1. İBADET



Yaratıcı olan Cenab-ı Allah, yarattığı insanı başı boş kendi haline bırakmamıştır. İnsanın mutluluğu ve iki cihan saadeti için yol göstermiş, emirler ve yasaklar koymuştur.

İnsanın mutlu olup olmaması, yüce Allah’ın talimatına uyup uymamasına bağlıdır. Sahte gülücükler, geçici zevkler, insanın mutlu olması demek değildir. Böyle aldatıcı zevklerin verdiği geçici zevklerin ardından gelen yıkım, insanın iç dünyasını, ruh sağlığını mahvetmiştir.

Buna karşılık islamla tanışan insan mutludur. Mutsuz görünsede mutludur. Sahte mutluluk sergileyenlerden daha mutludur. Nefsine, şeytana hatta köpeğe kul olup, gururla köpek gezdirenlerden daha mutludur.

Son zamanlarda dünyada yükselen değer, dindir. İlmin ve ilim adamının buluşları, kur’an-ın ve islamın, ilmin gerçekleri ile örtüşmesi islâmâ yönelişi hızlandırıyor. İnançsız kesim hurafelerle uğraşırken, gerçek ilim adamları tespitleriyle dünyayı sarsıyor. İslamı ön plana çıkarıyor.

İnsan yapısı dine meyyal yaratılmıştır. Yüce yaratana kulluk yaparak tatmin olacak şekilde yaratılmıştır. İnsanın manevi doyumu ve insani olgunluğu ancak yaratanın koyduğu kurallarla mümkündür. ‘‘dua ve ibadet olmasaydı çıldırırdım’’ diyenler bunun delilidir. Dine iltifat etmeyip ruh hastası olanlar ve çıldıranlar da bunun delilidir.

İbadet, Cenab-ı Allah’a kulluk yapmak, itaat etmek ve buyruklarına boyun eğmek demektir.

İbadet, insanı Allah’a yaklaştıran, yapılmasında sevap olan işlerdir. Yani Allah’ın razı olduğu şeyi yapmaktır.

İbadet, yaratıcıya gösterilen saygı ve sevgidir.

İbadet, insanın varlık sebebidir. Çünkü yüce yaratan Kur’an’da : ‘‘Cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım’’ buyurmaktadır. (Zariat:56)

Böylece ibadet, Allah’ın rızasını kazanmak için yapılan iş demektir. Görev demektir.

Birinci derecede ibadet, yüce Allah’a yapılır.

Önce Allah’a iman, sonra sevmek, sonra da emirlerini seve seve hiçbir şart koşmadan yerine getirmek ve yasaklarından da kesin olarak kaçınmakla olur.

İkinci derecede kulluk Allah’ın gönderdiği Peygambere inanmak, gönülden sevmek, sünnetini yerine getirmeyi gerektirir.

Üçüncü olarak da; Allah’ın sevdiklerini sevmek, ehl-i sünnet çizgisinde olanların yolundan gitmektir. İşte Allah’a kulluk ancak böyle gerçekleşir.

İnsanın hayatının güzel, ölümünün güzel, ahiretinin güzel, amellerinin güzel, kalbinin ve yüzünün güzel olması Allah'a kulluk derecesine bağlıdır.

İbadet ve kulluk, müslümanın bütün hayatını kapsamalıdır. Kul, her zaman rabbini düşünür, O’nu sever, O’nu anar, şükreder, sabreder Allah’a kul olur.

Müslüman, kıble istikametli bir hayat yaşarsa, kulluk yapmış olur. Çünkü; kıble yönlü hayat, Allah’ın razı olacağı bir hayattır. Dünyada kıbleye dönenin ancak mezarda kıbleye döndürülmesi fayda verir. Yoksa mezardaki yatış ona hiçbir fayda sağlamaz.

Yüce Allah : “Yoksa insan başı boş bırakılacağını mı sanıyor.” (Kıyamet: 36) “yoksa insanoğlu imtihana tabi tutulmadan sadece iman ettik demekle bırakılıvereceğini mi sanıyor?” (Ankebut:2) buyurarak ikaz ediyor.

İnsanın Allah katında değeri, yaptığı ibadetlere bağlıdır. Kur’an’da: “İbadetiniz olmasa Rabbiniz size ne diye değer versin?” (Furkan:177) buyrulmuştur.

