AŞIK EDEBİYATI

Âşık edebiyatı (XIV. yy'dan günümüze): "Âşık" adı verilen ozanların geleneksel ürünlerinin oluşturulduğu edebiyata, "âşık edebiyatı" denir. Aşıklar, ürünlerini saz eşliğinde söylemelerinden ötürü, "saz şairi" diye de adlandırılır. Âşıklar, başlangıçta halka yakın olan tekke edebiyatının vakıflar düzeniyle güçlenerek yüksek sınıfa yaklaşması sonucu ortaya çıktılar; eski destan geleneğini sürdürüyor, aşk ve doğaya ilişkin şiirler söylüyor, sözlerine sazlarıyla eşlik ediyor, ustalarının geleneğini sürdürüyor, yaşadıkları çağın ve çevrenin bazı yönlerini şiirlerine yansıtıyorlardı. Şiirlerini doğaçtan (irticalen) söyleyen âşıklar, geleneksel yolu izledikleri, yaşamdan ve toplumdan kopmadıkları için, etkilerini bir ölçüde yitirmiş olsalar da, günümüzde de sanatlarını sürdürmektedirler. Âşık edebiyatının temsilcileri arasında da
XVII. yy'da Karacaoğlan, Âşık Ömer, Gevheri, Gazi Âşık Hasan, XVIII. yy'da Âşık Nuri, Âşık Dertli, XIX.
yy'da Dadaloğlu, Erzurumlu Emrah, Bayburtlu Zihni,ÂşıkSeyrani, Tokatlı Nuri, Ruhsati, Sümmani, XX. yy'da
Kağızmanlı Hıfzı, Huzuri, Âşık Veysel Şatıroğlu, Aii İzzet Özkan, vb. sayılabilir.

BATI UYGARLIĞI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI



XVII. yy'dan başlayarak sırasıyla "duraklama" ve "gerileme" dönemlerini yaşayan Osmanlı devleti, iç ve dış etkenler yüzünden kurumlarında bir dizi yenileştirme eylemlerine giriştiyse de, imparatorluğun gerilemesini ve giderek çökmesini önleyemedi.
Batı ülkeleriyle ilişkiler yalnızca askeri, siyasal, iktisadi düzeyde kalmadı; Osmanlı aydınları, Batı kültür ve sanatıyla da yakından ilgilenerek, imparatorluk için yeni bir kültür ve sanat siyaseti oluşturmaya çalıştılar. Bu çalışmalar sonucu, Türk toplumu, Doğu (İslâm) uygarlığının etkisinden yavaş yavaş çıkıp, Batı uygarlığı çevresine girmeye başladı.
Batı uygarlığı etkisinde gelişen yeni Türk edebiyatının başlangıcı olarak, ilk sivil gazete olan Tercuman-ı Ahval'in çıkış tarihi (1860) kabul edilir.

TANZİMAT DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI



Tanzimat dönemi edebiyatı (1860-1869): Türk toplumunda, 1860-1896 yılları arasındaki edebiyat etkinlikleri, "Tanzimat edebiyatı" adı altında toplanır. "Batılılaşma" olgusunu gerek basın, gerek edebiyat yapıtları aracılığıyla yaygınlaştırmaya çalışan Tanzimat dönemi yazarları, Batı şiir, roman ve tiyatrosundan oldukça etkilendiler. Bu etkilenmeler, özellikle çeviri yoluyla gerçekleşti. Tanzimat yazarları sanat anlayışları bakımından ikiye ayrılabilir: Namık Kemal, Şinasi, Ahmet Mithat Efendi, ve Ziya Paşa'yı kapsayan birinci kuşak (1860-1875); Recaizade Mahmut Ekrem, Sarnipaşaza-de Sezai, Nabizade Nâzım ve AbdülhakHamit'i kapsayan ikinci kuşak (1875-1896). Birinci kuşak "sanat toplum içindir", ikinci kuşak ise "sanat sanat içindir" İlkesini benimsemiştir.
Tanzimat döneminde ilk olarak Batı edebiyatından bazı romanlar çevrilmiş, bu çevirileri örnek alan Tanzimat romancıları, "Batılılaşma", "yanlış eğitim", "esirlik" gibi toplumsal kavram ve kurumları bazen alaycı, bazen de gerçekçi bir biçimde işlemişler, romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Ffendi, Şemsettin Sami) ve gerçekçilik (Recaizade Mahmut Ekrem, Nabizade Nâzım, Samipaşazade Sezai) akımlarını benimsemişlerdir. Ayrıca bu dönemde, Türk tiyatrosu oluşmaya başlamıştır.
Tanzimat dönemi Türk edebiyatı, birçok eksikliğine ve yanılgılarına karşın, Batı örneğinde Türk edebiyatının başlangıcını oluşturması bakımından önem taşır. Bu dönemde Batı şiiri, romanı, tiyatrosu Türk toplumuna tanıtılmaya çalışılmış, edebiyat yapıtları aracılığıyla toplumun eğitilmesine ve bilinçlendirilmesine önem verilmiştir. Söz konusu dönemde çıkan gazete ve dergilerinde, özellikle siyasal bilinçlenmede büyük katkısı olmuş, XIX. yy'ın sonlarına doğru, yeni yetişen ve özellikle Fransız edebiyatından bazı etkiler alan genç kuşak, servet-i Fünun dergisinde toplanarak, yeni bir edebiyat dönemini başlatmıştır.

