İlçenin Tarihi


MÖIX.yüzyılda bölgede yaşayan Urartular, buraya “Halads”, Ermeniler “Şaleat” ,Süryaniler “Kelath”, Araplar “Hil’at” , İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir. Ahlat'ın tarihi oldukça eskiye inmektedir. Bazı tarihlerde ilk yerleşimin MÖ.XV.yüzyıla, Asurluların Uç Beyliği dönemine kadar indirilmiştir. Arkeoloji kazılarda ortaya çıkan buluntu ve kazılar, MÖ.IX.yüzyılda Urartuların buraya hakim olduğuna işaret etmektedir. Bununla beraber Paleolitik Döneme inen eserlerle de karşılaşılmıştır.

MÖ.600 yıllarında yöre Medlerin ve Perslerin egemenliğine geçmiş, daha sonra Anadolu'da Pers egemenliğine son veren Büyük İskender'in hakimiyetine girmiştir. İskender'in ölümünden sonra yöreye Selçuklar hakim olmuş, MÖ.323'te Alatos yönetiminde Ahlat beyliği kurulmuş, Bizanslılar ve Araplar arasında sürekli el değiştirmiştir.

XI.yüzyılda Selçuklular yöreyi ele geçirdikten sonra Alparslan tarafından merkez yapılmıştır. Selçukluların Ahlat önlerinde Bizans ordusunu yenmelerinden sonra Ahlat daha da önem kazanmıştır. Tarihe Selçuklu Rönesansının başladığı yer olarak geçen Ahlat, 1095'te yeniden bağımsız bir beylik olmuştur. Bu dönemde Ahlat Beyliği sınırlarını Halep'ten Erzurum'a, Malatya'dan Van'a kadar uzatmıştır. Ancak, Timur ordularının XIV.yüzyılda burasını yakıp yıkmasıyla kentin bu görkemli dönemi sona ermiştir.

Osmanlılar 1473'te buraya hakim olmuşlarsa da kısa bir süre sonra yöre, Safevilere bağlanmıştır. Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Savaşı'ndan (1514) sonra kesin olarak Osmanlı topraklarına dahil olmuştur. Osmanlı döneminde zenginleşen Ahlat, bu yüzden sık sık Bitlis'teki Şerefhanoğulları'nın yağmasına uğramıştır.Şemseddin Sami, Kâmusü'l-Âlam'da; " Bitlis Vilayetinde, Van Gölü'nün kuzeybatı sahilinde bir kaza merkezi" olarak buradan söz etmektedir.Osmanlı-Rus Savaşı'nda bir süre Ruslar tarafından işgal edilmiş ve kent bu işgalden büyük zarar görmüştür.

Cumhuriyetin ilanından sonra 1923'te Bitlis İli'ne bağlı bir ilçe konumuna getirilmiştir.Ahlat'taki asıl yerleşmeler Van Gölü ile iskelesi arasındadır. Bugün kıyıdan 2 km. içerideki Eski Ahlat kentinin yıkıntıları görülmektedir. Orta Çağ'ın "Kubbetü'l-İslâm" adıyla ünlü üç büyük kentinden olan Ahlat mezar anıtları ile de tanınmıştır.

Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örneklerini barındıran bu mezarlıklar bir açık hava müzesi konumundadır. XII.-XIV.yüzyıllara tarihlenen bu mezar anıtlarından Ahlat'ın o dönemde önemli bir bilim ve kültür merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Bu mezarlardan pek çoğunda sanatçıların isimleri, yapıldıkları tarihleri belirten kitabeler bulunmaktadır.

İlçede Günümüze gelebilen tarihi eserler:

İskender Paşa Camisi

Kadı Mahmut Camisi

Emir Bayındır Camisi

Dede Maksut Türbesi

Mirza Muhammet Türbesi

Şeyh Necmettin (Havai Baba) Türbesi

Usta Şakirt Kümbeti

Hasan Padişah Kümbeti

Emir Bayındır Kümbeti

Şirin Hatun Bogatay Ata (Çifte Kümbet) Kümbeti

Emir Ali Kümbeti

Hüseyin Tümur Esen Tekin (Çifte Kümbet) Kümbeti

Erzen Hatun Kümbeti



Ahlat’ta Çeşitli Hakimiyetler

Türkiye’de belki de tarihi eserleri açsından eşi benzeri olmayan bir belde konumundaki Ahlat’ın varlığı MÖ. 1500 yılına kadar uzanmaktadır. Asurlular’ın bir uç beyliği olan şehir daha sonra Urartular’a geçiyor. İsmini de bu dönemde alıyor. Şehrin en eski sakinleri olan Urartular buraya “Halads” Ermeniler “Şaleat” , Süryaniler “Kelath” , Araplar “Hil’at” , İranlılar ve Türkler ise “Ahlat” demişlerdir. Ahlat’ta paleolotik döneme Tunç Devri’ne tarihlendirilen münferit eserler mevcuttur. Bu dönem esaslı olarak ilmi şekilde araştırılmamıştır . Şehir MÖ.9.yy.’da Asur hakimiyetine son veren Urartuların egemenliğine girmiş ve Urartuların şehirdeki bu hakimiyetleri MÖ.6.yy.’a kadar devam etmiştir. Bu dönem hakkında pek bilgi yoktur. MÖ.600 yıllarında Medlilerin ve Perslilerin egemenliğine giren şehir daha sonra Anadolu’daki Pers hakimiyetine son veren İskender’in yani Greklilerin hakimiyetine geçmiş , bundan sonra Port hakimiyetine girmiştir. Bu dönemde ayrıca Roma’nın ve Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra da Bizans’ın egemenliğine giren şehir miladi 641 yılında burayı islam ordularının fethetmesine kadar Bizans egemenliğinde kaldı.

