TAİFE-İ MENSURE

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın sebeplerini izah edip ilacını gösterdiği hevaya tabi olma fitnesi, ümmeti gruplara bölen büyük bir bela olmuştur. Bu fitne ümmeti her grubun kendi yanındakiyle sevindiği fırkalara ayırdı. Hizipçiliği teşvik edip gruplaşmaları oluşturdu ve Müslümanlar arasında düşmanlığı başlattı. Bundan sonra türeyen sapık fırkalar, ümmetin zaaflarını faş ederek düşmanlara kapı açtı. Onlara müslümanların noksanlarını göstererek ümmetin güç kaynağı birliğinin parçalanmasına zemin hazırladı.
Bu olumsuzluklara rağmen Allah dinini kıyamete kadar korumayı dilemiştir.
Tarihi süreci içerisinde Taife–i Mensurenin siretine baktığımızda onların sahih ilimle meşgul olduğunu, taşkınların tahrifine karşı durduğunu, batıl ve ehlini; Kitap ve sünnetle bertaraf ettiğini görmekteyiz.
Bu taifenin böyle adlandırılmasının sebebi, Allah’ın dinine yardımı birinci vazife edindikleri içindir. Allah–u teala: {Eğer Allah’ın dinine yardım ederseniz, Allah da sizlere yardım eder ve ayaklarınızı (hak üzerinde) sabit kılar} buyurmaktadır. Taife–i Mensurenin Akide, ibadet, ahlak, siret, davet, siyaset vb. hususlarda Kitap ve sahih sünnetin dışında dayandıkları bir merci ve istifade ettikleri bir kaynak yoktur. Her meselede Kitap ve sahih sünnete müracaat etmek, anlaşmazlık meselelerini Kitap ve sahih sünnete göre halledip çözmek ve her olay ve ferde Kitap ve sünnet çerçevesinde yaklaşmak onların tek düsturudur.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) hadislerinde Taife–i Mensureyi sıfatlarıyla bildirmiştir. O hadisler şöyledir:
1– Ebu Hureyre (r) dedi ki: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır’ buyurdu.”
2– Enes b. Malik (r) şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Şüphesiz İsrail oğulları yetmiş bir gruba ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş iki fırkaya ayrılacaktır. Bir dışında onların hepsi ateştedir. Onlar da cemaattir’ buyurdu.”
3– Avf b. Malik (r) şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Yahudiler yetmiş bir fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir, yetmiş bir ateştedir. Hıristiyanlar yetmiş iki fırkaya ayrıldı, onlardan bir fırka cennettedir yetmiş fırka ateştedir. Muhammed’in canı elinde olan Zata yemin ederim ki ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, onlardan bir fırka hariç yetmiş ikisi ateştedir’ buyurdu. Ya Rasulellah, onlar kimlerdi denildiğinde? Resulullah: ‘Onlar cemaattir’ buyurdu.”
4– Ebu Umametü’l–Bahili (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘İsrail oğulları yetmiş bir ve yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bu ümmet ise bir fırka artacaktır. Sevad–ı azamın dışında onların hepsi ateştedir’ buyurdu. Ebu Umame’ye bir kimse: Bu söylediğin kendi görüşün mü, yoksa onu Rasulullah’tan işittin mi dedi? Ebu Umeme: O halde ben çok cüretkârım! Aksine bunu Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan birçok kere işitmişimdir diye karşılık verdi.”
5– Sa’d b. Ebi Vakkas (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘İsrail oğulları yetmiş bir millete ayrıldılar. Ümmetimde yetmiş üç millet olmadan geceler ve gündüzler gitmeyecektir’ (kıyamet kopmayacaktır) buyurdu.”
6– Abdullah b. Amr (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘İsrail oğullarının başına gelen şeyler aynısıyla adım adım bu ümmetin de başına gelecektir. Onlar içerisinde aleni olarak annesine gelen olduğu gibi, ümmetimden de aynı fiili yapan kimseler bulunacaktır. İsrail oğulları yetmiş bir fırkaya ayrıldılar. Ümmetim de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Onlardan bir fırka müstesna diğerleri ateştedir’ buyurdu. Rasulullah’a kurtulan fırka kimdir? Denildiğinde. Rasulullah: ‘Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir’ buyurdu.”
7– Muaviye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gün bizim içimizde iken ayağa kalktı ve: ‘Sizden önceki Ehl–i Kitap yetmiş iki gruba ayrıldı, bu ümmet de yetmiş üç gruba ayrılacaktır. Onlardan yetmiş ikisi ateşte bir grup kurtulacaktır. O da cemaattir. Ümmetimden bir topluluk türeyecek, kuduz hastalığının sahibinin bütün kas ve damarlarına sirayet ettiği gibi –Yahudilerin ahlakı olan– heva ve hevese tabi olma onlara sirayet edecektir’ buyurdu.”
Bu hadislerin işaretiyle asıl üzere sebat edip, sahih sünnete sımsıkı tutunup kurtulan fırkanın tarifi ve onların sıfatları açıklanmıştır. Onlar sünnete sımsıkı tutundukları için ihtilaflardan kurtulmuşlardır. İnşallah ahirette de ateşten kurtulacaklardır.
