Uygur Devleti

Uygur adı

Çin kaynaklarında Hoei-ho, Vei-ho, Hui-ho, Hueu-hu, Wei-wu vb. şekilde görülen Uygur adının anlamı 974'te yazılan Çince bir eserde "şahin süratiyle dolaşan ve hücum eden" şeklinde açıklanmaktadır. Fakat bunun bir yakıştırma olduğu bellidir. Etimolojik olarak Uygur adının "uy (takip etmek)+gur" (Salgur gibi)tarzında ortaya çıktığı ileri sürülmüş ise de, o tarihlerde kullanılan Türkçe'de de "takip etmek" manasındaki eylem kökünün "ud-" biçiminde olduğu antitezinden hareketle sözcüğün "oy (oymak,baskı yapmak) + gur" ve daha kuvvetli bir olasılıkla "uy (akraba, müttefik)+ gur" şeklinde türediği savunulmaktadır. Nitekim tarihsel süreçte ortaya çıkan "On Uygur" federatif adının "On Müttefik" manasına kullanılmış olma olasılığı tarihsel gerçeklik açısından ağır basar. Uygur adıyla ilgili bir diğer sorunsal ise İslam kaynaklarında her zaman ve Çin kaynaklarında bazen kendilerine verilen Tokuz Oğuz/Dokuz Oğuz adının kökeni ve ne şekilde ortaya çıktığıdır. Aslında Uygurlardan ayrı bir budun (boylar birliği) olan Dokuz Oğuzlar Göktürk siyasi otoritesinin dayandığı topluluk idi. Bu anlamda ayrı bir etnik yapı oluşturmayıp bizatihi Türk budununu oluşturan boylara verilen isimdi. Zaten Çin kaynaklarında kendilerinden "Türklerin 9 kabilesi", Göktürkler'den ise "9 kabilenin Türkleri" diye bahsedilmesi bu özdeşliği ortaya koymaktadır. İşte bu Dokuz Oğuz boylarına, başka bir deyişle 9 adet Oğuz boyuna, -9 oymaktan oluşan- Uygur boyunun eklenmesiyle "On-Uygur" denilen siyasal birlik ortaya çıkmıştır ve böylece Uygur adı ile Dokuz Oğuz adı birlikte ve bazen karıştırılarak kullanılagelmiştir.

Kuruluş
Çin kaynaklarında Asya Hunları'ndan geldikleri bildirilen Uygurların, kökenleriyle ilgili bir efsanelerinde, kendilerinin Hun hükümdarının kızı ile bir kurttan türediklerinin belirtilmesi de bu gerçeğe işaret eder. Tabgaç Devleti döneminde (386-534) Kao-kö adıyla kaynaklara yansıyan Uygurlar, bu esnada tüm İç Asya'ya yayılmış Töles boylarından biri olarak görülmektedir. Göktürk Kağanlığı'nın kurulduğu esnada Selenga Irmağı boyunda bu devlete bağlı olarak oturmaktaydılar. Göktürk devletinin zor günlerden geçtiği 7.yüzyılın başlarında artık Uygurlar onlardan ayrılıp 6 boydan meydana gelen ve Sir-Yen-to denilen yeni bir federasyona dahil olmuşlardır .Türklerin Dokuz kabilesi/Dokuz Oğuzlar Uygur yönetimi altında birleşmişlerdi.


Siyasal Tarih
Göktürk Devleti'nin yönetici zümresi olan Aşena ailesinin ili/devleti dağıldığı anlarda Uygurlar derleyiciliği çok iyi yapmışlardır. I. Göktürk Devletinin çöküntüye geçtiği yılllarda Uygurlar'ın başında "erkin" denilen başbuğlar bulunuyordu ve bunlar küçük bir beylik kurmuştu bile. 630 yılında erkin olan Pu-sa son Doğu Göktürk kağanı Kie-li'nin oğlunun idare ettiği bir orduyu bozguna uğrattı( Anlaşılan Göktürk Devleti'nin çöküşünü ve boyları derlemeyi şansa bırakmayacak kadar yönetim konusunda iddialı idiler).Göktürk Devleti'nin istiklalini yitirdiği 50 yıllık dönemde, başındakiler "il-teber" unvanına terfi eden Uygurlar 9 Oğuz boylarını da tamamen kendi bünyelerine alarak Tula Irmağı kıyısında bir beylik kurdular. Çin tarafından hemen tanınan Uygur İlteberliği, Altay Dağlarını da aşarak Batı Gök Türk bodunu olan On Oklar sahasıyla ilgilenecek kadar güçlenmişti. Fakat Uygurlar, Aşena ailesinden Kutlug Kağan (İlteriş Kağan)'ın 681'de Göktürk ilini tekrar derlemesiyle bir kez daha Göktürk birliğine katıldılar. II. Göktürk Devleti zamanında da ayaklanmaları eksik olmayan Uygur ve Dokuz Oğuz boyları imparatorluğun çöküşünde önemli rol oynadılar. Orhun Yazıtları onların ayaklanmaları hakkında pekçok bilgi sunar. Örneğin devletin en güçlü kağanı olarak göze çarpan Kapgan Kağan Dokuz Oğuz boylarından Bayırkular'ın pususunda öldürülmüştür. II.Göktürk Devleti'nin çöküşe girdiği 740 yıllarında Uygurlar -doğaldır ki Göktürkler'in hilafına- yeniden güçlendiler. Bunu anlamak için başlarındaki yöneticinin "yabgu" unvanına bakmak yeterlidir. Göktürklerin iyice zayıfladığı bir anda durumdan faydalanan Uygurlar, Basmıl ve Karluk boylarıyla ittifak ederek son Göktürk kağanları Ozmış ve Po-mei'yi öldürdüler. Fakat bundan sonra müttefiklerin arası açıldı. Başlangıçta Basmıl başbuğunu kağan ilan eden Uygurlar, basamak olarak kullandıkları bu kağanı öldürerek kendi yabguları Kutluk Bilge Kül'ü Göktürklerin (Hunların da) başkenti olan Ötüken'de kağan ilan ettiler (745). Böylece Ötüken'de Uygur Kağanlığı devri başlıyordu.



Kuruluş Dönemi

Uygurların en geniş sınırları. Sarı renk: Günümüzde Türklerin yaşadığı yerler.Orhun Irmağı kıyısında başkenti Ordu-balık kentini kuran ilk Uygur kağanı Kutlug Bilge Kül iki yıllık bir hükümdarlıktan sonra 747'de öldü. Yerine oğlu Moyen-çor(747-759) kağan oldu. Moyen-çor'un etkinliklerini Orhun-Selenga ırmakları arasındaki Şine-usu Gölü yakınında diktirdiği "bengü taş"'tan izlemek mümkündür. Buna göre öncelikle aralarında hep yakın ilişkiler olan Dokuz Oğuz boylarını derledi. Ardından Orhun-Ötüken bölgesinin etrafında konan göçen ve Türkçe konuşan boyları denetimi altına alma politikası gütmeye başladı. Bu çerçevede, kuzeyde Yenisey Irmağı havalisindeki Kırgızlar'la, Altay Dağları ile Tanrı Dağları arasında bulunan Karluklar ve onlara yardım eden daha batıdaki Türgişler'le, Yenisey, Obi ve İrtiş ırmakları arasında bulunan Basmıl, Dokuz Tatar ve Çikler'le savaşmış, bunların tamamını kendi kağanlığına bağlamıştır. Bu arada savaştığı boylar arasında belirtilen Sekiz Oğuzlar'ın Göktürkler'in etrafa dağılma sürecine giren asal budunu olma olasılığı yüksektir. Böylece Türk soylu boy ve budunları denetimine alan Moyen-çor Uygur Kağanlığını sağlam temellere oturtmuş bulunuyordu.


Yükselme Dönemi
Uygurlar'ın Orta Asya politik sahasında etkinleşmesi yüzyılın ortalarına doğru tırmanan Arap-Çin rekabetiyle ilintilidir. Taraflar kozlarını 751 yılında Talas Irmağı kenarında yapılan savaşla paylaşmışlar, Karluklar'ın da desteğini alan İslam kuvvetleri Çin ordusunu dağıtmıştır. Çin'in, Göktürk Kağanlığı'nın çöküşü ile yayılma ve nüfuz etme olanağı bulduğu Tarım Havzası'nı (Bugünkü Doğu Türkistan) tamamen boşaltmasına -bu boşluğu Uygurlar doldurdu; bütün Tarım Havzası Uygur kontrolüne girdi- yol açan bu yeni durum, Çin'de sonu gelmez olaylar çıkmasına sebep olmuştur. Bu olayların en önemlisi Soğu kökenli olup-annesi Göktürk-, Çin ordusunda etkin pozisyonda bulunan An-lu-şan adındaki bir komutanın 200 bin kişilik bir kuvvetle Çin başkentleri Lo-yang ve Çang-an'ı zaptetmesiydi. Moyen-çur,Tang imparatoru (o dönemde Çin'i yöneten hanedan) Su-tsung]]'un yardım çağrısına olumlu yanıt verdi. Çin'e giren Moyen-çor başkentleri geri almakta zorlanmadı.Bunun Çin'e maliyeti hiç de azımsanamayacak derecedeydi: 20 bin top ipek ve hatun adayı bir prenses.


Zirveye Ulaşma ve Yeni Bir Din
759'da Moyen-çur'un ölümü üzerine yerine geçen oğlu Bögü Kağan (759-779)'ın amacının karışıklıkların sürdüğü ve Su-tsung'un ölümüyle Tang Hanedanı'nın söz geçirmekte zorlandığı Çin coğrafyasına hakim olmaktı. Ancak Türk kökenli Pu-ku(=buku,Türk unvanı) Huai-en'in karışıklıklara son vermesi ve düzeni geri getirmeye başlaması Bögü'nün planlarını geciktirdi; ama suya düşürmedi! Şöyle ki Çin'deki bu gelişmelerden yararlanmak isteyen yalnızca Uygurlar değildi. Tibetliler daha erken davranarak Çin'in batı başkenti Loyang'ı işgal etmeyi başardılar. Bu şartlarda Çinliler bir kez daha, bu kez Tibetliler'e karşı Uygur kağanından yardım istediler. 762'de Lo-yang'a sefer düzenleyen Bögü Tibetliler'i şehirden ve Çin topraklarından çıkardı. Bir süre Çin başkentinde kalan Bögü'nün burada gördüğü Maniheizm'den etkilendiği anlaşılıyor. Nitekim ülkesine geri dönerken Uygurlar'a ve diğer Türklere Mani dinini öğretmek amacıyla 4 rahibi beraberinde getirmişti. Kendisinin kabul ettiği Maniheizm, Türk ülkesinde resmi din haline geldi. Hayvansal besinleri yemeyi yasaklayan bu din, göçebe bir yaşam süren Türk boylarının toplumsal bünyesine pek uygun düşmüyordu. Türklere yeni bir din getirmeye çalışan Bögü Kağan danışmanlarından Tun Baga Tarkan ile askeri bir mevzuda anlaşamayınca bir suikast ile öldürüldü. Tun Baga Tarkan,Alp Kutluk Bilge Kağan (779-789)adıyla hükümdar oldu.