İslam Öncesi

Ahlat, sahip olduğu doğal güzellikleri dolayısıyla tarihin her döneminde çeşitli uygarlıklara merkezlik yapmıştır. Şehrin ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmemektedir. Urartular Ahlat'a "Halads", Ermeniler "Şaleat (Şaliat)", Süryaniler "Kelath", Araplar "Hilat" adını vermişler, İranlılar ve Türkler ise Ahlat şeklinde telaffuz etmişlerdir. Diğer taraftan halk arasında yaşayan yagın bir efsaneye göre; "Lat" adlı kralın, müslümanlığı kabul eden kızı tarafından öldürülmesi ve baba katili olan bu kızın üzüntüyle "ah" çekerek babası "Lat"a ağlaması sonucu "ah" ve "Lat" kelimelerinin birleşmesinden bu isim ortaya çıkmıştır. Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi ise Ahlat'a "Dar-ı Bele" (Oğuz Taifesi Şehri) denildiğini yazmıştır. Urmiye Gölü'nden Malatya'ya kadar olan sahada ilk yerleşmeye açılan yerlerden biri de Van Gölü Havzası'dır. Nitekim bu havzanın çeşitli yörelerindeki mağaralara çizilmiş figürlerle veya boyalı kaya resimleri bunu teyit etmekte ve bu kültür bulguları M.Ö. 15000-8000 yıllarına kadar bölgenin tarihine ışık tutmaktadır. Bilimsel araştırmalar Van Gölü Havzası ile birlikte Ahlat'ın ilk sakinlerinin Hurriler olduğunu göstermektedir. Eklemeli bir dil kullanan ve dilleri Türkçe'nin de dahil olduğu Ural-Altay grubu dillerine benzeyen Hurrilerin, M.Ö. 2000 yıllarındaki merkezlerinin Van Gölü çevresi olduğu bilinmektedir. Ahlat Hurriler'den sonra M.Ö. 1500'lerde Asur Devleti'nin bir uç beyliği haline gelmiş ve Asur Kralı Salmanassar (M.Ö. 1274-1245) zamanında Urartular Asurilerin bölgedeki gücünü kırarak M.Ö. 900 yıllarında Ahlat'ı egemenlikleri altına almışlardır. Yerleşik bir kültürü benimseyen ve başkenti Tuşpa (bugünkü Van) olan Urartu Krallığı, yaklaşık 300 yıl boyunca Van Gölü Havzası'nı egemenliği altında tutmuştur. Ancak kendilerine has kültür ve mimari tarzları ile birlikte sulamalı tarıma önem veren Urartu Krallığı'nın otoritesi, Asur Kralı I. Salmanassar (M.Ö. 1274-1245) ve oğlu I.Tukulti-Ninurta (M.Ö. 1244-1208) tarafından düzenlenen yağma seferleri ve Asurlularla M.Ö. 742'de yapılan Kommagene Savaşı sonucunda sarsılmıştır. Bilhassa M.Ö. 1274 yılında düzenlenen sefer sırasında, çoğu Van Gölü havzası ve yakın çevresinde olan ve aralarında Ahlat'ın da yer aldığı bir çok kentin tahrip edildiği, Asur kaynaklarından öğrenilmektedir. Urartu Kralı Rusa II döneminde (M.Ö. 685-645), Bu arada Adilcevaz'da bulunan II. Rusa'ya (M.Ö. 685-645) ait bir yazıtta, kralın Ziukuni ülkesinde (Ahlat-Adilcevaz yöresi) yeni kentler yaptırdığı ve bu kentlere; Hate,Muşki ve Halitu ülkelerinden insanların getirilerek yerleştirildiği belirtilmektedir. M.Ö. 609 yılında Urartu Ülkesi Ahlat'la birlikte İskit Türklerinin eline geçmiş, Urartuların önemli askeri üssü olan Çavuştepe Kalesi ve Urartu şehirleri İskitler tarafından yakılmıştır. Ahlat ve çevresi bu tarihten sonra Makedonlar, Persler, Sasaniler ve Bizanslılar arasında sık sık el değiştirmiştir. Miladi 217 yıllarında Ahlat, Türkistan'dan gelen Mamık ve Konak adlı Türk ehzadelerin beylik merkezi olmuştur. 395 yılında ise Hun Türklerinin Ahlat ve çevresine gelişleri görülmektedir. Öte yandan, miladi 550-660 tarihlerinde Ahlat'a Hazar Türkleri'nin yerleştiğini görmekteyiz. Nitekim Ebul Farac' ta bu Türk yerleşmesinden bahsetmektedir.



Arap Egemenliği

Ahlat ve çevresi Hz.Ömer devrinde, 640-641 yıllarında Cezire fatihi İyaz B. Ganem tarafından, İslam devleti hakimiyeti altına alınmıştır. Bir müddet Bizans kontrolüne geçen Ahlat, Emeviler döneminde, Muhammed b. Mervan tarafındantekrar Cezire Valiliği'ne bağlandı. Hazarlar'ın akınlarını Ahlat'a kadar uzatmaları sonucu, Halife Hişam, Said el Haraşi'yiAzerbaycan valiliğine atayarak, Hazarlar ile mücadeleyle görevlendirdi. Ahlat'a gelen el-Haraşi, şehrin kapılarının açılmadığını görünce, Ahlat'ı muhasara ederek ele geçirdi ve yağmalatarak büyük ganimetler elde etti. Abbasi imparatorluğu, IX. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren zayıflamaya başlamış, bölgede Ermeni Bagratuni hanedanı etkisini artırmıştır. Fakat bu dönemde de Ahlat, Erciş ve Muradiye şehirleri, bir Arap emir olan Ebul-Verd, ardından da torunu tarafından idare edilmiştir.. 928 yılında, Bizans İmparatoru Romanus Lacepenus'un meşhur doğu domestiki J.Kurcuas,Ahlat'ı ele geçirerek camilere birer haç koydurdu. 931'de Bizanslılar, Ermeni Kralı Gagik'in tahrikiyle, Ahlat'ı ve çevresini korkunç bir şekilde yağmalayıp, halkın bir çoğunu öldürdüler. Ahlat'ın 940 yıllarında Hamdanoğulları'nın, 990'dan sonrada Mervanoğulları Beyliği'nin hakimiyetine girdi. 1060'lardan sonra Ahlat'ın fiili yönetimi Selçukluların eline geçmiştir.

İslam Dönemi

Şehir Hz. Ömer döneminde Cezire fatihi Iyaz bin Ganem tarafından fethedilerek İslam Devletinin egemenliğine girmiştir (641). Ahlat Beyi yapılan antlaşma gereği vergi vermeyi kabul etmiş ve bu antlaşma Hz. Osman döneminde Doğu Anadolu’da harekatta bulunan Habib b. Mesleme tarafından tasdik edilmiştir. Hz. Osman’ın öldürülmesi , Hz. Ali döneminin de karışık geçmesi ve nihayet Hz. Muaviye’nin ölümüyle başlayan iç karışıklıklar sırasında Ahlat halkı da isyan etmiş ancak Emeviler’in Cezire valisi Muhammed b. Mervan tarafından şiddetle cezalandırılmışlardır. Böylece bölge Cezire valiliğine bağlanmıştır. Azerbaycan valisi Cerrah b. Abdullah’ın Erdebil’de Hazarlara yenilip şehit düşmesi üzerine halife , Hişam b. Abdülmelik Said el Haraşi’yi Hazarlarla mücadeleye memur etti (730-31). Ahlat’a gelen Haraşi şehir kapıları kendine açılmayınca şehri şiddetli bir muhasaradan sonra almıştır. Abbasiler döneminde Ahlat’ta ki mahalli hanedanlar ibka edildikleri gibi idari yapıda aynen korundu. Bu sıralarda Haricilerin Musul ve Diyarbekir civarında faaliyetlerini yaygınlaştırdıklarını görüyoruz. Ahlat’ta zaman zaman onların saldırılarına ma’ruz kalıyordu. Mahalli idarecilerin 851’de Van Gölü ve çevresinde çıkan olayları bastırmaktan aciz kalmaları yüzünden Samerra’dan gönderilen Büyük Boğa asilerin reisi Musa b. Zürare’yi yakalayıp bu bölgede dirlik ve düzenliği yeniden kurdu. Abbasi hakimiyetinin zayıflaması üzerine Bizanslılar 928’de şehri almışlardır. Bundan sonra Ahlat’ta X. yy. sonunda bir Kürt sülalesi olan Mervanoğulları hüküm sürmüşlerdir.


