Taka Gazetesi, Karadeniz’in efsane ismi Erkan Ocaklı’nın İstanbul’daki evine konuk oldu.

Karadeniz müziğinin duayeni olan ve 40. sanat yılını dolduran, son dönemde pankreas tümörü ve zehirli goitre hastalığı ile mücadele eden Erkan Ocaklı ile İstanbul’daki evinde sohbet ettik. Geçirdiği zorlu ameliyatın ardından, istirahate çekilen Erkan Ocaklı çocukluğundan bugüne 40 yıllık sanat yaşamını ve hiç bilinmeyen yönlerini anlattı.



ERKAN OCAKLI: Öncelikle hoş geldiniz, şeref verdiniz. Ülkemin insanlarısınız. Evimi size açmayacağım da, kime açacağım. Bugüne değin bir çok televizyon kanalı, bizim en popüler anlarımızda bile, bize ekranı çok gördüler. Ama bazı şeyler değişti. Şimdi Erkan Ocaklı’nın hayranları var. Kötü günlerimize bile bizi unutmuyorlar. İşte adıma düzenlenen gecede gördünüz bunu yaşadık. İnsanlar gözyaşları içinde Ocaklı’ya sarıldılar. O gece Trabzon insanı bana vefa borcunu ödedi. O insanlara çok bedel borcum var. Allah herkesten razı olsun. 1700 kişilik salonu 4 bin kişinin hıncahınç doldurması muhteşemdi.

TAKA: Katılım 5 bin kişinin üzerindeydi. Bir çok insan da salona giremeyip geri döndü…

ERKAN OCAKLI: Tevazu olsun diye söylüyorum. Beni ameliyat eden doktorum bile kapıdan geri dönmüş. Bugün öğrendim. Tabi bunları izleyemezdim orda. Büyük bir coşku yaşadım. Daha doğrusu ektiğim tohumun meyvelerini aldım. Bu hasta halimle çıkmak istemedim ekranlara ama insanlar beni merak ediyorlar.

Görüşemedikleri için kırılan insanlar olmuş. Hastaneye de geldiler. Eşim kapıdan içeriye koymamak için görevlendirilmişti adeta. Profesörlerin talimatı vardı. Vücut direnci ameliyat sonrası çok zayıf olduğu için enfeksiyona karşı dikkatli olmaya çalışıyorduk. Erkan Ocaklı bir şey kapabilir diye her türlü ziyareti engellemek zorundaydılar. Hastalığım çok ağır olduğu için izin verilmedi. Çoğu kardeşlerim ancak beni ancak göz ucuyla görebildi. Kimisi ise hiç göremedi.

