Bidat
Allah-u teala kullarının ihtilaf ve ayrılığa düşmelerini yasaklamış, birlik ve beraberlik içinde olmalarını emredip şöyle buyurmuştur: {Allah’ın ipine topluca yapışın, ayrılığa düşmeyin...} Allah’ın emrettiği birliği muhafaza, Onun ipi olan Kur’an’a sımsıkı sarılmakla ve tefrika çıkarmamakla mümkündür. Allah bu hususta şöyle buyurmuştur: {Rabbinizden size indirilene uyun, Ondan başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!} Bununla beraber körü körüne ataların, hocaların ve şeyhlerin ihdas ettiği Kitap ve sünnete muhalif şeylere ittiba etmeyi yasaklamış ve: {Onlara: Allah’ın indirdiğine uyun dense, ‘Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler. Ama ataları bir şey düşünmeyen, doğru yolu bulamayan kimseler olsalar da mı?}
{Onlara Allah’ın indirdiğine uyun dense: ‘Hayır biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ derler. Şeytan onları alevli ateşin azabına çağırmış olsa da mı?} buyurmuştur.
Kuran’da Allah’ın inzal ettiği şeylere ittiba emredilmiş, ataların üzerinde bulunduğu heva ve şeytanın davetçilerine itaat yasaklanmıştır.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ümmetini Kitap ve sahih sünnete temessük etmeye teşvik etmiş, kurtuluş ve korunmanın onlarda olduğunu şöyle beyan etmiştir: ‘Size sımsıkı tutunduğunuzda asla dalalete düşmeyeceğiniz iki şey bırakıyorum. Onlar, Allah’ın kitabı benim sünnetimdir.’ Bu hadiste Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) iki kimsenin dalalete düşmeyeceğine kefil olmaktadır:
1) Kitap ve sünnete temessük eden kimseye, hidayet ve kurtuluş için kefil olması.
2) Kitap ve sünnete temessük eden kimseye, dünyada helak edici ve ahirette de cehenneme düşürücü sapıklığın isabet etmemesi için kefil olması.
Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Kitap ve sünnete temessükü teşvik ederken, Allah’ın dininde bidat çıkarmayı da yasaklamış ve ondan sakındırmıştır. Ümmetine dinde çıkarılan her bidatin dalalet olduğunu beyan etmiş ve şöyle buyurmuştur: İrbaz b. Sariye şöyle dedi: Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) beliğ bir vaaz etti, o vaazdan kalpler titredi ve gözler yaş boşalttı. Biz dedik ki: Ya Rasulullah, bu vaaz veda edici kimsenin vaazı gibidir, bize vasiyet et. Rasulullah şöyle buyurdu: ‘Size Allah’a karşı takvalı olmayı, başınıza köle bir kimse emir seçildiğinde dahi onu dinleyip itaat etmenizi vasiyet ediyorum. Çünkü sizden benden sonra yaşacak kimseler birçok ihtilaf görecektir. Öyle bir durumda benim sünnetime ve hidayete ermiş raşit halifelerin sünnetine sımsıkı sarılmanızı vasiyet ediyorum. Onlara azı dişinizi gömünüz. İşlerin bidat olanlarından sakının, şüphesiz ki her bidat dalalettir.’
