İslâm coğrafyasından çıkıp dünya çapında üne ulaşan ilk ve en önemli yönetmen olarak kabul edilen Mustafa Akkad, 1930 yılında yoksul bir gümrük memurunun oğlu olarak Suriye’nin Halep kentinde doğdu. Henüz 18 yaşındayken, cebinde yalnızca babasının “Bütün sermayem bu” diyerek verdiği bir Kur’an-ı Kerim ve 200 Dolar parayla Halep’ten Los Angeles’a giden Akkad, burada dünyanın en saygın sinema fakültelerinden birine ev sahiplilği yapan UCLA’da okudu. UCLA’dan mezun olmasının ardından da aynı eyaletteki en popüler ikinci sinema okulu olan USC’de sinema dalında master yaptı.

1960’lı yıllarda bir dönem western ve şiddet filmlerinin kızılderili asıllı büyük ustası Sam Peckinpah’ın asistanlığını üstlenen sanatçı, sonrasında ise CBS kanalında bir süre prodüktör olarak çalıştı.

1970’lerin ilk yarısında, yıllarca hayâlini kurduğu dev bir proje olan “Çağrı” (Mohammed: Messenger of God) için Suudi Arabistan ve Fas hükümetlerine başvuran Akkad, bu projesi için ilk aşamada maddî ve manevî destek gördüyse de, anılan ülkelerin resmî yetkilileri “Çağrı”nın senaryosunu fazla “devrimci” bularak kısa süre sonra desteklerini çektiler. Daha da ötesi, Fas yönetimi, o günlerde fırtınalı çöllerde henüz 15 dakikalık bir çekim yapabilmiş olan Akkad’a “ülkeyi derhal terketmesi” çağrısında bulundu. Kendisine bağlı 500 dolayında oyuncu, teknik eleman, figüran ve tırlar dolusu malzemeyle beş parasız ortada ortada kalan Akkad, komşu ülke Libya’nın lideri Albay Muammer Kaddafi’ye giderek “İslâm’ın doğuşunu anlatan bu filmi ortada bırakmamasını” talep etti. Kaddafi’nin destek vermeyi kabul etmesi üzerine de yüzlerce kişilik ekip Libya çöllerine aktarıldı ve bu unutulmaz başyapıt Trablus yönetiminin verdiği destekle tamamlandı.

İslâm dünyasında büyük bir ilgiyle karşılanan “Çağrı”dan sonra, 70’li yıllarda daha ziyade yapımcılığa yönelen Akkad, günümüzün dünyaca ünlü korku filmleri yönetmeni John Carpenter’ı da ilk keşfeden kişi olacaktı. Akkad, Carpenter’ın çiçeği burnunda bir yönetmen olarak koltuğunun altında getirdiği “Cadılar Bayramı” (Halloween) adlı korku-gerilim senaryosunun yapımcılığını üstlenerek, ilerleyen yıllarda ardarda tam 8 bölümü daha çekilen ve popülaritesi 2000’li yıllara kadar uzanan bir korku filmleri serisini sinema tarihine kazandırdı.

1980’lerin başında Libya Lideri Kaddafi’nın arzusuyla, İtalyanlara karşı Libya ulusal özgürlük hareketinin meşalesini ateşlemiş bir halk kahramanı olan Ömer Muhtar’ın hayatını “Çöl Arslanı” (Omar Mukhtar: Lion of the Desert) adıyla sinemaya aktaran Akkad, kendine özgü destansı bir sinema dilini iyiden iyiye ortaya koyduğu bu yapıtla yönetmenlikteki ustalığını iyice perçinledi.

Babası Arap, annesi ise Türk asıllı olan Akkad, bu yüzden de İslâm âlemi içinde Türkiye’ye ve Türklere karşı daima ayrıcalıklı bir sevgi beslediğini belirtmekteydi.

Hayatının son yılarında, biri “Selahaddin Eyyübi’nin hayatı”, diğeri “Endülüs’ün altın dönemi” ve üçüncüsü de “İstanbul’un fethi” olmak üzere üç büyük film projesi üzerinde çalışan, hattâ bunlardan sonuncusu için 2002 yılı Kasım ayında ülkemize gelip hükümet yetkilileriyle temaslarda bulunan sanatçı, sözkonusu projelerini beyazperdeye aktarmaya fırsat bulamadan, bütün İslâm âlemini şok eden bir suikast sonucu aramızdan ayrıldı.

9 Kasım 2005 günü, kızı Rima ile birlikte bir akrabalarının düğününe katılmak üzere Ürdün’ün başkenti Amman’a gelen Akkad, Hyatt Oteli’nin lobisinde beklerken, El Kaide örgütü eylemcilerinin gerçekleştirdiği bir bombalama sonucunda hayatını kaybetti. Akkad’ın 39 yaşındaki kızı Rima Akkad çöken lobinin altında kalıp olay yerinde ölürken, 75 yaşındaki yönetmen ise ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Ancak, o da iki gün sonra son nefesini verdi. El Kaide yönetimi, olaydan sonra yaptığı açıklamada, eylemin aynı otelde kalan bir grup MOSSAD ajanını hedef aldığını belirterek, İslâm dünyasının yetiştirdiği bu en büyük yönetmenin ölümünün “trajik bir kaza olduğunu” açıkladı ve Akkad ailesinden özür diledi.

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 464
favori
like
share