TÜRK FETHİNDEN SONRA AHLAT


İLK SELÇUKLU AKINLARI VE MALAZGİRT ZAFERİ

Maveraünnehir'de Karahanlı ve Gazneliler tarafından takip ve baskı altında tutulan Selçuklular yeni iskan sahaları bulmak için Çağrı Bey'in idaresinde 1018 yılında Van Gölü havzasına bir keşif akınında bulundular. Bu akınla Türkmenler, atalarının kendilerinden yüzlerce yıl önce geldiği bu topraklarda, yeni yurt arayışlarına girdiler. Bu akından sonra Maveraünnehir'e geri dönen Çağrı Bey, Anadolu'da Türklere karşı koyacak ciddi bir kuvvetin bulunmadığı müjdesini verdi. Böylece bu tarihten itibaren Türkmenler Ahlat ve çevresine yerleşerek Anadolu'da ilk Türk iskanını gerçekleştirdiler. 1040 yılından itibaren Ahlat Türkmenlerin önemli bir yerleşme merkezi haline gelmiştir. 1054 yılında Tuğrul Bey Ahlat üzerinden Malazgirt'e ulaştı, ancak burayı alamadı. 1057'de Türkmenler Ahlat'tan Sivas'a kadar hareket alanlarını genişlettiler. 1066 yılında Ahlat'ı bir Türk garnizonu haline getiren Emir Sunduk, Afşin ve Gümüştekin gibi Türk komutanları, Sultan Alparslan'ın emriyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Bizans savunmasını tamamen yıktılar. Görülmektedir ki Ahlat, Alparslan zamanında Anadolu akınlarında bir hareket merkezi haline gelmiştir. Bu Ahlat'ta önemli ölçüde Türkmen yerleşmesinin ve buna bağlı olarak Türkmenlerin burada kendilerini emniyette hissetmelerinin sonucudur. Ahlat'ı bir üs haline getiren bu Türkmen emirleri 1071 yılına kadar Bizans'ın gücünü kırarak güneyde Halep, Antakya ve batıda Sakarya Irmağı kıyısına kadar akınlarda bulundular. Bizans İmparatoru harekata geçip, esas olarak Anadolu'daki Selçuklu garnizonu Ahlat'ı almak istedi ise de başarılı olamadı ve Türk kuvvetlerine yenildi. Bu arada Bizans'a ağır darbeler indiren Afşin Bey, Ahlat'a dönünce Bizans hakkında önemli bilgileri mektupla Sultan Alparslan'a bildirmiştir. Türklerin Anadolu akınları, Anadolu'nun Türkmen boy ve oymaklarıyla dolması Bizans'ı rahatsız etmiş ve Bizans İmparatoru Diogenes bu duruma son vermek, aynı zamanda Ahlat'ı almak için Anadolu'ya üç sefer yapmıştı. Diogenes Ahlat'ı almakla Türkleri Anadolu'dan çıkarmayı düşünüyordu. İşte bu fikirlerle son Anadolu seferine çıkmıştır. Bu arada Ahlat üzerinden Mısır seferine çıkan Alparslan Halep'i alıp Dımaşk'a yönelmişken, Diogenes'in elçileri kendisine ulaşmış ve Ahlat ile Malazgirt'in teslimini istemişlerdir. Görüldüğü gibi Ahlat harbin nedenleri arasındadır. Bu teklifleri reddeden Alparslan süratle Urfa, Diyarbakır, Silvan, Erzen ve Bitlis üzerinden Ahlat'a ulaşmıştır. İbnül Ezrak'ta, Sultanın Erzen ve Bitlis üzerinden Ahlat'a geldiğini ve burada birkaç gün kaldığını yazar. Diğer taraftan Ahlat'ın yiğit komutanlarından Afşin Bey, Ahlat'tan Sultan'a gönderdiği mektupta, "işte Rum ülkelerini istila edip büyük ganimetlerle geldim. Rumlar bizimle savaşacak bir kudrette değildir" diyerek Alparslan'a büyük moral vermişlerdir. Bu arada 200.000 kişilik bir ordu ile Sivas üzerinden Erzurum'a ve buradan da Malazgirt'e inen Diogenes'in tek hedefi artık Ahlat'ı almaktı. Ahlat'a ulaşan Alparslan'ın ordusunda 50-60.000 asker ile birlikte Sav Tigin, Afşin, Sunduk, Gevher Ayin, Ay-Tigin, Tarang-Oğlu, Ahmet-Şah, Dilmaçoğlu Mehmed, Dudu-Oğlu, Kutalmışoğlu Süleyman, Artuk, Tutak, Danişment, Saltuk, Mengücek, Çavlı, Çavuldur ve Porsuk gibi iş bilir komutanlar bulunmaktaydı. Savaştan önceki öncü muharebeleri Ahlat yakınlarında olmuştur. Nitekim Diogenes'in Trakhaniates ile Ursel komutasında yol emniyetini sağlamak için gönderdiği 30.000 kişilik kuvvet, Ahlat'taki Selçuklu akıncıları tarafından bozguna uğratılarak Muş istikametine kaçmışlardır. Bizans'ın ikinci öncü birlikleri 3 Ağustos 1071'de Emir Sunduk tarafından bozguna uğratıldı ve komutan Bryennios güçlükle kurtuldu. Aynı komutan Emir Sunduk 24 Ağustos 1071'de Bizans kuvvetlerini dağıtıp, Ermeni general Basilekes'i esir ederek, büyük bir haçı da ele geçirmiştir. Ahlat yakınlarında kazanılan bu üç öncü muharebesi Türk birliklerinin moralini artırmıştır. Ahlat'tan bugün eski şehrin merkezi olan ve Ulu Cami'ye yakın "Minere Yokuşu" denen yerden kuzeye doğru çıkan, Çifte Hamam kalıntısının doğusundan geçerek Kulaksız Mahallesi, Çukurtarla Köyü, Karahasan, Aydın üzerinden Malazgirt'e ulaşan yol Alparslan'ın kullandığı yoldur. Ahlat'ı Malazgirt'e bağlayan en eski yol bu olup, Romalılar tarafından yapılmıştır. Bu yoldan Malazgirt'e ulaşan Alparslan, Malazgirt ovasının bitip Ahlat'a doğru dağlık alanların başladığı alanda, ardını Ahlat'a vererek ordugahını kurmuştur. İşte Ahlat'tan yola çıkılarak kazanılan bu zaferde, Ahlat ve Ahlatlıların payı büyüktür. İbnül Ezrak bu savaşta yararlılık gösteren Ahlatlıların çok zengin olduğunu yazar. Görüldüğü gibi Anadolu'nun bir Türk yurdu haline gelmesinin asıl sebebi olan 1071 Malazgirt zaferinin kazanılmasında en büyük rolü Ahlat ve Ahlatlılar oynamışlardır.

