EĞİTİMDE DAVRANIŞ DEĞİŞİKLİĞİNİN BİYOLOJİK VE ETİK BOYUTU
Selim Aydın

Biyolojik yapı açısından diğer canlılarla karşılaştırıldığında insanoğlunun bazı önemli farklılıklara sahip olduğu görülür. Meselâ insanı bitkiden ayıran şey, davranışlarını düzenleyen bir beyine sahip olması iken, hayvandan, hayatını ve neslini devam ettiren biyolojik sistemin ön beyin tarafından kotrol edilip yönlendirilebilmesi; konuşması, akıl, şuur sahibi olması ve farklı seviyedeki ruhî melekeleridir.

Memeliler sınıfına mensup canlılarda organizma, hayatını ve neslini devam ettirmeye programlanmıştır. Memelilerde bu programın gerçekleştiği biyolojik yapı, beyinlerindeki hipotalamusla bağlantılı limbik sistemdir. Limbik sistemde yer alan sinir hücrelerinin bir kısmı, hususî şekilde canlının neslini devam ettiren veya kolaylaştıran zevk ve haz (mükâfat) sistemi meydana getirecek şekilde programlanmıştır. Buradaki sinir hücreleri özel biyokimyevi maddeler salgılayarak, canlının yeme-içme ve üremenin gerçekleştirmesini teşvik ederler. Beyindeki bu limbik sistem, "kuvve-i şeheviye" olarak tabir edilen temel cazibe hissinin biyolojik kontrol noktasıdır. Beyindeki bu mükâfat sistemi memelilerin hayatını ve neslini devam ettirmede, çevreye uyum sağlamalarında ve bununla uyumlu davranış değişikliklerini gerçekleştirmede kullanılır.

Hayvanlarda ön beyin korteksi gelişmediğinden, davranışlar herhangi bir ön seçim ve kontrole maruz kalmaksızın beyinin limbik sistemi tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla hayvan utanıp sıkılma üreme hususundaki sevk-i ilâhî kaynaklı fiillerini her yerde sergileyebilir.

İnsanda ise, limbik sistemin ürettiği biyolojik cevaplar; vücuttaki ilgili kısımlara gönderilmeden önce ön beyin korteksi tarafından temelde din kaynaklı ahlâkî parola sorularak kontrol edilir. İnsanda ön beyin korteksi; düşünme, algılama ve irade gibi zihnî fonksiyonların gerçekleştiği biyolojik yapıdır. Mesela biz her istediğimiz şeyi yiyip içmediğimiz gibi, limbik sistemin bu isteklerini de hemen karşılamıyor, kültürel normlarla belirlenen uygun yer ve zamanda yerine getiririz. Aynı şekilde şehvanî isteklerimizi helâl dairesi dışında herkese belli etmeyiz. Beyindeki bu frenleme ve mükâfat sistemi, belli yiyecek, görüntü ve seslerle de uyarılır, ancak ahlâl ve inanç gibi üst seviyedeki fenomenlerle kontrol altında tutulabilir. Biyolojik ihtiyaçlarımızı öne çıkaran mükâfat sisteminin uyarıları, ön beyin tarafından kontrol edilip düzenlenir. İşte beyindeki bu kontrol edilme işi, insanın eğitilebilir özelliğinin biyolojik boyutunu oluşturur.

