UTULİTARİZM

Etikte bir eylemin doğruluğunu etkilediği kişilere getirdiği mutlulukla ölçen görüş.

İngiliz düşünürleri Jeremie Bentham’ın temellerini atıp John Start Mill’in geliştirdiği utilitarizm öğretisine göre ahlakın ölçütü yarardır. Mill “felsefenin doğuşundan beri düşünürlerin en üstün “iyi”nin ne olduğunu aradıkları ve bunu Bentham’la birlikte bulduğunu savunur. Ve en üstün iyi yarardır ve iyiyi kötüden ayırmak için yararlı olup olmadığına bakılmalıdır der.
Utilitarizm herhangi bir eylemin yalnızca o eylemde bulunan kişiye değil herkese yarar sağlanmasına doğruluk ölçütü olarak alır.

Bentham ve Mill’e göre mutlak iyi haz duygusunun acıya yalnızca yararlılık ilkesi ışığında yorumlandıklarında anlamlıdır. İnsan davranışının tek amacı haz duygusunu arttırmak olduğunda herhangi bir davranışın doğruluğunun ya da gerekliliğinin belirlenmesinde alınacak ölçüt de bu mutluluk hedefi açısından yararlıdır. En çok sayıda kişiye en yüksek düzeyde mutluluk” sağlayacak eylem özellikle yaşama alanında önemli rol oynar. Yasa koyucu toplumdaki bireyler en üst düzeye çıkarmaya çalışır. Benzer biçimde bireyin öbür topluluk üyelerine zarar vermesini engellemek için de caydırıcı cezalar belirler. Bu ceza kötüdür fakat daha büyük bir kötülüğü önlediğinden yaralı görülebilir.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5839
favori
like
share
ölüm fısıltısı Tarih: 05.08.2008 16:06
felsefeye bayılıyorum
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:47
TASAVVUF DÜŞÜNCESİNDE MEVLANA YUNUS EMRE,HACI BEKTAŞI VELİ nin görüşlerinin incelenme
Mevlana’da tasavvuf telakkisi
Mevlana’da tasavvuf anlayışı ve onun insanlara sunduğu mesaj; tembellik, işsizlik, ruhbanlık değildir. O, aksiyon, gayret, kazanma, çalışma ve sosyal hayatta aktif rol almayı öneriyor. Ruhbanlığı ve dünyayı terk etmeyi İslam’ın ruhuna aykırı kabul etmektedir. Ona göre, eğer sosyal hayat istenmeseydi, cuma namazı, cemaatle namaz, emr-i bil maruf ve nehyi anil münker neden ısrarla istensin.
Bir şiirinde:
"Kuş ona dedi ki: Ey efendi, bir kenara çekilmek iş değildir,
Ahmed’in (s.a.v.) dininde rahiplik yoktur.
O yüce Peygamber Efendimiz rahipliği yasaklamıştır.
Boş yere bir kenara çekilmek bidattir.
..
Mübarek ümmetin içinde, arasında ol.
Hz. Muhammed’in sünnetini ihmal etme, ona sımsıkı sarıl.”
YUNUS EMRE VE TASAVVUF

...........
Biz, kültüre önem veren bir cemaatiz. Tarihimizi çok seviyoruz, ecdâdımıza büyük hürmetimiz var... Ruhları şâd olsun, nur içinde yatsınlar... Çok büyük insanlarmış; hem mâneviyat alemleri bakımından, hem de kurdukları medeniyet bakımından... Dünyada eşine rastlanmamış olan, devamlı ve büyük bir medeniyet kurmuşlar. Çok zengin bir kültüre sahibiz. Bu kültür Amerika'da yok, Avrupa'da yok... Elhamdü lillâh, bu kültür bizde vardır. Bunu anlayan kimseleri de saygıyla selâmlıyorum. Kültüre önem veren başkanı da bu bakımdan tebrik ediyorum.