Fırka-ı Naciye
1– Ömer b. El-Hattab (r) dedi ki: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetimden bir taife kıyamete saatine kadar hak üzere zahir olmaya devam edecektir’ buyurdu.”
2– Sevban (r) dede ki: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetinden bir taife hak üzere galip olarak devam edecektir. Allah’ın emri gelene kadar onlar hak üzerinde hep öyle sebat edeceklerdir. Muhalif olanlar onlara zarar veremeyecektir’ buyurdu.”
3– İmran b. Husayn (r) şöyle dedi: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetinden bir taife, sonuncuları Mesih–i Deccal ile savaşana kadar –kendileriyle savaşan kimselere galip gelerek– hak için cihat edecektir’ buyurdu.”
4– Cabir b. Abdullah (r) şöyle dedi: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) yi işittiğimde: ‘Ümmetimden bir taife kıyamet gününe kadar hak üzere savaşarak muzaffer olmakta devam edecektir. Nihayet Meryem oğlu İsa, iner ve Müslümanların emiri ona: Gel bize namaz kıldır der. Bunun üzerine İsa: Hayır, Allah’ın bu ümmete bir ikramı olarak sizin bir kısmınız diğer bir kısmınız üzerine emirsiniz der’ buyuruyordu.”
5– Seleme b. Nufeyl (r) dedi ki: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Savaş vakti şimdi geldi. Ümmetimden bir taife insanlar üzerinde muzaffer olmaya devam edecektir. Allah–u teala bu taifeyle birçok toplulukların gönüllerini yüceltecek de onlar bu sebeple Allah’ın düşmanlarıyla savaşacaklardır. Allah da onları bu hal üzere rızıklandıracaktır. Müminlerin diyarı Şam’dır’ buyurdu.”
6– Abdullah b. Amr ve Ukbe b. Amir (r) şöyle dediler: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetimden bir topluluk Allah’ın emri üzere muzaffer olarak savaşmaya devam edecektir. Onlar bu hal üzere oldukları sürece muhalifleri kıyamete kadar onlara zarar veremeyecektir’ buyurdu.”
7– Ebu Hureyre (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetimden Allah’ın emrini hakkıyla yerine getirecek bir taife devam edecektir. Onlara muhalefet edenler, bu taifeye zarar veremeyecektir’ buyurdu.”
8– Kurre b. İyas (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Şam halkı bozulunca sizde hayır yoktur. Ümmetimden bir taife Allah’ın yardımıyla muzaffer olmaya devam edecektir. Onlara arka çıkmayanlar kıyamet saatine kadar onlara asla zarar veremeyeceklerdir’ buyurdu.”
9– Cabir b. Semure şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Bu din daima dimdik ayakta duracaktır. Kıyamete kadar Müslümanlardan bir taife onun yolunda savaşmaya devam edecektir’ buyurdu.”
10– Sa’d b. Ebi Vakkas şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetimden bir taife aziz olarak kıyamet gününe kadar dinle muzaffer olmakta devam edecektir’ buyurdu.”
11– Sa’d b. Ebi Vakkas şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Garp ahalisi kıyamet kopuncaya kadar hak üzerinde galip ve muzaffer olmakta devam edecektir’ buyurdu.”
12– Ebu İnebetu’l–Havlani (r) şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Allah–u teala ağaç yetiştirir gibi bu din için insanlar yetiştirir. O kimseleri kıyamet gününe kadar kendi taatında kullanır’ buyurdu.”
13– Muaviye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): ‘Ümmetimden bir taife, Allah’ın emrini yerine getirmeye devam edecektir. Onları yardımsız bırakanlar ve onlara muhalefet edenler bu taifeye asla zarar veremeyeceklerdir. Allah’ın kıyamet emri gelinceye kadar bu taife insanlara galip ve muzaffer halde kalacaktır’ buyurdu.”
Hadisi rivayet eden ravilerden Umeyr dedi ki: Bu taifenin hak üzerinde zahir, onun üzerinde sabit ve hak tarafından yardıma mazhar diye sıfatlanması mezkûr hadislerden dolayıdır. Çünkü Allah bu taifeyi kıyamete kadar korumayı kendi üzerine almıştır.
Üçüncüsü: Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensure arasında farklılık var mı?
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensurenin sıfatlarını, takıp ettiği metotlarını açıklar hadisler gelmiştir. Burada onların takıp ettikleri metotlardan bahsedeceğiz. Fırkayı Naciye ile Taifeyi Mensurenin takıp ettiği metotlarıyla ilgili olarak Rasulullah’tan üç alamet zikredilmiştir. Onlar:
1 Alamet– Abdullah b. Amr’ın rivayetin zikredilen:
“…Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir” ifadesiyle bildiren alamettir.
