YETENEĞİNİ TAŞIYAMADI

Oyunculuğu ile ilgili pek bir sıkıntı yoktu. Sıkıntı, dönüp dolaşıp saha dışında yaşanan olaylar ve Ortega’nın çalkantılı ruh haline bağlanıyordu.

Kore-Japonya ortak yapımı 2002 Dünya Kupası sona erdiğinde, milletçe çocuklar gibi şendik. Kolay değildi tabii, yıllarca elemeleri bile geçemeyen bir ülkeyken dünya üçüncüsü ünvanını almak.. Aslında 2000 yılında Galatasaray’ın aldığı UEFA Kupası bizim de dünya arenasında bir şeyler yapabileceğimizin sinyallerini çok önceden vermişti. Memleket panayıra dönmüşken, basına yansıyan bir takım haberlerfutbol gündeminin rotasını aniden değiştirdi. Arjantinliler’in Marodona’nın veliahdı dedikleri Ariel Ortega Fenerbahçe ile anlaşmıştı. Önceleri transfer dönemlerinde sık sık ortalığa saçılan asparagaslardan biri sanılsa da, kısa zamanda Fenerbahçe kulübü tarafından da doğrulanan bu haber; Fenerbahçeli taraftarlarla beraber basınıda ayağa kaldırmıştı. İşte bu taraftarların binbeşyüz kadarı yeni prenslerini havaalanında öyle bir karşılama yaptılar ki; çıkan arbedede Ortega daha ilk günden fiziksel bir tramvayla uzunca bir süre sahalardan uzak kalabilirdi.

Böyle çoşkulu bir mutluluk tablosu kısa sürede hüzüne bıraktığında ise;adına kütaphaneler doldurulacak kadar kelime sarfiyatı yapılmıştı. Türk futbol tarihine ‘Ortega Vakası’ olarak dalış yapan bu terim, zanlı Türkiye sınırlarını terk ettikten sonra bile, biçim değiştirerek sakınım belirtmek üzere her sansasyonel transfer haberinde ‘Yeni bir Ortega Vakası’ şeklinde telaffuz edilir oldu. Peki kimdi bu kimilerinin yere göğe sığdıramadığı,kimilerinin yerin dibine batırdığı Ortega? Gerçektende bu sorunun cevabını tek bir kanal üzerinden değerlendirme yaparak açıklamak çok zor.

4 Mart 1974 yılında Martin Jujuy’da bir çiftçi çocuğu olarak dünyaya gelen Ariel Arnolda Ortega,1988 yılında River Plate takımıyla profesyonelliğe adımını attı ve hızla Arjantin futbolunun önemli figürlerinden biri haline dönüştü. Fiziksel özellikleri ve karakterine istinaden taraftarları ona ‘sıpa’ lakabını takmıştı. 1996 yılında Valencia takımına transfer olarak Avrupa macerasına atıldı. Pek de başarılı geçmeyen iki yılın ardından Sampdoria’ya ve Parma’ya geçtikten sonra tutunamayıp tekrar eski takımı River Plate’e döndü. Hepsinde de gerekçe aynıydı: Uyumsuz ve sorunlu. Ortega da o dönemde basına verdiği röportajlarda Avrupa yaşamına alışamadığını sık sık vurguluyordu.

Valencia’dan Sampdoria’ya geçtiği 1998 yılı yazında, Fransa’da oynanan Dünya kupasında harika maçlar çıkardı fakat Hollanda ile oynadıkları çeyrek final karşılaşmasında maçın sonlarına doğru, kısacık boyuna rağmen Edwin Van Der Sar’a attığı kafayla kırmızı kart yiyerek maça damgasını vurdu. Maçın uzatmaya gideceği düşünülürken Dennis Bergkamp’ın nefis golüyle son dakikalarda elenmeleri de, ismini sansasyonelleştirdi. 2000 yılında River Plate’e döndükten sonra yine muhteşem maçlar çıkarıp, milli takımıyla Kore-Japonya finallerine katılmasının ardından Fenerbahçe’ye geçerek kendisini ve sevenlerini derin acılara gark edecek ikinci Avrupa macerasına başlamış oldu.

Gelişiyle birlikte tüm futbolseverlerin ve Türk basınının gözü üzerine çevrilmişti. Futboldan az çok anlayan birinin bile kişisel yeteneklerini inkar edemeyeceği türden bir oyuncuydu. Topla beraber mükemmel dripling yapıyor, en teknik savunma oyuncularını bile nefis çalımlarla güle oynaya ekarte edebiliyordu. Ceza sahası civarında topu ayağına aldığı anda rakip savunmaların başına gelebilecek en kötü şey haline dönüşüyordu. Keza henüz ligler başlamadan Mallorca ile yapılan hazırlık maçında an kadar kısa bir sürede topu kapıp küçücük boşluktan gol atarak bunu kanıtlamayı başarmıştı. Dar alanda çabucak adam eksiltmesi, boş kaleye vurulacak türden asistler yapması ve duran toplardaki başarısı oldukça yüksekti. Ona yakıştırılan Maradona’nın varisi tanımına uygun çok şık hamleler yapmıyor da değildi hani oyun kuran takımı sırtlayan anlayıştan çok etkin, yırtıcı ve forvete dönük orta saha olarak takımı ateşleyici bir oyun stiline sahipti. Kısacası oyunculuğu ile ilgili pek bir sıkıntı yoktu. Sıkıntı, dönüp dolaşıp saha dışında yaşanan olaylar ve Ortega’nın çalkantılı ruh haline bağlanıyordu. Fenerbahçe taraftarlarının onun Hagi’nin Galatasaray’da yüklendiği misyona benzer bir misyon yüklenmesi türünden beklentileri, yöneticilerin beklentileri,teknik direktörün beklentileri, basının beklentileri ve kendisinin beklentileri ardı ardına sıralanınca; ortaya çıkan sonuç kelebek ömrü kadar kısa bir Türkiye macerası oldu.

