Toros Rotary Kulübü tarafından düzenlenen "Aile İçi Şiddet" seminerinde konuşan Yurdakul, evliliğin çok önemli bir kavram olduğunu belirterek, "İnsanlar evlilik imzasını atarken neye imza attıklarını bilseler, sanırım milyonlarca kere daha düşünürler. Aslında sorun, evlilik kurumunun içinde değil. Bizler neleri doğru, neleri yanlış yaptığımızı fark etmeden zorluklar yaşıyoruz. Evlilikte yaşadığımız zorluklar, gerek gençlerimizde gerek çocuklarımızda zorluk yaratıyor. Bizler yürümeyen bazı şeyleri onlar
adına yapıyoruz. Aslında onlar da bu işten mutsuz oluyorlar. Önemli olan boşanmak değil, düzeltmek. Ama hiçbir şey düzelmiyorsa, bu da belki bir çözüm değil" dedi.
Evliliğin, bir kurumsal çatı içerisinde doğrular yapıldığında daha iyiye gideceğine işaret eden Yurdakul, eğer doğrular yapılmıyorsa, yanlışların sürdürüldüğü evlilikte, hem istemeden çiftlerin birbirini üzdüğünü hem de çocukların üzüldüğünü vurguladı.
Eleştirinin, insan hayatında yaşanan ilişkileri zorlaştıran en büyük davranış olduğunun altını çizen Yurdakul, "Maalesef biz eşimizi, çocuğumuzu düzelteceğiz diye eleştiriyi bolca kullanıyoruz. Bunu bolca kullandığımızda karşımızdaki insan düzelmiyor. Aynı davranışı daha fazla da sürdürebiliyor. O nedenle eleştiriden kaçınacak ve bunu fiziksel hale hiç getirmeyeceğiz" diye konuştu.
Psikiyatrist Sabri Yurdakul, bazı ailelerin iyilik adına, gençlere yardım etme adına evliliklere karıştığını hatırlatarak, bu nedenden dolayı gençlerde büyük zorluklar başladığını söyledi. Ailelerin o gençlerin yaşantısına girdikleri gibi çıkamadığına dikkat çeken Yurdakul, "Yıllarca 'Senin annen bunu söyledi, benimki bunu yaptı, onlar gelirse ben gitmiyorum' gibi kavramlardan bahsediliyor. Aileler bu işin içine girince maalesef sorunlar çok büyük boyutlara varıyor. Erkeklerle kayınvalide ve kayınpeder
arasında genellikle sorun yaşanmıyor. Ancak erkeği kimin yöneteceği konusunda gelin-kaynana arasında bir çatışma yaşanıyor. Bu çatışma yıllar boyu sürebiliyor. İnsanlar mutsuz oluyor. Bakıyoruz ki aileler o evliliği düzeltmek isterlerken çok büyük zorluklar yaşanabiliyor" şeklinde konuştu.
Ev işlerini paylaşmanın çiftler arasında çok önemli olduğunu belirten Yurdakul, şöyle konuştu:
"İnsanlar evliliklerini eşit koşullarda kurdularsa işlerin bir süre sonra eşlerden birinin üstüne kalması, kızgınlıkların ortaya çıktığı bir durum haline gelebiliyor. Evliliklerde bir süre sonra eşler birbirinin hoşuna giden ne varsa yapmamaya, sevmediği her şeyi yapmaya başlayarak kendi üzerinde kalan yükü bir şekilde atmaya çalışıyorlar. Bu da sorun yaratabiliyor. Hanımlar genel olarak erkeklerin konuşmadığından, onların kendileriyle zaman geçirmediğinden şikayet edebiliyorlar. Erkekler çok konuşacak
birşey bulamıyor olabilir. Ama o konuşmayan erkekler dışarıda bir hayli rahat konuşuyorlar. Bunun çok çeşitli nedenleri olabilir. Özellikle dedikodu yapmak günlük yaşamda çok sevmediğimiz birşey ama sonuçta insanları biraz yakınlaştırıyor. Kıskandırma çok önemli. Eşimizi kıskandırmamalı ve ilgi çekmenin başka yollarını da bulmak zorundayız. Kıskançlık, sonuçta çok hassas bir konu. Kıskançlık kadar kıskanmak da önemli. Kıskançlık, bir evliliği en büyük oranda baltalayan bir davranış."
Hanımların mutlaka ekonomik özgürlüğünün olması gerektiğine vurgu yapan Yurdakul, kadınların çocuklara bakma uğruna çalışmamalarının, uzun bir süre içine attıkları bir düşünce olduğunu ve bunu hayatları boyunca yaşadıklarını kaydetti.
