EĞİTİM YÖNETİMİ
YÖNETİM BİLİMİ
Örgütler; modern toplum en önemli kurumlarıdır. Toplumları oluşturan insanların yaşamlarının önemli bir bölümü örgütlerde geçmektedir. Yirminci yüzyılın karmaşık toplumunda hızlı teknolojik, toplumsal ve ekonomik gelişmeler karşısında örgütler daha rasyonel çalışmak durumunda kalmışlardır. Örgütlerin yönetsel faaliyetlerinde şansın, rastlantının iyi niyet ya da sağduyunun doğru sonuç verme olasılığı giderek azalmaktadır. Örgütlerde daha verimli çalışmayı ve işleyişi gerçekleştirmek üzere yönetim bilim doğmuştur.
Yönetim bilim genel olarak iki soruya cevap aramaktadır:
1- Örgütler nasıl çalışmakta ve örgütlerde bir araya gelen insanlar nasıl davranmaktadırlar?
2- Örgütler en etkili ve verimli bir biçimde nasıl çalıştırılabilirler?
Yönetim biliminin iki ana boyutu vardır. Buna göre yönetim bilimi:
1- Özel-Kamusal ayrım gözetmeyen kuramsal ilkeler ışığında “evrensel” nitelikle yönetimin genel sorunlarını inceleyip çözüm yolları bulur.
2- toplumsal hayatın ekonomi,eğitim,savunma ve bilim gibi değişik kesimlerin, bu kesimlerin öz yöntemlerinden yararlanılmasını gerekli ve zorunlu kılan disiplinler arası bir yaklaşımla ele alır.
EĞİTİM YÖNETİMİ
Eğitim yönetimi bilim alanı, genel yönetim biliminin ilke,kavram ve kuramlarının eğitime ve örgütlerine uygulanmasından doğmuştur. Zira eğitim alanı ve örgütlerinin kendine özgü ayırt edici özellikleri bulunmaktadır. Eğitim yönetimi ve onun daha sınırlı bir alana uygulanması olan okul yönetiminin temel amacı ilgili oldukları eğitim örgütlerini ,eğitim politikaları ve örgüt amaçları doğrultusunda verimli kılmak, yaşatmak ya da etkili bir biçimde işler tutmaktır.
Eğitim örgütlerinin diğer örgütlerden özellikle işletmelerden ayrılan en önemli yönü, amacının insan yetiştirme olmasıdır. Bir başka söyleyişle eğitim örgütlerinin ürünü insan davranışıdır. O nedenle eğitim örgütleri “insan” öğesi yönünün çok güçlü olduğu örgütlerdir. Eğitim yönetimi, insan ve madde kaynaklarını eşgüdümleyerek, kurumunda en yüksek verimi elde etmeye çalışır. Yönetim, insanları bir araya getirerek aynı amaç doğrultusunda çalışmaya yönlendirir. Yönetim, örgüt (kurum) için belirlenmiş politikaları gerçekleştirmek için çalışır. Bütün yönetim tanımlarındaki ortak noktalar şunlardır:
1- AMAÇ: Bir kurum, toplumsal ihtiyaçları karşılamak için kurulur. Bir toplum, mal, hizmet ve düşünce üretmek için kurum kurar. Eğitim bir kurumdur,hizmet üretir.
2- İNSAN GÜCÜ: Her sektörde olduğu gibi eğitim sektöründe de insan vardır. Yönetim problemi bu kurumlarda çalışan insanları işe yöneltebilmektedir, onları iyi seçmektir, bunların doyumunu sağlamaktır. Bir yönetici insan gücünü işe yöneltebilmek, onları seçebilmek, onların seçtikleri işten doyum sağlamaları için iyi bir hava oluşturmalıdır.
3- GÜÇ BİRLİĞİ: Artık giderek konular uzmanlık dalları haline gelmekte, giderek uzmanlaşmaktadır. Böyle olunca giderek iş yerlerinde çok değişik gruplar ortaya çıkmaktadır. Bu uzmanlık alanlarının her bir işi dilediği gibi davranırsa, kurum amaçlarını gerçekleştirmekte zorlanır. O zaman yöneticinin görevi, amaç için güç birliği içinde çalışmaya yönlendirmektir. Yani insanları eşgüdümlemesi, daha doğrusu insanları aynı amaca yönlendirmesi gerekir. İ. Ethem BAŞARAN eğitimdeki güç birliğini şöyle açıklamaktadır; “Bir okulda bir yönetici insanları bir araya getirip onların gücünden yararlanmak için şu amaçları yapmalı; a)Verimlilik, b) İçten doyum, c)Okulun sağlığını korumak, d)Okulu çevresine yararlı kılmak, e) Yeniliklere açıklık.”