Gerileme ve Çöküş

Alp Kutluk Bilge ve ardılları olan-neredeyse tamamı Ay Tengri'de kut ya da ülüg bulduklarını belirten adlar taşıyan-kağanlar döneminde Tibetliler'in Çin'e baskısı iyice arttı.Üstelik bu kez Beş-balık havalisine hakim olan Şa-to Türkleri ile de ittifak kuran Tibetliler,Uygurlar'ın Çin ile aralarında kurduğu ticari,siyasal ve askeri dengeleri sarsmaktaydı.Hatta bazı kağanların devrilmesinde Tibetlilerin Çin'e yaptıkları akınların önlenememesi etkili oluyordu.Bir ara Ediz boyundan Kutlug Kağan (795-805) döneminde bir gönenç yakalandı ise de Tibetliler'in Doğu Türkistan'a sızması,Kırgızlar'ın kuzeyden baskıları devletin sonunu getirdi.Mani dininin gittikçe yaygınlaştığı anlaşılan ve toplumsal yapısı iyice değişen Uygurlar'ın hemen yanıbaşında bulunan,göçebe savaşçı özelliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş Kırgızlar 840 yılında Ordu-balık'ı basarak son Uygur kağanı Ho-sa'yı öldürdüler,ahaliyi kılçtan geçirdiler.Ötüken'de devletleri yıkılan Uygurlar yurtlarını terk ederek Karluk ülkesine (Çungarya),Kan-çou'ya ve en yoğun bir şekilde İç Asya/Tarım havzası'na göç ettiler.


Uygur Kağanları Listesi [değiştir]Kutlug Bilge Kül Kağan (745 - 747)
Moyun-çor Kağan (747 - 759)
Bögü Kağan (759 - 779)
Tun Baga Tarhan (779 - 789)]]
Ay Tengride Kut Bolmış Külüg Bilge Kağan (789 - 790)
Kutlug Bilge Kağan (790 - 795)
Kutlug Kağan (795 - 805)
Ay Tengride Kut Bolmış Külüg Bilge Kağan (805 - 808)
Ay Tengride Kut Bolmış Alp Bilge Kağan (808 - 821)
Ay Tengride Ülüg Bolmış Küçlüg Bilge Kağan (821 - 833)
Ay Tengride Kut Bolmış Alp Külüg Bilge Kağan (833 - 839)
Ho-Sa Kağan (839 - 840)
---

Kutluğ Bilge Kül-Kağan (745 - 746)
İl-Etmiş Bilge Bayınçur (Moyunçur) Kağan (746 - 759)
İl-Tutmuş Alp Külüğ Bilge Kağan (759 - 780)
Alp-Kutluğ Bilge Kağan (780 - 789)
Taras Külüg Bilge Kağan (789 - 790)
Oçur Kutluğ Bilge Kağan (790 - 795)
Alp-Uluğ Kutluğ Bilge Kağan (795 - 805)
Ay-Tengri'de Kut-Bulmuş
Tengri'de Kut Bulmuş Küçlüg Bilge Kağan
Alp - Külüg Bilge Kağan
Üge Kağan (839 - 845)
Bilge Bayınçur (II.Yoyunçur) Kadır Han (845 - 885)
Tafgaç Oğulçak Kadır Han (885 - 840)

Egemenlik Alanı
Kurucusu : KUTLUĞ BİLGE KÜL - KAĞAN.

Kapladığı Alan : Orta Asya ve Kuzey Moğolistan.


Kan-çou (Kansu) Uygur Devleti-Sarı Uygurlar

Uygurlardan sonra ortaya çıkan Turfan Uygurları ve Kansu Uygurları. Sarı renk: Günümüzde Türklerin yaşadığı yerler.Kırgız baskınından sonra Orhun havalisinden ayrılan Vu-hi Tegin idaresindeki bir kısım Uygurlar, 150 yıldır soydaşlarının yaşadığı Kan-su bölgesine gelerek (847) burada yerleştiler.Çin tabiyetini kabul ettiği anlaşılan Kan-su Uygurları ticari etkinliklere önem vererek burada tutundular.Nihayet 10.yüzyıl başlarında bölgenin Çinli komutanının kendini bağımsız kral olarak ilan ettiği günlerde Uygurlar ilk olarak askeri açıdan kendilerini gösterdiler.Çinli generalin tabiyetine almaya çalıştığı Kan-su Uygurları, müstebit kral adayını,kendi başkenti ilan ettiği Tun-huang'ta kuşattılar(911). Bu kuşatma Kan-su Uygurları'nın ve - asi generalin topraklarının ayırdığı- Turfan'daki soydaşlarının kurduğu devletin bağımsızlığını sağlamış oldu.Çin ile ticari ilşkilerini yoğunlaştıran Kan-su Uygurları siyasi açıdan önemli bir güç olamadılar.Önce,yüzyılın başından beri Kore ve Mançurya kabilelerini yönetiminde toplayarak güçlenen Ki-tanlar'ın(940) (sonraki Kara Hıtaylar) ve daha sonra 1028'de Tibet kökenliTangutlar'ın,nihayet 1226'da Cengiz Han Moğolları'nın yönetimi altına girdiler.Kan-su Uygurları o zamandan beri bilinen "Sarı Uygurlar"dır ki,bugün hâlâ Çin'in batısında yaşamaktadırlar.

Doğu Türkistan (Turfan) Uygur Devleti
840'taki Kırgız baskınından sonra Ngo-nie Tegin'in Altay Dağları'nı aşarak Beşbalık,Turfan yöresine taşıdığı Uygurlar burada yerleştiler ve Kırgızlar'ın öldüdüğü son kağanlarının yeğeni Mengli'yi 856'da kağan ilan ettiler.Uzun zamandır Tibet baskısı altında yaşayan Çin imparatoru dengeleyici güç olarak tasarladığı bu devleti-kendisine bağlı olması koşuluyla da olsa- hemen tanıdı ve Uygurlar'ın Tarım Havzasının öteki ucuna(Kaşgar'a)kadar yayılmasına ses çıkarmadı.911'de soydaşları Kan-su Uygurları sayesinde bağımsızlıklarını kazanan Turfan Uygurları siyasal olarak etkili bir güç olamadılarsa da Maniheizm dininin de etkisiyle yerleşik hale geçtiler ve başlıcaları Turfan,Kaşgar,Beşbalık, Kuça,Hami olan şehirlerinde önemli bir "uygarlık" yarattılar.(Dilimizdeki uygarlık sözü de onların yadigarı zaten!)Yeni coğrafyalarında Maniheizm yerine Budizm'i benimseyen Uygurlar Nesturi Hrıstiyanlığı da tanımışlar,en son -Karahanlı Devleti'nin de baskı ve tesiriyle- topluluk halinde İslamiyeti kabul etmişlerdir ki bugün Çin'de yalnızca Uygurlar'a değil,Uygurlar aracılığı ile müslümanlaşmış diğer etnik gruplara da Huei-hu(Uygur) denilmektedir.12.yüzyıldan itibaren Kara Hıtaylar'a bağlı olan Doğu Türkistan Uygur Devleti,1209'da Cengiz Han'a bağlandı.Bu sırada başlarında İduk-kut Barçuk Art-Tegin bulunuyordu. Moğol idaresinde çok önemli devlet görevlerine getirilen Turfan Uygur Devleti 1368'de tekrar Çin hakimiyetine girene dek yarı bağımsız yaşadılar.Bu tarihten günümüze dek Çin'de varlıklarını sürdürmektedirler..


Uygurların Türk tarihine katkıları

Uygur Prenslerini gösteren bir halıGöçebe yaşantıyı terkederek ilk yerleşik hayata geçen Türk örgütlenmesidir.
Göktanrı inancını bırakarak başka bir dine geçmişlerdir. (Mani ve Budacılık)
Türkler arasında sulu tarımın yaygınlaşması gerçekleşmiştir.
Matbaanın geliştirilmesinde Uygurların da katkısı olduğu görülür.
Yeni giysi dokuma aletleri bulmuşlardır.
Moğolların Türkleşmesine neden olmuşlardır.
Bilim, edeb,yat ve sanatta diğer Türk devletlerine göre oldukça ileri gitmişlerdir.
Savaşçılık faaliyetleri azalmıştır.
İl yerleşik Türk medeniyet örneklerini vermişlerdir.
Uygur alfabesini geliştirmişlerdir.
Uygur lehçesinde birçok kitap bırakmışlardır.
Uygur lehçesi, Çağatay lehçesinin temelini oluşturur.
dünnya o zamanlar uygurların eline geçmişiti çine yıkmışlardı.avustralyayı soykırımdan geçirmişlerdi

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 10207
favori
like
share
CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:50
Kuzey Hun Devleti

Egemenlik Tarihi: M.S. 48-156

Kuzey Hun Devleti. Ho-Han-ye yönetimindeki Doğu Hun İmparatorluğu'nun tekrar parçalanmasında Kuzey topraklarını idare eden devlettir.

Büyük Hun İmparatorluğu (Şyunglar) M.Ö. 46 yılında Çiçi han ve Ho-Han-ye kardeşler arasında Doğu ve Batı olmak üzere ikiye ayrıldı. Batı Hunlarını; Çiçi han, Doğu Hunlarını Ho-Han-Ye Kağan (Şenyu) yönetti. Ho-Han-Ye'nin ölümünden sonra Doğu Hunları Panhu ve yeğeni Pi'nin taht kavgasına sahne oldu. M.S. 48 yılında Doğu Hunları; Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmıştır. Kuzey Hunlarını Pi, Güney Hunlarını Pan-hu yönetmiştir. Güney Hunları yani Panhu'nun yönettiği bu ülke Türk literatürüne Batı Hun İmparatorluğu olarak geçmiştir. Çin egemenliği gölgesinde yönetilen bu imparatorluk Talas'ın doğusunda Çin'e kadar olan topraklara egemendi.