KAYI BOYU VE TÜRK OYMAKLARININ AHLAT'A YERLEŞMESİ

Gerek Evliya Çelebi, gerekse Osmanlı müverrihi Ali, Künhül Ahbar'ında Osmanlıların atalarının Türkmen göçleriyle beraber Ahlat'a geldiklerini ve uzun yıllar oymaklarıyla burada kaldıklarını yazar. Fatih'in vezirlerinden Karamani Nişancı Mehmet Paşa'nın tevarihi Ali Osman adlı eserinde Kayıların Ahlat'ta yaşadığına şöyle işaret edilmiştir: "Bazı tarihlerden nakledildiğine göre, Moğolların Bağdat'a vardığı sıralarda Ermeniyye şehirlerinden Ahlat çevresinde deve, koyun, uşak ve hizmetçi sahibi bir kavim vardı. Bunların başında soyu yirmibirinci göbekte Nuh'un oğlu Yafes'in çocuklarından Oğuz Han'a ulaşan Kayık Alp vardı. Hicri 656 (M. 1258) yılında bu da Selçuklularla birlikte kaçmaya razı oldu. Asıl yerlerini ve yurtlarını bırakarak kavim ve boyu ile beraber göçerek Anadolu'da Karacadağ'a varıp yurt edindi." Neşri Mehmet Çelebi'ye göre; "Ali Selçuk'a müntesip Türklerden Gök Alp Han evladından rızıklı bir taife Ermeniyye beldelerinden Ahlat'a nüzul edip 170 yıl Cengiz istilasına kadar orada kaldılar. Hicri 616'da Cengiz istilası vuku bulunca reisleri Süleyman Şah'a uyup batıya göç ettiler." Gerçekten Ahlat'ta uzun yıllar oturan Kayı Boyu, 1230 Yassıçimen Savaşı'nda Alaeddin Keykubat'a yardımda bulunarak savaşı kazanmasını sağlamışlar ve bu yardımlarından dolayı kendilerine Karacadağ bölgesi ıkta edilmiştir. Kayı boyu Ahlat'tan 40.000 kişi olarak ayrılmıştır. Ahlat'a 1205-1206 yıllarında Kuman Türklerinden yerleşmeler olmuştur. Ayrıca Türkmen göçleriyle birlikte Avşar, Kaçar, Yazır, Salur, Kınık, Böğdüz, Çepni, Çavındır, Alayuntlu gibi Türk boy ve oymakları gelip yerleşmişlerdir ki bu Türk boylarına ait damgalar Ahlat'taki taş eserler üzerinde görülmektedir. Ahlat aynı zamanda Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türklerinin önemli ölçüde yerleştikleri bir merkezdir. Faruk Sümer ve M. Halil Yınanç Karakoyunlu ve Akkoyunluların Oğuz Han zamanında Doğu Anadolu'ya geldiklerini yazmaktadır. Nitekim Karakoyunlu Emir Ali'nin kızı Erzen Hatun'un türbesi Ahlat'ta olduğu gibi, Akkoyunlular zamanında da Ahlat önemli br merkez haline gelmiştir ki abidevi ölçülerdeki Bayındır Kümbet ve Mescidi bunu teyit etmektedir.


AHLATŞAHLAR (SÖKMENOĞULLARI) DÖNEMİ

Artukoğulları, Danişmentoğulları, Mengücekoğulları ve Saltukoğulları gibi Ahlatşahlar da Doğu Anadolu'da kurulan ilk Türk İslam beyliklerindendir. 1100-1207 yılları arasında hüküm sürmüş bu Türk hanedanının kurucusu melik şahın amcası Yakuti'nin oğlu Kutbeddin İsmail'in Türk ırkından bir yetiştirmesi olan ve bu nedenle kendisine Sökmen-El Kutbi denilen Sökmendir. Kurucusundan dolayı bu devlete Sökmeniye veya Sökmenliler denildiği gibi kurulduğu coğrafi yer itibarı ile Ermenşahlar olarak da bilinir. Ahlatşahlar; Ahlat Merkez olmak üzere Erciş, Adilcevaz, Silvan (Meyyafarikin), Malazgirt, Muş, Van, Muradiye (Bargiri), Gevaş (Vestan), Eleşkirt, Tatvan, Hani, Erzen ve Tebriz'e kadar olan şehirlere hükmediyorlardı. Sökmenli Hükümdarları aşağıdaki tarihler arasında hakimiyet sürmüşlerdir. SÖKMEN el-KUTBİ(1100-1111) Sökmen el-kutbi Selçukluların Azerbaycan umumi valisi ve efendisi olan Kutbeddin İsmail'in ölümünde sonra oğlu Mevdudu' nun hizmetine girdi ve birlikte Muhammed Tapar ile Sultan Berkiyaruk arasındaki mücadelede Muhammed Tapar'ın yanında yer aldılar. Melikşah, Diyarbakır Mervanilerini ortadan kaldırttıktan sonra bir mervani emiri Ahlat'a sahip olmuş ve halka zulüm etmeye başlamıştır. Bu zulüm ve işkenceden bıkan halk adaleti ile tanınan Sökmen el-kutbi' yi davet edip idareyi ona verdiler ve melik Muhammed Tapar'da bu bölgeyi Sökmen'e ıkta etti (1100). Sökmen bundan sonra da Muhammed Tapar'a sadakatla hizmet etti. Sökmen el-kutbi devrinde Silvan alındı. Sökmen 1111'de Muhammed Tapar'ın Altun Tigin oğlu Mevdud kumandasında haçlılara karşı gönderdiği ordu'da bulunuyordu. Ancak bu seferde Halep'te hastalanmış ve Balis şehrinde ölmüştür. Sökmen' in karısı İnanç Hatun Ahlat Şahlar tarihinde en önemli bir rol oynamıştır. Sökmen el-kutbi devrinde Ahlat Şahların sınırları oldukça genişlemiş, Malazgirt, Silvan, Erciş, Adilcevaz, Eleşgirt,Van, Tatvan,Erzen, Bitlis, Muş ,Hani, Muradiye ve Tebriz'e kadar olan yerler Ahlat'a bağlanmıştır. Bu geniş coğrafyada İpek yolu ticaretin' de etkin bir rol oynayan Ahlatlılar sadece Van Gölü'nde mahirane gemi işletmekle kalmamışlar, Karadeniz'de de gemi işleterek Doğu-Batı ticaretine katkı sağlamışlardır. Bugünde Ahlat'ta çok sık kullanılan " Karadeniz'de gemilerin mi battı" deyimi 1113 tarihinde Karadeniz'de Ahlatlıların gemilerinin batması ve çok kayıp verilmesinin acı bir hatırası olarak yaşatılmaktadır. Ticaret öyle gelişmişti ki Ahlatın Karadeniz'de ki iskelesi Trabzon olmuştu. Bu interlanttaki ticareti bir gelenek haline getiren Ahlatlılar bu faaliyetlerini Osmanlı Devletini son zamanlarına kadar Batum Limanı'nda sürdürmüşlerdir. Ümit burnunun keşfi ve buna bağlı olarak ticaret yollarının değişmesi Ahlat ticaretini önemli ölçüde etkilemiştir. Çünkü eski ticaret merkezleri Cürcan, Belh, Horasan, ve Hindistan ile bağlantıları olan Ahlat, bu konumunu değişimle birlikte yitirmiştir. Sökmen devrinde 1111 yılında Ahlat'ta büyük bir deprem oldu. Gölün kan rengini alarak kıyıların yarıldığını ve su ile dolduğunu kaynaklar yazmaktadırlar.

