Başörtüsü ile ilgili araştırmalardan ikisini ele alıp birkaç yazı yazmıştım. Bu yazılara gelen çeşitli tepkiler oldu, birisi mealen şöyleydi: "Uçak düşüyor, insanlar ölüyor, siz hala bir bez parçası ile meşgul oluyorsunuz, cehenneme en önce siz gireceksiniz!".

Daha öncesine ait tepkiler içinde ortak olan bir ifade de şöyle idi: "Sizin başka işiniz, derdiniz yok mu, neden hep başörtüsü konusu ile meşgul oluyor, kapanmış bir konunun üstünü açmaya çalışıyorsunuz?"

Evet tepkiler ve tespitler böyle ama işin gerçeği böyle değil; çünkü bu probleme sebep olanlar başörtüsünü yasaklayanlardır, mağdur olanlar çözüm istemekte, onlar buna karşı direnmektedirler. Bununla da yetinmeyip ikide birde alan araştırmaları yaptırmakta, bazıları tarafsız olmayan, hedefi belli sorular ve yönlendirmelerle belli sonuçlar elde edip bunun üzerinden tedbirler almaya çalışmaktadırlar. Hasılı işleri güçleri başörtüsü olanlar öncelikle yasakçılardır. Bunların mağdurlara dönüp "Niçin bizim çözdüğümüz (yasakladığımız) bir konu ile uğraşıyorsunuz, neden vazgeçmiyorsunuz?" demeleri, "Size işkence ediyoruz, canınız da acıyor, bunu biliyoruz, ama niçin ağlayıp sızlıyor, acı çektiğinizi belli ediyorsunuz" demek gibidir.

Başörtüsü ile ilgili son araştırmada güya, türban giyenlerin sayısının arttığı tespit edilmiş. Ben başörtüsünün dini bir vecibe olduğuna inanan bir Müslüman olarak bu sonuca sevinirim, "keşke böyle olsa" derim. Ama bakıyorum ortaya çıkarılan sonuç hem doğru değil, hem de masum (tarafsız, nötr, yalnızca gerçeğin bilinmesine yönelik) değil.

İşten anlayanların söylediklerine göre bu artış, "türban" ile "başörtüsü" kelimelerinin anlamları ve kullanılışları konusundaki karmaşıklıktan ileri gelmektedir; ortada gerçek ve önemli bir artış yoktur.

Bu sonuç masum da değildir, basamak yapılarak hak ve özgürlükler kısıtlanmak, demokrasinin şartı olan bir sivil anayasanın kabulü engellenmek istenmektedir.

Masum olmayan bu sonuç/gerekçe hukuki de değildir; çünkü kimse kimseyi başını örtmeye zorlamadıkça "bin yıldır Müslüman olan bu ülkenin çocukları kültürel genlerinin gereği olarak dine dönüyorlarsa" buna hukukun bir diyeceği olamaz. Dindarlaşma değil de dinden uzaklaşma gelişsin diye hak ve özgürlükleri kısıtlamaya kalkışmak ise ne hukuk, ne de demokrasi ile bağdaşır!

YÖK üyelerinden birine bu sonuç sorulduğunda "Bunun sebebi mevcut iktidarın tutumudur, yapıp ettikleridir" demesine hayret etmekten kendimi alamadım. Hayret ettim çünkü sebep ile sonucu karıştırıyordu bu akademisyen. Gerçekte mevcut iktidar henüz yasakları kaldıramadığı için başını örtenlerin sayısını arttıracak bir şey yapmış olamazdı. Ama ülkemizdeki dindarlaşma arzusunun, mevcut kadroyu iktidar yapan amillerin önemli birisi olduğunda şüphe yoktur; yani başörtüsü iktidardan değil, iktidar başörtüsünden çıkmış gibidir.

Bunca olumsuzluğa, engellemeye, telkine karşı hala genç kızlarımız ve hanımlarımız başlarını örtüyorlar ve yasakları kaldıracağını umdukları kadroları iktidara taşıyorlarsa siyaset ve bilim adamlarının at gözlüğünü çıkarıp "din, iman ve tarihin" ne büyük bir güç olduğu, bu güce karşı savaşmak yerine ondan istifade etmenin yollarını bulma üzerinde düşünmeye başlamaları gerekir.

Yazar : Hayrettin Karman

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 398
favori
like
share
KaHiN Tarih: 26.12.2007 13:13
Aramıza Ho$qeLdin lafillemare :3:
lafillemare Tarih: 26.12.2007 13:11
[FONT="Franklin Gothic Medium"]Kahin'i tebrik ediyorum keşke herkes basmakalıp fikirlerinden bir an için sıyrılıp şu yazının mantığını anlabilse
MaRaBoGLu61 Tarih: 06.12.2007 17:09
Bu sonuç masum da değildir, basamak yapılarak hak ve özgürlükler kısıtlanmak, demokrasinin şartı olan bir sivil anayasanın kabulü engellenmek istenmektedir.
Aynen böyle düsünüyorum