Bir de İlim, Kültür ve Sanat Vakfı'mızın yanısıra, Hakyol Vakfı'mızın yanısıra, bir çok il ve ilçede Çevre ve Kültür Dernekleri kurduk. Çevreyi yeşillendirmek, düzenlemek, parklar bahçeler yapmak; o da bizim dinî bir görevimiz diye düşünüyoruz. İnşaallah Çeşme'ye de hizmet arzusundayız, böyle bir şeyi burada da sağlayacağız. Çevreyi bir de, tarihî çevre ve tarihin içine doğru uzayan mazimiz olarak görüyoruz. O kültürümüzü de bu arada tanıtmak için çalışmalar yapıyoruz.
Çeşme'ye ilk geldiğim zaman, sanıyorum kalenin önünde, yanında arslan duran bir heykel görmüştüm. Sordum, "Kimin heykeli?" diye... Dediler ki, "Cezayirli Hasan Paşa'nın heykelidir." Yanında bir arslan gezdirirmiş. Böyle fino filân değil de... İnsanlar büyük olunca, her şeyleri farklı oluyor. Yanında arslan gezdirirmiş; bu beni duygulandırmıştı. Cezayirli Hasan Paşa'yı çok seviyorum. Çünkü, evliya olduğuna dair tarihi bir takım menkabeler yazılmış; onları biliyorum.
O bakımdan, biz burada mimar kardeşimiz Necdet Bey'e ve diğer arkadaşlarımıza rica ettik; onlar çalıştılar, Cezayirli Hasan Paşa Çevre, Kültür ve Ahlâk Derneği'ni burada kurduk. Şu konferansımız, o derneğimizin bir aktivitesi olmuş oluyor aynı zamanda... Bu derneği size tavsiye ederim, üye olunuz, kültürel çalışmalara siz de gücünüzle destek veriniz.
Şimdi Yunus Emre üzerinde bir konuşma yapacakken, sayın başkan, "Yunus Emre ve Tasavvuf olsun!" diye konuya bir çevre getirdi. Pekâla, o zaman tasavvufu biraz anlatıp, ondan sonra Yunus Emre'yi anlatmak mantıklı olacak. Çünkü tasavvuf, Yunus Emre'den önce vardı, gelişmişti. Yunus Emre, o muhitin içinde Yunus Emre oldu.
Yunus Emre'yi anlamak için bilmemiz gereken pek çok mâlûmatın yanında, tasavvuf bilgisini de mutlaka bilmek lâzım!.. Tasavvufu bilmeden, bir kimsenin Yunus Emre'yi anlayabilmesi mümkün değildir. O bakımdan, sayın başkanın tasavvuf kelimesini de konferansın konusunun başına eklemesi isabetli oldu. O halde tasavvufu kısaca anlatarak, ondan sonra Yunus Emre'ye geçmek istiyorum.
Bu ikisi --her birisi ayrı ayrı-- senelerce anlatılacak kadar malzeme verir bize... Çok geniş sahalar... Yunus üzerinde de çok çeşitli yönleriyle, seneler boyu sürecek konuşmalar yapabiliriz. Her şiiri bir konferans mevzuu olabilir. Tabii, biz burda o gül bahçesinden bir buket hazırlayıp, onu sunmuş olacağız.