ZAHİRADDİN İBRAHİM (1111-1127)

Sökmen el-kutbi' nin oğludur. Zayıf bir şahsiyet olmasından dolayı devlet ve çok sarsıntılar geçirdi. Bun da İbrahim'în annesi İnanç Hatun'un devlete sahip olma emelleri ve tahakkümü başlıca rol oynamıştır. Bu dönemde Silvan Muhammed Tapar tarafından İbrahim'in idaresinden alınarak eski kölesi Karaca es-Sakiye ıkta edildi. Bu şehir 1121 yılında Tapar'ın oğlu Sultan Mahmut tarafından Artuklu il Gazi'ye verildi. Erzen ve Bitlis Beyi Hüsamüd-Devle Togan Arslan' da tedrican müstakil olmuştur.

AHMED (1126-1127)

İbrahim 1126 yılında ölünce yerine Kardeşi Ahmet geçti. İnanç Hatun bu dönemde de siyaset sahnesinde rol oynadı. Ahmet 10 ay saltanat sürmüş ölünce yerine İnanç Hatun torunu İbrahim'in oğlu II. Sökmeni tahta çıkarıp idareyi bizzat ele almıştır.

DEVLETŞAH NASREDDİN MUHAMMED SÖKMEN II (1128-1185)

Ebul Fida'ya göre İnanç Hatun memlekete tek başına hakim olmak için çocuk yaşındaki torununu öldürmek istediğinden bunun farkına varan devlet büyükleri İnanç Hatunu boğdurarak ortadan kaldırdılar. II. Sökmen yaklaşık 57 yıl saltanat sürmüş ve Ahlat Şahlar en parlak dönemini yaşamışlardır. Artuklu hükümdarı Necmettin Alpi 1146 yılında sökmenin anadan bir kız kardeşi ile, II.Sökmen'de Erzurum Melik'i Saltuk'un kızı Şah Banu ile evlenmiştir. Musul-Halep Atabeyi imadüddin Zengi II.Sökmenin kızı ile evlenmiş ve Zengi'nin bu zevcesi Sökmenniye Hatun şeklinde anılarak Musul'da Selçuklu Şehzadesi Ferruhşah'ın terbiyesi ile meşgul olmuştur. Böylece, Ahlatşahlar komşu hükümdarlarla sıhriyet kurmak suretiyle bölgedeki durumlarını kuvvetlendirmişlerdir. Bu dönemde Irak Selçukluları tahtına Sultan Mesut geçmiş ve Mesut kardeşi Selçuk'a Sökmen ve Togan Arslan'ın ülkelerini ıkta etmiş , ancak Selçuk buralarda zulüm yaptığı için tutunamamıştır. Böylece Sökmenliler bir dış tehlikeyi atlatmışlardır. II. Sökmen 1138-1139 yılında Sasunlulara esir düştü ve Artuklu hükümdarı bacanağı Hüsameddin Timurtaş'ın teşebbüsü ile serbest bırakıldı. Sökmen 1174'te Sasunluların kalelerini ele geçirerek onları cezalandırdı. II. Sökmen devrinde Gürcülerin akınları şiddet kazandı. Gürcü Kıralı 1161 yılında Ani şehrini ele geçirmiş, bunun üzerine II. Sökmen ile kayınpederi İzzeddin Saltuk birlikte harekete geçmişlerdi. Ancak İzzeddin Saltuk savaştan çekilince,Türk Kuvvetleri ağır bir yenilgi almışlardır. Gürcüler bundan cesaret alarak Divin(Duveyn)'i ele geçirip halkı kılıçtan geçirdiler. Gürcülerin bu zulmü üzerine Azerbeycan Atabegi İldeniz, Irak Selçuklu sultanı Aslan Şah, II. Sökmen ve Devlet Şah 1163 yılında Gürcistan'a girerek önceki yenilginin intikamını aldılar. Kralın ordugahı işgal edilerek hazinelerle birlikte bir çok ganimet ve esir ele geçirildi.1175'de gürcülerin Ani'yi almaları üzerine Selçuklu ordusu sefere çıkmış Gürcüler karşı çıkmaya cesaret edememişlerdir. Bir çok yer ele geçirilip Sökmen ganimet ve Tutsaklarla Ahlat'a dönmüştür. Bu iki sefer sonucunda Ahlat'ta muhteşem tören ve şenlikler yapılmıştır. II.Sökmen devrinde halk barış ve adalet içinde yaşadı. Doğu Anadolu'nun Gürcülere karşı müdafaasında Ahlatşahlar en büyük rolü oynadı ve Gürcülerin Aras'ı geçmesine müsaade edilmedi. II. Sökmenin Gürcülere karşı cihadı, halkın gönlünde sevgisini artırdı. Onun döneminde Ahlat ve Van Gölü'nün çevresi en parlak devrini yaşadı. II. Sökmen 1185'te yaklaşık 64 yaşında ölünce, geride varis bırakmamıştı. Ahlat'ın zenginliği çevredeki hükümdarların buraya göz dikmesine neden oluyordu. Bunlar arasında İldeniz'in oğlu Cihan Pehlivan, Selahaddin Eyyubi, Eyyubi Meliki Mevdud b. Adil ve Selçuklu Tuğrul Şah'ı sayabiliriz.