Sevgili Peygamberimiz, kendisine “Allah’ın kulu” denmesinden çok hoşlanırdı. “Abdullah” ismini de çok severdi. O’nun için Allah’a kulluk çok önemliydi. Çünkü insan Allah’a kul olmazsa, nefsine kul olur. Nefsine kul olan, şeytana kul olur. O’na göre Allah’a kulluk yapanla yapmayanın durumu diri ile ölü gibiydi.

Kur’an’da : “Allah’a kulluk edin, şeytana kulluk etmeyin” buyruluyor. (Nahl:36) Bir kul ne kadar Allah’a yakın olursa, o kadar şeytandan uzak kalır. Onun tuzaklarına düşmez. Ne kadar şeytana yakın olursa da o kadar Allah’tan uzaklaşır.



Kul Allah’a niçin ibadet etmelidir ?


Kulu yaratan, yaşatan Allah’tır. Kulun Allah’a minnet borcu vardır. Kul, kendisine verdiği nimetlere karşılık şükretmekle mükelleftir.

Kul, ibadet etmekle yükümlüdür. Çünkü ibadeti Allah emretmiştir. O’nun emrini yerine getirecektir.

Kulun Allah’ın rızasını kazanmaya ihtiyacı vardır. Allah’ın rızasını kazanmadan, sevgisini kazanmadan dünyada ve ahirette mutlu olamaz. Allah’a yapılan ibadetler, insanı Allah’a yaklaştırır ve O’nun rızasını kazandırır.

Kul, günahlarının, hatalarının bağışlanması için ibadet eder. Ancak ibadetle arınır. İbadetler, kula hayat verici davetlerdir. İbadetler, kulu kötülüklerden uzaklaştırır. Nasıl imanla küfür bir arada bulunamazsa, ibadetlerle kötülükler bir arada olmaz. Eğer bir ibadet insanı kötülüklerden uzaklaştıramıyor, arındıramıyorsa o ibadette bir eksiklik vardır. O ibadet, ibadet değildir.

Göz ardı edilemeyecek bir husus da insan vücudunun ibadet etmeye ihtiyacı vardır. İnsan vücudunun ve insan ruhunun sağlık açısından ibadete ihtiyacı vardır. Bunun için de ibadet edilmelidir.

En önemlisi asıl olan ahiret hayatıdır. Ahirette saadet ve huzurun sağlanabilmesi, ancak ibadet etmekle mümkündür. Şeytanın ve bazı insanların dışında herşey Allah’a itaat ve ibadet ediyor.

Kulun aczini bilmesi, yüce yaratana kullukla gerçekleşir. Ezanın davetine uymak, Allah’ın huzuruna çıkmak, divan durmak, rükuya varmak, secdeye varmak, kulluğu ne güzel hatırlatır. Aksine bu insanı küçültmez. Yüceltir, Allah yanında derecesini yükseltir.

İbadet, herşeyin başıdır, ruhi olgunluğa erişmenin adıdır. Ona buna kul olmaktan insanı kurtarır, insanı taştan, leşten medet bekletmez.

İbadet, bir bakıma Müslüman olmanın şartıdır. İslam’ın şartlarının her biri Müslüman olmanın şartıdır. Şartlar yerine getirilirse insan, Müslüman olma noktasına gelir.

İbadetler insan ruhunu geliştirir ve olgunlaştırır. İnsanı da faydalı yapıcı hale getirir, kötü alışkanlıklardan kurtarır, manevi hastalıkları iyileştirir. İbadetlerdeki hikmetlerden biri de işte budur.

Yapılan bir araştırmaya göre ibadet edenlerle ibadet etmeyenler arasında büyük farklar olduğu ortaya çıkmıştır. Mesela;

İbadet edenin daha düzenli bir aile hayatı, toplum hayatı olduğu,

a. Sigara, alkol, uyuşturucu, fuhuş, kumar gibi kötü alışkanlıklardan uzak yaşadığı,

b. İşinde, mesleğinde daha düzenli ve başarılı olduğu,

c. Daha sağlıklı olduğu,

d. Daha karakterli ve kişilik sahibi olduğu,

e. Moralinin daha yüksek olduğu,

f. Daha saygılı olduğu,

g. Geleceğe daha güvenle baktığı tespit edilmiştir.