YÖNETİM KURAMLARI
Sanayi devrimiyle birlikte hem örgütlerde verimliliği artırmak hem de bu sanayi devrimine uygun yönetimlere ihtiyaç duyulması yönetim bilim alanında kuramlarının doğmasına ve örgüt ve yönetim üzerinde bilimsel araştırmaların yapılmasına yol açmıştır.
Yönetsel düşünce tarihinde ileri sürülen yönetim kuramlarını üçe ayırabiliriz;
1- GELENEKSEL ÖRGÜT KURAMI (YAPIYA AĞIRLIK VEREN):
2- a) SİYASAL BİLİM : Yönetim ile siyaset birbirinden ayrı şeylerdir. Siyaset, politikada karar üretir. Yöneten ise bu kararı işe yönetir. Waldo, Wilson vb. gibi kişiler bu kuramı savunurlar. Ancak şunu da diyebiliriz ki hiçbir yönetici siyasetten uzak duramaz. Örnek olarak milli eğitim bakanı hem siyasetçi hem de yöneticidir. Bakan normalde yönetici iken, T.B.M.M’ye gittiğinde ise politikacı olmaktadır. Siyasal bilimcilerin bu konuyu ayırmasının sebebi; kamu yönetiminin gitgide siyasetin içine girmesinden kaynaklanır.
3- b) GELENEKSEL YAKLAŞIM: Siyasal bilimcilerin yaptıkları bu tartışmalar geleneksel yaklaşıma geçiş sayılır. En önemli kişiler arsında F. TAYLOR bulunur. Adam Smıth’in etkisinde kalarak “Her Şey Verimlilik İçindir” diyerek verimliliği öne almıştır. İş bölümüne, uzmanlaşmaya ve ara sınıf yöneticilere önem vermişlerdir. HENRY FAYOL ise F. TAYLOR’dan farklı olarak üst kademedeki yöneticilere önem vermiştir.
4- 2-DAVRANIŞÇI ÖRGÜT KURAMI ( İNSANA AĞIRLIK VEREN): En önemli temsilcileri ; A. MASLOW, E. MAYOL, G. HOMANS, F. HERZBERG , D.MC. GREGOR, G. ARGRYRİS, C. I. BERNARD’dır. Bu kuramcıların ortaya attığı ilkeler şunlardır;
a) İnsan öğesi, işletmelerin en önemli öğesidir.
b) İş görenlerin verimliliğinde sadece maddi güdüleyiciler değil onların sosyo-psikolojik durumları önemli rol oynar.
c) Yöneticilerin liderlik davranışlarıyla iş görenlerin moral ve doyumu ile verimlilikleri arasında bir ilişki bulunmaktadır.
d) Yöneticiler sadece teknik bilgilerle donanmış olmamalı, aynı zamanda toplumsal ustalıklarda edinmiş olmalıdırlar.
3) ÇAĞDAŞ ÖRGÜT KURAMI (SİSTEM YAKLAŞIMI): Sistem yaklaşımı, 1958 yılında J.G.MARC ve H. SİMON’un “Örgütler” isimli kitabının yayınlanmasıyla yönetim literatürüne girmeye başlamıştır.
Çağdaş örgüt kuramı yalnızca biçimsel yapıyı ya da yalnızca insan davranışlarını incelemenin örgütü anlamada yeterli olmadığı görüşündedirler. Çağdaş kuramcılar örgütü anlamada en iyi yolunun onu bir sistem bir bütün olarak incelemek olduğunu ileri sürmüşlerdir. Böylece sistem yaklaşımı kendinden önceki iki görüşün bir sentezini yapmaktadır.
EĞİTİM YÖNETİMİNDE BAZI KURAMLAR :
1- SEARS KURAMI : SEARS tarafından ortaya atılan bu kurama göre, yönetim özelliğini yönettiği hizmetlerin özelliğinden alır. Yani yönetici önce yönetim mekanizmasını kurar, sonra da onu bir eğitim örgütüne uygular. Bu girişimlerden birincisinin ekseni yetki, ikincisinin ise gereksemedir.
2- YETERLİLİK MODELİ KURAMI : A.B.D.’de 11 güney eyaletinin
eğitim yönetiminde ortak bir çalışma programı sonucunda geliştirilmiştir. Yöneticin gereksediği güç veya yeterlik öğelerini incelemiş ve gruplaştırmıştır. Eğitim yöneticisine bir değer sistemi sokmaya çalışan bu modelin üç sütunu; iş, kuram ve tekniktir.
3-MORT KURAMI : Mort, kuramını sağduyu ilkeleri üzerine kurmuş ve bu ilkeler arasındaki aykırılığı da, dengeli yargı dediği bir kavramla gidermiştir.
Bu kuram, yönetim ile gerçek arasında bir köprü kurması bakımından
değer taşımaktadır.
4- ÜÇ BOYUT MODELİ KURAMI : Bu boyutlar iş, insan ve sosyal
ortamdır. Yönetim işi bir takım sorumlukları getirir. Yönetici bu işe, beden, ruh ve düşünce güçleri ile katılır. Sosyal ortamda, bazı sorumluluklar ve baskılar yaratır. Bu üç boyutlu modelin değeri, eğitim yönetimindeki kavramları mantıksal bir yapıda gruplaştırması ve eğitim yöneticisinin davranışını bir değer sistemine sokmasındadır.
5- KİŞİLER ARASI İLŞKİLER KURAMI : Goladarci ve Getzels tarafından ortaya atılmıştır. Eğitim yönetimine sosyal bir sistem görüşü ile yaklaşmıştır. Kurama göre, yapı bakımından, yönetim bir sistem içinde üst-alt ilişkisinin hiyerarşisidir. Görev bakımından ise bu ilişkiler hiyerarşisi, sosyal sistemin amaçlarını gerçekleştirebilmesi için, rollerin ve kaynakların birleştirildiği ve dağıtıldığı bir merkez vardır.