SEYFEDDİN BEKTİMUR (1185-1193)

II. Sökmen'den sonra beyliğin başına Seyfeddin Bektimur geçti. Bektimur'un tahta çıktığını haber alan Selahaddin Eyyubi, Ahlat'ı almak üzere harekete geçmiş ve Ahlatlılar da şehri kendisine teslim edeceklerini bildirmişlerdi. Ancak bu bir hile idi. Zira atabey Cihan Pehlivan Muhammed'in Ahlat'ı almak için harekete geçtiği haber alınmış ve bu iki kuvvet karşı karşıya getirilmişti. Eyyub'i hükümdarı, Atabey Cihan Pehlivan ile savaşmaya göze alamamış ve Meyyafakirin'i alarak geri dönmüştür. Selahhaddin Eyyubi Anadolu ve İran'ı fethetmek amacındaydı. Ancak 1193 yılında ölünce bu olay gerçekleşememişti. Selahaddin'in ölümü Bektimur'a rahat bir nefes aldırmıştır. Bektimur, Artuklular ve Musul Atabeyi İzeddin Mesud ile Eyyubi Meliki Adil'e karşı ittifak yaptı. Ancak 19 Mayıs 1193'te öldürülmesi bu teşebbüssün semeresiz kalmasına sebep oldu. Kumandanlarından, aynı zamanda damadı Bedreddin Aksunger Hezar Dinari tarafından öldürülen Bektimur, adil, dindar, hayır ve hasenatı seven, cesur ve güzel ahlaklı, ilim, din, adamları ve sufileri gözeten bir hükümdardı. Ahlat Bektimur'un idaresinde mesudane bir dönem yaşamıştır.

BEDREDDİN AKSUNGER HEZAR DİNARİ (1193-1197)

Sökmen bu memlukunu Curcanlı bir tacirden bin altına satın aldığı için ona "hezar dinari" (bin altınlık) lakabını vermiş ve saki yapmıştır. Makamı yükselince, Bektimur'un Ayna Hatun adlı kızıyla evlenmişti. Haris bir insan olan Hezar Dinarı, Bektimur'u öldürterek idareyi ele geçirmiş ve Mektimur'un oğlu ile kızını Muş civarında bir kaleye hapsetmiştir. Beş yıllık idaresinde Erzurum meliki Tuğrulşah ile birlikte Gürcü kuvvetlerini yenmiş ve önemli ganimet elde edilmiştir. Hezar Dinarı 1197 yılında öldü ve yerine Kutluğ geçti.

KUTLUĞ (1197-1197)

Sökmen'in yetiştirilmesi olan Kutluğ, çocuk iken elde edilmiş ve yetiştirilmiş Sasunlu bir ermeni olduğundan halk ayaklanarak tahttan indirmiş ve öldürülmüştür. Ordunun ve halkın Ermenileri istemedikleri anlaşılıyor. Kutluğ'un yerine hapisten çıkarılan Bektimur'un oğlu Muhammet geçirilmiştir.

MELİKÜ'L MANSUR MUHAMMED(1197-1206)

Melikü'l Mansur ünvanıyla tahta çıkan Muhammed, dokuz yıl saltanat sürdü. Muhammed oniki yaşında olduğundan işleri Atabeği Şücaüddin Kutluğ yürüttü. Muhammet delikanlılık çağına gelince Atabeği Şücaüddin Kutluğ'u öldürttü. Halka ve askerlere iyi davranan Atabeğin öldürülmesi onun aleyhine bir hava yarattı ve halk ondan soğudu. Bunu fırsat bilen Gürcüler (1204-1205) Azerbaycan'a girip, Malazgirt ve Erciş'e kadar ilerlediler. Pek çok esir ve ganimetler elde ettiler. Ahlatşahı, Mugisüddin Tuğrulşah ile birleşerek Gürcüleri bozguna uğratabildi. Ancak Gürcüler bir yıl sonra tekrar Ahlat hudutlarına girerek yağma yaptılar. 1206'da Kars Gürcülerin eline geçti. İçki ve eğlenceye düşkün olan Muhammet, Ahlat'ı ele geçiren II. Sökmenin köle emirlerinden İzeddin Balaban tarafından önce bir kaleye hapsedildi , daha sonra da öldürüldü. (1206)

İZZEDDİN BALABAN (1206-1207)

II.Sökmen çocuksuz olduğundan, Ahlatlılar II. Sökmenin yeğeni Mardin Artuklu hükümdarı Artuk Aslan'a idareyi teslim etmek istiyorlardı. Diğer yandan II. Sökmenîn emirlerinden Balaban, Malazgirt'i ele geçirmiş ve asker toplayarak 1206'da tahtı ele geçirmek için Ahlat üzerine yürümüştür. Balaban, Artuk Arslan'a elçi gönderip : "Sana meylettiğimden dolayı Ahlatlılar beni suçluyor ve Araplardan nefret ediyorlar . Bu durumda bir konak menzili kadar geri çekilmelisin. Eğer şehri elde edersem sana veririm. Zira benim için bu ülkeye sahip olmak mümkün değildir." diyor ve onu şaşırtıyordu. Artuklu hükümdarı bu teklifi kabul edip geri çekilince, Balaban ülkesine geri dönmesi için Artuk Arslan'ı tehdit etmeye başladı. Şehri alacağından emin olan ve yanında az kuvvet bulunan Artuk Arslan, Eyyubi Meliki Eşref'in Duneyser'e (Koşhisar, Kızıltepe) girmesi üzerine geri dönmek zorunda kaldı. Balaban bu sefer şehri iyice kuşattı, yenildi. Erciş ve Malazgirt'ten kuvvet toplayarak tekrar Ahlat'ı muhasara etti ve Ahlat'ı işgal ederek, Muhammet'i bir kaleye hapsetti. Balaban Ahlatşahların sonuncusu olup, bir yıldan az saltanat sürmüştür. Bu karışık durumda Meyyafarikin hakimi olan Eyyubilerden Necmettin Eyyub, Sökmenlilere ait birkaç kaleyi işgal edip Ahlat'a yaklaştı ise de , Balaban onu Meyyafarikin'e çekilmeye mecbur etti. Ahlat'taki bu mücadeleleri fırsat bilen Gürcüler 1206'da Kars'ı teslim aldılar. Necmettin Eyyub babası Melik Adilden yardım alarak ikinci defa Ahlat'a taarruz etti. Balaban, Erzurum Melik'i Tuğrulşah ile birleşerek Necmettin Eyyub'u mağlup etti. Ancak Ahlatşahlar ülkesine hakim olmak isteyen Tuğrulşah Balaban'ı öldürttü. Buna Ahlatlıların tepkisi büyük oldu ve Tuğrulşah'a mukavemet ettiler. Bu durumda Ahlatlılar Necmettin Eyyub' davet ederek idareyi ona verdiler. Tuğrulşah Erzurum'a dönmek zorunda kaldı . Necmettin Eyyub 1207 senesinde Ahlat'a yerleşerek memlekete hakim oldu. Ahlat halkı Sökmen hanedanına ve istiklallerine çok bağlı olduklarından Necmettin Eyyub'un idaresine ısınmadılar ve ayaklandılar. Necmettin Eyyub kardeşi Melik Eşref'in yardımı ile olayları önledi, halktan bir çok kimse öldürüldü ve Ahilerin birliği dağıldı. Böylece Ahlatşahlar hanedanlığı sona erdi.