Müslüman Cenab-ı Allah’a kulluk görevini yaparken çok dikkatli olmalıdır. Başta şirke düşmeden ibadet etmelidir. Kime, niçin, neden ibadet ettiğini bilmelidir. Kul, ibadet ederken şuurlu ibadet etmelidir. Sırf Allah rızası için ibadet etmelidir. Yoksa ibadet etmenin bir faydasını göremez, yerinde durur. Yapar eder, ama zevk almaz. Peygamber (AS) şöyle buyurur:

“Yüce Allah, kendi rızası dışında yapılan ameli kabul etmez”.(Nisa; Cihad:24)

İbadetin bir özelliği de devamlı olmalıdır. Az da olsa devamlı olan ibadetin Allah yanında daha sevimli olduğu bildirilmiştir.

Kul ibadet ederken vesvesesiz ibadet etmeye de dikkat etmelidir.

Ayrıca zahmetli olan ibadetin sevabının da çok olduğu bilinerek, mazeretsiz, zahmetle ibadet edilmeye çalışılmalıdır. Yani ibadet hiçbir şekilde terk edilmemelidir. Zorluk içinde yapılan ibadetin sevabı çok olur.

Kul, ibadetin sevabını bol almak istiyorsa, ibadet ederken Allah görüyor, Allah biliyor, Allah soracak düşüncesiyle ibadet etmelidir. Kendini huzurda bilmelidir.

İbadet öncesi yaşantı ile ibadet sonrası yaşantı da çok önemlidir. Mesela; yediğine içtiğine dikkat etmeyenin günahlardan uzaklaşmayanın duası, ibadeti Allah’a yükselmez.

İbadet, sağlıklı olayım, dünya menfaati elde edeyim hatta cennete gireyim düşüncesiyle yapılmaz. İbadeti Allah emretti, benim kulluk borcum diye yapılır. Kul, ibadet etmekle mükelleftir.

İbadet yaptırmamaya çalışan, ibadetten caydırmaya çalışan veya ibadetin sevabını azaltmaya çalışan, ibadetlerde şüphe verip duran şeytana dikkat etmek gerekir. Şeytanın telkinine ve vesvesesine kulak asmadan ibadet etmek lazımdır. Çünkü şeytan en çok ibadetlerde vesvese verir.



2. DİNİN DİREĞİ NAMAZ


Namaz, İslam’ın şartlarından, dinin direği ve temelidir. Namaz, miraçta 50 vakit sevaba denk 5 vakit olarak emredildi. Kur’an’da:

- ‘‘Kur’an’ı oku, namazı dosdoğru kıl. Şüphesiz namaz insanı fuhuş ve kötülüklerden alıkoyar’’ (Ankebut:45)

- “Namazlarında huşu içinde olanlar muhakkak ki kurtuluşa ermişlerdir’’ (Mü’minun:1-2)

- “Namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz namaz, Alah’a boyun eğenlerden başkasına ağır gelir’’ (Bakara:45)

- “Namaza devam edin.Allah’a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın’’ (Bakara:238)

- “Namazı dosdoğru kılın’’(Nisa:103)

- ‘‘Ailene namazı emret. Kendin de ona devam et ’’ (Taha:132) buyrularak namaz emredilmiştir. Daha birçok ayette namaz emredilmiştir.

Peygamber (AS) da namaz kılmış ve namaz kılmayı tavsiye etmiştir: ‘‘ Beş vakit namaz sebebiyle Allah hataları affeder’’ buyurmuştur. (Ramuz el Ehadis:219/4)

- İslam beş temel üzerine kurulmuştur:

1- Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın elçisi ve Resulü olduğuna şehadet etmek,

2- Namaz kılmak,

3- Zekat vermek

4- Hac etmek

5- Ramazan da orucunu tutmak, (Buhari, İman:1) Bunlar İslamın olmazsa olmaz şartlarıdır.

Bir gazaya gidecek sahabe,Peygamber (AS) den tavsiye istedi. Peygamber (AS) :

- “Sen az secde edilen yere gidiyorsun, secdeleri ve namazları çoğalt’’ buyurmuştur.

Namaz Allah’ın huzuruna çıkmaktır. Allah’ın huzurunda divan durmaktır. Allah huzurunda rüku ve secde yapmaktır.