Kuzey Hun Devleti bugünkü Moğolistan, Baykal gölü ve çevresinde bağımsız yaşamış bir Türk devletidir.

Güney Hunları Çin üstünlüğünü kabul ettiği halde; Kuzey Hunları bağımsız yaşama taraftarıydı. Çinliler Güney Hunları kışkırtarak Kuzey hunları yıprattılar. Doğudan gelen Moğol kabileleri tarafından da tamamen yıkıldı.

Çin, M.S. 216 yılında da Güney Hunlarını (Batı Hun İmaparatorluğu)'nu tamamen yok etti.Batı hunları (Güney hunlar) kendilerine ait bir toprak bulamayınca dağıldılar. Baykal gölü çevresine çekildiler.





CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:49
Çu halkı MÖ 1050 ile 249 tarihleri arasında varlığını sürdürmüş Ön Türkler (Prototürkler) toplulukların biri.

Çu diye de yazılır.[1]


Çular

Çin kaynaklarında Çular (Choular), Tik'ler'in bir bölümü olarak gösterilirler. Çular Çin'e Türkistan'dan gelmişler, M.Ö. 1116 - 247yılları arasında Çin'i yönetmişlerdir. Bunlar Çin'e yeni bir yönetim sistemi ve yeni inançlar getirmişlerdir.(Tik, Türk sözcüğünün adının Çin dilindeki eski yazılış biçimi)

M.Ö. 1200 yıllarından M.Ö 247 yıllarına değin egemenlik süren Çu Devleti tarihte adı bilinen ilk Türk Devletidir. Çu Devleti'nin adı Türkoloji kitaplarında Chou, Tcheou, Cov olarak da geçer. Çu Devleti bir boylar birliği idi. Çu hanedanının yönetimi altındaki bu devlet, Kuzey Çin'de (Ordos bozkırı ile onun güneyinde uzanan Şen-si ve Kansu bölgeleri) bulunmaktaydı. Çu Devleti, Kuzey Çin'de yaklaşık olarak 800 yıl egemenlik sürmüştür. Çu (Chou) Hanedanı, uzun süre bir Çin sülâlesi sanıldı. Bu yüzden eski tarih ve Türkoloji kitaplarında, Çu Devleti'nin bir Çin devleti olduğu belirtilir. Fakat yapılan araştırmalar, Çu Sülâlesi'nin bir Çin sülâlesi olmadığını ortaya koymuştur. Çular'ın Türk ırkından bir kavim oldukları çeşitli Türkolog ve tarih bilginlerinin araştırmaları ile birçok kanıtla desteklenerek ortaya konmuştur.






CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:49
Safevi Devleti

Safeviler Devleti (1501-1722) Azerbaycanda ve İranda Safeviye Tarikatı ve Kızılbaş Azeri ve Anadolu Türklerinin kurduğu ilk Şii devletidir [1]. Ak Koyunlu Elvend Mirza'yı Şarur yakınlarında yendikden sonra Şah İsmail Safevi 1501-in temmuz ayında Tebrizde kendisini Azerbaycanın Şahı ilan etti [2]. Bundan sonra tüm İranı ele geçirerek, 1502-in mayıs ayında kendisini İran Şahı ilan eden I.İsmail sonrakı 250 yılda Orta Doğu'ya büyük etki yapacak bir Şii devletinin temelini koymuştur.



Köken

Şeyh Safiyüddin'in Erdebil'deki türbesi
Safeviler, Sarı renk: Günümüzde Türklerin yaşadığı yerler.Safevi Devleti'ni kuran Şah İsmail'in ulu dedesi Safiyüddin İshak isimli bir Türktür. Yapıtlarında sürekli olarak Türkçe kullanmıştır. Osmanlı hükümdarları şiirlerini Farsça yazarken Şah İsmail Türkçe yazmıştır ve Türkçeye çok dikkat etmiştir. Burada büyük Sufi mürşidi Zahit Gilani'nin tarikatına giren ve şeyhin kızıyla evlenerek onun ruhani varisi olan Safiyüddin, mürşidinin ölümünden sonra Zahidiye Tarikatı'nın başına gelmiş, sonraki uygulamalarıyla Zahidiye tarikatını Safeviye Tarikatı'na dönüştürmüştür. Türk olduğuna göre tarikat şeylerinin etrafında toplananlar daha çok Azerbaycan ve Anadolu'nun Kızılbaş Türkmenleri olmuştur. Nitekim devletin İranlı vasfına ya da böyle kabul edilmesine karşın asli kurucuları, bürokrat ve askeri ileri gelenlerin neredeyse tamamı Rum (Anadolu), Azerbaycan ve Şam'ın (Suriye) Kızılbaş Türkmenleri'dir. Bu Şii-Alevi Türkmenler Azerbaycan coğrafyasında kalmış ve bölgedeki Türk şivesini benimsemişlerdir ki, bugün İran Azerbaycanı ve Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Azeriler büyük ölçüde bunların devamıdır. Azerbaycan'daki Sünni Akkoyunlu Türkmen boyları ise Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşından sonra Tebriz'den alınarak Erzurum, Gümüşhane, Bayburt ve Trabzon'a yerleştirilmiştir. Safiyüddin'in Tat dilini kullanmasına karşın tarikatın 15. yüzyıl mürşitleri Şeyh Cüneyt ile Şeyh Haydar ve özellikle tarikatı devlete dönüştüren Şah İsmail ile ardılı hükümdarlar günlük konuşmalarında ve eserlerinde Azeri Türkçesini kullanmışlardı. Bütün bunlar sonucunda Safevi Devleti'ni en azından kuruluşunun ilk yüz yılında İrani özelliklerinden daha çok ya da Alevi (Kızılbaş)-Türkmen devlet kimliğinde görmek pek yanlış olmayacaktır.

Erdebil Şeyhliğinden Safevi Şahlığına

1447'de tarikatın başında bulunan Şeyh Cüneyt İran'da politik bir güç haline gelmek için devrimci Şii anlayışını benimseyerek tarikatını dönüştürdüğünde Ak Koyunluların elinde bulunan Doğu Anadolu'ya gelerek alevi Türkmenleri etrafına toplamaya başlamıştı.Kara Koyunlular ile mücadele halinde olan Ak Koyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın yanına giden Cüneyt onun kız kardeşi Hadice Begim ile evlenmişti.Bu evlilik ile Uzun Hasan, Cüneyt'in Türkmenler üzerindeki nüfuzundan yararlanmayı düşünürken,Cüneyt de bu sayede amaçlarını gerçekleştirmek için serbetiyet elde etmişti.Etrafına topladığı güçle Azerbaycan'da Şirvan ülkesine saldıran Cüneyt yapılan savaşta yaşamını yitirdi.Yerine geçen oğlu Şeyh Haydar dayısı Uzun Hasan'ın kızı Halime Begim/Alemşah ile evlendi.Bu sayede Anadolu'da alevi anlayışını daha da artırdı.Osmanlı hükümdarı II.Bayezit'in gerekli önlemleri almaması da Safevilerin güçlenmesinde önemli bir rol oynadı.Anadolu'dan sürekli göçlerle güçlenen Erdebil şeyhi Haydar,Ak Koyunluların Otlukbeli yenilgisinden sonra düştüğü bunalımlı durumdan yararlanmaya çalıştı.Fakat dayısının oğlu Akkoyunlu Yakup Bey ile yaptığı bir savaşta yaşamanı kaybetti.Oğlu Şeyh İsmail,Ak Koyunluların iç savaşından yararlanarak 1500 yılında Erzincan'a geldi.Etraftaki bütün müritlerinin toplanmasını emredince Ustacalu, Şamlu,Rumlu,Dulkadir,Tekelü ve Karaman-Turgutlu Türkmenleri ile Varsaklar'dan binlercesi etrafında toplandı.1501'de Akkoyunlu Elvend Mirza'yı Nahçıvan'da yenilgiye uğratan İsmail Azerbaycan'ın tamamını ele geçirerek Tebriz'de kendini şah ilan etti.Böylece dedesinin başlattığı Şii devrimci-politik girişim İsmail tarafından başarıyla sonuçlandırılmış oldu.Artık Erdebil Safeviye Şeyhliği'nin yerini Safevi Şahlığı alıyordu.


Safevilerin Yükselişi

Safevi Devleti'nin kurucusu Şah İsmail'in Avrupalılarca yapılmış temsili bir resmi
Kuruluş [değiştir]Anadolu'da 15.yüzyıl boyunca Osmanlı ilerlemesi devam etmiş Şii-Alevi Türkmenler de kontrol altına alınmıştı.Kuruluş döneminde heterodoks zümrelere daha müsamahakar davranan Osmanlı Devleti bu sıralarda kontrol etmekte zorlandığı göçebe Alevi Türkmen boylarını yasadışı ilan ederek baskı altına almıştı.İşte bu ortamda Erdebil Safeviye şeyhi İsmail,Azerbaycan'dan Anadolu içlerine kadar yayılmış bulunan küskün Alevi Türkmen boy ve oymaklarını ruhani otoritesiyle birleştirerek 1501'de zamanın en güçlü Sünni Türkmen federasyonu olarak bilinen Elvend Mirza liderliğindeki Ak Koyunlular'dan Tebriz'i ele geçirdi.

Bölgede yeni kurdukları siyasal organizasyona meşru bir temel oluşturmak isteyen Safeviler, kendilerinin 7. Şia imamı Musa el-Kazım yoluyla Hz.Ali ve Hz.Fatma -Hz.Muhammet'in kızı- soyundan geldiklerini iddia ettiler. İsmail ayrıca şahlığını ilan ettikten sonra, otoritesini İran'da daha da güçlü kılmak için Sasani imparatorluk mirasında da hak iddia etti.