YÖNETİM SÜREÇLERİ
Örgüt bir yapı yönetim ise onu işleten bir süreçtir. Yöneticinin yönetme görevini yerine getirirken yaptığı faaliyetlere de yönetim süreçleri denilmektedir. Yönetim süreçlerini şöyle sıralayabiliriz.
1-Planlama: Önceden kararlaştırılmış hareket tarzı ne yapılacağına karar verme gibi çeşitli şekillerde tanımlanır.
2-Denetim: Denetim örgüt tarafından benimsenen amaçların ya da üstlenilen görevlerin eksiksiz, verimli ve zamanında gerçekleşip gerçekleşmediğini hiyerarşi içinde ve yaptırımlı biçimde izlenmesi olarak tanımlanır.
3-Eşgüdüm (Koordinasyon) : Değişik birimlerce gerçekleştirilen işleri ya da yönetsel eylemleri uyumlu kılmanın, aynı ya da benzer işlerin ayrı birimler tarafından da görüldüğü durumlarda çakışmaları önlemenin, bireysel çabaları örgüt çabasına dönüştürerek, örgüt amaçları doğrultusunda yoğunlaştırma olarak tanımlanır.
4-Örgütleme: Ortak bir çabayı gerektiren bir amacın gerçekleştirilebilmesi için gerekli yapının oluşturulması, eylemleri örgütleme olarak adlandırılır.
5-Liderlik: Örgütün amaçlarını gerçekleştirmek için bireyleri ve kümeleri eşgüdümleme ve güdümleme sanatıdır.
6-Güdüleme: Birey de ortaya çıkan doyurulmamış gerilim, bireyin denge durumuna ulaşmasını sağlayan bir davranıştır.