FECRİATİ DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

Fecriati Dönemi Türk Edebiyatı (1909-1912): Fecriatı edebiyatı, Servetifünun edebiyatına tepki olarak doğmuş bir akımdır. Serveti-i fünun dergisinin Abdülhamit dönemi sansürü tarafından kapatılmasıyla, pek çok sanatçı İstanbul dışındaki dergi ve gazetelerde yazmak zorunda kaldılar. İstanbul daki edebiyat etkinlikleri yok denecek kadar azaldı. İkinci Meşrutiyet ilan edilir edilmez (1908), hemen bütün dergiler, sayfalarını yeniden kültür ve sanat konularına açtılar. Dönemin genç edebiyatçıları, "Fecriati Ercümeni Edebisi" adıyla bir topluluk kurdular ve kendilerine yer veren Servet-i Fünun dergisinde bir bildirge yayınlayarak (24 Şubat 1909) kendilerini topluma tanıtlılar. Bildirgeyi, Ahmet Haşim, Fmin Bülent (Serdaroğlu), Hamdullah Suphi (Tarıöver). Sahabettin Süleyman, İzzel Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delilbaş), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzade Mehmet Fuat, Müfit Ratip, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) gibi şair ve yazarlar imzalamışlardı.
Servetifünuncuları eleştirerek ve artık onların döneminin kapandığını ileri sürerek kamuoyuna kendilerini tanıtan fecriaticiler, sanat ve edebiyatın duyguların eğitimine yardımcı olduğunu ileri sürerek, ulusun gelişmesini ilke edindiklerini bildirmişlerdir. Amaçları Türk edebiyatını Batı'ya Batı edebiyatını da Doğu'ya tanıtmaktı.
"Sanat sanat içindir" ilkesine bağlı kalan, "sanat, kişisel ve saygındır"görüşünü savunan fecriaticiler, aslında, karşı çıktıkları servetifünuncuların açtığı edebiyat geleneğini sürdürdüler; şiirlerinde, doğa ve aşk konularını genellikle romantik biranlayışla İşlediler, toplum sorunlarını yüzeysel biçimde ele aldılar.
Meşrutiyetle canlan.Tiyatro etkinliklerine, Sahabettin Süleyman, Müfit Katip, Tahsin Nahil başarılı yapıtlarıyla katkıda bulundular. Şahabettin Süleyman ve Köprülüzade Mehmet Fuat, eleştiri ve edebiyat tarihi çalışmalarına "Batılı" bir nitelik kazandırmaya çalıştılar.