Namaza, Allah’tan af dileyerek ‘‘ Allah en büyüktür’’ diyerek başlarız. Fatiha suresini okuruz. ‘‘ Rabbim yalnız sana ibadet eder, ancak senden yardım bekleriz’’ diyerek rükuya varırız, secde yaparız. Gururu, kibiri ayaklar altına alırız. Benliği yok ederiz. Böylece nefis engelini aşarız.

Açıkça ifade etmek gerekirse, çoğumuzun din ve ibadet bilgisi, dedemizden, ninemizden duyduğumuz bilgilerdir. Halbuki, herkesin üzerine dinini öğrenmesi farzdır.

Kimse ‘‘inandım’’ demekle bırakılıvermeyecek, amel istenecek, imanını amelle ispatlayıp koruyacak. Bilecek ki, şeytan secde etmediği için imandan oldu, lanetlenip kovuldu.

Her Müslüman, kıyamet günü ilk önce namazdan hesaba çekilecek. Namaz yoksa diğer işlerin hesabına geçilmeyecek.

Kur’ana baktığımız zaman görürüz ki, Allah’ın vaadi, namaz kılanlaradır. Namaz kılmayanlara Allah’ın ve Resul’ün vaadi yoktur.

Namazı hafife almamalıyız. Zaman zaman “bilmediği beş vakit namaz: onu da yatıp kalkıyor” sözünü duymuşuzdur. Namaz yatıp kalkmakla olmaz.

Dini, ibadetleri bilmek, öğrenmek çok önemlidir. İman ve ibadet taklidi olmaz. Bilgi, ibadetten önce gelir.

Bilhassa son zamanlarda en büyük hatamız, herşeyi bildiğimizi zannetmemizdir. Bu halimiz, yanlışın düzelmesini, eksikliğin tamamlanmasını ve öğrenmeyi engelliyor.

Bir başka yanlışımız da herkesin bir şeyler söylemesi ve herkesin dinde fikir yürütüp fetva vermesidir.

Hatanın büyüğü de, herkesin dinlenmesi ve dinin kaynağından, ehlinden öğrenilmemesidir.

Müslüman, öğrenmenin de ibadet olduğunu bilmelidir. Gururu ve “ ne derler” i bir tarafa bırakarak, bilerek doğru bir şekilde ibadet etmeyi öğrenmelidir. Çünkü eksik ve yanlış ibadetin sevabı olmaz. İbadet borcu da düşmez. Yanlış,şuursuz kılınan namazların, alışkanlık olarak kılınan namazın geri çevrileceği bildirilmiştir.



3. NAMAZIN ÖNEMİ


Namaz, Yüce Allah’a karşı güçsüzlüğün, acizliğin ve kulluğun en güzel ifadesidir.

Namaz, dua etmek, hayır duada bulunmak demektir.

Namaz her Müslüman’a farz olan en önemli ibadettir. Cenab-ı Allah’ın kullarından istediği bir ibadettir.

Namaz, en güzel şekilde Allah’a yaklaştıran ve kulu yücelten bir ibadettir.

Peygamber (s.a.) : “Çocuklarınıza yedi yaşında namaz kılmalarını öğretin ve emredin. Eğer on yaşına gelince namaz kılmazlarsa, dövün. Ve yataklarını artık ayırın” buyurur. ( Ebu Davut, Salat: 26) Ne derler: “Çocuktu kıyamadım, büyüdü baş edemedim. Her şey zamanında”

Kur’an’da da: “Ailene namazı emret, kendinde sabırla devam et” (Taha: 132) buyrularak, küçük büyük namazın herkes tarafından kılınması gerektiği belirtilmiştir.

Peygamber (s.a.) namazın önemini şöyle ifade etmiştir:

- Namaz dinin direğidir. Kim onu ayakta tutarsa, dinini ayakta tutmuş olur. Kim onu terk ederse, dinini yıkmış olur.”

- Namazla Allah günahları affeder. Namaz mü’minin nurudur.” (Ramuz el Hadis: 202/17, 219/4)

- Kulun kıyamet günü ilk hesaba çekileceği şey namazdır.” (Age: 158/6)

- Amellerin en hayırlısı namazdır.” (B. Hadis Külliyetı: 1/923)

- Kıyamet günü kulun ilk bakılacak ameli namazdır.

