CROHN HASTALIĞI



Ülseratif Kolit ile birlikte Kronik İltihabi Barsak Hastalıkları grubunu oluşturur. Crohn hastalığı sindirim sistemimizin herhangi bir yerinde yerleşebilmekle beraber , en çok ince barsağın kalın barsakla birleşme yerinde, kalınbarsak, rektum ve ince barsaklarda yerleşir. Barsak duvarında kalınlaşma, iç kısmında ülserler ve barsak duvarı içine uzanan ince yarıklar oluşturur.



[COLOR="deepskyblue"]BELİRTİLERİ NELERDİR ?

Kramp tarzında karın ağrısı, özellikle sağ alt karın bölgesinde ele kitle gelmesi,
İshal, zayıflama, ateş
Anal ağrı, fissür, fistül, akıntı
Rektal abseler,
Deri belirtileri, eklem ağrılar


Genelde genç erişkin ve orta yaş grubunda görülür. Kesin sebebi bilinmemektedir.Hastalık bulaşıcı değildir. Belirtiler zaman zaman geriler. Teşhisde ülseratif Kolit ile karıştırılmamalıdır. Hastalığın tanısında Kolonoskopik ve Radyolojik tetkikler başta gelir.

TEDAVİ NASIL YAPILIR ?

Crohn hastalığının tedavisi başlangıçta ilaçla yapılır. Ancak aşağıdaki komplikasyonları ortaya çıktığında kesinlikle cerrahi tedavi gerekir. Bunlar;

Barsağın kalınlaşma nedeni ile tıkanıp gaz- gaita geçişinin durması,
Devamlı veya sık sık tekrarlayan kanamalar olması
Barsaklar arasında fistüller, abseler olması
Anal bölgede abseler, fistüller olması.

Crohn Hastalığında Barsaklardaki Değişimler








Crohn hastalığı da ülseratif kolit ile aynı gruptan, ancak farklı özelliklere sahip kronik iltihabi bir barsak hastalığıdır. Tüm sindirim sistemini etkileyen Crohn hastalığı çok seyrek olarak mideyi ya da yemek borusunu da tutabilmektedir. Her 100 bin kişiden 1-10 kişide görülmektedir. Birinci derece akrabaları arasında Crohn hastalığı bulunan birinin hastalığa yakalanma ihtimali 2-4 kat artmaktadır. Nedenleri tam olarak bilinmeyen Crohn hastalığıyla ilgili değişik teoriler bulunmaktadır. Crohn hastalığında başlatıcı olabilecek mikrobiyal faktörler arasında atipik tüberküloz bakterileri, kızamık, çevresel faktörler arasında da sigara olduğu ileri sürülüyor.

Ülseratif kolitle Crohn hastalığı arasındaki fark şöyle tanımlanmaktadır. Crohn hastalığı tuttuğu organı bölüm bölüm tutar, hastalanmış kısımlar arasında sağlam bölgeler vardır. Öte yandan ülseratif kolit barsağın sadece iç yüzünü döşeyen mukoza tabakasını tutarken, Crohn hastalığında içten dışa bütün duvar hastalığa iştirak eder. Ülseratif kolit yakınmalarının daha alevli olmasına karşın, Crohn daha ciddi bir seyir izleyebilir.

Karnın sağ alt tarafında hissedilen karın ağrısı hastalığın en tipik belirtisi olarak kabul ediliyor. Sulu ishal, kilo kaybı, halsizlik, iştahsızlık da karın ağrısına eşlik ediyor. Hastalık aktif olduğunda veya karın içi abse gibi bir enfeksiyon geliştiğinde ateş görülüyor. Barsak tıkanıklığı riski de Crohn hastalığının yol açtığı sağlık sorunlarından biri. Bu hastalıkların belirtileri söndüğü sürece kişinin iş yaşamı üzerine de kötü bir etkileri bulunmuyor. Aktif oldukları dönemde ise, iş gücü kaybına neden oluyorlar. Her ikisi de kronik, takibi gerektiren, pahalı tetkik ve tedavilerin kullanıldığı hastalıklar olduğu için ülseratif kolitli ve Crohn’lu hastaların bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında bulunmaları, dolayısı ile iş yaşamlarını sürdürmeleri çok büyük önem taşıyor.


Crohn hastalığı ince barsak kanseri riskini biraz arttırmaktadır. Kolo-rektal kanser riski konusunda birbirine zıt veriler olmakla beraber, kalın barsağın yarısından fazlasının tutulduğu, hastalık yaşının 10’u aştığı ve hastalığın erken başladığı vakalarda riskin arttığına inanılmaktadır.

Crohn hastalığının tedavisi, ülseratif kolite göre daha fazla çaba gerektiriyor. Crohn hastalığında tedavi seçeneklerinde tutulum yeri büyük önem taşıyor. İlaç tedavisinde başlıca aminosalisilatlar, immunosupresifler, antibiyotikler, probiyotikler ve immunomodülatörlerin kullanıldığı belirtiliyor. Bu ilaçların duruma göre kombinasyonlar halinde verilmektedir.

Crohn’lu vakalarda sıklıkla çeşitli cerrahi girişimlere başvurulur. Bu nedenle Crohn hastalığı, gastroenteroloji ve genel cerrahi uzmanlarınca yakın işbirliği içinde izlenmelidir. Hastalar arasındaki yaygın inanışın aksine barsağın tutulan kısmının ameliyatla çıkarılması, hastalığın sona erdiği anlamına gelmez. Ameliyat sonrası dönemde genellikle ince barsak tarafında hastalığın nüks ettiği görülür. Bu nedenle özellikle barsağın bir kısmının kesilip çıkarılması tarzındaki cerrahi girişimlerden, kesin indikasyonlar olmadıkça, barsağın gittikçe kısalmasına yol açacağı için kaçınılır. Günümüzde iltihabi barsak hastalıklarının tedavisindeki en önemli ilerleme, hastalığa neden olan mekanizmaların anlaşılmaya başlanmasıyla geliştirilen ve iltihabi olaylarda rolü olan sitokinleri bastıran tedavilerin kullanıma girmesidir. Zamanla bu yeni tedavi yönteminin fayda ve zararları konusunda daha fazla bilgi sahibi olacağız.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1344
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 05.07.2008 18:33
Paylaşımın için teşekkürler cihanasran.
CA-CHALLENGE Tarih: 05.07.2008 12:51
paylaşılmayan ve okunmayan her bilgi toprak içine gömülü hazineden farksızdır.