Ne zaman?

Yetişkin her insan hayatının bir döneminde içinde yaşadığı toplumun sosyolojik bakış açısına yönelik olarak kendisine biçilen rol gereği evlenip çoluk çocuka karışmayı hedef olarak belirleyebilir. Bunun yaş olarak düzenlenmesinde yöresel faktörlerin yanında, bir takım sosyolojik durumlada etkin rol oynayabilir. Eğer ataerkil bir aile düzeni içerisinde birkaç kuşak bir arada yaşıyorsanız, sizin evlenme yaşınız oldukça erken olabilirken, daha batıda kişisel farklılıkların oldukça az etken olduğu bölgelerde evlenme yaşı oldukça geç olabilmektedir. Bu süreci belirleyen kişinin ergenliş çağı başlangıcından başlayan edinimlerin, aile özellikle anne ve baba tarafından çevrede uyğun kız arama metodu sayesinde, uygun bir kız bulunduğunda bunun sosyalleşme içerisinde hukuki bir tanım kazanılması çalışmaları başlanır.

Eğer ebevyenler bu kararı aldıklarında evlenme çağına gelmiş fakat okuyan bireylerinde bu süreçten kurtulmalarına olanak yoktur. Bu oluşumlar doğudan batıya doğru gittikçe azalmasına karşın, özellikle aşiret düzeni içerisinde yaşayan kişilerin oluşturdukları toplumlarda daha baskın şekilde kendini gösterir. Bu şekilde bir yaşam ortamından batıya göç eden bireyler bulundukları ortamlardan dolayı varlıkları ve yaşamlarının sadece kendisi ile ilgili bir süreçi kapsadığını anladıklarında otoriteye karşı durup, kendi bölgelerinden değil, diğer bölgelerden kendilerine eş seçmeye başlarlar, Bu eş seçimleri, batıda yaygın olarak uyğulanan, arkadaşlık, flört, nişanlılık ve evlilik süreçlerini en yoğun şekilde yaşarlar. Bu süreçleri yaşamayan, dünyadaki belkide en güzel duyğulardan birisini teşkil eden aşkı yaşamayan ve evlilik yapmak zorunda kalan bireylerin geçen süreç içerisinde eşine aşık olma ihtimalı, çok azdır. Daha sonraki hayat dönemlerinde çevresel koşulların değişmesi ve insan ilişkilerinin yoğun olarak kullanıldığı ortamlarda karşısına çıkan karşı cinslerden bir tanesine bu duyğuyu hissedebilir. Bu aslında bir sonun başlangıcı olarak görülse bile, batılı toplumlarda oldu
ğu gibi, doğruya güzele doğru atılmış bir adım olarak görülebilir. Bütün bireyler çevresel koşular ve toplum baskısı gibi nedenlerden dolayı istemediği evliliği senelerce sürdürmek zorunda kalmaktadırlar.
Bu yaşamın en güzel günlerini bir ödevin tamamlanması olarak gören anlayış zincirinin halkasından bir tanesi koptuğu anda, birbiri peşine sürüklenen toplumsal sendromlar ortaya çıkabilir. Halbuki evliliklerde öncelikli yapılması gereken, karşılıklı sevgi ve saygının bulunmasıdır. Nedense bizim gibi gelişmekte olan evliliklerde, sevgiden çok saygı baskın şekilde icra edilir. Toplum içindeki büyük tepkilerden korkan evli bireyler, bu durumu uzun süre içerisinde saklayarak, belkide kendisine gizli aşklar bulabilmektedir. Kendi hayatını idame ettirmekten yoksun bulunan anadolu kadını, özellikle büyük şehirlerde elinde hiç bir mesleği olmadığı ve eşinin gelirine muhtaç olduğundan, evliliklerin bozulmasından en çok kadınlar zarar görebilir. Bu yüzden tüm bireylerin ve özellikle kızların mutlak surette eğitilmeleri bir zorunluluktur. İleride zorunlu evliliklere kapılıp hayatını bir esaret içerisinde yürütmek zorunda olmadan eşit şekilde sürdürmesi için, mutlak olarak kapalı toplumsal yaşam içerisinden o bireyi çıkartmak, kendini anlatabilen, özgür, ve her yönüşle yetişmiş bir birey olarak toplum katmanları içerisinde kendisine eşit şartlarda eş arayan insanlar haline getirmek, toplumsal düzen açısından bir zorunluluktur.

Sevmek ve sevilmek herkesin hakkı olduğuna göre, her bireyin gençliğinde bu duyğusal ortamı yaşamış kişiler olarak hayata başlamaları onun gerek iş hayatında gerekse evlilik hayatında daha olumlu sonuçlar doğurabilecektir. Seven ve sevilen insan üretken olur sözünden yola çıkarsak, yalnız ve umutsuz insanların olduğu bir toplum olmaktan mümkün olduğu kadar uzaklaşmakta yarar mülaza ediyorum. Her bireyin sevme ve sevilme ihtiyacı bir şekilde karşılanması toplum açısından bir sorun olarak karşımıza çıkabilir. Sevginin anne sevgisi, kız arkadaş sevgisi, eş sevgisi, çocuk sevgisi, ve diğer tüm sevgilerin bol olarak işlendiği bir ortam insanın ruh sağlığını olumlu yönde etkiler. Ne demiş, büyüklerimiz. Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz. öyle değilmi.? Sevmeden evlenmiyelim.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 696
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 30.01.2008 17:24
çok dogru sevmeden evlenmeyelim,özellikle belli bir egitimden gecip sevmeyi ve sevilmeyi bilmek gerekir.