- Eğer kabul edilirse, geri kalan amallerine bakılır. -Eğer namazı kabul edilmezse, diğer amellerin hiç birine bakılmaz.” (İ.Canan Hadis Ans.: 14/5067)

Namaz her türlü şükrü bir araya toplayan ibadettir. Kıyamet günü Peygamber (AS) mü’minleri abdest ve namaz nurlarından tanıyacaktır.

Yunus Emre:

Müslüman’ın diyen kişi şartı nedir bilse gerek,

Allah buyruğunu tutup, beş vakit namaz kılsa gerek” der.

Peygamber (AS)’ın bildirdiğine göre: beş vakit namazı kılana Allah beş haslet ikram eder:

1- Ondan geçim sıkıntısını kaldırır.

2- Ondan kabir azabını kaldırır.

3- Kıyamet günü amel defterini sağından verir.

4- Sıratı kolay geçmesini sağlar.

5- Hesabı kolay olur ve cennete koyar.

Namaz kılmayanı da Allah cezalandırır:



1- Dünyadaki cezası şunlardır:

- Ömrünün bereketi olmaz.

- Yüzünde salihler siması olmaz.

- Amellerinin sevabı ona verilmez.

- Duası kabul olmaz.

2- Ölüm anındaki cezası şöyle olur:

- Aç ölür.

- Susuz olarak ölür.

- Perişan olarak ölür.

- Kötü ölümle ölür.

3- Kabirdeki cezası da şunlar olur:

- Kabir onu sıkar, kaburga kemikleri birbirine geçer.

- Kabrinde devamlı ateş olur.

- Kabrinde ona korkunç ejderha musallat olur.

4- Kabrinden kalkarken ki cezası da şöyledir:

- Hesabı çetin olur.

- Allah’ın gazabına uğrar.

- Cehennem ehlinden olur.

5- Namazı hafife alıp kılmayanın kıyamet günü alnında üç satır yazılı olduğu halde gelir.

- Ey Allah’ın hakkını zayi eden,

- Allah’ın gazabına uğrayan,

- Allah’ın rahmetinden mahrum olan,

Bir gün Hz. Osman’ın hizmetini gören Hars (ra.) Hz. Osman’dan su ister abdest alır ve şöyle der: “Bir kimse beş vakit namazı kılarsa, Allah’ın namazlar arasındaki günahını bağışlayacağını Allah Resulünden işittim.”

Namaz günahları affettirir. Ebu Hüreyre (ra.) şöyle anlatıyor: Allah resulü şöyle buyurdu: “Sizden birinizin kapısının önden bir nehir aksa ve nehirde her gün beş defa yıkansa, acaba üzerindeki kirden bir şey kalır mı? Oradakiler “Kalmaz” dediler. Peygamber (AS): “İşte beş vakit namaz da hataları, günahları siler süpürür” buyurdu. (Müslim Mesacit: 282)

Enes (ra.) şöyle bir olay anlatır:

Biri Peygamber (s.a.) ’a dedi ki:

- Ben had suçu işledim, cezamı ver.

Peygamber (s.a.) ona bir şey sormadı o anda ezan okundu. Beraber namaz kıldık. Namazdan sonra o adam yine geldi, aynı şekilde sözlerini tekrar etti. Peygamber ona sordu:

- Sen bizimle beraber namaz kıldın mı? Adam:

- “Evet, Ya Resulallah” dedi. Bunun üzerine:

- “Öyleyse git, Allah seni affetti” buyurdu. (Müslim, Tevbe:44)

Nakledildiğine göre bir genç Peygamber (s.a.) ile birlikte namaz kılar, aynı zamanda bazı kötülükleri de yapardı. Durum Peygambere anlatılınca buyurdu ki:

- “Onun namazı onu kötülüklerden vazgeçirecektir”

Kısa zamanda o genç tevbe etti, iyi hal sahibi oldu.

Kur’an’da: “ Namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” buyrulmuştur. (Ankebut:45)

Beş vakit abdest alıp namaz kılan, hiçbir kötülüğe fırsat bulamayacaktır...

Bir hadislerinde Peygamber (AS) şöyle buyurur:

-“Kim namazı vaktinde ve tam olarak kılarsa, Allah ona dokuz ikramda bulunur:

1- O kimseyi katında sevgili kılar.

2- Ona sıhhat ve sağlık verir.

3- Melekler onu korur.

4- Evine bereket verir.

5- Yüzünü nurlandırır.

6- Kalbine yumuşaklık verir.