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ'NİN TÜRK TASAVVUF HAYATINDAKİ
YERİ VE TESİRLERİ
Hacı Bektaş Velî’yi anlayabilmek için, Hoca Ahmed Yesevî’ye kadar uzanmakta fayda vardır. Hacı Bektaş Velî, Hoca Ahmed Yesevî’nin Kur’ân’dan aldığı feyizle ateşlediği, Türk insanının gönül dünyasının aydınlığını da beraberinde taşıyan ilim, irfân ve mâna meş’alesini Anadolu’da yeniden tutuşturmakla kalmamış; aynı zamanda asırlara uzanan ve parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyen bir ışık kaynağı olmuştur. İlâhi takdir böyle olsa gerek.
Hoca Ahmed Yesevî tarafından ana çizgileri belirlenen, Hacı Bektaş Velî tarafından geliştirilen ve daha sonra Bektaşilik olarak tarihteki yerini alan gönül seferberliğine dayalı Tasavvufî harekete; Türkçe’nin, Türk edebiyatının, Türk sanatının, çok şeyler borçlu olduğunu söylemek yanlış olmasa gerek.
Hacı Bektaş Velî, Türk kültürünün en önemli kişilerinden birisidir. O, Anadolu’nun İslâmlaşma ve Türkleşme sürecinde etkili olmuş; kalıcı izler bırakmıştır. Hacı Bektaş Velî’nin din anlayışını ve inanç sistemini ortaya koyabilmek için öncelikle, Onun yaşadığı ortamın birtakım özelliklerinin bilinmesi lâzımdır.
Türk tarihinde 13. asır, Selçuklu Devletinin; siyâsi, ictimâî ve iktisâdî buhranların sonu gelmez tazyiki altında can çekiştiği, istikrarsız ve huzûrsuz bir devridir. Yine bu devirde vukû bulan Moğol istîlâsı, mutasavvıfların yorumuyla; dizlerinin dermanı kesilmiş, gözlerinin feri sönmüş İslâm dünyasında, Allah’ın yeni bir doğuş için insanların başına musallat ettiği, bir kahır ve celâl tecellisi olmuştur.
İşte Hacı Bektaş Velî; bu çaresiz ve muztarib kitleleri engin sevgi, birlik, kardeşlik anlayışıyla İslâm tasavvufunun; zengin ve mûnis şevk ile îman potasında mayalayıp, yeniden doğuşu (halk-ı cedid’i) gerçekleştiren uluların, kahramanların ön saflarında yer alır.
Hoca Ahmed Yesevî’nin Türkçe söylediği “Hikmetleri”, kendi ifadesiyle “Mâna-i Kur’ân”dır. Hoca Ahmed Yesevî’nin günümüze kadar ulaşan “Hikmetleri”; dikkatlice incelendiğinde, onların Kur’ân’ın rûhunun Türk insanının gönül dünyasında mayalanması sonucu; şiir (nefes) kalıplarına dökülen özlü sözler, gönülden kopup gelen deyişler hemen fark edilmektedir. Hoca Ahmed Yesevî; İlmin, ilmiyle âmil olan âlimin üstünlüğünün farkındadır.
Hacı Bektaş Velî, Kur’ân’da belirtilen îman esaslarına inandığını, âyetlerden deliller de göstererek tek tek belirtir.
Din; insan için, insanın en iyi şekilde insanlığını gerçekleştirebilmesi için bir araçtır, şarttır. Din; dünya içindir, burada uygulanır ve âhireti kazandırır. Din denildiği zaman akla ilk gelen de, îman esasları olmaktadır. Hacı Bektaş Velî’nin; “Îmanın akıl üzere” olduğunu belirtmiş olması, onun İslâm’ın inceliklerini çok iyi bildiğinin bir kanıtıdır.
Hacı Bektaş Velî’nin; üstün karakteri, geniş hoşgörüsü, keskin zekâsı, teşkilatçılığı, yöneticiliği, derin ilmi ile birleşince; Hacı Bektaş Velî’nin yerleşmiş olduğu Sulacakarahöyük’ün çehresi değişmiş ve mânevî bir potansiyel merkezi durumuna gelmiştir.
Hacı Bektaş Velî; ilmi, irfânı, kişiliği ve engin hoşgörüsü ile kısa sürede pek çok dost edinmiş, düşmanların dahi takdirini kazanmıştır. Bu dostların sevgisi önce Sulucakarahöyük’ü aşmış, daha sonra da Anadolu sınırlarından taşarak, Rumeli’ye, Balkanlar’a ve Avrupa’ya ulaşmıştır.
Hacı Bektaş Velî’nin; Îman büyüklüğü, ibâdet üstünlüğü, ilim, hoşgörü ve sevgi gibi konularda verdiği mesajlar, geçmişte olduğu gibi günümüze ve geleceğe de ışık tutacak açıklamalarıdır.
__________________
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:45
VAROŞÇULUK

Alm. Existenzialismus, Fr. existentialisme, İng. existentialism
Varoluşçu felsefe düşüncesini temel olarak alan bütün düşünsel uğraşılara verilen ad. Danimarkalı düşünür Kierkegaard'ın büyük ölçüde başlattığı, aynı zamanda felsefenin öteden beri ele aldığı sorunları kökten yenilemeye çalışan, günümüz Avrupa'sının bir çok düşünürünün yaşattığı akım.

Varoluş felsefesinde, varlık sorunu insan olma sorunuyla bir bağlantı içine getirilir; bunun yanında felsefe yapmanın kaynağı olarak insan, varoluşu, sonluluğu, zamana bağlı oluşu ve tarihselliği içinde, yeni-bir düşünme tutumu ile ele alınır; özellikle insan varoluşunun anlamı söz konusudur. Varoluşçuluk dünyada bulunan insan varoluşundan kalkarak onu kendine yabancılaşmadan kurtarmayı ister; özgürlüğü içinde insanın varoluşu ve insanın kendini ger. çekleştirmesi söz konusudur bu felsefede.

