[FONT="Courier New"]Yaşam insanları mutlu ya da mutsuz yapmaya çalışmaz. İnsanların anlamasını sağlamaya çalışır. Mutlulukları ya da mutsuzlukları anlamadaki başarı ya da başarısızlıklarının yan ürünü olarak ortaya çıkar.

Düzelme için motive edici bir kuvvet olarak nefrete değil sevgiye inanıyorum. Aynı zamanda, bencil ve acımasız olanı cezalandırmak için karmayı iş başında görüyorum ve kim ne derse desin karşı konulmaz bir şekilde işini yapacağını biliyorum. Tanrı asla hata yapmaz, bu evren de kusursuz yasalarla çalışmaktadır. Ne yazık ki acı onun başlıca gelişim araçlarından biridir, özellikle de insanların sezgi, mantık ve spiritüel kehanetlerden bir şeyler öğrenmeyecekleri durumlarda.

Başkalarını kurnazca inciten kişiler eninde sonunda kendilerini de incitirler. Çünkü ilişkilerinde sevgi ilkesini, gelişimimize yol açan yüksek yasaların parçası olan bir ilkeyi inkar ederler ve bu inkarlarının cezasını çekmek zorundadırlar.

Gözleyen kişiye göre ödüllendirici ya da cezalandırıcıymış gibi görünmesine karşın karma aslında yansızdır.

Herkes için belirli bir neden olmadan yaşam süresince sıkıntılara ya da hayal kırıklığı yaratan deneyimlere katlanmayız. Sebebini öğrenmek için zahmete katlanırsak, bu deneyimi zaptedebilir ve karakterimizi güçlendirebiliriz ya da deneyimin bizi zaptetmesine ve karakterimizi kötüleştirmesine izin verebiliriz. Çok sayıda çeşitli deneyim aracılığıyla bize düşünce ve yargı, irade ve sezgi kapasitelerimizi oluşturma fırsatı verilir.

Doğru bir şekilde ele alınan deneyimler daha alt bir açıdan daha üst bir açıya geçmemiz için etkili araçlar olabilirler. Bir romancının öykü için malzeme olarak kullanması gibi, ister acı verici ister hoşa giden bir deneyim olsun, her deneyim kendi dersleri için kullanılmalıdır.

Eylemlerimizin sonuçlarını bildiğimizde, bu eylemlere yol açan fikirlerin değerini de bilme şansımız olur. Başka bir deyişle, deneyim, izin verirsek, sorumluluk getirecektir; bu da beraberinde gelişimi getirecektir.

Kader bazen insanlara istedikleri şeyi verecek biçimde şekillenir, bu sayede bu deneyim aracılığıyla er geç onu daha adil bir şekilde değerlendirmeyi öğreneceklerdir. Deneyimin diğer tarafını, çoğu kez arzunun görmekten alıkoyduğu tarafı görme fırsatları olur.

Kader aynı zamanda tersi bir biçimde de şekillenebilir ve diğer insanların isteklerinin yerine getirilmesini engeller. Bu engellenmeyle, burada dar, yalnızca bencil bir tatmin için değil, aynı zamanda ve öncelikle, Dünya Fikrinin oluşturulması gibi, daha büyük amaçlan yerine getirmek için bulunduğumuzu öğrenme şansına sahip olabilirler.

Alın yazısının önemsiz olduğu ya da varolmadığı öğretiler, gerçek mutluluğa asla varamayacak olan öğretilerdir, çünkü daha önce işittiğimiz şeyin görülmemesine yol açan o körlüğü gösterirler. Alın yazısı vardır ve bu gerçekle yüzleşip kabul etmek bilgece olur. Varolduğunu kabul etmeyi reddetmekle sınırlanmaz. O vardır ve ne kadar dua ya da konsantrasyon olursa olsun bu onu uzaklaştırmayacaktır, çünkü insanlığın yararı için -bizim etik ve entelektüel eğitimimiz için- bulunmaktadır ve bu dünyada yaşarken biri olmadan diğerine sahip olamayız.

İyi ya da kötü talihle ilgili bir hesap verirken, insanlar genellikle her deneyimden kazanılmış olan etik değerleri katmayı unuturlar. Ama bu tür konularla ilgili biraz anlayış kazandığımızda, elimizde olmadan yalnızca entelektüel bir dogma olarak değil, aynı zamanda içten bir inançla kişisel sorumluluk gerçeğini meydana çıkarırız.

Karşılık yasası, itiraz eden kişinin, nüfuz ve refah sahibi olmak için başka insanların ezilmiş yaşamları üzerinde yükselmiş olan merhametsiz, acımasız kişiler olduğu kanıtını ileri sürmesiyle hükümsüzleştirilemez ya da doğru olmadığı kanıtlanamaz. Böyle kişilerin mutluluğu ya da refahı tek başına banka hesapları ya da sadece toplumdaki statüleriyle gerektiği biçimde yargılanamaz. Aynı zamanda onların fiziksel sağlıkları, zihinsel sağlıkları, rüya durumundaki vicdanları, ev içi ve aile ilişkilerinin koşullarına da bakın. Bir sonraki reenkarnasyonlarına da. Bu durumda, ancak bu durumda, bu yasanın varlığı ya da yokluğu doğru biçimde yargılanabilir.