Bu hususta yüreklerinde minicik olsa da bir kırgınlığı olan varsa onlardan yüzbin defa özür diliyorum. Şu anda tedavimin birinci ayına dahi girmedim. Kurtulduğuma inanamıyorum. Tedavim yoğun bir şekilde devam ediyor. Şu halimle hem gecede huzurlarına çıktım hem de ilk defa gazeteci olarak sizi evimde ağırlıyorum. İnsanlara binlerce teşekkür ediyorum.
TAKA: Allah’tan acil şifalar diliyorum. Biraz küçüklüğünüze inmek istiyorum. Sizin yaptığını müzik ile günümüzde yapılan Karadeniz müziği arasında dağlar kadar fark var. Sizi farklı yapan neydi?
ERKAN OCAKLI: Benim zamanımda müziğimiz Trabzon’un içine bile inmemişti. Karadeniz türküleri Trabzon’un içinde bile dinlenmezdi. Nerden bahsettiğimi düşünebiliyor musunuz? Rahmetli Hüseyin Köse, Bahattin Çamurali, şu anda aklıma gelmeyen daha çok sanatçı hatta aralarında Ali Karaoğulları gibi çocukluk arkadaşlarım da var, bu arkadaşların türküleri ve plaklarıyla insanlar tatmin oluyordu ama yine de pek yaygınlaşamıyordu bu türküler.
Fakat ne zamanki türküleri kemençeden bağlamaya döktüm, sanki milletimiz bir can simidi gibi bağlama ile yapılan müziğe sarıldı. Bütün toplum hanımı ve erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla, hacısı ve hocasıyla beni her yerde rahatlıkla ve alın açıklığıyla dinlemeye başladılar.
Erkan Ocaklı kasetleri her yerde çalmaya başladı. Bunu eskilerin gösterdiği tutuma ille de kemençe ile çalınan müziğe bir tepki anlamında söylemiyorum, farklılığa dikkat çekmek istiyorum.
Benim o tek sazla yaptığımı İstanbul’da yakaladığım radyo sazları ile birleştirdim ve çok sazlı bir ortam oluştu. Hatta radyo repertuarına bile geçen türkülerimiz oldu. Mesela “Maçka Yolları Taşlı” daha düzgününü söylersem “Yayla Yolları Taşlı, Geluyu Güzel Başlı, Ne Oluyu Sana Yarim”’ gibi, türkülerim yavaş yavaş dilden dile, kulaktan kulağa Türkiye sathında yayılmaya başladı. “Mısırı Kuruttun mu” parçasıyla popülariteyi daha da yakaladım.
Ferdi Özbeğen’lerin bir taverna müzik anlayışı vardı. Klavyeyi, yani orgu Karadeniz müziğine oturtabilir miyim diye düşündüm. Bunu ilk denediğim “Lahana Disko” idi ve o albümde de yeni parçalarımı 1985’ten sonra diskolaştırdım. Hatta albümün üzerine de yazdım “Lahana Disko” diye. Ardından “Mısır Disko” gibi bir türküyü okudum. Arkanıza baktığınız zaman Erkan Ocaklı’nın müziğini bir yerlere götürmeye çalıştığını görürsünüz.
Müziğim aldı başını gitti. Hal böyle olunca, aramıza günden güne yeni gençler katılınca Karadeniz müziği daha da farklılaştı. Bir gün gencin biri geldi “Hocam müziğim nasıl oldu?” dedi. Dinledim. Kemençe ve farklı enstrümanlar kullanmış. Pop tarzı bir Karadeniz müziği idi. Dedim ki “Sakın Kravat takma ve ceket giyme! Bir tişörüt giy pantolonu da yırt!” Dedi ki “Abi olur mu?”.

Lazı modernleştirmeye ve gençliğin önüne atmaya çalışıyorum. Dediğimi yaptılar. Kimi deniz kenarında horon oynadı, kimi dağda kimi bayırda oynadı, şimdi bakıyorsunuz Karadeniz müziği nerelere geldi. Ha bu arada ne oluyor. Bayağı 400’e yakın eser yapmışım. Kiminin sözü benim kiminin müziği benim. Birilerinin dokunması, birilerinden alınma olabilir. Fakat bakıyorsunuz Ocaklı’nın müziklerine değmeden bir eseri tamamlayamıyorlar. Her yerde Erkan Ocaklı var.

TAKA: Siz Ocaklı soyadı ile müziğin ocağını yakmışsınız.

ERKAN OCAKLI: Teşekkür ediyorum güzel bir yakıştırma oldu. Çok hoşuma gitti. Sizden bana hatıra kalsın bu. Erkan Ocaklı’yı çoğu kez tartışırlar. Nerelidir diye. Artvinli midir diye. Rahmetli Babam ve annem Artvin’in Arhavi ilçesindendirler. Babam 1948 yılında Trabzon’a Orman Memuru olarak atanmasıyla birlikte Trabzon’a gelirler.