MİLLİ EDEBİYAT

Milli Edebiyat (1911-1923). İkinci Meşrutiyet'in ilanından sonra, müslüman toplumları birleştirmek, kalkındırmak, hıristiyan dünyası karşısında denge kurmak amacını güden "islamcılık" ideolojisinin yanı sıra. Önce edebiyat ve düşünce adamları tarafından ortaya atılan, sonradan siyasal bir nitelik kazanan "ulusçuluk" (milliyetçilik) akımı yaygınlaşmaya başladı. Ulusçuluk akımı bir süre sonra, "Türkçülük" adı altında, dernekler ve yayın organları ("Türk Derneği, Türk Yurdu dernekleri ve bu derneklerin çıkardığı aynı adlı dergiler) kurarak, siyasal örgütlenme yoluna gitti. Türk Yurdu derneğinin yerine, bir yıl sonra Türk Ocağı kuruldu, 1913'te yayın hayatına başlayan Halka Doğru dergisi, halkın düzeyine inmeyi hem ilke edindi; hem de savundu. Ulusçuluk akımı, iktidar partisi İttihat ve Terakki tarafından da desteklendiği için kısa sürede yaygınlaştı.

Selanik'te Ömer Seyfettin, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet ve fecriaticilerden bazılarının çıkardıkları Genç Kalemler (1911) dergisiyle, ulusçuluk akımı, edebiyat alanına da girmiş oldu. Genç Kalemler dergisi, ilk olarak "milli edebiyat" deyimini ortaya attı ve böyle bir edebiyatın oluşturulması görevini üstlendi. Dergi çevresindeki yazarlar, dilin ulusallaştırılmasıyla işe başladılar: Dilin özleştirilmesi konusunda bazı ilkeler belirlediler (karşılığı olan yabancı sözcükler atılacak; Arapça, Farsça tamlamalar çözülecek; vb. Roman, uyku, tiyatro yapıtlarının, konularını ve kişilerini Türk toplumunun yaşamından alması gerektiğini ilkeleştirdiler.. Genç Kalemler dergisi kapandıktan (Eylül 1912) sonra, yazarlarının çoğu İstanbul'a gelerek,Türk Yurdu gibi ulusçu dergilerde yazmava başladılar.
Milli edebiyat dönemi şairleri, başlangıçta fecriaticilerin şiir anlayışlarını sürdürdüler. Ziya Gökalp'in çağrısı ve desteğiyle, yalın dil ve hece ölçüsüyle şiir yazmaya başlayan "Beş Hececiler" (Orhan Seyfi, Halit Fahri, Enis Behiç, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz), romantik bir ülke edebiyatı oluşturmaya koyuldular. Kişisel gözlem ve izlenimlere dayanarak yurt sorunlarını, yurt güzelliklerini, yurt sevgisini dile getirdiler; kahramanlık duygularını konu edindiler masal motiflerinden yararlandılar.


O sırada servetifünunculardan Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin hâlâ "usta" kabul ediliyor, Fecriati sairleri (Ahmet Haşim) de ünlerini sürdürüyorlardı, Hiç bir akıma katılmayan Mehmet Akif (Ersoy) de, dil bakımından oldukça eski, aruz ölçüsüyle yazılmış toplumcu çizgide şiirleriyle büyük ün yapmıştı. Rübap dergisindeki bazı genç şairler (Halit Fahri, Selahattin Enis, Hakkı Tahsin, Orhan Seyfi, vb.) "Neviler" adlı altında toplanıp, eski şairlerin şiirlerindeki içten, lirik ve gizemci atmosferi şiirlerinde yeniden yaşatmak istediler; ulusal geçmişe bağlanarak edebiyatın ulusal olabileceğini savundular. Yahya Kemal (Beyatlı) ile Yakup Kadri (Karaosmanoğlu) de, "Nev-Yunanilik" adını verdikleri akımda, eski Yunan edebiyatını örnek alma yoluna giltiler. Bu girişimlerden, beklenen sonuçlar alınamadı.
Milli edebiyat döneminin roman ve Öykülerinde, konular çoğunlukla toplum sorunlarından alınmış, konuşma dil ve üslubunu yaygınlaştırma amaç edinilmişti. Bazı romanlarda ve öykülerde, İstanbul dışındaki çevrelerde söz konusu olan toplumsal sorunlar işlendi.

Ulusçuluk siyasal bir ideoloji olarak yaygınlaştırılmaya çalışıldı.

Kurtuluş Savaşı'nın çeşitli görünümleri, ilgi çekici gözlem ve yorumlarla yansıtıldı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1006
favori
like
share