Bu hadis bize, ümmetin varlığının korunması ve tefrikaya düşülmemesi için hırs gösterilmesini beyan etmektedir. Bunun için Rasulullah ümmetini sünnete ve cemaate sımsıkı sarılmaya teşvik edip, sonradan çıkan muhdes şeylere itibar etmekten de yasaklamıştır. Bu ister itikat, ister amel, ister menhec de olsun aynıdır. Çünkü hidayet rehberi efendimiz, bu dünyadan ayrılmadan Allah’ın kendisine vahiy ettiği dini ümmetine tebliğ etmiştir. Ümmetine dininin ve dünyasının salahı her şeyi göstermiş; onları gecesi gündüzü kadar aydın –kalbinde kayma olanlardan gayrının sapmayacağı– bembeyaz bir yol üzere bırakmıştır. Bu hususta Allah-u teala şöyle buyurmuştur: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum... }
{Kim İslam’dan başka bir din ararsa, bilsin ki, (o din) ondan kabul edilmeyecek ve o, ahirette kaybedenlerden olacaktır.}
Din bu ayetin delaletiyle tamamlanmış ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu hakkıyla tebliğ etmiştir. Aişe (r) şöyle dedi: “Her kim Muhammed’in Allah’ın kendine indirdiği bazı şeyleri gizlediğini söylerse, o kimse Allah’a büyük bir iftirada bulunuyor. Zira Allah: {Ey Rasul, Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer tebliğ yapmazsan, Onun risaletini tebliğ etmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur...} buyurmaktadır.”
Din kemale ermiş ve Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ondan hiçbir şeyi gizlemeden tebliğ etmiştir. Buna yukarıda zikredilen ayet ve hadis delalet eder. Aynı zamanda veda haccında Rasulullah’ın ümmetine İslam’ın helal ve haramlarını öğretip tebliğ ederken: ‘...Dikkat edin size tebliğ ettim mi?’ demesi ve bunu birkaç kez tekrar ederek, kendilerine dini tebliğ ettiği hususunda onları şahit yapması, ‘Ey Allahım şahit ol’ ifadesiyle de tebliğ görevini yerine getirdiğine ümmetinin şahitliğine Allah’ı şahit yapması delalet eder.
Durum bu iken insanlardan biri çıkar ve Allah’ın Kitabında, Rasulullah’ın sünnetinde olmayan bir şeyi –bu ister imanî meselelerde, ister ameli meselelerde, ister menheci meselelerde olsun– ihdas ederse, din noksandır tamamlanmamış demektedir. Dolayısıyla Allah’ın: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim...} ayetini reddetmektedir. Yahut din tamamlanmış ancak Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) onu tam tebliğ etmemiş, bazı şeyleri ondan gizlemiş demektedir. Bu durumda da mezkûr Aişe hadisini ve veda haccında Rasulullah’ın: ‘...Burada hazır bulunan kimseler hazır olmayan kimselere –bu hükümleri– tebliğ etsin. Nice tebliğ olunan kimseler, tebliğ eden kimselerden daha kavrayışlı ve akıllı olabilir...’ Hadisini reddetmiştir. Bu kimse bidat çıkartarak –farkında olsun veya olmasın– din tamamlanmamış, istidrakı gerekli bazı şeyler kalmış demektedir. Bu şahıs dinin tam anlamıyla kemale erdiğine itikat etse, onda hiçbir şeyi ihdas etmezdi.
Bu gibileri için İmam Malik: “Her kim dinde bir bidat çıkarır ve onun güzel olduğunu söylerse, o kimse Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) in dini tebliğ görevine ihanet ettiğini iddia etmektedir. Çünkü Allah-u teala: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim...} buyurmaktadır. Rasulullah’ın zamanında din olmayan bir şey bu gün de din değildir.” Bidat çıkaran dine karşı inatçı ve onun sahibiyle savaş halindedir. Çünkü Şari kulun mükellefiyetini özel şekil ve hareketler çerçevesinde tahdit etmiş, sınırları aşmamasını emretmiş; emirler vermiş ve yasaklar koymuştur. Emirleri yerine getiren, yasaklara riayet eden kimselerden razı olmuş ve onlara güzel bir gelecek va’d etmiş; emirlerini yerine getirmeyen ve yasaklara riayet etmeyen kimseleri itap edip azabı ile tehdit etmiştir. Hayır ve saadetin, Allah’ın koyduğu sınırlara riayet etmekte olduğunu bildirmiştir. Allah-u teala bizi yaratan varlık olması sebebiyle, nelerin bizim için hayırlı nelerin bizim için şerli olduğunu elbette iyi bilir. Bize dünya ve ahirette saadet verecek şeyler nelerdir, biz onu Allah’tan daha iyi bilemeyiz. Bidatçi bunların hepsini reddetmektedir. Zira o, dinde bidat çıkarmakla, Allah’ın ölçülerinin dışında başka ölçülerin de olduğunu iddia etmektedir. Sonra o, ihdas ettiği bidatle kendini Şarinin yerine koyup ona benzetmektedir. Allah şeriatı vaz ederek halka ona göre hareket etmek için emir vermiştir. Şeriat hepsi aklın idrak edeceği şeylerden değildir. Mesela namazı örnek alsak günün muayyen vakitlerinde bilinen hareketlerinin bilinen şekilde mutat olarak yapılmasını yorumlamakta akıl acze düşmekte bir anlam verememektedir.