Ben 1949 yılında Trabzon’da doğarım. 1950 yılında babamın tayini Trabzon’un Yomra ilçesine çıkar. Bunu ilk defa itiraf ediyorum bu gizli bir geçiştir. Burada Türkan adında bir kızkardeşim olur. Daha sonra babamın tayini yine Maçka’nın Ağursa diye bir köyüne çıkar. Ağursa’da Perihan adını verdiğimiz yeni bir kızkardeşim doğar.
Yeni ismi varmı bu köyün. Bilmiyorum benim zamanımda Rumca isimler vardı. Akarsu olabilir. Vallahi bilemem. Önemli olan benim içimde çocukluğumun geçtiği o Rumca isimler hala var. Daha sonra babamın tayini yine Larhan’a çıkar. Sonra Kudulu’ya. Orada da 1956 yılında Mehmet Ocaklı doğar. Biz 4 kardeşiz. 2 kız 2 oğlan. İlkokulu Coşandere Kınalıköprü dediğimiz köyde bitirdim. Hatta Sümela Manastırı’nın olduğu yerde babam uzun yıllar kalmıştır. Okumak için köyde ağanın oğullarına bırakmıştı beni. Meryemana’ya giderken Coşandere tesisleri var. Onların sahipleninin kucaklarında büyüdüm.
Onlar ağamızın oğullarıdır. İlkokulu orada bitirdim. Ortaokulu Trabzon Maçka’da bitirdim çünkü Maçka’da lise yok. Lise okumak için Trabzon Lisesi’ne gönderdi beni babam ama Trabzon’da kira ödeyecek halimiz yok çünkü babam memur. Beni yatılı verdi liseye. Liseyi de Trabzon’da bitirdim. 1967 mezunu olabilirim. 1968’den sonra beni cenabı Allah demekki bugünleri görecekmişim diye İstanbul’a gönderdi. İstanbul’da biraz kızkardeşimin yanında kaldım ondan sonra Fındıkzade’de Trabzon Öğrenci Yurdu’na geçtim. Orada kalırken üniversiteyi de kazandım.
Bu arada bir özel okulda okudum ve bir yılım orada heba oldu. Babam “Oğlum paramız yok ben seni okutamam, devlet okulunu kazan” deyince ben de devlet okuluna muhakkak gireyim diye puanım yüksek olmasına rağmen kimsenin tercih etmeyeceği Zooloji ve Botanik bölümüne girdim. 292 Fen puanım var, benden 40 puan düşük olan birisi var Ali Rıza Birinci, burdan ona selam olsun 252 Fen puan ile Çapa Tıp Fakültesi’ne girdi. Adam doktor olacak biz olduk hayvan doktoru. Bu beni biraz etkiledi.
Ama ne yapacaksınız hayat böyle babamın fakirliği yüzünden para gönderme imkanı olmayışı bizi bunu kabul etmeye zorluyordu. Uzun zaman Mine Koşan’a düğün salonlarında bağlama çalarak paramı kazandım. Nuri Sesigüzel ve Ahmet Sezgin’e de çalıyordum. Müzik kariyerini yakalayınca 1971 yılının Nisan ayında birinci plağımı çıkarmış oldum. “Tara Saçını Tara” müzik piyasasında bomba etkisi yaptı.
Şarkı bir tutu pir tutu. Hemen memleketten geri döndüm. İstanbul’da büyük olaylar var. İstanbul’da hemen ikinci plağı yaptık. “Ne annem Var Ne Babam”. “Tara Saçını Tara” parçasıyla Karadeniz’de tutuldum, “Oy Eminem” ve “Ne Annem Var Ne Babam” parçasıyla da bütün Türkiye’nin gündemine oturdum. Urfalı insanların benim o plağımı dinlediğine gözümle şahit oldum kulaklarımla duydum.
Orada da sanatçı kulvarına girdiğimi anladım. Hemen tek sazla bana sahne teklif edildi. Nuri Sesigüzel, Turan Engin, Güven Yapar, Yıldız Tezcan gibi kardeşlerimle 1972 yıllarında Taksim Tepebaşı Gazinosu’nda bazen Nuri beyin de üzerinde assolist olarak beni sahneye çıkardılar. Tek sazla assolist niye olmayayım ki? Assolistin kim olacağını halk tayin eder.