Başkan Aziz Yıldırım önderliğindeki Fenerbahçe, yakın dönemde Galatasaray’ın kazandığı, başarılardan daha fazlasını yakalayabilmek için kulübün özellikle alt yapı ve maddi yönünü oldukça güçlendirmişti. Buna mukabil özellikle futbolda istenilen başarıların yakalanamaması rahatsız ediciydi. Her zaman heyecan verici futbol ve transfer politikası güden Fenerbahçe’de Ortega ismi şüphesiz ki, çıtayı oldukça yükselttiklerinin göstergesiydi. Bu transferin taraftarıda mest ettiği, havaalanında karşılamanın yarattığı arbededen açık seçik belli oluyordu. Takımın başına geçirilmiş ve basının ‘alman köylüsü’ diyerek ‘ti’ye aldığı Werner Lorant’ın on bir milyon Dolar civarında bir paraya transfer olduğu söylenen bu epey pahalı ‘sıpa2yı oynatıp oynatmayacağı zor ve karmaşık bir denklemin bilinmeyeni olarak akıllarda soru işareti oluşturuyordu. Pek çok Fenerbahçeli ve bunun dışında kalan aklı başında kalemin ‘oyunculuğuna diyeceğimiz yok lakin Avrupa’da oynadığı tüm takımlarda problemli bir biçimde ayrılan bu oyuncunun aynı şeyi Fenerbahçe’de de yaşayabileceği’ şeklindeki yorumları başlarda göz ardı edilirken; kısa süre sonra yakıcı bir biçimde kendini hissettirdi. Futbol litaratürümüzde Hakan Şükür’sendromu kendine yer bulmuş ‘yabancı illerde mutlu olamama ‘durumu, Ortega’da da baş göstermiştir.

Profesyonellikle asla yan yana barınamayan bu tutumun basın değerlendirilmesi Hakan Şükür’e gösterilen anlayışla aynı değildi kuşkusuz. Fakat olaylar bu aşamaya gelmeden önce ilk huzursuzluk Feyenoord’la yapılan Şampiyonlar ligi ön eleme maçında, Werner Lorant’ın onu yedekte oturtmasıyla patlak vermişti. Feyenoord teknik direktörü Bert Van Marwijk’in bile Ortega’nın yedek kalışına anlam veremediğini belirttiği maçta Hollanda’da 1-0 yenilen Fenerbahçe; Kadıköy’de de 0-2 sonuçla elendiğinde yaşanan küçük çaplı kaosta taraflar içten içe aralarındaki köprüleri atmışlardı bile. Ayrıca takımdaki diğer oyuncularla ve özellikle de Ceyhun Eriş’le arasının bozuk olduğuna dair haberler ayyuka çıkmıştı. Yaşanan çekişmelerle taraftarlarında dahil olması, takımın gidişatını olumsuz yönde etkilemiş tüm bu olaylara bir de Panathinaikos tarafından UEFA kupasından saf dışı edilmek eklenince; toz pembe başlayan rüya, yönetim her nekadar iyi niyetle müdahale etmeye çalışsa da kabusa dönüşmüştü. Yüzünü lige dönen Fenerbahçe’de, Elezığ ve Altay maçında rakip savunmayı perişen eden Ortege, adeta kendisinin yedek bırakılmayacak oyuncu olduğunu taraftarlarına haykırıken; üniversite öğrencilerininYüksek Öğrenim Kurumu’nu boykot ettikleri, Fenerbahçelilerin kutsal gün ilan edecekleri 6 Kasım’da oynanan 6-0’lık Galatasaray maçıda; Lorant’ın imdadına Hızır gibi yetişiyordu. İkinci golü atan Ortege, ikinci yarının hemen başında oyunu 2-0 önde götürülürken kırmızı kart görerek oyundan atılıyor ama bu olumsuz duruma rağmen Fenerbahçe dört gol daha atarak ezeli rakiplerini ezici bir farkla yenmenin bayramını taraftarlarına yaşatıyordu.İşler bir süre iyi gitsede, üstü kapatılan ve kesinlikle halledilmemiş olan temel sorunlar kısa süre sonra batmakta olan bir gemiden su yüzüne vuran eşyalar gibi ortaya çıkıvermeye başladı.