Ön beyin korteksi, limbik sistemin belli bir aralık ve şiddetteki uyarılarını kontrol edebilme ve düzenleyebilme kapasitesine sahiptir. Bu kapasite eğitim ve iradenin güçlendirilmesiyle aktif hale geçirilebilir ve iyileştirilebilir. Ancak insanların genelinde bu kapasite sınırsız olmadığından herkes belli şiddetteki limbik sistem uyarılarına dayanabilmektedir. Ayrıca beyindeki bu mükâfat sistemi aşırı derecede uyarılırsa, beyin ve vücut, bu zevklere uyum sağlamayı tercih eder; kendini o zevklere bağımlı hâle getirmeye başlar, ona göre normalize eder. Kişi kendi bedeninde zevk ve haz duyumuna yol açan yiyecek, içecek, ve davranışları tekrar etmeğe meyillidir. Bunun akıbeti ise bağımlılık dediğimiz olaydır. Bağımlılık iyi ve güzel şeylere karşı olabileceği gibi, kötü ve zararlı şeylere karşı da oluşabilir. İnsan zevk ve heyecan duyduğu şeyleri bir defada öğrenebilmekte ve unutmamaktadır.

Biyolojik sistem, aslında almak ve zevk hâlinde bulunmak üzere yaratılmamıştır. Her canlı sistem hayatını ve neslini sürdürmeye programlanmış olup, neslini sürdürmeyi sağlayan davranışların küçük zevk ve lezzetler konmuştur. Eğer kişi bu zevk ve lezzeti aşırı derecede almaya yönlendirilirse veya tüketim alışkanlıklarıyla zorlanırsa, bu zevki üreten madde, davranış ve hayat biçimlerine bağımlı hâle gelmektedir. Uyuşturucu ve sigara bağımlılığının temeli de budur.

İnsan zihni, organizmanın tutum ve davranışlarını belirlerken; normal-anormal sınır değerlerini, içinde doğduğu ve geliştiği kültürün kalıplarını dikkate alarak belirler. Bunu yaparken de, potansiyel olarak sahip olduğu uyum ve normalleştirme kabiliyetini kullanır. Beyin, limbik sistem (mükâfat sistemi) tarafından belirlenen organizmanın bütün ihtiyaçlarını içinde bulunduğu toplumun kültürel yapısına göre karşılar. Dolayısıyla beyindeki mükâfat sisteminin üretmiş olduğu uyarıların şiddeti ve karşılanma nisbeti, kişinin aldığı eğitim seviyesine ve içinde bulunduğu sosyo-kültürel şartlara bağlıdır. Meselâ gayr-i meşru ilişkilerde giren bulunan bir erkekle, böyle bir ortama alışkın olmayan bir erkeğin limbik sisteminin kadınlar karşısında gönderdiği cevabın, sistemi harekete geçirme seviyeleri oldukça farklılaşmıştır. Birinci tipteki bir erkek, hem ön beyindeki iradî kontrol sistemlerini güçlendirmiş hem de limbik sistemin uyarılması yükseltilmiştir. Bunun sonucu olarak gayr-i meşru ilişkilere giren erkeğin biyolojik sistemi diğer kişiye nazaran çok farklı şekilde cevap verecektir. Hanefi mezhebinde abdestli bir erkeğin kadına dokunduğunda abdesti bozulmazken, Şafiî mezhebinden bir erkeğin abdestinin bozulması meselesi, insan beyninin bu farklı sosyo-kültürel çevrelere uyum sağlamasıyla izah edilebilir. (Burada biyolojik sistemin işleyişi ile İslâm dinindeki kadın ve erkek münasebetlerine dair dinî hükümler birbirine karıştırılmamalıdır. Helâl ve haram konusundaki dinî hükümlerin temel çıkış noktası şudur: Helâl ve haram; eşyanın bizatihi kötü olmasına bağlı olmayıp, Allah'ın emir ve yasaklarına göre belirlenen hususlardır. Allah emreder bir şey güzel olur, Allah yasaklar bir şey çirkin olur.