Öyle kolayca kötü bir durumdan iyi bir duruma ya da iyi bir durumdan kötü bir duruma geçmeyiz. Büyük bir fedakarlık ve sıkıntı pahasına eksikliklerimizle mücadele ederiz. Bu şeylerin kötülüğü yalnızca açık ya da özde tanrısal sevgiyle herhangi bir mutlak çatışmada değildir. Kendi daha tanrısal doğamızı gerçekleştirme yönünde en sonunda bize yardımcı olacak şey, acı verici bile olsa, iyidir ve bu konuda bizi engelleyen şey, güzel bile olsa, kötüdür.

Kişisel bir acı bu sonuca doğru gidiyorsa, gerçekten iyidir, kişisel bir mutluluk bunu geciktiriyorsa, gerçekten kötüdür. Buna inanmamamızın nedeni, acı varken şikayet etmemiz, tanrısal planda ve tanrısal iradede merhametin yokluğunda acı çekmemizdir. Gerçek iyiliğimizin nerede bulunduğunu bilmeyiz, kör bir şekilde egoyu, arzuları, duygu ya da tutkuları izleyerek, bu iyiliğimizin yerine hayali, aldatıcı bir iyilik koyarız.

Sonuç olarak, Tanrı'nın bilgeliğine inancımızı tam da bu bilgelik kendini gösterdiğinde kaybeder ve Tanrı'nın önemsemesi bize en çok gösterildiğinde Tanrı'nın umursamazlığı hakkında en acı düşüncelere bürünürüz. Alışılmış egoist ve düşüncesizce tutumumuzu terk edecek yeterli cesareti toplayana kadar, iyilik ve kötülük, bundan çıkan mutluluk ve sefaletle ilgili yanlış fikirlerle, sıkıntılarımızı boş yere sürdürmeye ve çoğaltmaya devam edeceğiz.

Elin sahibine acıyla ilgili bir uyarı sinyali verecek olan bir sinir sistemi olmasaydı kazara ateşe değen bir ele ne olacağım düşünün. Tamamen harap olur ve kullanımı sonsuza dek ortadan kaybolurdu. Burada yanmanın acısı, her ne kadar şiddetli olsa da, gerçekten ateşten elini çekmesi için elin sahibim ikna etmiş olsaydı, kılık değiştirmiş bir arkadaş gibi davranmış olacaktı. Acı fiziksel yaşamı koruduğu sürece, olayların evrensel düzeni içinde haklı sayılabilecek bir yere sahiptir.

Peki ya ahlaksal yaşamı koruma konusunda? Acı, etik varoluşumuzun şimdiki evrimsel evresinde, hazzın doldurduğundan çoğu kez daha yararlı ve daha çok olan bir yer doldurmaktadır. Ama egoizmimiz bu gerçeği görmemizi engeller. Pek çoğumuzun alışılmış biçimde düştüğü anlama sarhoşluğundan bizi uyandırmaktan başka bir şey yapmasa da acı yararlı bir şey yapmış olacaktır. Eflatun cezayı hak eden bir kişinin bundan kurtulmasının bir talihsizlik olduğuna dikkat çekmiştir.

Her şey bir yana, ceza onun bir yanlış yapıldığına dair anlayış kazanmasını sağlayabilir, böylelikle de karakterini arındırabilir. Yine, acı yoluyla bir kişinin acımasızlığı, kibri ve şehveti ortadan kalkabilir, çünkü bunların sadece sözlerle düzeltilmesi neredeyse mümkün değildir. Örneğin, karmik telafi işleyişiyle kabarmış bir "ben" duygusuna verilen acı gerçekte bir bıçakla bir apseyi açan bir cerrahın verdiği acıdan daha fazla ceza değildir.

Yaşamı planladığı çizgide gelişmediğinde, zihni karışacak ve yavaşça kendinden kuşku duyma ortaya çıkacaktır. Bu durumda, yeni kötü karma döngüsünün açığa çıkardığı engellenme ve hayal kırıklığı aracılığıyla başarı ve zafer aracılığıyla alamayacağı o dersleri öğrenmesi için başarma tutkusuyla dolu olan kişi daha yüksek benliği tarafından kontrol altına alınır.

Yapılan yanlışlarla çekilen acı arasındaki bilinçaltı bağlantı, aynı tür eylemlerle daha çok uğraştıkça, kendimizi daha kararsız ve daha rahatsız hissetmemize yol açar.

Duyarsız bir benlikçilik kötü bir yatırımdır. Çünkü ihtiyaç anında yardım edecek, sıkıntı anında teselli edecek hiçbir şey olmayacağı anl***** gelir. Dışarıya ne yansıttıysak geri döndüğümüzde onunla karşılaşırız.

Kendi yolu üzerinde olanları insafsızca ortadan kaldıran merhametsiz bir bencil, zamanı geldiğinde kendisi de böyle sert muamele görecektir.

Bir avcının saçmasıyla ölümcül bir yara almış olan geyik, Yaşam'a, niçin bu kadar acı çektirdiğini soramaz, ama bir katilin kurşunuyla ölümcül bir yara almış olan bir insan, bunu yapabilir.

Yaşam çarkı, çeşitli türde deneyimlerle dönüp durur ve bizler, talihsiz bir şekilde ona bağlıyızdır. Ama sonunda, olup bitenler hakkında anlayış ve bunun üzerinde güç kazandığımızda, serbest bırakılırız.

İnsan karakterinin demiri, acı deneyimlerin kızgın ocağında, tavlanmış çeliğe döner

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 751
favori
like
share