Tebriz'in zaptıyla Safevi hanedanlığı başlamış oluyordu.I. İsmail 1501'de Tebriz'i başkent,kendini Azerbaycan Şahı ilan etti.Buradan İran içlerine doğru yayılmasını sürdürerek 1502'de bu kez kendini İran Şahı ilan etti.Kuruluşu takip eden ilk on yıl boyunca bir yandan devletini Osmanlı saldırılarından korumaya çalışan İsmail,öte taraftan Ak Koyunlu kalıntılarını ezerek, onların topraklarındaki yayılmasını sürdürdü.1503'te Hemedan,1504'te Şiraz ve Kirman, 1507'de Şia'nın kutsal mekanları Necef ve Kerbela, 1508'de Van,1509'da Bağdat, 1510'da Özbek Şeybani hanedanlığının kurucusu Muhammet Şeybani Han'ı hezimete uğrattığı bir savaş neticesindeHorasan ve Herat (Sistan'ın merkezi)şehirlerini zaptetti.1511'de Özbekler bu yenilgi üzerine Maveraünnehir'e çekilerek Safevilere karşı uzun yıllar sürecek saldırılarını devam ettirmişlerdir.Şah İsmail zamanında şahlık sarayında resmi dil Azeri Türkçesi idi. Bu arada 1507'de henüz deniz kuvvetine sahip olmayan Safeviler, İran (Basra) Körfezi'nin giriş noktası olan Hürmüz Adası'nı, yaklaşık yirmi yıldır Hint Okyanusu'na sızmakta olan Portekizlilere kaptırdılar.

Uzun yıllardır İsmail'in faaliyetlerini yakından izleyen ve onun 1511'de Anadolu'da çıkarttığı Şah Kulu ayaklanmasıyla ne kadar etkili olabileceğini gören Osmanlı sultanı Yavuz Sultan Selim, nihayet 1514'te Safevileri ezmek maksadıyla Doğu Anadolu ve Azerbaycan üzerine yürüdü.Osmanlıların top ve tüfeklerine karşın Safevi ordusu çok daha ilkel silahlarla savaşa hazırlanmıştı.İki tarafın ordusu başlarında bizzat hükümdarları olduğu halde Tebriz'in batısında Çaldıran'da karşılaştı.Safeviler yenilgiye uğradı. Tebriz'i kolayca ele geçiren Osmanlı kuvvetleri I.Selim'in bütün ısrarlarına karşın İran platosunda Safevi ordusunu izlemeyi reddettiler.Kışın yaklaşmasıyla Tebriz terk edildi.Bu savaş yıllar sonra Şah I.Tahmasp ile Sultan I.Süleyman (Kanuni) arasında aynen kendini tekrarlayacaktı.


Devlet Dini olarak Şiilik'in Tesisi

İran'ın fethini tamamladıktan sonra Şah İsmail geniş Sünni ahalinin mezhebini zorla değiştirme yoluna gitti.Sünni ulema ya öldürüldü ya da sürgün edildi. İsmail, ortodoks Şii (On İki İmam Şiiliği)inancıyla uzlaşması pek olanaklı olmayan heterodoks Şii(alevi) inancına rağmen Şia'nın dinsel ileri gelenlerini ülkesine getirerek onlara sadakatleri karşılığında toprak ve paralar bahşetti.Savefi döneminden sonra ve özellikle Kaçar hanedanı döneminde Şii ulemanın rolü artmış,ulema bağımsız ya da hükümetlerle ortaklaşa rol oynamaya başlamıştır.Safeviler sufî/tasavvufî geçmişine karşın Nimetullahi tarikatı dışındaki pek çok tasavvufî sünni ve şii tarikatlarına müsaade etmediler.İran feodal bir teokrasi haline geldi fakat bu din ve devlet ayrılığı biçiminde değildi.Şah dinsel ve dünyevi yetkilerin her ikisini birden elinde tutuyordu. Safevilerle birlikte iyice büyüyen İslam dünyasındaki bu dinsel hizipleşme, bir yandan İran'ın iç bütünleşmesini ve ulusal duygularının kaynaşmasını sağlarken,öte taraftan Sünni komşularının öfkesini İran üzerine yönlendirmesine de yol açtı.

Osmanlılarla süregelen savaşlar nedeniyle 1548'de Şah I.Tahmasp başkentini Tebriz'den - bir iç bölge şehri olan - Kazvin'e taşıdı. Daha sonra Şah I.Abbas (Büyük Abbas)buradan da vazgeçerek, Orta İran'da yer alan eski İsfahan şehrinin hemen yanına inşa ettiği yeni İsfahan'ı başkent yapacaktır.Bu olayla birlikte devlet de daha fazla Fars karakteri kazanmaya başladı.Sonuçta Safeviler ulusal bir İran devleti kurmayı başarmıştılar.


Şah Abbas

Safevi hükümdarı Şah Abbas'ın 1600'de Dominicus Custos tarafından bakır üzerine oyulmuş gravürüSafevilerin en ihtişamlı hükümdarı Şah Abbas / Şah I.Abbas( 1587-1629)Kızılbaş-Türkmen ümera nın (askeri ve sivil bürakratlar) saray entrikaları ve cinayetleri arasında hayatta kalmayı başararak babası Şah Muhammet Hüdabende'nin zorunlu olarak tahtan çekilmesi üzerine 16 yaşında İran tahtına çıktı.

Hükümdar olduğunda ilk fark ettiği şey, savaş meydanlarında Osmanlılar ve Özbekler (Şeybaniler)tarafından sürekli mağlup edilen ordusunun acizliği oldu.Nitekim Osmanlılar Gürcistan ve Ermenistan'ı zaptederken, Özbekler de doğuda yedinci İmam Ali Rıza'nın bulunduğu Meşhet ve Sistan'ı ele geçirmişlerdi.İlk olarak kuzeydoğudaki topraklarının Osmanlılara ait olduğunu kabul etmek karşılığında onlardan barış istedi.Bu sırada İran'a seyahat amacıyla gelmiş Robert ve Anthony Sherley adındaki iki İngiliz gezgini, şah ordusunun Avrupa modeline benzer paralı ve iyi eğitim görmüş daimi bir orduya dönüştürülmesinde şaha yardım ettiler.Rakibi olan Osmanlı padişahları bu işi çok öncelerden beri başarmış ve ordularını sürekli modernize etmişlerdi.Abbas barutun kullanımını hararetli bir biçimde benimsedi.Yeni reformlarla birlikte ordusu, Kızılbaşlar yanında,Gürcistan, Ermenistan ve Çerkez ülkelerinden devşirilen Gulamlar, Tofenkçiler (Tüfenkçi) ve Topçiler(Topçu) gibi bölüklere ayrılmıştı.

İlkin Özbeklerle savaşan I. Abbas (İranların verdiği isimle Abbas - i Bozorg = Büyük Abbas )Herat ve Meşhet'i geri aldı.Daha sonra Osmanlılara döndü. 1603'te başlayıp aralıklarla süren savaşlar sonunda 1622'de daha önce Osmanlılara bırakmak zorunda kaldığı Irak - ı Acem ( Doğu Irak ) ve Kafkas Berisi (Trans Kafkasya) ülkelerini geri aldı.Ayrıca Bağdat da ele geçirildi. Yeni kurduğu askeri birliklerini kullanarak , 1602'de Portekizlileri Bahreyn'den , 1622'de İngiliz donanmasını Hürmüz Boğazı'ndan çıkardı. Böylece Portekizlilerin Hindistan'la ticaretlerinde şah damarı değerindeki İran ( Basra ) Körfezi'ni kontrolü altına aldı.İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ve Hollanda Doğu Hindistan Şirketi ile ticari ilişkilerini genişletti.

Abbas, çoğu Ermeni ,Gürcü ve Hint kökenlilerden oluşan ve ekonomik gücüyle etkinleşen bir tüccar sınıfı yarattı. Bunları kul sistemi ile bürokrasiye enjekte eden şah, bu sayede devletin kurulup genleşmesinde oynadıkları rol ile her zaman yönetsel - askeri yetkeyi elinde tutan Kızılbaş ümeraya karşı bağımlılığını kırarak merkezi otoriteyi kurabildi. Nitekim ölümü sıralarında Safevi saray tarihçisi İskender Bey Türkmen'in verdiği bilgilere bakılırsa 93 bürokratının ( emir )21'i kul ( devşirme ) olmak üzere ,geri kalan 72 emirin yalnızca 48'i Kızılbaş Türkmen idi.Bu durum Şah Abbas'ın, oymakları ile feodal bağlarını hep canlı tutan Kızılbaş ümeranın devlet mekanizmasındaki politik gücünü ne derece kırdığını gözler önüne sermektedir.

Osmanlılar ile Safeviler , 150 yıldan daha uzun bir süre Irak'ın verimli toprakları uğruna savaştılar. 1509'da Bağdat'ın Şah İsmail tarafından fethini, kısa bir süre sonra Osmanlı sultanı Kanuni Sultan Süleyman'ın fethi izledi.Daha sonra silsile halinde devam eden saldırılar akabinde Safeviler 1623'te Bağdat'ı henüz geri almışlardı ki, 1638'de tekrar Osmanlı sultanı IV. Murat 'a bırakmak zorunda kaldılar. 1639'daKasr - ı Şirin'de Osmanlılar ile Safeviler arasında sınırları belirleyen bir antlaşma imzalandı Bu antlaşmanın çizdiği sınır - her iki tarafın sınırları eskisine an çok daralmış olsa da - günümüze kadar hiç değişmeden Türkiye - İran sınırı olarak kaldı.

Bu arada 1609 - 1610 yıllarında Mahâbât Kürt kabileleri Safeviler'e karşı ayaklandı.Kanlı mücadeleler sonucunda, Şah Abbas Osmanlı yönetiminden kaçıp kendisine sığınan Kalenderoğlu Celalileri ile isyanı bastırdı ; pek çok Kürt aşireti Şah Abbas'ın emriyle Horasan'a sürüldü.Bölgeye Afşar Türkmen oymakları yerleştirildi.

Şah Abbas suikaste uğramak saplantısından hiçbir zaman kurtulamadı. Bu nedenle şüphe uyandıran hanedan üyelerini ya katletti ya da gözlerine mil çekmek suretiyle saf dışı bıraktı.Nitekim bu şekilde oğullarından birini idam ederken, ikisini de gözlerine mil çektirerek kör bıraktı.Bundan başka iki oğlunu da kendi ölümünden önce kaybedince,sonuç Şah Abbas için bir trajediye dönüştü.1629'da öldüğünde geride ardılı olabilecek yetenekte hiçbir oğul bırakmamıştı.

Şah Abbas'ın uzun hükümdarlığı sonunda devletin sınırları bugünkü İran, Irak, Ermenistan, Azerbaycan Cumhuriyeti,Gürcistan ile Türkmenistan,Özbekistan,Afganistan ve Pakistan'ın bazı kısımlarını içine almaktaydı.