ANADOLU SELÇUKLULARI VE İLHANLI EGEMENLİĞİNDE AHLAT

Ahlat'ın Harzemşahlar tarafından bu şekilde ele geçirilmesi ve tahrip edilmesi, Ahlat'ın bir önceki sahibi Eyyubiler'i ve Büyük Türk Hükümdarı Alaaddin Keykubat'ı üzer. İki hükümdar güçbirliği yaparlar. Celaleddin Mengüberti'de Erzurum Meliki Cihanşah'la güç birliği yapar. İki müttefik ordu Erzincan yakınlarındaki Yassıçimen'de 10 Ağustos 1230 tarihinde karşılaşırlar. Savaşı kaybeden Celaleddin, kendisini Ahlat'a atarak orada bıraktığı hazinelerini alır, Ahlat'ı ateşe vererek, Eyyubiler'e Ahlat'ın harabesini teslim eder. Celaleddin Mengüberti daha sonra Karacadağ'a (Diyarbakır) gider. Burada eşkıyalar tarafından önce soyulur, sonra öldürülür. Cenazesi Mayyafakirin'e (Silvan) getirilir ve orada defnedilir. Alaeddin Keykubat, Ahlat'ın imarını yapabilmek için şehri kendi topraklarına kattığını ilan eder. Bu defa Eyyubiler'le Selçuklular bozuşurlar. Harput Artuklu Beyi'nin de Eyyubiler'in yanında yer alması üzerine Selçuklular Harput (Elazığ) üzerine yürüler. Burada yapılan savaşı Selçuklular kazanır. Alaettin Keykubat veziri Kemaleddin Kamyar ile ikinci vezirlerinden Sadeddin Müstevfi, Tacettin Pervane ve Ziyaettin Karaarslan'ı Ahlat'a gönderdi. Vezir Kemaleddin Kamyar ahaliye para, erzak, tohumluk, ve çift hayvanı dağıtarak, kaleyi de onardı. Bu arada Ahlat'ta kaybolan nüfus ve eşyaların tespiti de yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda şehrin subaşılığına Sinaneddin Kaymaz getirilmiş, bölgede emniyet ve refah sağlanmıştır. Ancak iki Türk ordusunun Yassıçimen'deki savaşı, Anadolu'yu Moğol istilasına açık hale getirdi. Harzemşah Celaleddin, İslamın büyük mücahitlerinden birisi olmasına rağmen, askeri kudret ve dehasına mukabil, siyasi hataları yüzünden yalnız kendi felaketini hazırlamakla kalmadı, Ahlat gibi Türk-İslam kültürü ile yoğrulmuş bir yerin de tahrip olmasına yol açtı. Bu şekilde savunmasız kalan Anadolu'ya Moğollar çekirge sürüleri gibi doluştular. Anadolu'nun bir çok yeri ile birlikte Ahlat'ı da tahrip ettiler. İbn-i Bibi; fazıl, zahit ve alimlerin diyarı olan Ahlat şehri ve havalisi Moğol akınları ile boşalmış vahşi kuşların yuva yaptığı yerler olmuştur diye yazmaktadır. Diğer yandan bu istila ve tahriplerden başka 1246 yılında meydana gelen büyük deprem Ahlat'ı bir kez daha perişan eder. Bu tarihten önceki (Özellikle 110-1207 Ahlatşahlar devri) dönemlerinde yapılan eserler yok oldu. Bugün Ahlat'ta bulunan en eski tarihli eserin, 1222 tarihli Şeyh Necmeddin Kümbeti olmasının en önemli sebeplerinden biriside bu deprem ve bundan sonra 1276 tarihinde meydana gelen ikinci depremdir. Moğollar Kösedağ savaşından sonra işgal edip yağmaladıkları Ahlat'ı, Gürcü kumandanı Prens Avak'ın kız kardeşi Tamtam'a verdiler. 1244'den sonra İlhanlılar'ın yönetimine giren Ahlat, Olcayto'nun oğlu Ebu-Said Bahadır Han devrinde, mamur ve müreffeh bir şehir vasfını korudu. Ancak onun ölümü (1355) üzerine Moğollar arasında meydana gelen iç mücadele sırasında Ahlat tekrar tahrip edildi. Şehir bundan sonra Celayirliler'in ve ardından Bitlis hakimi Ziyaeddin'in kardeşi Bahaeddin'in eline geçti (1350). 1360'ta Ahlat, Moğol Beyi Hızır Şah'ın ve daha sonra da Bitlis hakimlerinin eline geçti.


KARAKOYUNLULAR VE AKKOYUNLULAR DÖNEMİ

İlhanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasından sonra valiler ve emirler arasında el değiştiren Ahlat 1451-1462 yılları arasında Karakoyunluların yağma ve tahriplerine ma’ruz kalmıştır. 1462 tarihinden itibaren Karakoyunlu Cihan Şah Mirza’nın yerini Akkoyunlu Uzun Hasan Bey aldı. Ancak onunda Ahlat üzerindeki hakimiyeti uzun sürmedi . 1473 yılında Fatih Sultan Mehmed Han’ın Otlukbeli Muharebesi’nde Uzun Hasan’ı mağlup etmesiyle yöredeki Akkoyunlu hakimiyeti sona erdi.