3) Sonra bidatçinin bu ameli, hevasına uyma ve keyfine göre hareket etmek demektir. Bu hususta Allah-u teala şöyle buyurmaktadır: {Allah’tan bir delil olmaksızın hevasına ittiba eden kimseden daha sapık kim olabilir?} Her kim nefsinin hevasına uyar ve Allah’ın hidayetine ittiba etmezse ondan daha sapık kimse olamaz.
Bidatçılar aynı zamanda dinlerinde tefrika içinde olan kimselerdir. Onlar hakkında Allah: {Dinlerini fırkalara ayıran kimseler, grup gruptur. Hiç bir hususta onlardan değilsin.}
İbni Kesir bu ayetin tefsirinde şöyle dedi: “Dinlerini fırkalara ayıran gruplardan murat; Çeşitli millet, mezhep, meşrep ve dalalet mensuplarıdır. Şüphesiz ki Allah, Rasulüne bu ayette onların konumunu haber vermiştir.”
Allah’ın {İşte bu benim dosdoğru yolumdur, ona uyun. Onun gayrı yollara uymayın, onlar sizi Allah’ın yolundan ayırt eder. Sakınmanız için size böylece vasiyette bulunuyor.} ayetindeki dosdoğru yol, Allah’ın davet ettiği, Rasulünün yaşayıp uyguladığı İslam’ın ta kendisidir. Onun gayrı çeşitli yollara gelince değişik şekil ve görüntülerde tezahür eden bidat ehlinin yollarıdır.
Bidatçi, mükellefiyetini terk ederek Allah’a karşı günah işleyen bir kimse gibi değildir. Çünkü masiyet sahibi, Allah’a yaklaştığını sanarak dinde bir şey ihdas edip onda ısrar eden ehli bidat gibi, huzur içerisinde olmaz. Aksine masiyet sahibi kimse ifrat ve tefriti sebebiyle huzursuzdur. Gönlünde hep o masiyetin sıkıntısını hisseder durur. Ta ki ondan tevbe edip vazgeçene kadar böyledir. Ama bidat ehli Allah’a masiyet yaptığını bile bilmemektedir. Çünkü o ihdas ettiği bidatle amel edip Allah’ı razı ettiğini zannetmektedir. Allah’ı razı ettiğini zanneden bir kimse ondan tevbe etmeyecektir. Bu sebeple âlimler bidatçinin tevbesi yoktur demişlerdir.
Abdullah b. Mes’ud’un Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tan rivayet ettiği şu hadisi hatırlamakta yarar vardır: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) eliyle düz bir çizgi çizdi sonra: Bu Allah’ın dosdoğru yoludur buyurdu. Sonra o düz çizginin sağına ve soluna çizgiler çizdi sonra: ‘İstisnasız bu çizgilerin hepsinin başında bir şeytan oturur. Bunlar onun yollarıdır, bunlardan üzerinde kendisine davet eden bir şeytanın bulunmadığı yol yoktur’ buyurdu. Sonra: {İşte bu benim yolumdur, ona ittiba ediniz. Yollara tabi olmayınız. Onlar sizi Allah’ın yolundan ayırt eder. Sakınmanız için Allah size böylece vasiyet ediyor.} ayetini okudu.”10
Bekir b. Ala: “Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ın bu hadiste zikrettiği şeytan ile insanların şeytanlarını kast ettiğini zannediyorum. Onların yolları da ihdas ettikleri bidatlerdir dedi.”