Basında hemen hemen hergün Ortega hakkında bir şeyler yazılıp çiziliyordu. Ailevi sorunları olduğundan,gece hayatına,alkolikliğinden,takım arkadaşlarıyla kavgalı olduğuna,Lorant’la olan çekişmelerinden, takımı bırakıp kaçacağına dair doğru yanlış her haber kıymetli evrak muamelesi görürken, sıkışan huzursuzluk basıncı oluşturduğu patlamayla Lorant’ın kellesini alarak ortalığı yatıştırır gibi görünsede kötü gidişatı düzeltmedi. Lorant’ın ardından takımın başına geçirilen Oğuz Çetin de, onunla yıldızını barıştıramadı. Artık Ortega’da tavırlarıyla İstanbul’da fazlaca kalmaya niyetli olmadığını açıktan açığa hissettirmeye başlamıştı. Başlarda yaşadığı haksızlıklardan dolayı ona her zaman destek olan taraftarlardan bile ümitsiz nidalar yükselmeye başlamıştı. Ve sonuçta her şey kontrolden çıktı. Milli takıma katılmaya giden Ortega epeyce tefarruatlı bavul mahiyetiyle uçağına binerek sevenlerine de sevmeyenlerine de son çalımını atarak Arjantin’e uçtu.

Taraftarların ve kuubün ümit bağladığı top cambazı, ufak tefek hırçın Güney Amerika yerlisi Ortega, pek de profesyonel olmayan bir biçimde avuçlarından kaçıp gitmişti.

Oğuz Çetin’in de görevine son verilmesiyle Tamer Güney’in idaresinde aldığı kötü sonuçlarla ligi altıncı olarak tamamlayan Fenerbahçe Kulübünün işin peşini bırakmamaya hiç niyeti yoktu. Döner dönmez Arjantin Kulüpleriyle kontak kuran Ortega, FIFA nın Fenerbahçeyi haklı bulmasıyla onsekiz ay futboldan men cezası alarak bu alanda bir rekora imza atmıştır. Yinde de dönmemekte kararlı olan Ortega, başta duygusal bir tepkiyle futbolu bıraktığını açıklasada, yakın dostu Newell’s Old Boys kulubü teknik direktörü Americo Gallego ve ona her daim ikinci babalık yapan River Plate teknik direktörü Daniel Passerella’nın söylemleriyle bu kararından vazgeçti. Sıkıntılarla geçen bu dönem içerisinde zaten sevdiği ve iyice haşır neşir olduğu alkol problemi tekrar dillere pelesenk olmaya başlamıştı. Gallego’nun, cezası biter bitmez onu Newels Old Boys’ta görmek istediği konusundaki kararlılığı aşırılıklarını bir nebze önledi ve onsekiz aylık süre dolunca Newels Old Boys formasıyla 2004 yılında tekrar yeşil sahalara döndü.

Kişisel problemleri ve yaşının ilerlemiş olmasından dolayı üzerinde pek baskı oluşmamış olan Ortega, hiç kimsenin beklemediği kadar müthiş bir performans göstererek takımının Arjantin Apertura’da uzun yıllar sonra şampiyon olmasına büyük katkı sağladı. Ama içinin derinliklerinde onu yakan; belki de ne bizim ne de Arjantinlilerin hiç bilmediği ve bilemeyeceği kurtçuk larvaları, ruhunu durmadan kemirdiğinden, futbolu bırakmak için 2006 yılında döndüğü kulubü River Plate forması altında yine canlandı. Ne zaman işler yolunda denilse patlayan problemleri, hayatını alt üst ediyordu. Basın önünde alkolik olduğunu itiraf ederek futbolu bıraktığını açıklayıp alkolizmden kurtulmak için tedavi göreceğini yeniledi. River Plateliler içlerinden çıkmış bu adamı bırakmamak için tüm riskleri göze alıp onu kazanmaya çalıştılar. Ortega, başlarına bela olmaya devam ediyordu. Bu seferde; karısı ve üç çocuğunun annesi Danessa’yı sokak ortasında herkesin içinde evire çevire dövmüş; çareyi karakola sığınmakta bulan Danessa’nın şikayeti üzerine mahkemelik olmuştu. Ezeli rakipleri Boca Juniors’la oynayacakları maça az zaman kala yaşanan bu olay akabinde olayı yine alkol problemine bağlayan Ortega, maça çıkamayacağını taraftarlardan özür dileyerek deklare etti.
Çektiği onca acılara rağmen, tutarsızlık konusunda oldukça tutarlı olan Ortega,kısa süre önce oynanan Rver Plate-Boca Juniors derbi maçında sahaya çıktı ve mükemmel bir performans sergileyip bir de gol atarak 2-0 aldıkları maçın kahramanı oldu.

Ortega; sevsek de, sevmesek da adından söz ettirmesini hala başarabiliyor. Adı ne zaman medyaya yansısa tüm Fenerbahçeliler’de asla karar varılamayan ve her zaman derinlerde bir şeylerin açılıp kapanmasına neden olan tuhaf duygu karmaşasını sürdürmeye devam ediyor.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1821
favori
like
share