1- Fransa'da bir felsefe - edebiyat akımı olarak biçim almıştır. Başlıca temsilcisi J. P. Sartre'a göre: "Varoluş özden önce gelir." ve her bir kimseye bir öz kazandırmayı sağlayacak özgürlükle özdeştir; "İnsan ne ise o değildir, ne olmuşsa odur." İnsan kendini kendi yapar, daha önce kazandığı bazı belirlenimlerin elverdiği ölçüde kendine biçim verir, kendini oluşturur.

(Fransa'da başka temsilcileri: A, Camus, Merlaeu-Ponty, Simone de Beauvoir); Hıristiyan varoluşçuluğun başlıca temsilcisi: Gabriel Marcel.

2- Almanya'daki başlıca temsilcileri: Martin Heidegger ve Karl Jaspers. Heidegger'e göre "İnsanın özü varoluşundadır." yani "dünyada-olma"sındadır. Yalnızca insan "gerçek varoluş"tur. Çünkü yalnız insan var olanın (kendisinin) sınırlarını aşıp varlığa adım atabilir. Yalnız insan var olan olarak kalmaz, kendini var olan olarak anlayabilir: bütün öteki şeyleri anlayabilmesinin temeli de budur. Böyle olunca varlıkbilim bütün öteki bilimlerin dayanağıdır; Heidegger ağırlık özeği ahlak felsefesi ve insanbilim ile ilgili sorunlar olan her varoluşçu felsefenin karşısına bilinçli olarak bir varoluşçu varlıkbilim koymak ister; böylece varlığı var- oluşta ara***** felsefenin temel sorunu olan varlık felsefesine dönmüş olur. Varlığın (Sein) araştırılması gereken yer varoluştur (Existenz). İnsanın özü varoluşunda olduğuna göre, varoluştan kalkarak varlık sorusu yeniden düzenlenmelidir.

Ancak Heidegger bir varlıkbilim değil de, yalnızca ilerideki evrenşel varlıkbilime olanak sağlayacak bir hazırlık olmak üzere bir "temel varlıkbilim" (Fundamentalontologie) kurmak ister. Varoluş (Existenz) de Heidegger'e göre:İnsanın varlık sorusunu sormakla doğrudan doğruya bir bağlantı kurduğu kendi varlığıdır.

Buna karşılık Jaspers, her varlıkbilimde, varoluşsal olanın bir katılaşması ve yozlaşması tehlikesini görür; onun yöntemi varoluşu açma, aydınlığa çıkarma ( varoluş aydınlanması) yöntemidir; ama, kendi felsefesinin salt bir varoluş felsefesi olduğunu ileri sürmekle birlikte, kendisi de bilincin ötesine geçen (transsendens) bir fizikötesine yönelişiyle varoluş felsefesinin dışına çıkar.
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:43
VARSAYIM

İrdelenmeksizin doğru sayılan ilke, önerme ya da ön dayanak.


UYUM (armoni)

Çokluğun ve karşıtlığın düzenli bir birlik oluşturması. Uyum, sanat felsefesinin de temel bir kavramıdır.
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:42
USLAMLAMA