7- Sırattan kolay geçer.

8- Cehennem azabından kurtarır.

9- Cennette korkusu ve üzüntüsü olmayanlara komşu eder.” (Z. Kandehlevi, Müslüman Şahsiyeti sayfa:269)

Namaz kılanlarla ilgili güzel müjdeler vardır.

Kur’an’da : “secde et Allah’a yaklaş” (Alak:19) buyrularak Allah’a en kolay yaklaşmanın yolu gösterilmiştir. İnsan Allah’a en çok rüku ve bilhassa secde anında yakın olur.

Peygamberimizin verdiği müjdeye göre;

- Sabah namazını kılanın ölümü kolay olur.

- Öğle namazını kılanın mizanı ağır olur.

- İkindi namazını kılan sıratı kolay geçer.

- Akşam namazını kılanın kabri geniş olur.

- Yatsı namazını kılanın suali kolay olur.

- Namazda gevşeklik gösteren, ölürken Kelime-i Şehadeti zor getirir. Şöyle denmiştir:

- Sabah namazını terk edene melek: “ Ey facir = büyük günah işleyen” der.

- Öğle namazını terk edene: “Ey Haşır = hüsrana uğrayan” der.

- İkindi namazını terk edene: “Ey asi” der.

- Akşam namazını terk edene: “ Ey nankör” der.

- Yatsı namazını terk edene: “Ey kaybeden” der.

- Namaz nuru, abdest nuru olmadan peygamber şefaati yoktur. Çünkü onu peygamber tanıyamaz.

Mü’min Allah’a kullukla mutlu olur.

Allah’a itaat edene herşey itaat eder. Etmeyene organları, evlatları bile isyan eder.

Herhangi bir mazeretle Allah’a itaat etmeyene, namaz kılmayana uydurduğu bahaneler şeytanın telkinidir. Şeytan şöyle kandırır:

- “Kıla kıla biter mi? Der. Senin işin çok, vaktin yok” der.

- “Daha gençsin, sonra kılarsın” der.

- “Senin kalbin temiz, senin namaza ihtiyacın yok” der.

- “Allah’ın namaza ihtiyacı mı var ki, kılacaksın” der.

- Namaz kılanlardan kötü örnekler gösterir.

İşte bu telkinlerde bulunan şeytan “ secde et” emrine uymadığı için cennetten kovulmuş, lanetlenmiştir. Bununla da bize namaz kılmayanın cennette yerinin olmadığı bildirilmiştir.







4. NAMAZI TERK



Namaz kılmanın sevabı ne kadar büyükse, terketmenin cezası ondan daha büyüktür.

Namazı terk, Cenab-ı Allah’a isyandır.

Peygamber Efendimiz: “Altı şey gelmeden önce ibadet ve hayırlı işlere koşunuz” buyuruyor ve sıralıyor: “

1- Kendini unutturacak fakirlik,

2- Azdıracak zenginlik,

3- Perişan eden hastalık,

4- Ne söylediğini farkettirmeyecek ihtiyarlık,

5- Ansızın gelecek ölüm,

6- Kıyametteki pişmanlık ve acı.” Evet bunlardan önce insan tedbirini alacak ve kurtulmanın çaresine bakacaktır.

Namaz kılınmayan ev kabir gibidir. İçindekiler de ölü gibidir. O evde darlık olur, sıkıntı olur, huzursuzluklar, geçimsizlikler olur.

Namazı terk eden, namazdan yüz çeviren için Allah: “Onun sıkıntılı bir hayatı olur. Onu kıyamet günü kör olarak yaratırız” buyuruyor. (Taha: 124) Bu, Allah’ın buyruğuna kulak asmama ve namaz kılmama cezasıdır. Birkaç ayette de şöyle buyrulur:

- “Cennettekiler cehennemdekilere: sizi buraya sürükleyen nedir?” diye sorarlar. Onlar:

- “Biz namaz kılanlardan değildik” diye cevap verirler. (Müddessir: 40-43)

- “İbrahim peygamberin soyundan gelenler iyi kimselerdi. Allah’ın ayetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onların peşinden öyle bir nesil geldi ki, bunlar namazı bıraktılar; nefislerinin arzularına uydular. Bu yüzden ileride sapıklıklarının cezasını çekeceklerdir.” (Meryem: 58-59)