Safevi Devleti'nin Kuruluşunda Rol Oynayan Oymaklar [değiştir]Safevi Devleti'nin kurulmasında ve gelişmesinde rol oynayan oymaklara bakıldığında , genelde yaygın olan teze aykırı olarak devletin kuruluşunda esas rolü Ak Koyunlu ve Kara Koyunlu Türkmenlerinin değil , orjinal ve yeni Anadolulu ( Rumlu ) ve Suriyeli ( Şamlu ) Türkmen topluluklarının oynadığı ortaya çıkmaktadır. Devletin kuruluşunda rol oynayan büyük oymaklardan ilki Rumlu olup , Sivas 'ın Koyulhisar ( Koylahisar ) ve Karahisar (Şebin - Şimdi Giresun'a bağlı )yöreleri ile Tokat ve Amasya bölgelerinindeki köylü Kızılbaşlar tarafından meydana getirilmiştir. Ustacalu oymağı ise Sivas - Amasya - Tokat bölgesinde yaşayan ve bazı oymakları Kırşehir'e kadar yayılan Ulu Yörük topluluğuna ait bir oymaktı. Adından da anlaşılacağı üzere Antalya bölgesi Türkmenlerinden oluşan Tekelü oymağı içinde Hamit-ili (Isparta - Burdur ) ve Menteşe-ili ( Muğla ) Alevi Türkmenleri de yer alıyordu. Bu üç Anadolulu oymaktan başka , devletin kuruluşunda görev alan bir diğer topluluk Suriye Türkmenlerinden oluşan Şamlu oymağıydı.Bu oymak yazın Sivas 'ın güneyindeki Uzun Yayla'da , kışın Halep - Gaziantep arasında yaşayan ve Osmanlı döneminde Halep Türkmenleri denilen oymaklardan kopmuştu. Devletin kuruluşunda önemli rol oynayan oymaklardan biri de Kahramanmaraş ve Boz Ok ( Yozgat ) bölgesini içine alan Dulkadir ( Ar. Zü'l-Kadr = Tr.Güç , kudret sahibi ) elinin bilhassa Boz Ok kesiminde yaşayan Türkmenlerden oluşan Dulkadir ( Zü'l- Kadr) oymağıydı. Bu oymak mensuplarının ayrılması ile zayıflayan Dulkadiroğulları Beyliği kolayca Osmanlılar tarafından ortadan kaldırılmıştır.Bütün bu oymaklar dışında kuruluşa katılan daha küçük topluluklar da şunlardır: Tarsus yöresi Varsakları , Orta ve Doğu Karadeniz Çepni leri , Arapgirlü , Turgudlu ( Karamanoğlu Türkmenlerinden ),Bozcalu ( Halep Türkmeni ) , Acirlü , Hınıslu ( Türkleşmiş Kürt) Çemişkezeklü ( Kürt ) .

İşte bu oymakların meydana getirdiği Safevi Kızılbaş Topluluğu Anadolulu yeni bir oluşumdur ; mezhepsel ve siyasal bakımdan Ak Koyunlu ve Kara Koyunlular'dan farklı , özgün bir örgütlenmedir.

Devletin kuruluş ve örgütlenmesinin esasını oluşturan bu oymaklardan başka, daha sonra Safevi siyasal örgütlenmesine katılan Ak Koyunlu ve Kara Koyunlu boyları da olmuştur.Ancak bunların çoğu Kızılbaşlığı kabul ettikleri halde önemli statüler elde edememişlerdir. Bunlardan Kaçarlar 15. yüzyıl sonlarında Boz Ok 'tan Gence' ye göç etmiş bir Ak Koyunlu boyudur. Bir diğeri, Karamanlu oymağı , Kara Koyunlu Ulusundan olup Karabağ 'da yerleşmişti. Devletin kuruluşunda rol almayıp sonradan dahil olan boylardan en önemli rol oynayanı Türkmen boyudur.Bu boy Ak Koyunlu bakıyelerinden olup , Ak Koyunluların Musullu ve Pürnek ( Purnak ) boylarına Safeviler, komple Türkmen demişlerdi. Son olarak , İran 'da yerleşmiş olan Afşarlar da kuruluştan sonra önemli sayılan statüler aldılar.


Safevi Döneminde Türkmen - Fars Anlaşmazlığı

Şah İsmail Safevi Devleti'ni tesis ettikten sonra, kuruluşta rol oynayan iki etnik grup arasındaki görüş ve yaşam tarzı ayrılığının ne şekilde uzlaştırılabileceği gibi büyük ve çetrefilli bir sorunla karşı karşıya kaldı: Bir yanda onu güce taşıyan askeri becerileriyle klasik İslam toplumunun ehl - i kılıçı ( Seyfiyye ) Kızılbaş - Türkmenler , öte tarafta yüzyıllardır İran'ı yöneten Arap, Türk (Gazne, Büyük Selçuklu vd. ), Moğol ve Türkmen ( Ak Koyunlu, Kara Koyunlu ) hükümdarları döneminde olduğu gibi dinsel ve bürokratik sınıfları - yani ehl - i kalemi - ( Kalemiye )dolduran İranlılar ( Farslar ).

Aslında iki grup arasında sürtüşme kaçınılmazdı. Çünkü Kızılbaş Türkmenlerin göçebe olması ve bunun getirdiği toplumsal yapıları geleneksel İran sınıflı yapısı ile uzlaşabilir durumda değildi. Bu orjinal sosyo - politik yapılanma, daha önce İran'da kurulmuş olan Büyük Selçuklu Devleti'nin çöküşünde de en nemli etkenlerden biri olmuştu.Şah İsmail 1508 yılından, öldüğü 1524 yılına kadar vezirlik makamına peş peşe beş İranlı'yı atadı. Bu İranlı vezirlerden 2.si Maveraünnehir'de Kızılbaş Türkmenlerden oluşan bir ordunun komutasına getirildiği zaman, Kızılbaş asker ve emirleri zorunlu olarak onun hizmetine girmeyi bir utanç nedeni saydılar.Savaş meydanında yüzüstü bıraktıkları vezirin feci bir biçimde katledilmesine sebep oldular. 4.vezir bizzat Kızılbaşlar tarafından katledildi, 5.si ise onların isteği üzerine öldürüldü. Anlaşılacağı gibi Kızılbaşlar, Tacik dedikleri yerli İranlıların yalnızca başkentte oturup mali işlerle ilgilinmelerini istiyorlardı. Şah Abbas'ın Osmanlıları model alarak oluşturduğu kul ( devşirme ) sistemine karşı çıkıyor ve onları da Kara Oğlu diye küçümsüyorlardı.


Kültür


Âli Kapu Sarayı, Safevi başkenti İsfahan'da şahlık sarayı Iran.İran kültürü Safevi himayesinde gelişti. Şah İsmail'in bizzat kendisi Hatayî ya da Şah Hatayi mahlasıyla Azerice pekçok şiirler yazdı.Şah Tahmasp bir ressamdı.Şah II.Abbas ise Tanî mahlasıyla Türkçe şiirler yazan bir şair olarak da tanınmıştı.

Bu dönemde kiremit imalatı, çömlekçilik, dokumacılık gibi el sanatları gelişirken , minyatürcülük , ciltçilik , dekorasyon ve hattatlıkta büyük ilerlemeler kaydedildi.16.yüzyılda halı dokumacılığı bir göçebe ve köylü sanatı olmaktan çıkarak, profesyonel tasarım ve imalata dayalı iyi işleyen bir sanayi haline dönüştü. Tebriz bu sanayinin merkezi konumundaydı.Erdebil halıları yalnızca hanedana hasredilmişti. Yanlış adlandırılmış meşhur Polonez halıları 17.yüzyılda İran'da imal edilirdi.

Geleneksel formlar ve malzemeler kullanan Rıza Abbasi ( 1565 - 1635 )İran resmini , yarı çıplak kadınlar , gençlik ve aşıklar gibi yeni temalarla tanıştırdı.Onun resim ve hat tarzı Safevi döneminin pek çok sanatçılarını etkileyerek , İsfahan ekolü olarak bilinir hale geldi. 17. yüzyılda uzak kültürlerle - özellikle Avrupa ile gelişen ilişkiler İranlı sanatçılara yeni fikirler verdi. Kısa sürede üç boyutlu görünümü , perspektif ve gölgeyi , yağlı boya kullanmayı benimsediler. O kadar ki , Şah II.Abbas Muhammed Zaman adlı ressamını eğitim görmesi için Roma'ya göndermişti.

İsfahan , Büyük Abbas'ın 1598'te başkentini daimi olarak oraya taşımasından sonra Safevi mimarisinin en seçkin örnekleriyle doldu. 1630'da yapımı tamamlanan imparatorluk camisi Mescid - i Şah ile Mescid - i İmamî , Lütfullah Camii ve İmparatorluk sarayı Âlî Kapu ( Osmanlı'daki Bab - ı Âli'ye nispeten )en önemli yapılardır.

En meşhur İslam filozoflarından Molla Sadra ( Sadrettin eş - Şirazî ) ( 1571 - 1640 ),Şah Abbas döneminde ( 1587 - 1629) yaşadı. En önemli eseri Esfar ( Yolculuklar - Seyahatlar )'dır. Tasavuf gizemciliği , Şii ilahiyatı ile Aristo ve İşrakiyyun felsefelerini (en önemli temsilcileri İbni Sina ve Sühreverdi idi ) sentezleyen ve Hikmetü'l Müte'âliye ( Metafilozofi = Transcendent Theosophi ) denilen bir düşünüş ortaya koydu.

Abbasi döneminin en önemli tarihçisi Türkmen İskender Beğ Münşi'dir. Şah Büyük Abbas dönemini anlattığı Tarih - i Âlemârâ - yi Abbasî adlı eseri, Abbas'ın ölümünden birkaç yıl sonra kaleme alınmış olup, tarihi olayların ve şahısların nüanse edilmiş derinliklerini gözler önüne seren çok değerli bir yapıttır.