(Os. İstidlâl, Muhâkeme, Fikrü nazar, Kıyâsı aklî, Huccet, Kıyâs, Nazar, İstidlâli tâhlilî, Delil, Fikir; Fr. Raisénnement, Al. Vernunftschluss, İng. Reasoning, İt. Ragionamento) Ussal yargıların mantıksal dizimi... Usavurma da denir. Çıkarsama ve bunun anlamdaşı olan Çıkarım deyimleriyle de yakın anlamlıdır. Bilinen önermelerden bilinmeyen önermeleri çıkarmayı dilegetirir, eşdeyişle belli bir takım önermelerden mantıksal ilerlemelerle sonuç çıkarmaktır. Örneğin buğdayın besleyici olduğunu ve ekmeğin buğdaydan yapıldığını biliriz, doğru olduklarını bildiğimiz bu önermelerden "ekmek besleyicidir" sonucunu çıkarırız; bu, bir uslamlamadır. Bu yüzden uslamlamaya us yürütme (Akıl yürütme) de denir. Mantık, bu uslamlama bilimidir. Bir önermenin doğru olup olmadığı, mantığın işi değil, o önermenin ilgili olduğu bilimin işidir. Mantık, bir önermenin doğru olup olmadığını bilemez, sadece "A önermesi doğruysa B önermesi de doğru olmalıdır" der, uslamlama da budur. Aristoteles'in tasım öğretisi böylesine bir uslamlamadır. Uslamlama, tümdengelim ve tümevarım yöntemiyle yapılır. Uslamlamak (muhakeme etmek), ussal bir işlemdir. Bu yüzden us, uslamlama yetisi olarak de tanımlanmıştır. Örneğin Fransız düşünürü Descartes (1596-1650), felsefesini, uslamlamayla kurmuştur. Descartes'a göre bir düşünceyi meydana getiren daha önceki bir düşüncedir. Öyleyse düşünce zincirinin arasına yanlış bir düşünce karıştırmaksızın sırayı titizlikle kovala***** gerçeğe varılabilir. Uslamlamanın büyük değeri yeni bilgiler vermesi, bilgilenme sürecinin kuram ve varsayım gibi yüksek bilimlerini oluşturmasıdır. Tümdengelen uslamlamalarda çıkarılan sonuç kesindir, tümevaran uslamlamalarda olasılı ya da yanlış olabilir. Alman idealisti Hegel, uslamlama'yı Al. Schluss deyimiyle dile getirmiştir, bu, aynı zamanda tasımı anl***** da gelir. Nitekim Hegel'in Mantık'ını Fransızcaya çeviren Georges Noel (Paris 1897), Hegel'in bu deyiminin karşılığı olarak, uslamlama ya da tasım (Fr. Raisonnement ou syllogisme) deyimini kullanmıştır. Hegel, uslamlamayı küçümser ve "keyfe göre konulan önermelerden keyfe göre sonuçlar çıkarma" olarak tanımlar, bunun yerine diyalektik yöntem'i koyar. Hegel'e göre sonuç çıkarma, keyfe göre ve rastlantısal değil, kesin ve zorunlu olmalıdır ki bunu da ancak diyalektik yöntem sağlar. Hegel nasıl uslamlamayı diyalektik yönteme oturtmuşsa, Descartes ve onun izleyicisi Spinoza da geometrik yönteme oturtmuşlardı. Descartes ve Spinoza'ya göre de felsefe, rastgele uslamlamalarla değil, geometrik yöntem'le kesin ve zorunlu sonuçlar çıkarmalıdır. Ne var ki uslamlama, bilimsel kullanımında, hiç de keyfe göre ve rastlantısal sonuçlar vermez. İnsanlar ölümlüyse ve Sokrates de bir insansa, Sokrates'in de ölümlü olacağı kesin ve zorunludur. Bk. Tasım, Çıkarsama, Tümdengelim, Tümevarım, Mantık, Kuram, Varsayım.

__________________
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:42
[FONT="Courier New"]USSAL

(Os. Aklî, Mâkul, Müstenidi akıl, Nazari, Zihni, Mantıki, Müstedel,. Nutki; Fr. Rationnel, Al. İng. Rational, ayrıca Al. Verminftig, İt. Razionale) Usa değgin... Usauygun ve usçul da denir. Usa uygun düşeni, usun saçma bulmadığını da dile getirir. Usla elde edilmiş olan anlamında da kullanılır. Bütün anlamlarında usdışı deyiminin karşıtıdır. Sağduyuya aykırı düşmeyen, ussaldır. Dilimizde Türkçe yazımıyla rasyonel deyimi de kullanılıyor. Türk Dil Kurumunca yayımlanan Ruhbilim Terimleri Sözlüğünde şöyle tanımlanmıştır:
"Coşkuyla değil, us ve düşünme süreçleriyle ilgili olan". Ruhbilim dilinde coşkusal deyiminin karşıtı olduğu gibi, metafizik dilde de sezgisel ve kılgısal deyimlerinin karşıtıdır. Adı geçen Ruhbilim Terimleri Sözlüğünde bütün ruhsal görünümlerin ölümsüz ve nesnel olmayan bir ruhun görünümleri olduğunu savunan felsefe ya da dinsel ruhbilim akımını dile getiren ing. rational psychology deyimi karşılığı olarak ussal ruhbilim, elde bulunan tutamaklar arasından en iyilerini seçerek güvenilir yargılarla sağlam bir yoldan sorunları çözmeyi dile getiren ing. rational problem-solving deyimi karşılığı olarak ussal sorun çözümü, davranışları öncelikle duyumlara ve sezgilere dayanan coşkusal tipin karşıtı olarak daha çok usla davranan tipi dile getiren Dr. Jungun terimi ing. rational type deyimi karşılığı olarak ussal tip deyimleri önerilmiş ve tanımlanmıştır. Bk. Usalır, Us, Ussallık, Ussallaştırma.
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:41
[FONT="Fixedsys"]USDIŞÇILIK