OSMANLILAR DÖNEMİ

Yavuz Sultan Selim Han döneminde Şah İsmail ile yapılan Çaldıran savaşı sonucunda Ahlat Osmanlıların hakimiyetine girdi (1514). Bu tarihten sonra Ahlat için yeni bir dönem başladı. Yavuz burayı fethinden sonra göl kenarına bir kale yaptırmıştır Bu kale Kanuni Sultan Süleyman’ın emriyle Irak seferleri sırasında büyütülmüştür. Bu kalede Osmanlılardan kalma İskender Paşa Camii ve Hamamı ile Kadı Mahmut Camii bulunmaktadır. Ayrıca bu kalenin içinde bir mahalle bulunup Kale Mahallesi ismiyle anılmaktadır. Şehrin kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmesi Kanuni’nin Irakeyn Seferi sonunda gerçekleşir. Bu sefer sonunda Ahlat, Adilcevaz ve Erciş Osmanlı idaresine girer. Ancak bir süre sonra Şah Tahmasb buraları tekrar ele geçirerek burada tahribata girişir (1548). Yaklaşık kırk yıl süren Osmanlı-Safevi mücadelesi 1555’te imzalanan Amasya Antlaşması ile son bulmuştur. Fakat çeşitli sebeplerle Moğol istilasından itibaren ehemmiyetini kaybetmeye başlayan şehir Safeviler ve Osmanlılar zamanında Van Gölü havzasının en sönük şehri haline geldi. Van bir eyalet merkezi olurken Ahlat’ta Adilcevaz Sancağının bir kazası haline gelmişti. Şüphesiz bunda istilaların ve depremlerin payı oldukça büyüktür.Önemli bir şehir olmak kolay değildir. Ahlat’ta önemli bir şehir olmasının sıkıntısını tarihi boyunca çekmiştir. Özellikle 1246 ve 1275-1276 tarihlerinde meydana gelen depremler sebebiyle Ahlat harabeye dönmüştür.Nitekim Amasya antlaşmasından birkaç yıl sonra yapılan tahrirde Ahlat’ın acıklı durumu açıkça görülmektedir. Defterde verilen rakamlara göre şehrin nüfusunun askerler, diğer vazifeliler ve din adamları dışında 1600 civarında olduğu tahmin edilmektedir.Ahlat Tanzimattan sonra Van eyaletinin Van sancağına, II. Abdülhamid devrinde ise Bitlis vilayetine bağlanmıştır (1892-93).

I. Dünya Savaşı dönemine ait bilgilerimiz ise çok kısıtlı. Bu dönemle ilgili bilgilerimizi yaşayan kişilerin hatıralarından öğrenmekteyiz. Mesela I. Cihan Harbinde Ahlat’ın 2000’den fazla şehit verdiği yine hatıralarda zikredilmektedir. Savaş sırasında ve sonrasında bir taraftan Rusların bir taraftan Ermenilerin hücumuna ve katliamına uğrayan yöre halkı binbir güçlükle bu zulümden kaçarak başka illere göç eder. Hatta Ahlat’tan çıkarak Urfa’ya göç eden 93 kişilik bir kafilenin binbir zorlukla Urfa’ya vardığında 13-14 kişiye düştüğü yine hatıralarda zikredilir .1916 yılında I. Cihan Harbinin bütün hızıyla devam ettiği bir dönemde Ruslar geçtikleri yerleri talan ederek Ahlat’a varır. Akşam saatlerine doğru şehre yaklaşan Rus birlikleri kısa süre sonra asıl birliklerle birleşerek Ahlat’ın girişinde mevzilenirler. Akşamın alaca karanlığında karşıda görülen manzara müthiştir. Dev bir ordu kendini gizleme ihtiyacı bile duymadan Ruslar’ın tam önünde dimdik durmaktadır.Rus komutanının emriyle yoğun bir yaylım ateşi başlar. Fakat beyhude karşı tarafta hiçbir hareket yoktur. Ne kaçarlar ne de gizlenirler. Onca kurşuna rağmen yerlerinden bile kıpırdamazlar. Ateş emri tekrarlanır ancak karşıdaki manzara değişmez. Rus Ordusu karanlığın koyulaşmasıyla ateşi keser ve sabahı beklemeye başlar.Günün ilk ışıklarıyla gördükleri manzara karşısında adeta şok geçirirler. Koca Rus Ordusunu durduranlar her biri insan boyundan uzun mezar taşlarıdır. Bu bir hikaye değil I. Cihan harbinde Ahlat’ta meydana gelmiş ve hala anlatılan yaşanmış bir gerçektir. Şahitleri ise her biri birer sanat şaheseri olan mezar taşlarındaki kurşun izleridir. Düştükleri bu gülünç durum, Rusların duygularını mezar taşlarına karşı kine dönüştürür ve o güzelim abideleri açtıkları yolların menfezlerinde kullanırlar. Bu mezarlarda çok büyük tahribatlar yaparlar ancak işgal fazla sürmez yaklaşık bir yıl sonra mezarlıklarına bile yenildikleri bu toprakları terk edip giderler.

CUMHURİYET DÖNEMİ

Bu dönemle ilgilide kaynak bilgi ve belgelere ulaşamadık . Yine hatıralar ışığında hareket ederek dönemle ilgili bilgi vermeye çalışacağız.Devlete ve millete karşı bağlılığını tarihinin her devresinde koruyan Ahlat, I. Cihan Harbinde bu hususiyetinden dolayı gerek Ermeniler ve gerekse Ruslar tarafından eziyetlere, katliamlara ve işkencelere tabi tutulmuşlardır. Milli mücadelede yararlılık gösteren şehirlerin yine içindedir Ahlat. Hatta Ahlat ve Ahlatlı’nın bu tavrından dolayı Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından buraya iki kez telgraf yollanmış ve Ahlatlı tebrik edilmiştir. Ancak bu telgrafların nüshaları şu anda mevcut değildir.

İzzet Bey İsyanı;

Cumhuriyetin ilanından sonra 1924 yılında Ahlat tekrar ilçe olmuştur. Bu dönemin en kayda değer hadisesi İzzet Bey isyanıdır. Bir kürt beyi olan İzzet Bey bu bölgedeki karışıklıkları fırsat bilmiş ve Muştan gelerek Ahlat’ı almayı tasarlamıştır. Bu maksatla gelen İzzet Bey’in dört adamı kaymakam konağına girerek kaymakamı koltuğundan kaldırır ve yerine otururlar, ardından da kaymakama hakaretler ederler. Bunu duyan 7’den 70’e tüm Ahlatlı kaymakam konağının avlusuna toplanır. Bu esnada halkın büyük sevgisini kazanmış bir çavuş olan Hamza Çavuş içeri girer ve bunları kovar. Ve onlara “Ahlatlı bu Ahlat’ı size vermez , vermeyecektir!” , der. Ve nihayetinde gerçekleşen isyanda Ahlat halkının devlete olan bağlılığı sayesinde kısa sürede bastırılır. Böylece , Ahlat büyük bir badireyi daha ucuz atlatmış olur.Bu anlattığımız hadise Ahlat’ın tanınmış simalarından Deveci Hüseyin lakaplı Hüseyin Deveci’nin sözlü hatıralarından derlenmiştir.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 1
İzlenmeler: 6683
favori
like
share
Ebusey Tarih: 23.08.2009 09:31
Emegine saglik kardesim bir Ahlatli olarak sizi ilcemiz adina tebrik ediyor saygilarimi sunuyorum
hamdi_21 Tarih: 11.11.2008 13:01
bilgi için tşk.
beyabi Tarih: 22.10.2008 15:54
Teşekkürler işte benim memleketim. Ahlat türklerin anadoluya açılan kapısır. Bugün bile orada selçuklu torunları yaşamaktadırlar.