EYKE’NİN SONU

Eyke, birbirine karışmış ağaç anlamındadır. Şuayb Peygamberin gönderildiği sık ormanlık bir bölgenin adıdır. Bu bölgeye izafeten de Eyke ahalisi diye geçen ashab-ı Eyke olarak anılmaktadır. Orman ağaçlarının cinsi de gürlük ağacı imiş.
Şuayb Aleyhisselam Eyke halkına gönderilmişti. Eykeliler ona inanmadıkları gibi yalancılıkla da itham ettiler.
Kur’an-ı Kerim bu olayı beyan buyurur:
“Eyke halkı da peygamberleri yalancılıkla itham etti.
Hani Şuayb onlara demişti:
-Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?
Bilin ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.
Artık Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.
Buna karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak alemlerin Rabbi Allah’tır.
Ölçeği tam ölçün, eksiltenlerden olmayın.
Doğru terazi ile tartın.
İnsanların hakkı olan şeyleri kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.
Sizi ve önceki nesilleri yaratan Allah’tan korkun.” (Şuâra Sûresi: 176-184).
Dili tatlı ve tesirli bir konuşma kabiliyetinde olan Şuayb Aleyhisselamı Eykeliler dinlemediler.
Halbuki söyledikleri hep onların faydasına idi. Onların birlik ve dirlik içinde yaşamalarını sağlayacak, emniyet ve güveni getirecek prensiplerdi. Üstelik bu nasihatlerden bir ücret de talep etmiyordu. Allah rızası uğruna kavmini kurtarmak istiyordu.
Eyke ahalisi ticaretle uğraşıyorlardı. Ahlakları bozulmuş zulüm alabildiğince yayılmıştı. Ticarette aldatma, hile had safhada idi. Haksızlık çoğalmıştı.
Onların durumlarını çok iyi bilen Şuayb Peygamber onlara kardeşçe nasihatlerde bulunuyordu. Bu yüzden onlara:
-Ticarette ölçü ve tartıyı tam yapın! Alırken tam alıp başkalarına satarken eksik vererek hile yapmayın! Diye uyarıyordu.
Eyke halkı bu nasihatleri hiç dikkate almadıkları gibi bir de alay etmeye başladılar:
“Onlar şöyle dediler:
-Sen olsa olsa iyice büyülenmiş birisin.
Sen de bizim gibi bir insansın. Biz seni ancak yalancılardan biri sayıyoruz.
Eğer doğru sözlü isen, gökten üstümüze bir parça düşür.” (Şuara Sûresi: 185-187).
Eykeliler kendi felaketlerini istemiş oldular. O kadar inkarcı idiler ki gökten üzerlerine bir şey gelmeyeceğine kesin şekilde inanmışlar, kendilerini emniyette hissetmişlerdi.
Peygamberleri Şuayb Aleyhisselamı alaya alarak, sözlerini hiç dinlemediler.
Bu durumda Şuayb Aleyhisselam da onlara dedi ki:
“Rabbim, yapmakta olduklarınızı en iyi bilendir.
Böylece onlar, onu yalanladılar. Bunun üzerine azap, onları gölgelerle kaplı karanlık bir günde yakalayıvermişti. O gerçekten büyük bir günün azabıydı.” (Şuara Sûresi: 188-189).
Cenab-ı Hak Eykelilere yedi gün yedi gece çok sıcak vermiş, nefesleri kesilmeye başlayınca evlerine çekilmişler. Rahat edemeyince ovalara koşmuşlar. Yine rahat edemeyince bodrumlara, izbelere sığınmışlar. Oraları da sıcak olduğundan duramayıp dışarı çıkmışlar. Bu arada bir bulut, güneşe gölge olup serinlik yapınca, birbirlerine seslenerek hepsi bu bulutun altında toplanmışlar.
İşte o gölge yapan bulut, bir ateş topu şeklinde üzerlerine inmiş. Hepsini yemiş bitirivermiş. (Tefsir-i Hazin: 3/369).
Böylece istedikleri olmuştu. Çünkü onlar:
-Üzerimize gökten bir parça düşür! Diye bunu istemişlerdi. Bu istedikleri Eykelilerin sonu olmuştur.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 733
favori
like
share
wampirella Tarih: 02.02.2008 10:17
saol eline sağlık
CENGAVER32 Tarih: 30.01.2008 10:02
paylaşım için teşekkürler saolasın