EĞİTİM YÖNETİMİN AMAÇLARI
Eğitim ve okul yönetiminin temel amacı ilgili oldukları eğitim örgütünü eğitim politikaları ve örgütün amaçları doğrultusunda yaşatmak, etkili bir biçimde işler durumda tutmaktır. Bunu yaparken eğitim yöneticileri de insan ve madde kaynaklarını eşgüdümlemek, karar vermek, grup çabalarını yönlendirmek için genel yönetim kuram ilke ve tekniklerinden yararlanır.
Eğitim yönetiminin bir diğer amacı ise, önceden hedeflenen davranışların öğrencilere planlı, programlı olarak kazandırılmasıdır. Yani eğitim yönetiminin amacı; Niceliği arttırmak (ürünleri), Niteliği yükseltmek ve çıktının girdiden daha değerli olmasını sağlamaktır.
EĞİTİM YÖNETİMİNİN ÖZELLİKLERİ
1-Eğitim yönetiminin en önemli özelliği, üzerinde çalıştığı hammaddenin insan oluşudur. Böylece okulun birey boyutu kurum boyutundan daha duyarlı, informal yani formal yanından daha ağır, etki alanı yetki alanından daha geniştir. İnsanla ilgilendiği ve toplumla bir arada olduğu için, eğitim çevresindeki kurum ve kuruluşlarla tartışma içerisine giremez.
2-Eğitim örgütlerinin başarılarını, ürünü değerlendirme güçlüğü bulunmaktadır. Zira çoğu zaman eğitim amaçları soyut aynı zaman da karmaşık ve çatışıktır. Kişiyi değerlendirmek için ürünlerine bakarsınız. Fakat bu eğitim için farklıdır. Eğitimin değerini o günkü şekliyle ortaya koymak zordur.
3-Eğitim kurumlarının amaçları kadar buralarda kullanılan teknoloji de açık değildir.
4-Eğitim yöneticiliği bizim ülkemizde meslek değil, öğretmenliğe ek bir görev olarak değerlendirilmektedir. Okul personeli genellikle mesleki eğitim görmüştür. Öğretmenler yöneticiler kadar eğitime sahip olduklarından öğretmen yönetici ilişkilerinde çatışmaya neden olabilir. Bu durum yöneticinin etkileme gücünü, otoritesini, etkisini azaltabilir, yavaşlatabilir. Bu da talihsizliktir.
5- Eğitim kurumları öğrettikleri bilgiler itibariyle çevreye ters düşebilir. Hızla değişen teknoloji ve bilimsel yenilikler eğitim kurumlarımıza, toplumdan daha önce ulaşmaktadır. Bu da okulun eğitimi ile toplumun kültürü arasında çatışmaya neden olmaktadır. İyi bir yönetici bu çatışmadan yararlanarak fayda elde edebilir.
6-Eğitim yöneticisini herkes denetler. Ana-baba,öğretmen, kurumun müfettişi, öğrenci vb. yani aklınıza gelen herkes eğitim yöneticisini denetler. Bu onu baskı altına sokar ve karar alırken zorlanır.
YÖNETSEL ERK
Yöneticinin bir gücü vardır. Yönetici bütün işlerini bu güce dayanarak yapar ki, buna yönetsel erk denir. Yönetici bu gücü şu kaynaklardan alır.
-Bilgi: Bilgili olan kişiye, herkes hürmet eder, onun dediklerini yapar, ona danışır. Bilgi bir erk kaynağıdır.
-Anamal: Bir şirketi göz önüne alalım. Bu şirketin % 51 hissesini elinde bulunduran kişi yönetimde güce sahiptir.
-Din: Din de yönetsel erk kaynağıdır. Dini kullanarak büyük kitleleri uzun zaman yöneten insanlar vardır.
-Kaba güç: Bağırıp-çağırarak, azarlayarak iş yaptıran yönetici gücünü kaba gücünden alıyor demektir. İnsanların doğasında emir altına girme isteği vardır. Kuruma yeni gelen insanlar, önce bu yönetsel egemenliği kabul etmek istemezler.