Safevi Devleti'nin Çöküşü

Safeviler 17.yüzyılda geleneksel düşmanları Osmanlı ve Özbek Şeybaniler ile savaşını sürdürürken, iki yeni komşu ile de rekabete girişmek zorunda kaldı.Moskova Knezliği / Rus Moskofları bir önceki asırda Altınorda Hanlığı'nın devamı olan Astrahan , Kazan ,Sibir ( Küçüm )ve Nogay Hanlıklarını ortadan kaldırmış, nüfuzunu Kafkasya ve Orta Asya'ya dek yaymıştı. İranlıların Devlet - i Moğol ( Moğol Devleti ) dediği Hindistan Babür Devleti ise Kandahar ve Herat'ı alarak daha önce İran kontrolündeki Afganistan'a sızmaya başlamıştı.

Bütün bunlardan başka 17.yüzyıl boyunca Doğu - Batı arasındaki ticaret güzergahı değişmiş, Avrupalıların keşifleri ve Osmanlıların deniz aşırı seferleri sonucunda İran'dan uzaklaşmıştı.Şah Abbas'ın ordusunu ücretli gulam ( devşirme ) sistemine dönüştürmesi kısa vadede işe yaradıysa da , sonraki yüzyılda eyaletler üzerindeki baskı ve ağır vergilerle birlikte ülkenin sosyo - ekonomik gücünün zayıflamasına yol açtı.

Şah Abbas'tan sonraki Safevi hükümdarları - Şah II.Abbas hariç - silik karakterliydi. Nitekim II.Abbas'ın hükümdarlığının sonu olan 1666 yılı, aynı zamanda Safevi hanedanı için de sonun başlangıcına işaret eder. Vergi gelirlerindeki düşüş ve büyüyen askeri tehlikelere karşın sonraki şahlar savurgan bir yaşam tarzı benimsemişlerdi. I.Süleyman'ın 8 yıl boyunca hareminde vakit geçirdiği dönemin yazarlarınca nakledilir. Şah Sultan Hüseyin ise yaşamını içki içerek geçirmiş bir hükümdardı.

Ülke sık sık,merkezden uzak sınır boylarında baskın ve yağmalara uğramaya başladı. 1698'de Kirman Eyaleti [[Beluçlar]] tarafından, 1717'de Horasan Afganlar tarafından ve Mezopotamya Arap bedevilerince istila ve yağmalara uğradı.Şah Sultan Hüseyin (1694 - 1722 )Doğu İran'daki sünni Afgan tebaasını zorla Şiileştirmeye çalıştı.Afganlar buna şiddetle tepki gösterdi. Gilzai Peştunları'nın reisi Mir Veys Han, Kandahar'ın Safevi valisi Gürcü Gürgen Han'a ( Gürcüce adı Giorgi ) karşı ayaklanma başlattı.Üzerine gelen bir Safevi ordusunu bozguna uğrattı. 1722'de Mir Veys'in oğlu Mahmud'un komuta ettiği bir Afgan ordusu doğudan İran'a girerek başkent İsfahan'ı kuşatıp yağmaladı.Daha sonra kendisini İran şahı ilan etti.

Afganlar on yıldan fazla bir süre istila ettikleri İran topraklarından çıkarılamadılar.Horasan'daki Afşar Türkmenlerinin beyi ve Safevilerin en etkili komutanı Nadir Han (sonraki Nadir Şah ) nihayet 1729'da Damgan Muharebesi'nde Afganları bozguna uğrattı ve İran'dan çıkardı.Buna rağmen ertesi yıl Afganlar hâlâ İran topraklarına yağma hareketlerini sürdürüyorlardı. 1738'de Nadir Şah başta Kandahar olmak üzere tekrar Doğu İran'ı fethetti.Aynı yıl Gazne, Kabil ve Lahor'u fethetti.Delhi üzerine yürüdüyse de İran'dan gerekli desteğin gelmemesi üzerine başarılı olamadı.Şah II.Tahmasp döneminde ( 1722 - 1732 ) gerçekte erk onun elindeydi. Çocuk yaşta tahta çıkan III.Abbas'ın saltanat naipliğini yaptı. Nihayet 1736'da, zaten elinde olan iktidar erkini kullanarak kendisini İran şahı ilan etti. Böylece 1736'dan 1747'ye kadar İran'da kısa süreli Afşar hanedanı kurulmuş ve Safevi hanedanı kesintiye uğramıştı.

1747'de Nadir Şah'ın bir suikast neticesinde öldürülmesi üzerine, Safeviler tekrar İran şahlığını ele geçirdiler.Fakat bu, gelişmekte olan Zend Hanedanı'nın gerçekte iktidarı ele alarak meşruluğunu pekiştirmesini sağlamasından başka bir işe yaramadı.III.İsmail'in kısa süreli kukla rejimi, Zend hanedanının kurucusu Kerim Han'ın ülkede iktidarı ele geçirecek meşruluğu sağlaması ile 1760'ta resmen son buldu.





Safevi Şahları

I.İsmail ( Şah İsmail )1501 –1524
I.Tahmasp 1524–1576
II.Ismail 1576–1578
Muhammed Hüdabende 1578–1587
I.Abbas 1587–1629
Safi 1629–1642
II.Abbas 1642–1666
I.Süleyman 1666–1694
I.Hüseyin 1694–1722
II.Tahmasp 1722–1732
III.Abbas 1732–1736
II.Süleyman 1749–1750
III.İsmail 1750–1760




CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:48
İlhanlılar

İlhanlılar Devleti, Cengiz Han'in (Çingiz Han)torunu Hülagû Han tarafından, merkez Tebriz olmak üzere İran'da kuruldu (1256). "İlhanlı" ismi; "Büyük Kağanlı" anlamına gelmektedir. Çünkü İlhanlılar'ın kendi bayrakları ve paraları olsa da, bir çeşit eyalet sistemiyle yönetilmekteydiler ve Moğollar'ın Büyük Kağan'ına bağlıydılar. İlhanlı kelimesinin tartışılan bir başka anlamı ise; İl-eyalet hanı olabileceğidir. Son derece büyük ve hızlı hareket eden bir orduları vardı. Sibirya hariç tüm Asya'ya hakim oldular.


Siyasi Tarihi

Azerbaycan'ı ele geçiren Hülagû Han, 1258'de Bağdat'ı alarak Abbasî Devleti'ne son verdi. Anadolu Selçuklu Devleti'ni egemenliği altına aldı. Moğollar, Anadolu'nun bilim, kültür ve ticaret merkezleri olan kentlerini yakıp yaktılar ve yağmaladılar. Bu dönemde Anadolu'da ticaret geriledi. Türkler, Doğu ve Orta Anadolu'dan batı bölgelerine doğru göç etmek zorunda kaldılar. Moğollar, Türkiye Selçuluları Devleti'nin yıkılmasında önemli rol oynadılar.

İlhanlılar, Suriye ve Filistin'i işgalden sonra Mısır'a doğru ilerlemeye başladılar. Ancak Memlükler, Ayn-ı Câlut Savaşı'nda İlhanlıları yenilgiye uğratarak Filistin ve Suriye'den çıkardılar (1260). Memlûk Sultanı Baybars, İlhanlıları ikinci kez Elbistan'da yenilgiye uğrattı (1277). Memlukler tarafından uğratıldıkları yenilgiler dışında savaş kaybetmediler.

İlhanlılar, Gazan Mahmud Han (1295-1304) zamanında Müslümanlığı kabul ettiler. Bundan önce Budizm'i benimsemişlerdi ve Müslümanlar'a karşı Hıristiyanlarla ittifak kurmak istiyorlardı. İslâmiyetin yanı sıra Türk kültürünün de yaygınlaşması, devletin Türk özelli kazanmasına neden oldu. 14. yüzyılın başlarında çıkan iç karışıklıklar sonucu İlhanlılar parçalandı (1336). İlhanlı topraklarının büyük bir bölümü üzerinde, Celâyirliler Devleti kuruldu.


Hulagu Han ve büyük ordusu

1243 Kösedağ savaşında Anadolu Türklerini yenilgiye uğratan Moğollar Ötüken merkezine bağlı olmak üzere, İran’a geçerek 1256 yılında başkenti Tebriz olmak üzere İlhanlı yönetimini kurdular. (İlhanlı: Hana bağlı topraklar) Başında da Hulagü Han bulunmaktaydı. 1256 yılında Alamut Kalesini ele geçirerek Batinilerin çalışmalarına son verdiler. 1258 yılında ise Bağdatı işgal ederek halifeliğe son verdiler. Halkının büyük çoğunluğunun Türk ve Farslar’dan oluşuyordu. Diğer Moğol devletleri gibi İslamiyeti kabul etmişler ve Türkleşmişlerdir. Bağdatta güçlenen Celayirliler tarafından yıkılmıştır.


İlhanlıların Türk tarihindeki yeri

İlhanlılar döneminde İran kapısı açık olduğu için Orta Asya’dan Anadolu’ya yoğun Türk göçleri olmuştur. Bu dönemde Anadolu gittikçe Türkleşmiştir.




CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:48
Memlûk Devleti
Memlûk Devleti, kölelikten gelen Türk askerlerin Mısır'da oluşturduğu bir askeri aristokrasi devletidir. "Memlûk" Arapçada "köleler" demektir. İsmi Türkçede Kölemen Devleti olarak da geçer.

Kuruluş Tarihi: 1250
Kurucusu: Aybey
Bölgesi: Mısır, Hicaz
Yıkılışı: 1517


Memlük Kelimesi

Memlük kelimesi para karşılığında satın alınmış köle anlamına gelmektedir. Türkler ilk kez Memlük olarak Abbasilerin hizmetinde çalışmışlardır. Abbasilerin Türkleri Memlük olarak almalarındaki en büyük sebebi; güçlü bir ordu hazırlamaktır. Memlük Türkler, Abbasiler döneminde ortaya çıkan isyanları bastırma da önemli rol oynadılar.


Siyasi Tarih

1159 yılında Mısır'da yönetimi ele geçiren Selahaddin Eyyubi, ordusunda kölelerden oluşturulan birliklere, Abbasi halifelerinin bu geleneğine giderek ağırlık vermiştir. Karadeniz'in kuzey bölgelerinden ele geçirilen ve ordu tarafından satın alınan bu köleler, çoğunlukla Türk kökenli, dayanıklı insanlardı, içlerinde Çerkez unsurlar da bulunmaktadır. Selahaddin Eyyubi'den sonra, orduda köle unsurların kullanılması uygulamasına devam edilmiş, giderek bu unsurlara ağırlık verilmiştir. İçlerinden yetenekli olanlar, üst düzey kamu görevlerinde de çalışmışlardır.