Ayrıca her insan genetik olarak farklı nöropsikolojik eğilimlere sahip olarak dünyaya geldiğinden , insandaki mükâfat sisteminin uyarılma eşikleri ve ön beyin tarafından kontrol edilebilme aralıkları da farklılık gösterir. Bu durum farklı insanların farklı şeylere gösterdiği zaafların biyolojik temelini oluşturur. Bu bakımdan dinî meselelerde genel hükümler kadar, kişinin fıtratına ve içinde bulunduğu sosyo-kültürel şartlara göre yorumlanabilecek özel hükümlerin de varlığı insanın fıtratına ve Kur'ân'ın evrenselliğine çok uygun düşmektedir. Yine bu noktadan İslâm'da akıl, irade ve şuuru devre dışı bıraktıran ve insanı sadece limbik sisteminin kontrolüne bırakan yiyecek ve içecekler yasaklandığı gibi, insanı sürekli zevk ve haz hâlinde tutmaya yönelten ve davranışlar da hoş karşılanmamıştır. Yine İslâm'da akıl ve iradesi sağlam olan insanlar sorumluluk yüklenirler; buluğ çağına kadar insanın ön beyin korteksinin gelişmesi ve limbik sistemin hâkimiyeti sürdüğünden, limbik sistemin kontrolünde hayata uyum sağlamaya çalışan çocuklar masum olarak kabul edilmişlerdir.

Kısacası, insanın biyolojik yapısı şartlandırılmaya ve yönlendirilmeye yatkındır. İnsanoğlu akıllı, düşünen ve irade sahibi bir varlık olduğu kadar, aynı zamanda kolayca şartlandırılabilen bir canlıdır. Bu noktadan insan tutum ve davranışlarının düzenlenmesi sağlıklı bir aile ve toplum hayatı için kaçınılmaz olmaktadır. İnsanın bu etik veya ahlâkî boyutu, şu soruları akla getirmektedir:
Eğer insanın biyolojik yapısı ve beyni şartlandırılmaya ve bağımlılık kazanmaya eğilimli ise, biz bu özelliği kötüye kullanma hakkına sahip miyiz? Meselâ, fert olarak beyindeki zevk alma sistemini kendime zarar verecek seviyede kullanma hakkım var mı? Bu biyolojik yatkınlığımın reklâm ve TV dizileriyle suiistimal edilmesi hak ihlâline girer mi?

Biyolojik yapımdan kaynaklanan şartlandırılma veya şartlandırılmama özelliğini, hiçbir baskı altında kalmadan hür irademle mi belirlemeliyim, yoksa birileri beni şartlandırma ve belli şeylere bağımlı kılma yetkisine sahip olmalılar mı? Yoksa insanlar biraraya geliş ortak akıl ve değer üreterek, hangi tür davranış kalıplarına şartlandırılacaklarına ve hangi nasıl bir biçimine bağımlı hâle geleceklerine kendileri mi karar vermelidir? Toplumun belli güç odakları, insanın iradesini elinden alacak seviyede ve sigortasını attıracak şiddette, onları şartlandırmaya devam etmeliler mi?

İşte eğitimciler bu ve benzeri sorulara sağlıklı cevaplar üretebilmek için hem insanın biyolojik yapısının işleyişini çok iyi anlamalılar, hem de ahlâk ve etik konularında davranış değişikliğinin biyo-psiko-sosyolojik süreçleri hakkında eğitimden geçmek zorundadırlar. Çünkü insanın ortaya koyacağı tutum ve davranış; aileyi, bir toplumu ve insanlığı kurtarabileceği gibi, onun yok olmasına da sebeb olabilmektedir. İnsanın eğitimi üzerinde çalışmak ateşle oynamaya benzer.

İnsanı yaratan; onun biyolojik, ruhî ve kalbî boyutunu bütün incelikleriyle bilen Allah'ın koyduğu sınır ve yasaklara bu zaviyeden bakıldığında, bütün semavî dinlerin ortaya koyduğu ahlâki ölçülerin ne kadar gerekli olduğu daha iyi anlaşılacaktır. Keşke, sadece dinî kaynaklı olduğu için iyi ve güzel olan herşeye karşı çıkan yanlış anlayışla, limbik sistemlerine kurban ettiğimiz genç neslimizi kurtarmayı başarabilseydik !

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 981
favori
like
share