Kur’an da ehli bidatin yerildiği gibi hadislerde de yerilmiştir. Buhari ve Müslim’in ittifakla rivayet ettikleri Aişe (r) hadisinde Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: ‘Bu (din) işimizde her kim ondan olmayan bir şeyi ihdas ederse, o ret olunmuştur makbul değildir.’
Müslim’deki hadisin lafzı ‘Herkim üzerinde emrimiz olmayan bir ameli işlerse o, ret olunmuştur. Yani o makbul değildir.’
Ebu Hureyre’den Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: ‘Herkim bir hidayete davet ederse, onun için o hidayete tabi olanların ecri gibi ecir verilir. Bu onunla amel edenlerin ecirlerinden bir şeyi noksanlaştırmaz. Herkimde bir delalete davet ederse, onunla amel edenlerin günahı kadar onun için günah verilir. Bu onunla amel edenlerin günahlarından bir şeyi noksanlaştırmaz.’
Buraya kadar bidatin yerilmesi ve ondan sakınılmasının gereğini incelemeye çalıştık. Bundan sonraki fasılda onun tarifi ve ona taalluk eden hususu inceleyeceğiz.
Bidatin Tarifi:
Bidat: Sözlükte, örneksiz olarak bir şeyi ortaya koymak, var etmek demektir. Mesela Allah’ın: {Semavat ve arzın benzersiz yaratıcısı.} ayeti buna delalet eder.
Bidatin şer’i manası: Allah’a ibadette mübalağa kastedilerek dinde şeriata benzer bir yol ihdas etmektir. Bu tarife Hadid Suresindeki: {İhdas ettikleri ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık. Onu kendileri Allah’ın rızasını kazanmak için yaptılar...} ayeti delalet etmektedir.
Bidatin Kısımları:
Bidati Hakiki: Kitap, sünnet, icmadan üzerinde şer’i bir delilin delalet etmediği şeydir. Misalleri, şer’i bir mazereti olmaksızın helal bir şeyi haram etmek gibidir. Buna örnek olarak İmam Buhari, İbni Mes’ud’dan rivayet ettiği hadis zikredilebilir: O, şöyle demiştir: Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) ile birlikte savaşıyorduk, beraberimizde kadın bulunmuyordu. Hadım olalım mı? Dedik. Rasulullah bizi bundan yasakladı”
Ebu Bekir (r) Ahmes den bir kadının yanına girdi. Ona Zeynep deniliyordu. Onun konuşmadığını görünce: “Buna ne oluyor da konuşmuyor” dedi. O hiç konuşmadan hac etti dediler. Ebu Bekir ona: “Konuş ey kadın, bu senin için helal olmaz; bu cahiliye işlerindendir” dedi. Kadın konuştu ve Ebu Bekir’e sen kimsin? dedi. Ebu Bekir kendini kast ederek: “Muhacirlerden bir adam” dedi.