EĞİTİM YÖNETİCİSİNİN ÖZELLİKLERİ
1-Bir yönetici, okulu çevresine yararlı kılmaya çalışmalıdır. Okula, hızla değişen dünyanın yeniliklerinin ulaşması sonucunda bunun topluma yansımasını sağlayarak, çevresine yararlı olabilir.
2-Yönetici yenilikçi olmalıdır. Bir yönetici başarılı olmak istiyorsa bilimsel ve teknolojik yeniliklere açık olmalıdır.
3- Eğitim yöneticisi, örgütsel amaçları gerçekleştirmelidir.
4- Kadrolaşmış okulda eğitimin değişik dallarında uzmanlar bulunmalıdır.
5-iyi bir eğitim yöneticisi, personelini göz önüne alarak kararlara katılmasını sağlamalı böylece personelinin okulu daha çok benimsemesini sağlayarak doyuma ulaştırabilir. Bu da kaliteyi artırır. Zaten eğitim yöneticisinin ilk ve en önemli görevi kaliteyi (niteliği) artırmaktır.
6- Demokratik toplumlarda, yönetici de demokratik olmalıdır.
OKULYÖNETİMİNİN ÖNEMİ ve EĞİTİM SİSTEMİNDEKİ YERİ
Okul yönetiminin önemi, aslında yönetimin görevinden doğmaktadır. Yönetimin görevi, örgütü amaçlarına uygun olarak yaşatmaktır. Okul yönetiminin önemi ayrıca, okul yöneticisinin yetki ve sorumluluğunu da belirtir. Yönetiminin çok yönlü tanımları,yöneticiye çok yönlü yetki ve sorumluluklar yüklemiş bulunmaktadır. Bunlar okul yönetiminin değerini yükselttiği kadar, önemini de artırmaktadır. Okul denilen örgütün eğitim sistemi içindeki yeri ve önemi okulun eğitim yönetimini meydana getiren tipik bir kuruluşu oluşu, sistemin en stratejik parçası bulunuşu ve eğitimi değerlendirebilme araçlarının başında gelişidir. Bu üçüncü özelliği, okulu halka en açık ve halk ile en çok ilişkisi bulunan bir sosyal örgüt olmasından ileri gelmektedir. Sistemin verimi okuldan geldiğine göre, okul yönetimi ve yöneticisinin sistemin başarısı üzerindeki etkisi büyük olmaktadır. Ayrıca, merkez örgütün yöneticilerinin mesleki yetişme ve niteliği, merkez örgütünü etkilemektedir. Bu açıdan bakılınca, eğitim sistemi ile okulun verimi birbirine neden-sonuç zinciri ile bağlı bulunmaktadır.

OKUL YÖNETİMİNDE UZMANLARIN YERİ
Uzmanlaşma, toplumların ve örgütlerin yaşamasını sağlayan etkenlerden biri olmuştur. Toplumda görev ve statü, uzmanlaşma ile doğru orantılıdır. Örgütte ise işbölümü, daireleşme, merkezden ve yerinden yönetim gibi kavramların uygulanmasına uzmanlaşma yön verir.
Uzman, belirli programlarda becerili olan kimselerdir.
Bürokratik örgütlerde uzmanlar genellikle bütün basamaklarda bulunurlar. Yöneticiler de bunların çalışmalarını anlamaya çalışırlar. Artık bir yöneticinin en önemli görevi, önüne getirilen bir problemi, hangi uzman veya uzmanlara vereceğini bilmesidir. Örgütün başarısı, bir yandan dışarıda yetişen bu uzmanların becerilerine diğer yandan içerde yükselen üst yöneticilerin tutumuna bağlıdır.
İyi kadrolaşmış bir okulda, eğitimin değişik dallarında uzmanlaşmış kimseler bulunacaktır. Bunlardan biri de Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik uzmanıdır. Okul yöneticisinin görevi, böyle uzmanların okulun yapı ve işlemesindeki yerini dikkatle açıklığa kavuşturmaktır.
Her yönetici gibi, okul yöneticisi de teknik bilgi ve becerisi bakımından uzmana güvenmelidir.
Bir buzdolabı fabrikasının çıktısı nasıl buzdolapları ise, okulların girdisi ve çıktısı da insandır. Ancak okullardaki insan çıktısının kalitesi onun yetiştirilmesiyle ölçülür. İnsanın en iyi şekilde yetiştirilmesini hedefleyen Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik’ in okullardaki yönetimi bu yüzden oldukça önemlidir...