Halk akın ediyor. Bu zamanın Tarkan’ı, o zamanların Erkan’ı. Saçlarım böyle kıvırcık. Kulaklarım görünmüyor. Bıyıklarım var, kürkler giyiyorum. Çok muhteşem sanatım ile özdeşleşmiş bir yaşamım vardı. 1973 yılında Avrupa Turnesi teklif edildi. Yıldıray Çınar, Şükran Ay (Savaş Ay’ın annesi), Yılmaz Köksal, Hakkı Bulut. Hakkı Bulut ile 4 yıl yatak arkadaşı olduk. O Kürt, ben Laz, orası da hep Laz ve Kürt dolu. Beni Avrupa’ya götürmek isteyen bir organizatör Hüseyin Çakmak adında abi vardı beni kandıramazdı ucuz fiyata, gelirde annem ve babamı ikna etmeye çalışırdı.

Babam derdi ki “Oğlum bu adam iyi bir adamdır git bununla” Şimdi Müslüm Gürses’e menajerlik yapıyor. Çok kavgalar etmiştim onunla. Fakat şimdi ağladığıma gore demekki onu seviyormuşum. Ekmek yediğimiz insanları unutmak nankörlük olur. Paraya karşı her zaman insan sevgisini tercih ettim. Bu tutumum Erkan Ocaklı’yı doğurdu. Babalığı ve kalıcılığı doğurdu. Ben hep parayı alır giderim, bana paramı verin derseniz bu sevda oluşmaz.

ERKAN OCAKLI: O şarkıda gerçek bir aşkı anlatıyorum. Rumca ile kemençedeki türkülerin yan yana paralellikleri de var. İnkar edemeyiz. Çünkü bizim orda bir Rum Pontus devleti vardı. Bu tartışmalar uzar da gider. Kemençe kültürü Rumlara dayanıyor olabilir. Bunun tartışmasını ne ben ne de Volkan Konak yapabilir.

Ben sadece türkümü okurum. Güzeldi kaybana. Bulunduğum bölgedeki o kokuları sazımın tellerine koyarak söyledim. Horon aynı horon. Türkü aynı türkü. Sevda aynı sevda. Eminem türküsünde sevdalı kızımız da eğer gerçek Emine’yi soruyorsanız o benim kapı komşumun torunuydu. İsim farklı. O emine değildi. Neden değildi gizledim çünkü. O benim dürüstüğümdendi. Kızın gerçek adını gizledim. Ben türkümü okuduğum zaman kız deşifre olacaktı. Bunu göze alamadım. Bunu simgeleştirdim. Dedim ki Emine ismi Karadeniz’de nasılsa çok. Emineler sevmeye ve sevilmeye devam ediyor. Aşk sonsuzdur.


Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 6133
favori
like
share
NaZ Tarih: 16.11.2008 14:12
ALLAH rahmet eylesin mekani Cennet olur insaallah

ALLAH ailesine ve sevenlerine sabirlar versin
emrelush Tarih: 28.09.2008 05:15
allah acil şifalar versin
sandal2 Tarih: 12.09.2008 11:05
allah acil şifalar versin
ailesine ve sevenlerinede geçmiş olsun
eegpty Tarih: 12.09.2008 10:31
harika
Hakan Tarih: 08.09.2008 22:02
Yüce rabbim acil sifalar versin insallah. :260:
samet23 Tarih: 07.09.2008 15:20
super:::::::::::::
desertpoyraz Tarih: 10.04.2008 15:41
Benim için seni görmek suya benzer
Seninle yasamak ise nefes almaya
vay be
BoardBeLasi Tarih: 19.12.2007 12:54
Allah acil sifalar versin
oLci Tarih: 18.12.2007 19:13
acil şifalar dilerim