Bu bidate tarikat şeyhlerinin belirli bir makamdan sonra ibadet teklifinin kalktığını iddia etmeleri de girer. Mesela Kayseri’de büyük bir türbenin altında metfun Mevlana’nın hocası olarak bilinen Seyyid Burhanettin’le ilgili şu menkıbe örnek verilebilir. Seyyid Burhanettin’in müritlerinden bir kadın, bir gün şeyhine orucu ve namazı ihmal etmeye başladığını (yani orucu tutmadığını namazı kılmadığını) hatırlatarak şunu sordu: “Gençliğinde mücahede ve riyazeti kemal mertebesine ulaştırmıştın. Nasıl olurda ömrünün sonunda oruç tutmuyor ve namazlarının birçoğunu kaçırıyorsun?” Seyyid Burhaneddin buna şu cevabı verdi: “Ey çocuğum, biz yük çeken develer gibiyiz. Ağır yükler çekmiş ve uzun yollar çiğnemişiz. Sayısız konaklar ve merhaleler aşmışız. Varlık kıl ve yününü dökmüş zayıf, ince ve isteksiz olmuşuz. Şimdi bizi birkaç gün arpa vermek için besiye çekmişler ki, beslenelim ve bir bayram günü olan Allah’a kavuştuğumuz günde kurban olalım. Çünkü zayıf kurban onun mutfağına yaramaz. Zira daima yağlı kapıya yağlı kurban gerekir.”
Bidati İzafi: O, aslı itibariyle bidat olmayıp sonradan ona izafe edilen bir şey sebebiyle kendisi de bidat olan şeydir.
Bidati izafinin iki ciheti vardır:
Birinci Cihet: Meşru olan cihettir. Bidatçi kendi nefsinden, ondan olmayan bir şeyi o meşru cihete girdirir. Bidatçinin kendinden eklediği bu ziyadeyle meşru şey asli konumundan çıkar, yeni bir hüviyet kazanır. Şu anda müslümanlar arasında yaygın olan bidat bu nevi bidattir.
Örneklendirecek olursak; namaz, oruç, zikir, abdest vb. şeyler meşru birer ibadetlerdir. Şari onları mükelleflere emredip yapmalarını istemiştir.
Mesela bir şahıs Allah ve Rasulünün emretmediği bir namazı ihdas etse, bu namaz bidati izafi kısmına girer.
Örnek için Gazalinin İhya isimli kitabında: “Bunlar Haftanın Gündüz Ve Gecelerinde Kılınan Namazlardır” başlığı altında:
“Pazar Gününün Namazı,
Pazartesi Gününün Namazı,
Salı Gününün Namazı,
Çarşamba Gününün Namazı,
Perşembe Gününün Namazı,
Cuma Gününün Namazı,
Cumartesi Gününün Namazı,
Recep Ayına Mahsus Namaz
Şaban Ayına Mahsus Namaz” gibi ifadelerini ve nasıl kılınacağına dair izahatını zikredebiliriz.
Ebu İsrail, Bir hadiste geldiği gibi: ‘Ben oruç tutacağım, oturmayacağım hep ayakta duracağım...’ dese, bu oruç da bidati izafi kısmına girer.
Başka birisi Abdullah b. Amr hadisinde olduğu gibi: ‘Hiç iftar etmeyeceğim her gün oruç tutacağım’ dese, yine bu da bidati izafi kısmına girer.
Diğer bir kimse de zikir mevzusunda ben: “Zikirden, doksan dokuzluk tesbihi elime alıp bin, iki bin, beş bin adet Allah demeyi anlıyorum. Yahut halka halinde hep bir ağızdan garip uğultular çıkarmayı anlıyorum” dese, yine bu da bidati izafi kısmına girer ve bu kimselerin iddiası doğru, amelleri de Şarinin istediği gibi yapmış olmaz. Namaz, oruç, zikir, kurban kesme vb. ibadetlerin hepsi meşrudur. Şari bu ibadetleri emretmiş, onları işleyenlere sevap vereceğini beyan edip teşvik etmiştir. Ancak bu ve emsali ibadetlerin işleniş şekli ve keyfiyetinin değişmesi, onlara yeni yorumlar getirilmesi, üzerinde delil olmayan bir şeydir. Bu aynı zamanda Allah’ın: {Bu gün sizin için dininizi kemale erdirdim, size nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’a razı oldum...} ayetine ve Rasulullah’ın onu en güzel bir şekilde izah edip tebliğ etmesine rağmen, güya bazı şeyler noksan kalmış da o noksanı tamamlama gibi bir şeydir.