Kendilerini, bir bakıma kölelikten kurtaran devlete ve orduya karşı ölümüne bir bağlılık içinde olan bu askeri birlikler, hafif süvari tarzında örgütlenmişlerdir ve savaş tarzları da, sıkı disiplinli kütlesel hareketlere dayanmakla birlikte, bireysel atılganlığı öne çıkaran bir tarzdır.

Bu köle askerler iki kışlada eğitim görürlerdi. Kahire yakınlarındaki, Nil nehri üzerideki Ravda adasındaki garnizonda, Türk, çoğunlukla Kıpçak askerler bulunur ve bunlara Memalik-i Bahriye (deniz köleleri) denirdi. Yine Kahire'deki başka bir garnizonda ise Çerkez kökenli askerler bulunur ve bunlara da Memalik-i Çerakise denirdi.

Memluk hanedanlığını kuranlar Memalik-i Bahriye unsurlar olmuştur. Hanedanlığın ilerleyen yıllarında ise Memalik-i Çerakise unsurlar, iktidarı kontrollerine almışlardır.

1249 yılında kanlı bir ayaklanmayla, Eyyubi hanedanlığının son sultanı Turan Şah'ın, ordu ve devlet yönetiminde giderek etkin olmaya başlayan bu köle unsuralara karşı kesin tavır alması üzerine, şahı öldürerek iktidarı ele geçiren bu unsurlar, eski sultanlardan Melik Necmettin Salih'in dul karısı Şecer-üd-dür'ü sultan ilan ettiler. Ordu komutanlığına ise bir memluk komutanı olan Muizzüddin Aybek getirildi. Kısa bir süre sonra Şecer-üd-dür, Aybek'le evlenerek sultanlığı ona devredecektir. Böylece 250 yıldan fazla sürecek bir memluk (köle asker, köle kamu görevlisi) hanedanı başlamış oldu.

Memluk hanedanlığının, tarihte üç önemli etkisi olmuştur. Askeri planda, Haçlı ordularının bölgeden atılması ve Moğol akınlarının durdurulmasıdır. Her iki olay da Arap - İslam devletini kaçınılmaz bir yıkımdan kurtarmıştır. Memluk hanedanlığının üçüncü etkisi ise toplumsal ve ekonomik alanda olmuştur, bir dizi düzenleme getirmeleri, askeri ve politik anlamda bölgede bir istikrar oluşturmaları sonucu, Mısır yeniden önemli bir ticaret yolu haline gelmiştir.

1260 yılında, Bağdat'ı alarak Halifeyi öldüren Moğol orduları Ortadoğuda hızla ilerlemişler ve Mısır sınırlarına dayanmışken, Memluk sultanı Sultan Kutuz, emrindeki memluk ordusuyla Moğol akınını karşılamak üzere harekete geçmiştir. Ayn Calut denilen bölgede karşı karşıya gelen iki ordunun çatışması, Moğolların bozguna uğramasıyla sonuçlandı.

Ayn Calut savaşında öncü birliklerin komutanı olan Baybars, Sultan Kutuz'u öldürüp kendi hükümranlığını 1260 yılında ilan ettikten sonra 1261 yılında El-Muntasır'ı halife ilan etmiştir. Böylece halifelik, Bağdat'dan Kahire'ye geçmiş olmakta, Memluk devletinin himayesine girmektedir.

1265 yılında Suriye'deki halen Haçlıların elinde olan kaleleri ele geçiren Sultan Baybars, 1268 yılında ise bugünkü Antakya'ya saldırarak, Haçlı prensliğine son vermiştir.

Anadolu'da Moğol hakimiyetini sürdüren İlhanlı Devletinin etkisinden kurtulmak isteyen bazı Selçuklu beylerinin yardım talebi üzerine 1277 senesinde Anadolu'ya bir sefer düzenleyen Baybars, İlhanlı ordusunu Elbistan ovasında yenerek Kayseri'ye kadar ilerlemiş, bu kentde bir hafta kadar kalmıştır. Ama Anadolu Selçuklu Veziri Süleyman Pervane'nin İlhanlı yanlısı siyaseti yüzünden Anadolu'dan ayrılmak zorunda kaldı.

1280 li yıların ortalarına kadar İlhanlıların karşı saldırılarıyla başetmek zorunda kalan Memluklar, bu akınlar durulduktan sonra yeniden Haçlılarla savaşmaya başladılar. 1291 yılında Akka'yı Haçlılardan geri aldılar. Akka'nın düşmesinden sonra Haçlılar Suriye kıyılarında fazla direnemediler ve tümüyle Ortadoğu'yu terk etmek zorunda kaldılar.

İzleyen 90 yıllık barış dönemi, çok genç yaşta hükümdar olan ve sık sık değişen sultanların devridir. Deneyimsiz bu sultanların döneminde devlet ileri gelenlerinin nüfuzu giderek artmıştır.

1382 yılında Çerkez kökenli Berkuk'un, devrin sultanını öldürerek iktidarı ele geçirmesiyle Türk asıllı Memlukların devri de kapanmış oldu. Bu tarihten itibaren Çerkez asıllı sultanlar ülkeyi yönetmiştir.

1461 yılına kadar Memluklarla Osmanlı Devleti arasında yakın ilişkiler hüküm sürmüştür. 1461 yılından itibaren etki alanları yönünden gerginleşen ilişkiler, 1468 yılında Sultan Kayıtbay zamanında açık rekabete dönüşmüş, 1485-1490 yılları boyunca Çukurova'da yapılan savaşlarda iki taraf da önemli kayıplar vermekle birlikte kesin sonuç alamamıştır.

Giderek gerginleşen ilişkiler 1516 yılında tarafların Mercidabık'da savaşa tutuşmalarına yol açmıştır. Memluk ordusunun yenildiği bu savaşın ardından Osmanlı son darbe olarak Ridaniye'de Memluk ordusunu ikinci kez yenilgiye uğratmıştır. Her ik savaş da savaş tarihinde önemli bir dönüm noktasıdır. Bir açıdan, kitle halinde yönetilen disiplinli süvari birliklerinin, Falanks düzeninde muharebe eden piyade birliklerince önlenebilirliğinin kanıtlandığı savaşlardır bunlar. Diğer açıdan ise dönemin ateşli silahları olan sahra toplarının etkinliğini vurgulamaktadır. Askeri tarihçiler Memluk ordusunun yenilgisini genellikle Osmanlı ordusunca etkili bir biçimde kullanılan sahra toplarına bağlamaktadırlar.

Bu iki zaferin ardından Osmanlı ordusu Kahire'ye girerek 267 yıllık Memluk devletini ortadan kaldırmıştır. Osmanlı açısından bu zaferlerin parlaklığı, İslam dünyasının hem askeri-ekonomik, hem de Halifeliğin Osmanlı Devleti'ne aktarılmasıyla politik hakimiyetinin Osmanlı Devletine geçmesinde yatar.





Aybey Dönemi

Devletin kurucusu olan Aybey, Eyyubi devletinde yaşanan iç karışıklara son vermek amacıyla Mısıra gelmiş ve Eyyubi devletini yıkarak Memlük devletini kurmuştur. Bu dönemde Mısırda yaşanan Şii kökenli Arap isyanları bastırılmış ve Suriye Eyyubilerine son verilmiştir. Memlükler 1250 ile 1382’ye kadar Bahr-i Memlükler, 1382’den 1517’ye kadar Burci Memlükler olarak adlandırılmışlardır.


Kutuz Dönemi

Kutuz döneminde Moğol tehlikesine karşı Türk ve İslam dünyasını savunmuşlardır. 1258’de Abbasilere son veren Moğolları 1260 Ayn-ı Calud Savaşı’nda yenilgiye uğratarak ilerlemelerini durdurmuşlardır. Suriye,Hicaz ve Mısır Moğol istilasından kurtarılmıştır.


Baybars Dönemi

Baybars dönemi en güçlü dönemdir. Halifeliğin merkezi Mısır’a taşınmıştır. Baybars Bey, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır. 1276’da Anadolu beyliklerine yardım etmeye gitmiştir. 1277 yılında Anadolu Türkleri safında savaşarak Elbistan’da Moğolları 2. kez yenmişlerdir. Fakat Anadolu beyliklerinin yardımı kesmesi sebebiyle savaş sonuçsuz kalmış; Moğol hakimiyeti devam etmiştir.

Ölümünden sonra yerine geçen oğulları haçlılardan Suriye kıyılarını, Filistin ve Antakyayı geri almışlardır.

1517 yılında Hicaz sürtüşmesi ve Dulkadirli beyliğinin kimin olacağına yönelik sürtüşmeler sonucu Osmanlı-Memlük savaşını Osmanlılar kazanmıştır. Memlük Osmanlılara katılmıştır.


Memlük Ordusu

Memlük ordusunun büyük çoğunluğunu Orta Asya ve Karadeniz kuzeyinden gelen Kıpçak Türkleri oluşturuyordu. Askerler yetenekleri ölçüsünde yükselebilir, sultan bile olabilirlerdi.Memlüklerin önemli bir donanması da mevcuttu.


Memlükler ve Türkçe

Resmi yazışmalar Arapça olsa da askeri dil Türkçeydi. Türkçe bilmeyen bir kişinin devlet yönetimine yükselmesi mümkün değildi. Sultanlar adına pek çok Türkçe eser yazılmıştır. Son Memlük sultanı Kansu Gavri, Türkçe yazdığı şiirleri ile tanınır. Bu zaat, Firdevsin Şehnamesini Türkçeye çevriltmiştir.


Memlük Medeniyeti

Memlükler büyük bir medeniyet kurmuşlar, pek çok konuda Osmanlılar’ın önüne geçmişler ve onlara öncü olmuşlardır.

Memlükler Moğol istilası sebebiyle Orta Asya’dan kaçan bilim adamlarını kabul etmişlerdir. Kahire, Halep ve Şamda büyük medreseler kurmuşlardır. Memlükler ile birlikte Arabistana ve Mısıra Türk etkisi her alanda damgasını vurmuştur. Mısır ve Suriye’de Türk usulü eser olarak, Sultan Kalavun Camisi, Sultan Hasan Cami ve Medresesi, Sultan Berkuk Türbesi, Kahire Kalesi, Halep Kalesi örnek verilebilir. Memlük mimarisinde çok renkli görünüm ve mineli cam örneği ön plandadır.