***



PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK

PSİKOLOJİK DANIŞMA VE REHBERLİK NEDİR ?

Hızla değişen dünyamızda, meydana gelen bilimsel ve teknolojik yenilikler, toplumsal yaşamı da daha karmaşık ve içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir. Bunun sonucunda, yeni neslin en iyi yetiştirilmesi, yeteneklerinin israf edilmemesi, hızla değişen dünyaya ve karmaşık toplum yapısına uyumunun en iyi şekilde sağlanması zorunlu hale gelmiştir. Bunun sonucunda PDR hizmetlerinin önemi kavranmış ve tüm dünyada yayılma hızını artırmıştır.
Rehberlik öğrenci kişilik hizmetleri bünyesinde düşünülen ve bireyin, yaşamının çeşitli aşamalarında, gelişimine ve uyumuna etki eden faktörlerin bilinmesi ve onun yerinde kararlar veren dengeli bir kişi olması amacını güden hizmetler bütünüdür. Rehberlik kavram ve bir hizmet olarak bireyin gelişimine, bugünkü ve gelecekteki toplumun uyumuna yönelmiştir.
PDR kuşkusuz bir psikolojik yardım hizmetidir. Prof. Dr. Muharrem KEPÇEOĞLU Psikolojik Danışma ile Rehberliği birbirinden ayırmakla beraber, rehberliğin psikolojik danışmayı içerdiğini savunur ve “Rehberliği, bireyin kendini anlaması, problemlerini çözmesi, gerçekçi kararlar alması, kapasitelerini kendine en uygun düzeyde geliştirilmesi, çevresine dengeli ve sağlıklı bir uyum yapması ve böylece kendini gerçekleştirmesi için uzman kişilerce, bireye verilen psikolojik yardım” olarak tanımlar.
Yönetmeliklerde Rehber Öğretmen ; “Asıl görevi öğrencilere yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri olan öğretmen” olarak tarif edilmiştir.