Bu bapta İbni Mes’ud (r) un haberini zikretmek yerinde olsa gerek. İmam Darimi ve başkalarının rivayet ettiğine göre, Ömer b. Yahya babası ve dedesi tarikiyle şöyle rivayet etti:
“Ebu Musa El–Eşari (r) İbni Mes’ud’un evine geldi kapısının önünde oturanlara: Ebu Abdurrahman çıkmadı mı? Dedi. Oradakiler: Hayır dediler. Onlarla beraber İbni Mes’ud’un çıkmasını beklemek üzere oturdu. İbni Mes’ud çıkınca beraberce kalktık. Ebu Musa, İbni Mes’ud’a ‘Biraz önce mescitte reddettiğim bir iş gördüm. Ancak gördüğüm –Allah’a hamd olsun– hayır bir işti dedi. İbni Mes’ud: O nedir? Dedi. Ebu Musa: ‘Eğer yaşarsan biraz sonra sen de onu göreceksin. Mescitte insanları halkalar halinde oturmuş namazı bekliyor halde gördüm. Halkadaki insanların ellerinde küçük çakıl taşları bulunuyor ve her halkada bir adam: ‘Yüz kere Allah-u Ekber deyin’ diyor. Onlar da yüz kere Allah-u Ekber diyorlar. ‘Yüz kere La İlahe İllallah deyin’ diyor. Onlar da yüz kere La İlahe İllallah diyorlar. ‘Yüz kere Sübhanallah deyin’ diyor. Onlar da yüz kere Sübhanallah diyorlar’ dedi. İbni Mes’ud Ebu Musa’ya: Peki onlara ne dedin? Dedi. Ebu Musa: ‘Senin görüşünü almadan onlara bir şey demedim’ dedi. İbni Mes’ud: Onlara günahlarını saymalarını sevaplarından hiçbir şeyin kaybolmayacağına kefil olduğunu söylemeli değil miydin? Dedi. Sonra mescide doğru yürüdü, biz de onunla beraber mescide yürüdük. Mescitteki o halkalardan birinin başına varıp durdu. Onlara: Yaptığınızı gördüğüm bu şey nedir? Dedi. Onlar: ‘Ey Ebu Abdurrahman, bunlar çakıl taşları bunlarla okuduğumuz tekbir, tahlil, tesbihi sayıyoruz’ dediler. İbni Mes’ud: Günahlarınızı sayınız, ben salih amellerinizden hiçbir şeyin kaybolmayacağına kefilim. Vay size yazıklar olsun! Ey Muhammed’in ümmeti, Nebiniz sahabeleri içinizde bolca bulunurken, elbisesi henüz eskimemişken ve yemek kabı henüz kırılmamışken ne çabuk helak olmaya gidiyorsunuz. Nefsim elinde olan zata yemin ederim ki siz ya Muhammed’in milletinden daha hidayetli bir millet üzeresiniz veya dalalet kapısını açmak üzeresiniz dedi. Onlar: ‘Ey Ebu Abdurrahman, Vallahi biz hayırdan gayrı bir şey irade etmedik’ dediler. İbni Mes’ud: Nice hayır irade eden var ki, onu elde edememiştir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) tahdis edip ‘Bir toplumun Kuranı okuyacağını ancak Kuranın onların boğazlarından aşağıya inmeyeceğini’ bize anlatmıştı. Allah’a yemin ederim bilmiyorum, belki onların çoğunluğu sizdendir dedi. Sonra onlara arkasını dönüp gitti. İbni Yahya dedi ki: O halkadaki kimseleri Nehrevan günü haricilerin safında bize mızraklarıyla dürterken gördük.”