Memlüklerin Türk ve Dünya Tarihine katkıları

Diğer Türk devletleri gibi saltanatlık görülmez. Hükümdarları meclis seçer.
Diğer açılardan Selçuklu karakterine sahiptir.
İslam dünyasını Moğollara ve haçlılara karşı korudular.
Devlet ve din işlerini birbirinden ayırdılar.
Arap yarımadasında olmasına rağmen Türkçeye önem verdiler.
Baybars Bey, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmıştır.
CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:47
Çağatay Devleti

Cengiz İmparatorluğunun bölümlerinden bir devlet. Cengiz Han'ın ölümünden önce imparatorluğunu oğulları arasında bölmesinden doğan bu devlet, Doğu ve Batı Türkeli ile Doğu Iran yörelerini içine almakta idi. Fakat, Cengiz'in oğullarından Çağatay'a verilmiş olmasına rağmen, Çağatay Han, bu yeni devlete hükümdarlık etmemiştir.Esasen bu yeni devletin kuruluşu, Çağatay Han'ın ölümünden 28 - 30 yıl sonra olmuştur. Kara - Hülâgû ile Çağatay Han'ın oğullarından Yesü Mengü, Çağatay “ulusunun” ilk başlarıdır. Cengiz İmparatorluğunun iç düzenini bozan ayaklanmalardan sonra, Çağatay'ın torunlarından Algu, Ortaasya'nın tamamını, Harzem ve Afganistan taraflarını ele geçirmiştir.Çağatay İmparatorluğu'nun bu parlak devirlerinden sonra iç kargaşalıkları devletin kuvvetini ve düzenini bozmuş, Timur'un kuvvetli bir devlet olması üzerine büsbütün eski kudretini kaybeder olmuştur. Sonunda 1369 tarihinde Timur tarafından Çağatay İmparatorluğuna son verilmiştir





CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:47
Delhi Sultanlığı

Delhi Sultanlığı (دلی سلطنت ya da Sultanat-ı Hint (1206 - 1526) yılları arasında Hindistan'da hüküm sürmüş Türk ve Paştun (Afgan)kökenli hanedanlardır: Köle Hanedanı (1206-90), Halaci Hanedanı (1290-1320), Tuğlak Hanedanı (1320-1413), Seyyid Hanedanı (1414-51), Lodi Hanedanı (1451-1526). 1526 yılında Delhi Sultanlığı yeni ortaya çıkan Babür İmparatorluğu içinde ermiştir.




Delhi Sultanları

Köle Hanedanı (1206 - 1290) [değiştir]Kutbuddin Aybak (1206 - 1210)
Erem Şah (1210 - 1211)
Şemseddin İltutmiş (1211 - 1236)
Rukneddin Firuz (1236)
Razia Sultan (1236 - 1240)
Müziddin Bahram (1240 - 1242)
Alaeddin Mesud (1242 - 1246)
Nasreddin Mahmud (1246 - 1266)
Giyaseddin Balban (1266 - 1286)
Müziddin Keykubat (1286 - 1290)
Kaymars (1290)

Halaciler (1290 - 1321)
Celaleddin Firuz Halaci (1290 - 1294)
Alaeddin Halaci (1294 - 1316)
Kutbuddin Mübarek Şah (1316 - 1321)

Tuğlak Hanedanı (1321 - 1398)

I. Giyaseddin Tuğluk Şah (1321 - 1325)
Muhammed bin Tuğluk (II. Muhammed Şah) (1325 - 1351)
Mahmud bin Muhammed ( March 1351)
Firuz Şah Tuğluk (1351 - 1388)
II. Giyaseddin Tuğluk (1388 - 1389)
Ebubekir (1389 - 1390)
III. Nasreddin Muhammed Şah (1390 - 1393)
I. İskender Şah ( Mart- Nisan 1393)
Mahmud Nasreddin (II. Mahmud (Delhi)) (1393 - 1394)
Nusret Şah Firuzabad'da saltanat sürmüştür (1394 - 1398)

Lodi Hanedanı

Devlet Han (1413 - 1414)

Seyyid Hanedanı (1414 - 1451)
Hızır Khan]] (1414 - 1421)
II. Mübarek Şah (1421 - 1435)
IV. Muhammed Şah (1435 - 1445)
Alaeddin Alem Şah (1445 - 1451)

Lodi Hanedanı (1451 - 1526)

Behlül Han Lodi (1451-1489)
İskender Lodi (1489-1517)
İbrahim Lodi (II. İbrahim) (1517-1526)
1526-1540: Babür dönemi


Suri Hanedanı (1540 - 1555)

Şer Şah (1540 - 1545)
İslam Şah (1545 - 1553)
V. Muhammed (Delhi) (1553 - 1554)
Firuz (Delhi) ( 29 April - 2 May 1554)
II. İbrahim (Delhi) (1554 - 1554/5)
İskender Şah (1554/5 - 1555)
CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:47
Eyyubiler
Eyyubiler Devleti veya kısaca Eyyubiler (1171-1348), ünlü kumandan ve devlet adamı Sultan Selahaddin-i Eyyubi'nin Mısır'da kurduğu Devleti'nin adıdır.


Tarihçe

Halep Atabeyi Nureddin Mahmut'un komutanı olarak emrinde ki Türk askerleri ile Mısır'daki Fatımî Devleti'ne son vererek (1171) burada güçlü bir idare kuran Selahaddin, Nurettin Mahmut'un ölümünden sonra bağımsızlığını ilan etti (1174). Haçlılarla uzun süren mücadeleler yaptı. Onlara karşı İslam'ın geçilmez kalesi oldu. Kudüs'ü alarak tekrar İslamiyete kazandırdı. Fetihten sonra, katliam beklentisi içinde olan gayr-i müslümlere gösterdiği engin hoşgörü ve benzeri insanî özellikler ile büyük takdir kazandı. İslâm dünyasında bir efsane hâline geldi (1187). Nitekim devrin Arap şairlerinden İbn Senaül-mülk ün, Selahattin Eyyûbî'nin Halep'i de alması üzerine yazdığı şiirde "Arap milleti, Türklerin devletiyle yüceldi. Ehl-i Salib (Haçlılar) davası Eyyûb'un oğlu tarafından perişan edildi" ifadelerine yer vermiştir.

Selâhaddin'in kurduğu devlet, babasının adından dolayı Eyyûbîler olarâk anıldı. Eyyûbîler Devleti'nin sınırları kısa sürede Mısır, Suriye, Güneydoğu Anadolu ve Arabistan'ın güneyine kadar genişledi. Ancak Selahattin Eyyûbî'nin ölümü üzerine devlet,Türk Töresi' ne uygun olarak hanedan üyeleri tarafından paylaşıldı(1193). Mısır'daki asıl kol, ordu komutanlarından Aybeg tarafından yıkıldı ve yerine Memlûkler devleti kuruldu (1250). Hama kolu ise 1348'e kadar varlığını devam ettirmiştir.
CA-CHALLENGE Tarih: 18.01.2008 16:46
İkinci Göktürk İmparatorluğu


Gök mavisi zemin üzerinde kurt figürlü Göktürk Bayrağı.



Göktürklerin yeniden bağımsızlığı

II. Göktürk devletiÇin egemenliğine giren Göktürkler Kutluk zamanında yeniden bağımsızlığına kavuştu. Bu yüzden bu devlete " Kutluk devleti" de denir.


Kutluk Dönemi

680 yılında Aşina soyundan gelen Kutluk Çine isyan etti. 682’de Ötükeni ele geçirdi. Kutluk devletini kurdu. İlteriş unvanını aldı. Veziri Tonyukuk ile Göktürkleri güçlendirmek için Çine seferler düzenledi.


Kapgan Dönemi

Kutluğun ölümünden sonra yerine Kapgan Kağan geçti. Bu dönemde Kutluk devleti en parlak dönemini yaşadı. Kapgan Kağanın siyaseti;

Çini baskı altında tutmak.
Çin hakimiyetinde bulunan Türk topraklarını geri almak
Orta Asyadaki tüm Türk boylarını bir çatı altında toplamak.
Bu amaçla Çini hakimiyet altına aldı fakat Çinin kültüründen uzak kalmak için sadece vergiye bağladı. Bu dönemde Karadenizden Japon denizine kadar Türk devleti genişledi.


Bilge Dönemi

Kapgan Kağandan sonra Bilge Kağan geçti. Kardeşi Kültigin ile taht kavgasına girişmedi; beraber devleti yönettiler. En büyük yardımcıları Tonyukuk idi. Çin ile ticari ilişki geliştirildi. Batı Türkistandaki türk boyları tamamen bağlandı. 725 yılında devletin bel kemiği olan Tonyukuk öldü. 731’de Kültigin öldü. 734 yılında da Bilge öldü.

Daha sonra tahta çıkan kağanlar atalarının kurduğu devleti iyi yönetme becerisi gösteremediler. Karluk, Basmil ve (Onogurlar- Oğuzlar:Uygurlar)’ın çıkardığı isyanı bastıramadılar. 745 yılında Ötüken ve çevresini Uygur Türkleri ele geçirerek; Türklerin ve Orta Asyanın yeni temsilcisi oldular. Türgişler de Batı Türkistanı yönettiler.


Orhun Anıtları

Bilge Kağan Orta Asya Türk boylarına şöyle sesleniyor: “Ey Türk budunu. Üstte gök yıkılmaz, altta yer delinmezse devletini, töreni kim bozabilir?”


II. Göktürk Kağanları

680-691 Kutluk Kağan(İlteriş ünvanını almıştır.)
691-716 Kapgan Kağan (Öldürüldü)
716 İnel Kağan
716-731 - Bilge Kağan (Öldürüldü)
Yollyg-Tegin Izhan-Khan/Han (734-39)
Bilge Kutluk Tengri-Khan/Han (739-41)
Siuan Khan/han (741)
Il-Itmysh Bilge-Khan/Han (741-42)
Ozmyş Khan/Han (742-43)
Bomei-Tegin Khan/Han (743-45)

Türk tarihine katkıları

Türk adını devlet adı olarak kullanan ilk Türk devletidir.
Türkler arasında bağımsız yaşama duygusunun gelişmesinde öncülük eden bir devlettir.
Bulgarlar ( Kazan Tatarları ) ve Yakutlar hariç tüm Türkçe konuşan Türk boylarını tek bir yönetim altında toplamıştır.

Bilinen İlk yazılı Türk alfabesini geliştirmişlerdir.
Orhun hitabelerini miras bırakmışlardır.
Batı Türkistanın ve Kafkasların Türkleşmesini sağlamışlardır.