2 Alamet– Enes ve Sa’d b. Ebi Vakkas’ın rivayetinde zikredilen: “…Onlar da cemaattir” bildirilen alamettir.
3 Alamet– Ebu Umame’nin rivayetinde zikredilen: “…Sevad–ı azam (büyük çoğunluk)” ifadesiyle bildirilen alamettir.
Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin bu sahih sözleri birbiriyle ittifak eder, ihtilaf etmez. İmam Acurri bu hadisleri izah ederken şöyle demiştir: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Fırkayı Naciye kimdir diye sorulduğunda: “…Onlar, bu gün benim ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olan kimselerdir” diğer bir hadiste: “…Sevad–ı azam (büyük çoğunluk)” diğerinde de: “…Onlar cemaattir” buyurmuştur. Rasulullah’ın bu sözlerinin arasında fark yoktur. Taifeyi Mensure cemaattir. Abdullah b. Mes’ud’un da tarif ettiği gibi “Cemaat hakka uyan kimsedir isterse tek bir fert olsun.”
Amr b. Meymun El–Eydî şöyle dedi: Rasulullah’ın zamanında Muaz b. Cebel bize geldiğinde, onu görür görmez sevgisi gönlüme düşmüştü. Şam’da onu toprağa verene kadar ondan ayrılmadım. Muaz b. Cebel’den sonra insanların en fakihi Abdullah b. Mes’ud’la arkadaşlık edip ondan ayrılmamaya başladım. Bir Abdullah’a namaz vakitlerinin geciktirilmesi sorulduğunda: Evlerinizde dahi olsa namazlarınızı vaktindi kılınız, onlarla kıldığınız namazları nafile sayınız dedi. Abdullah’a: Cemaate karşı sorumluluğumuz ne olacak diye soruldu? Abdullah: Bu gün cemaatin geneli cemaatten ayrılmaktadır. Cemaat tek başına olsa da Allah’a itaat olan Onun emrine uygun olarak hareket etmendir dedi.”
Büyük âlim Ebu Şâme, Abdullah b. Mes’ud’un sözünü delil getirerek şöyle demektedir: “Cemaate bağlılıkla Allah ve Rasulünün emri gelmiştir. Onunla kastedilen mana hakka tabi olmaktır, ondan ayrılmamaktır. İster hakka tabi olanlar sayı bakımından az, muhalefet edenler de çok olsun. Çünkü hak, Nebi ve onun ashabının oluşturduğu ilk cemaattir. Onlardan sonra meydana gelen ehli batılın ne kadar çok olursa olsun onların çokluğuna iltifat edilmez.”
İmam İbni Kayyım, Ebu Şame’nin bu sözlerini yerinde bularak şöyle demektedir: “Ebu Şame’nin bu ifadeleri ne kadar da güzeldir. Akıl sahibi için cemaatle kastedilen, tek başına olsa da hakka uygun hareket eden kimsedir. Bu taife, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın hadislerinde “Hak üzere zahir olmaya devam edecek” şeklinde bildirdiği kimselerdir. Taife lafzı cemaat için kullanıldığı gibi, bir tek fert için de kullanılır.”
İbni Kuteybe taifeyle ilgili şöyle demektedir: “Taife, en az üç kişiden oluşur dediler, bu sözün sahipleri hata etmişlerdir. Zira taife, bir kişi, üç kişi ve daha fazla kişiler için kullanılmıştır. Çünkü taife, bir parça ve tek manasına gelmektedir. Bazen parça, topluluktan meydana gelebilir. Allah–u teala Kitabında: {…Müminlerden bir topluluk da onlara yapılan azaba şehit olsun.} buyurmuştur. Bununla en az bir veya iki kişinin onların azabına şahit olmasını kastetmiştir.”
Netice olarak Taifeyi Mensurenin hadislerde geçen cemaat olduğunda şüphe yoktur. O büyük çoğunluktur, çünkü cemaattir. İbni Hibban şöyle demiştir: “Cemaatle ilgili emir umum lafızlı olarak gelmiştir. Onunla kastedilen mana ise hastır. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın ashabının icma ettiği ve üzerinde sebat ettiği topluluktur. Onlardan sonra tek başına muhalefet eden, onların cemaatini parçalayıcı değildir. Sahabelerden biri tek başına diğerlerine muhalefet eder, sahabeden sonrakiler de onlara tabi olurlarsa, bu hareket cemaati parçalar. Sahabeden sonraki cemaat, din, akıl ve ilim kendilerinde toplanan, içerisinde bulundukları durumlarda heva ve heveslerini terk eden topluluklardır. Sayıları az olsa da cemaat onlardır sayıları çok olsa da, insanların ayak takımı akılsızlar cemaat değildir.
İshak b. Rahuye şöyle dedi: Cahil kimselere: Sevad–ı azam nedir? Desen, onlar: O insanların cemaatidir derler ama gerçek cemaatin Nebinin sünnetine sımsıkı sarılan bir alim ve onunla beraber olan kimselerin cemaat olduğunu bilmezler.
Allah'ın Rahmeti tüm inananların üzerine olsun............amin.


alıntı:agresif.org
hadisler
Abdulvehhab

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1049
favori
like
share