O bidatlerden biri de Mevlit Kandilidir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) nin sevgisi herkese vacip bir şeydir. Müslüman onu kendi nefsinden, çocuğundan, babasından, anasından ve bütün insanlardan daha çok sevmeden imanı tam olmaz. Ancak Nebiyi sevmek ona itaat etmek, emirlerini yerine getirmek, yasaklarına riayet etmektir. Bu yasaklarından biri de bidattir. Çünkü Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem): “Her bidat dalalettir.” “Her kim üzerinde emrimiz olmayan bir amel işlerse, o amel merduttur” buyurmuştur. Bu mevlit kutlaması Nebiden, raşit halifelerden, sahabelerin ve muteber âlimlerin hiç birinden mevlit kutlaması diye bir şey sabit değildir. Bu mevlit kutlaması, kendilerini Fatıma (r) ya asılsız olarak nispet eden Fatımiler tarafından ortaya çıkmıştır. Onların gerçek nesebi ise yahudilere dayanmaktadır.
Bidat Ehli İle Oturmak Zararlı Ve Sakıncalıdır
Tabiin imamlarının çoğu insanları bidatçilerle oturmama hususunda uyarmıştır. Çünkü bidatçilerle oturan kimse onların bidatinden şöyle veya böyle etkilenecektir. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) salih kimselerle oturup arkadaşlık etmeye teşvik etmiş, fasit kimselerle oturup arkadaşlık etmeyi ise, zemmedip yasaklamıştır. Bunu misk satan bir kimsenin yanında oturan şahısla, is pas içerisinde kirli bir iş sahibiyle arkadaşlık edene benzetmiştir.
Bidat Olmadığı Halde Bidat Addedilen Hususlar
Ancak şeriatta aslı olup nassların delalet ettiği şeye gelince bidat diye isimlendirilse de onlar bidat değildir.
Selefin ifadelerinden bazısında buna rastlamak mümkündür. Örneğin Ömer hilafeti döneminde insanları mescitte teravih namazı için bir imamın arkasında toplayıp: “Bu namazı gruplar halinde değil de bir imamın arkasında cemaatle kılın” demişti. Sonra onları bir imamın arkasında teravih namazını topluca kılarken görünce: “Bu güzel bir bidat oldu demişti.” Ömer (r) bu olaya bidat derken bidatin şer’i manasını kast etmemiştir. Çünkü ramazan da teravih namazının şeriatta aslı vardır. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ramazan da insanlara iki veya üç gece teravih namazı kıldırmıştır. Sonra bu namaz insanlara farz olur, onlar da bunu yerine getiremez endişesiyle onu terk etmiştir. Kuran’ ın iki kapak arasında toplanması, hadislerin tedvini, hadis, fıkıh, tefsir vb. ilimlerin usullerinin kitaplarda toplanması ve emsali şeyler de aynı konumda olup bidat değildir. Ehli bidatin, bu gibi şeylere bidat deyip dinde bidat ihdas etmelerine delil getirmeleri, şeytanın dostlarına vahyi türü, hakkı batıla karıştırmaktan başka bir şey değildir. Sonra farz edelim ki bu fiiller bidattir. Bu bidatlere uymamızı bize Rasulullah, İrbaz b. Sâriye hadisinde: ‘Benim ve raşit halifelerin sünnetine sımsıkı sarılın, ona azı dişinizi gömünüz.’ İfadesiyle emretmektedir. Bununla beraber biz mezkûr şeylerin bidat olmadığını iddia ediyoruz.
Buraya Usulün Fi’l-Bidaı Ve’s-Süne (S:28–29–30–31) ve (96–97) M.Y


Tüm İslam ümmetine Allah'ın rahmetini diliyorum
Allah'a emanet olun

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 460
favori
like
share
wampirella Tarih: 02.02.2008 10:24
saol emeğine sağlık
by_KaRizMa Tarih: 26.01.2008 22:28
yuregine salik