"Giydiklerini beğenmesek de bunu eşimizle paylaşmamak gerekir" diyen Yurdakul, "Eşimizin giydiğini beğenmeyebiliriz, yakıştırmayabiliriz, ama bunu söylemek onu mutlu etmeyecektir. Bu hanımlar için de beyler için de böyle. Doğruculuk her zaman için iyi değil. Doğru söyleyen insanları dokuz köyden kovup, onuncu köyde vurduklarına inanıyorum. Evlilikte de daha büyük zorluklar yaratıyor. Beğenmeyebilir, uygun görmeyebiliriz, ama bunu paylaşmamakta yarar var. Biz kendi beğendiğimize değil, eşimizin
beğendiğine özen göstermek zorundayız" ifadelerini kullandı.
Televizyonun, zamanı en fazla çalan, evliliği bitiren önemli bir etken olduğunu ifade eden Yurdakul, televizyonu haftada 1 gün kapatarak, eşlerin birbirleriyle ve çocuklarıyla zaman geçirebilmelerinin, evlilik yaşamına çok şey kazandıracağını vurguladı.
Televizyonun yerini şimdilerde bilgisayar gibi yeni çağdaş engellerin aldığını ve bunun da insanları birbirinden uzaklaştırdığını dile getiren Yurdakul, "Genelleştirmek hiçbir sorunun çözümünü kolaylaştırmıyor. Eşimizin davranışlarını beğenmeyebiliriz, onun davranışlarından hoşlanmayabiliriz, ama onun her zaman böyle yaptığını düşünmek gerçekten bu işi çözmüyor. Bunun yerine iyi davranışları biraz daha desteklemek, yaptığı iyi işleri daha çok gündeme getirmek, eleştiriden daha fazla işe yarar. İyi
yapılan işleri bulmak zaman alabilir, ama bulunan şeyleri desteklemekte de yarar var" dedi.
Sabri Yurdakul, evliliklerin zaman zaman tartışmalarla, zaman zaman da sakin ortamda geçtiğini belirterek, şunları kaydetti:
"Hiç tartışmamak da iyi birşey değil. İki insanın tartışmaması artık tartışacak hiçbir şeyin kalmadığı anlamına da geliyor. İnsanlar gerçekten sevdikleri insanlarla evlenmeye çalışıyorlar. O insanla evlenmezse çok mutsuz olacağını düşünüyorlar. Evlendikten bir süre sonra onunla da mutsuz olduğunu görüyor. Evlilik tabii ki bu kadar karamsar değil. İnsanın o evlilik içerisindeki tartışmaları, yaşananları yapabildiğince, biraz daha azaltması, biraz daha o evliliği yaşanabilir kılması da çok önemli bir konu.
Bir süre sonra 'Biz bunu yapamadık, ama çocuklarımız mutsuz olmasın, onlara belli etmeyelim' diyerek gitmeye başlıyor, ama bu çocuklarımızı mutsuz edebiliyor. Kadın ve erkek evlilik içerisindeki rollerini düzgün oynadıkları zaman evlilik biraz daha iyi gidiyor. Çocuklar, hayatın iletişim yönünden en önemli kısmı. Çünkü onların o yaşlarında başlayan her şey bütün bir ömür boyu gidiyor. Sorumluluk verdiysek, sorumlu insanlar oluyor. Sevmeyi öğrettiysek, seven insan oluyor. Kızmayı öğrettiysek, davranışlarına
çok müdahale ettiysek, en küçük bir şeyde bizim gözlerimizin içine bakan, doğru ya da yanlış yaptığı konusunda onay bekleyen, güvensiz insanlar haline dönüşüyor. Çocukluk çağı, iletişimin en önemli çağıdır. Onların repertuarları dar. Öğrendiklerinin üzerine yaşam kuruyorlar. O nedenle bizim asıl uğraşmamız gereken çocuklarımızdır. Onlara kendilerine güvenmeyi, ifade etmeyi öğretebilirsek, onlara en büyük iyiliği yapmış oluruz. Kendi başlarına ayakta durabilmeleri, doğru ve yanlışı kendilerinin
görebilmeleri çok önemli. Bir evin içerisinde sağlıklı bir beraberlik varsa o çocuklar sağlıklı yetişiyor."

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 2924
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 09.02.2008 17:07
Gelin kaynana çatışmalarını sıkca duyuyoruz.anneler psikolojik baglarını koparmak istemiyorlar . Tabii ki sevgi bağı hiçbir zaman kopmamalıdır, ama göbek bağını da kesmek lazımdır. Göbek bağı doğumda kesiliyor belki ama, anne erkek çocuğunun göbek bağını bir türlü bırakmak istemiyor. Dolayısıyla gelinine düşman olabiliyor,huzursuzluk çıkarmaya başlıyor.