Bir gün köye gitmiştim. Orada bir anaç tavuğun etrafında on tane kadar civciv vardı. İlgimi çekti, bir kenarda uzun uzun izledim onları. Bir ara gökte bir karga belirdi. Anaç tavuk garip bir ses çıkardı. Hemen civcivler koşarak annelerinin altına sığındı. Karga uzaklaşınca, farklı bir sesle civcivlere seslendi, civcivler de dağılıverdi. Sonra anaç tavuk yeri eşelemeye başladı, yenilecek bir şey bulmuş olmalı ki, daha farklı bir sesle yavrularını başına topladı. Herhalde her bir sesin farklı bir anlamı vardı. Çünkü civcivler ahenkle o şefkatli seslerin ritmine uyuyorlardı. Onlar o halleriyle o kadar şirinlerdi ki, birini alıp seveyim dedim. Biraz yaklaştım. Anneleri yine garip bir ses çıkardı ve bana şiddetle saldırdı. Ben de korkup kaçtım. “Şefkat, tavuğu aslana saldırtır, onu kahraman eder” derler, demek doğruymuş dedim. Evet, ne güzel bir aileydi! Doğrusu imrendim onların o hâline. Bir yanda saf bir şefkat, diğer yanda tam bir mutluluk…

Tabi, gözlerim onların o tatlı hâlini seyrederken aklım da diğer hayvanlara gitmedi değil. Düşündüm, aynı şefkat ve uyum onlarda da var. Hatta bir bakıma canavar olan aslan, kaplan, sırtlan da yavrusuna karşı aynı ölçüde şefkat gösteriyor. Hem sadece hayvanlar mı, bitkiler de yavrularına karşı şefkatli. Meselâ, “incir ağacı kendisi çamur yer, yavrusu olan yemişine en tatlı gıdayı verir” diyor Bediüzzaman Said Nursi. Kısaca, terbiyenin, gıdası, havası, suyu şefkattir diyebiliriz. Şefkat sayesinde yavruların karakter ve kabiliyetleri gelişip serpiliyor, ileride tıpkı anne ve babaları gibi oluyorlar. Terbiye için vazgeçilmez evrensel bir kanun bu.



Şefkatin kaynağı: Rahmân ve Rahîm

Gelelim insanlara… Şefkatin kaynağı olan Rahmân ve Rahîm isimleri, Kur’ân-ı Kerimin bütün surelerinin başında yer alıyor: “Rahmân, Rahîm olan Allah’ın adıyla…” Demek en iyi kul terbiyesi şefkatle oluyor ki, bu isimler her sûrenin başında yer alıyor.

Hem, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberin (a.s.m.) en seçkin vasfı şefkattir. Demek en iyi ümmet terbiyesi şefkatle oluyor ki, Allah, peygamberini, bütün ümmetini kucaklayacak kadar engin bir şefkatle donatıyor.
Ayrıca Bediüzzaman gibi âlimlerde mesleğin temel esaslarından birisi şefkattir. Demek en iyi talebe terbiyesi şefkatle oluyor ki, şefkati mesleklerinin temel taşı yapıyorlar.

Özellikle Yusuf Sûresinde Yâkûp’un (a.s.) baba şefkati pek önemle dikkate veriliyor. Demek en iyi evlât terbiyesi şefkatle oluyor ki, Kur’ân Yâkûp’un (a.s.) şefkatini örnek olarak gösteriyor.

Kul, ümmet, talebe, evlât… Hangisi olursa olsun, hepsinin terbiyesinde asıl rolü oynayan şefkat. Kabiliyetler, istidatlar ve en güzel ahlâklar şefkat ortamında yeşeriyor. Bunda hiç şüphe yok.


[COLOR="lemonchiffon"]Şefkat kötüye de kullanılabilir

Yalnız çocuk için şefkatin kötüye kullanılması veya yanlış bir şekilde onlar üzerinde kullanılması da söz konusu olabiliyor. Yirmi Dördüncü Lem’a’da Üstad Bediüzzaman şefkatin kötüye kullanılmasını şöyle özetliyor:

“Hanımlarda (şefkat sebebiyle) gayet yüksek bir kahramanlık var. Bu kahramanlığın inkişafı ile hem hayat-ı dünyeviyesini (dünya hayatını), hem hayat-ı ebediyesini (ahretteki ebedî hayatını) onunla kurtarabilir. Fakat bazı fena cereyanlarla (kötü akımlarla), o kuvvetli ve kıymettar seciye inkişaf etmez (o değerli şefkat gelişmez). Veyahut sû-i istimal edilir (kötüye kullanılır). Yüzer numunelerinden bir küçük numunesi şudur:

“O şefkatli valide, çocuğunun hayat-ı dünyeviyede (Dünya hayatında) tehlikeye girmemesi, istifade ve fayda görmesi için her fedakârlığı nazara alır, onu öyle terbiye eder. ‘Oğlum paşa olsun’ diye bütün malını verir, hafız mektebinden alır, Avrupa'ya gönderir. Fakat o çocuğun hayat-ı ebediyesi tehlikeye girdiğini düşünmüyor. Ve dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor; Cehennem hapsine düşmemesini nazara almıyor. Fıtrî şefkatin tam zıddı olarak, o mâsum çocuğunu, âhirette şefaatçi olmak lâzım gelirken dâvâcı ediyor. O çocuk, ‘Niçin benim imanımı takviye etmeden bu helâketime sebebiyet verdin?’ diye şekvâ edecek. Dünyada da, terbiye-i İslâmiyeyi tam almadığı için, validesinin harika şefkatinin hakkına karşı lâyıkıyla mukabele edemez, belki de çok kusur eder.”

Burada dikkat edilmesi gereken hususun altı çizilmesi gerekirse o da, şefkatten gelen gayret, çocuğun hem dünyasını hem de ahiretini kurtaracak şekilde kullanılmalı. Bunun sonucu hiç şüphesiz hem çocuk hem de aile için dünya ve âhiret saadetidir.


[COLOR="lemonchiffon"]Anne baba şefkatini doğrudan göstermeli

Malûm, çocuk, yaratılışı gereği anne ve babasından bizzat kendisine şefkat gösterilmesini ister. Bazen, çevrenin etkisiyle anne ve baba çocuğuna yeterince şefkat gösteremiyor. Şayet anne evdeki eşyaya veya tutkusu olduğu şeylere, hattâ yeni dünyaya gelen çocuklarına, o çocuktan fazla ilgi gösteriyorsa, çocuk buna karşı tepkisini bir şekilde göstermeye başlar. Onlara düşman kesilir. “Annemin bana olan şefkatini onlar elimden alıyor” diye onları kırıp dökmeye başlar. Baba da kendi işine ve tutkularına karşı, çocuğundan fazla ilgi gösteriyorsa, durum yine aynı olur. Çocuk evde huzur kaynağı iken zarar verici bir unsur hâline gelir. Büyüdükçe, bilinçli veya bilinçsiz, anne babasıyla zıtlaşır. “Sanki ben onların umurunda mıyım?” der, daha söz dinlemez hâle gelir. Aile içi iletişim kopar, o ailede huzur da kalmaz. Baştaki anaç tavuk misalinde olduğu gibi, anne baba, şefkatlerini çocuklarına doğrudan göstermelidir.

[COLOR="lemonchiffon"]Eşler arası mutluluğun sırrı: Fazilet

Gelelim karı koca ilişkisine. Kur’ân, mehir ile ilgili hükümleri açıklarken iletişim ve huzurun en temel esprisini şöyle ifade ediyor: “Aranızdaki fazileti unutmayın (yani ihmal etmeyin)!” (Bakara Suresi, 237)

Eğer karı koca birbirlerinin kötü yanlarını görüyor ve fırsat buldukça da bunu dillendiriyorsa, aralarındaki sevgiden her defasında bir parçayı yok ediyorlar demektir. Bir müddet sonra ortada sevgiyle paylaşacakları bir şey de kalmaz. Onun için Kur’ân eşinin kusurlarını tamamen örtmeyi, onları dillendirmemeyi tavsiye ediyor. Hattâ birbirlerinin üstün yanlarını devamlı hatırlamalarını emrediyor. Övücü sözlerle birbirlerini taltif etmelerini, üstün yanlarını dile getirmelerini, hattâ birbirlerinin üstün yanlarını taklit etmelerini dikkatlere sunuyor. Zaten sevgi paylaşıldıkça artar. O zaman aile içinde sevgiyle paylaşılan çok şey olur. İletişim güçlenir ve aile içine huzur dolar.

“Ne mutlu o kocaya ki, kadınının diyanetine bakıp taklit eder; refikasını hayat-ı ebediyede kaybetmemek için mütedeyyin olur. Bahtiyardır o kadın ki, kocasının diyanetine bakıp ‘Ebedî arkadaşımı kaybetmeyeyim’ diye takvâya girer.

Aile iletişiminde çocuğun görevi: Hürmet

son olarak, çocukların anne ve babalarına karşı tutumları nasıl olmalı? Kur’ân çocukları beş mertebe hürmet ve şefkate davet ediyor. Dünyadaki başarının, ahiretteki mutluluğun kaynağını belirtiyor:

“Anne ve babaya iyilikte bulunun. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına erişecek olursa, onlara sakın ‘Öf’ bile deme, onları azarlama, onlara güzel söz söyle.

“Onlara merhamet ve tevâzu kanadını ger ve de ki: “Ey Rabbim, nasıl onlar beni küçükken besleyip büyüttülerse, Sen de onlara öylece merhamet buyur.”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 431
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 06.12.2007 17:25
güzeldi eline saglık sindy
Grace Tarih: 05.12.2007 11:01
Güzel bi paylaşımdı teşekkürler