Birbirine bağlı olmayı, bağımlı olmayla karıştıran çiftlere simbiyotik’ deniyor. Bu çiftlerden biri olmamak için kendinize ait özel alanlar yaratın..
Simbiyotik ilişkiler, aslında hiçbirimizin yabancı olmadığı bir kavram… Birbirine bağımlı ilişkileri tarif etmek için kullanılıyor. Bu çiftler genellikle tuvalete bile birlikte gider. Bu, her iki tarafın da isteğiyle mi olur bilinmez ama her şeyi birlikte yapma gayretlerinden dolayı aslında bir süre sonra ilişkilerini çıkmaza sokarlar.

İKİ FARKLI KİŞİLİK VAR

Psikolojik danışman Pınar Toker simbiyotik ilişkilere sıkça rastlandığını söylüyor: “Bağımlılık ile bağlılık kelimeleri içerik olarak sıklıkla karıştırılıyor. ‘Biz birbirimize çok bağlıyız’ sözü acaba ‘Biz birbirimize bağımlıyız’ anlamına mı geliyor? Kadınlar, ‘Kocam ben olmadan çorabını bile bulamaz!’ derken, neden içten içe keyiflenirler? Bunun nedeni; ailede kurulan bağımlı ilişkilerin evlilikte de sürdürülmeye çalışılmasıdır.” Yani kısaca; ailede öğrenilenler, ilişkileri yüzde 100 etkiliyor. Konunun bir başka boyutu da bir ömür boyu birlikte olmak için imza atarken, hayatların da tek bir hayat olarak birleştirildiğini düşünüyor olmak. Oysa ortada iki farklı kişilik ve iki farklı insan var. Bu insanlar evlilik çatısı altında birleşseler de, her birinin kendine ait hayatları olması gerektiği unutuluyor. Kendine ait bir hayat kuramayan kişiler, eş olarak gördüğü kişinin kendine ait bir hayatı olmasını da kabul edemiyor. Bunu ihanetle eşdeğer görebiliyor. Kendini yetersiz hissedebiliyor. Evlilik, insanın özgürlüğünü kısıtlayan bir kurum. Bireysel hareketin sınırları makul ölçülerde olmadığı takdirde kurum bundan zarar görüyor. Ancak, evliliğin kadın ve erkeği tek vücut, tek hayat haline getirdiği sanrısına düşmek de evliliği çıkmaza sokuyor. Birbirini kısıtlayarak, kısır bir döngünün içine girenler, evliliğin korkunç baskısını taşıyamayarak bir süre sonra çıkış yolunu farklı yerlerde aramaya başlayabiliyor.

DİĞERLERİ TEHDİT…

Pınar Toker, insanların yaşamlarında merkeze aldıkları bazı değerler olduğunu ve bu merkezlerin bağımlılık boyutunda yaşanabildiğini söylüyor: “Bunlara eş bağımlıları da eklenebilir. Bu kişiler, hayatlarının ortasına eşlerini koyarlar. Eşleri kendilerinden bile önemlidir. Onun için yaşar, onun da kendisi için yaşaması gerektiğini düşünürler.” Simbiyotik ilişkilerde Pınar Toker’in dikkat çektiği bir nokta çok ilginç. Toker, eş merkezli yaşayan insanların diğer insanları potansiyel tehdit olarak gördüklerini söylüyor: “Onlar genellikle, birileri araya sızıp ilişkinin dengesini bozacakmış gibi hissederler.” Yani bir iş arkadaşı, eve girip çıkan bir misafir; eşlerden birinin takdirini kazanırsa, diğeri için artık o kişi düşman sayılabilirmiş.
Hobiler hayat kurtarır

Simbiyotik, yani bağımlı ilişkiden nasıl kurtulmalı? Bu konuda Pınar Toker şunları söylüyor: “Bağımlılığın her türünün tedavisi güçtür. Bağımlı olunan her ne ise onun yerine başka bir şey konması gerekir. Bağımlılığın yarattığı boşluk, sağlıklı bir şekilde tamamlanmalıdır. Öncelikle merkezde kendimiz olmalıyız; daha sonra eş, çocuklar ve diğer kişiler gelmeli. Kişinin kendi hakkında tekrar düşünebilmesi çok önemlidir. Herkesin, mutlaka ama mutlaka kişisel alanları olmalı.” Toker, çoğumuz önemsemese de hobilerin hayat kurtarıcı olduğunu söylüyor: “Sosyal olmak hayattaki merkezleri dağıtır. Çiftlerin birbirlerine anlatabilecekleri başka şeyleri de olmalıdır. Bunun için de birbirlerinden ayrı zaman geçirmeleri, farklı arkadaşlıkları, zevk alanları olması gerekir. Tüm bunlar ilişkiye büyük bir enerji olarak geri döner.”

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1145
favori
like
share