REHBERLİĞİ ZORUNLU KILAN FAKTÖRLER :
Toplumumuz sürekli olarak hızla değişmekte ve değişmektedir. Teknik ve bilim alanındaki değişme ve gelişmeler sosyal kurumlarda ve bu kurumların fonksiyonlarında da değişme meydana getirmiştir. Politik, sosyal, kültürel devrimler farklı değerler, eski ve yeni normlar bütün bireyleri etkilemekte onları korumasız, güç durumda bırakmaktadır. Böyle bir sosyal ortamda bireyin uyum sağlayabilmesi için yardıma ihtiyacı vardır.
Nüfus hızla artmakta, kırsal bölgelerden şehirlere göç, gecekondu mahallelerini meydana getirmektedir. Bu semtlerde oturan halk, sayısız geçim ve uyum problemleri ile karşı karşıya bulunduklarından geçim şartlarının değiştirilmesi ve uyumlarının sağlanmasında rehberliğe ihtiyaç vardır. Çağımızda kadının çalışması, evini yönetmesi, çocuklarını yetiştirmesi kanunen tanınan haklardan yararlanması, onu bazı problemlerle karşı karşıya getirmiştir. Bunun sonucunda ortaya çıkan uyuşmazlıkların giderilmesinde rehberliğe ihtiyaç vardır.
Genç kuşakta görülen sağlık ve istiklal kaygısı, okuma sorunu, ev-aile sosyal ilişkiler ve iş hayatındaki bunalım, onların bu konularda aydınlanmalarını zorunlu kılmıştır. Bütün dünyada suç işleme eğilimi, uyuşturucu madde alışkanlığı günden güne artmaktadır. Bütün bu durumları azaltmak için gerekli rehberliğin yapılması zorunludur .
Toplumlarda vasıflı insan gücüne ihtiyaç vardır. Bireylerin kabiliyetlerine uygun işlerde çalıştırılmaları gerektiğinden onların çok iyi tanınması gerekir. Nüfus artışı ve sosyal hayatın değişmesi sürekli olarak eğitim düzenini etkilemektedir. Eğitim üzerinde yapılan değişiklikler, kalabalık sınıflardaki öğrencilerin durumları rehberliği zorunlu hale getirmiştir. Psikolojik araştırmalar, bireylerin fiziksel yapı ve psikolojik nitelikleri birbirinden çok farklı olduğunu ortaya çıkarmıştır. İnsan gücünden en üstün derecede yararlanmak gereklidir. Bu da bireylerin her yönüyle tanınmasıyla mümkündür.

TÜRKİYE’ DE REHBERLİĞİN GELİŞİMİ

1- İlk defa 1953-54 ders yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Pedagojik ve Özel Eğitim Bölümlerinde rehberlik bağımsız bir ders olarak programda yer almıştır.
2- 1953 yılında Amerikalı eğitim uzmanlarının girişimleri ile 1953 yılında eğitimde kullanılacak ölçme araçlarını geliştirmek üzere Talim ve Terbiye Dairesi’ne bağlı Test ve Araştırma Bürosu kurulmuştur.
3- 1955 yılında İstanbul’da , 2956 yılında Ankara’ da Deneme Lisesi’nin
ders programları rehberliği esas alan bir eğitim anlayışıyla hazırlanmış ve uygulanmaya geçilmiştir.
4-1959 da İstanbul ve İzmir’de daha sonra diğer illerimizde Rehberlik ve Araştırma Merkezleri açılmıştır.
5- 1960’dan sonra ülkemizde planlı kalkınma dönemi başlamıştır.
6- 1969 yılı içinde, öncelikle öğrenci sayısı fazla okullardan başlamak üzere mesleki rehberlik, yöneltme hizmetini görecek personelin yetiştirilmesi ve faaliyete geçmesine başlanmıştır.
7- Rehberlik konusu ilk olarak 7. Milli Eğitim Şurası’nda ele alınmıştır.
8- 8. Milli Eğitim Şurası’nda programların a)Yükseköğretime b)Mesleğe ve Hayata c)Hem yükseköğretime hem mesleğe ve hayata hazırlamak üzere çeşitlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
9- 9. Milli Eğitim Şurası’nda aynı görüşü benimsemiş ve orta öğretimin birinci sınıfı “ Yöneltme Sınıfı ” haline getirilmiştir.
10- 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Dairesi orta dereceli okullarımızda rehberlik servislerinin kuruluşu ve görevi ile ilgili esasları hazırlayıp 24 okulda uygulamaya geçmiştir.
11-1974 yılında toplanan 9. Milli Eğitim Şurası’nda rehberlik çalışmalarının amaç ve tekniklerinin ayrıntılı olarak belirten bir rapor tartışılmış ve bu raporda sözü edilen görevlerin yürütülebilmesi için programlarda iki saatin rehberliğe ayrılmasına karar verilmiştir.
12- Ülkemizde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 1981 yılında yüksek öğretimde yapılan yeni düzenlemeler sonucunda P.D.R. alan eğitiminde Psikolojik Hizmetler Ana bilim Dalları içinde yerini almış, P.D.R. lisans programları başlatılmıştır.

Etiketler:
Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2046
favori
like
share