğal sonuç; Değişen erkek eşine rağmen kendini heyecanlı bir maceranın kollarına bırakıyor. Mazeret ise; eşim beni anlamıyor!

Birbirinden çok farklı olduğu söylenen iki farklı cins aynı içgüdü ile hareket ediyor öyle değil mi?

Eğer eşinizi seviyorsanız ve hep aynı saadeti, pembeliği korumak istiyorsanız eşinizin arkasından yürümeyin. Mesafeyi açmayın. Hep yanında olun. Kadın veya erkek hayatta zaman zaman bocalayabilir, yalpalayabilir. Önemli olan ayağı takıldığında elinizi uzatmanız, seçim yapması gereken durumlarda yanında olmanız, hayata onun durduğu yerden de bakabilmenizdir. Bunu yapamıyorsanız siz isteseniz de istemeseniz de evlilik sadece evcilik olur…

Aynı evde anne veya baba rolü üstlenen, sadece olması gerektiği gibi davranan iki yabancıdan ileri gidemezsiniz.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 344
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 24.11.2007 13:16
çok güzeldi eline saglık sindy.eşler birbirlerinin yanında olmalı