Alm. Irrationalismus, Fr. irrationalisme, İng. irrationalism
Yaşamada ve bilgilerde usdışı öğelere tek yanlı olarak ağırlık veren görüş. Şu türleri vardır:
1- (Bilgi öğretisinde) Görü, sezgi, sevgi, duygu ve içgüdüleri bilginin kaynağı sayan görüş.
2- (Fizikötesinde) Usdışı bir evren temelinin bulunduğunu kabul eden görüşlere verilen ad.
elma kurdu Tarih: 19.12.2007 23:40
[FONT="Franklin Gothic Medium"]USÇULUK

Alm. Rationalismus, Fr. rationclisme, İng. rationalism, Lat. ratio = us, es. t. akliye

Us bilgisine dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşmede ve tümdengelimli çıkarımlarda bulan öğretilerin genel adı.

1 -Bilgi öğretisinde usculuk, bilginin usa, anlığa, düşünceye dayandığını ileri sürer. Usta gerçekliğin bilgisini veren önsel kavramlar ve önsel önermeler vardır.
Eski Yunan filozoflarından bir çoğu, özellikle Parmenides ve Platon usçudurlar.

Yeniçağda Descartes usçuluğu temellendirmiştir. Ona göre, doğruluk duyusal algılarda değil, ,us kavramlarında, doğuştan kavramlarda (ideae innatae'de) verilmiştir. Bu gibi kavramlar matematiğin kavramları ile töz, nedensellik gibi düşünce kavramlarıdır. Bunlar doğuştandırlar, başka deyişle usa dayanırlar, doğrulukları duyusal algıda değil, düşüncede temellendirilmektedir. Çünkü "Açık ve seçik olarak kavranan her şey doğrudur.", burada doğru, gerçek oluşu da dile getirir.
Başka usçu filozoflar: Spinoza, Leibniz, Kant, Hegel. Hegel usçuluğun doruğuna ulaşmıştır. Ona göre asıl gerçeğe , hiç deneye başvurmadan, yalnızca düşünmenin sınırları içinde kalınarak varılabilir; "Usa uygun olan gerçektir, gerçek olan da usa uygundur."

2- Tüm gerçekliğin yapısını usa dayanarak kurmaya çalışan öğretiler . yüzyılda modern ilimlerle bağlılık içinde olan fizikötesi eğilimlerin us ülküsü olarak )

3- Yöntem bakımından usçuluk:
a. Matematiğe ve onun yöntemlerine yönelen çalışmalar: Bilgiyi. özellikle fel- sefe bilgisini, az sayıda temel önermelere, ilkelere dayanarak, az sayıda ilkelerden çıkararak usa uygun bir dizge olarak oluşturma çabası. (CSr. Spinoza'nın "Ethica" adli yapıtının alt başlığı "geometrik yönteme göre tanıtlanmış" sözlerini taşır.)
b. Salt düşünmenin içinde kalarak, yalnızca kavramın kendi kendine işlemesiyle bilginin oluşmasını sağla- yan yöntem. (Ör. Hegel'in eytişimsel yöntemi, kaplamı en geniş olan kavramdan kalkarak bütün düşünülenleri birbiri ardından aynı yöntemle geliştirir; eytişim, hem düşünmenin hem de tüm varlığın (gerçeğin) gelişme biçimidir; böylece eytişim Hegel'de evrensel bir yöntem olur.)
c. Bilgi kazanmada ve yaşamı biçimlendirmede tek araç olarak usun tutarlı bir biçimde uygulanması (eğilim olarak örneğin modern pragmacılıkta).