- “Dininizi alay konusu edinenleri ve kafirleri dost edinmeyin. Allah’tan korkun. Eğer mü’minler iseniz. Namaza çağırıldığınız zaman alaya alırlar, eğlenirler. Bu onların düşünmeyen bir topluluk oluşundandır.” (Maide: 57-58)

- “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allahı anmaktan ve namazdan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar ziyana uğrayanlardır.” (Münafıkun:9)

- “Namaz, Allah’a boyun eğenlerden başkasına ağır gelir.” (Bakara: 45)

Namazı kasti terk, namazla alay etmek, namaza, namaz kılana karşı olmak, insanı küfre götürür. Mezhebimize göre namaz kılmayan, inkar etmedikçe küfre girmez. Günahkar sayılır. Namazı kılmayanın tevbe istiğfar etmesi gerekir.

Bir İslam alimine sormuşlar:

Namaz kılmayan kafir olur mu?

Olmaz, olmaz, ama kafir de namaz kılmaz demiş. Bir insanın görünüşüyle, yaşayışıyla kime benzediği çok önemlidir. Peygamber (AS) şöyle buyurur:

- “Kişi ile şirk arasında namazın terki vardır.” (R.S.1082) (B.H. Külliyatı: 1/983)

- “Kim namazı kasten terk ederse, Allah’ın ve peygamberin zimmetinden çıkmış olur.” (Ramuz el Hadis: 467/5)

Namazı unutan veya tembellik eden kimse, namazı kaza eder. Peygamberimiz der ki:

- “Kim uyuyarak veya unutarak namazını kılmamış olursa, hatırladığında hemen kılsın.” (Ebu Davut, Salat: 11) Namazı vaktinde kılamayanın tevbe istiğfar etmesi lazımdır.

Dünya işleri, işin çokluğu, ihmal, insanı kulluk görevinden alıkoymamalıdır. Çünkü diğer her ibadetin keffareti vardır da namazın keffareti yoktur.

Bir evin lise mezunu, 19 yaşındaki genci kıblenin nerede olduğunu bilememesi beni çok üzmüştü.

Bir Müslümanın namaz alışkanlığı olmalı, cebinde sigara çakmak yerine, takke tesbih, duman yerine imanı olmalı. Evinin bir odası namaz odası, işyerinde bir köşe namaz yeri olmalıdır.

Bir hanımefendinin:

- “Evlendim, yıllarca mutsuz yaşadım. Namazı kılmamanın cezasını çekiyordum. Namaza başladık. Şimdi çok mutluyuz, çok huzurluyuz. Bu namazın bereketi. Eskiden kavga eder, küsüşür dururduk” demesi ne kadar manidardır.

Namaz terk edilmemelidir.

İmran ibn-i Husayn rahatsızdı. Nasıl yapacağını Peygamberden sordu. Peygamber ona şöyle dedi:

- “Namazını ayakta kıl. Buna gücün yetmezse oturarak kıl, buna da gücün yetmezse yan yatarak kıl.” (Buhari, Taksir:19) Evet namaz terk edilmeyecektir. Her halde kılınacaktır. Bu, namazı Allah’ın mutlaka istediğini gösterir.

Ebu Derda (ra.) şöyle demiştir:

- “Peygamber (s.a.) bana şöyle dedi:“ paramparça edilsen de, ateşte yansan da namazı terk etme. Bile bile namazı terk eden Allah’ın himayesinden uzak kalır.” (İbni Mace, Fiten: 23)

Yeni müslüman olan sakif kabilesinden bir grup geldi. Allah Resulüne dediler ki: “ Şart olarak bizden öşür almayın. Bizi cihada çağırmayın. Namaz bize farz olmasın, namaz kılmayalım.”

Peygamber onlara :

- “Namaz olmayınca dinim olur mu” cevabını verir.

(Ebu Davut, Harac: 25)

Bu konuda Peygamber (s.a.) şöyle buyurur:

- “Her namaz vakti bir melek nida eder: Gelin kendi aleyhinize yaktığınız ateşi kalkın namazla söndürün” der. (B. Hadis külliyatı: 1/933)

- “Kim üç cumayı önemsemeyerek terk ederse, Allah onun kalbini mühürler.” (Tirmizi, Cuma: 7)

Şeytan namazı terk ettirmek için ne lazımsa yapar. Bazılar

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2458
favori
like
share