İki tür şirk vardır: Ulûhiyette şirk ve Rubûbiyette şirk. Ulûhiyette şirk; kişinin ibadetinde, sevgisinde, korkusunda, ümidinde ve sığınmasında Allah'a ortak koşmasıdır. Bu Allah'ın tevbe edilmedikçe bağışlamayacağı şirktir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
«İnkâr edenlere, eğer vazgeçerlerse, Önceden yaptıkları günahlarının bağışlanacağını söyle!» ( Enfâl; 38)

Rasûlullah (s.a.v.)'in Arap müşrikleriyle savaşması da bu sebeptendi. Çünkü onlar, Ulûhiyette Allah'a şirk koşmuşlardı.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
«İnsanlar arasında Allah'ı bırakıp, O'na koştukları eşleri tanrı olarak benimseyenler ve onları Allah'ı severcesine sevenler vardır. Müminlerin Allah'ı sevmesi ise hepsinden daha fazladır.» (Bakara 165)

«Onlara (putlara) bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz, derler.» ( Zümer 3)

«Tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf bir şeydir, dediler.» ( Sâd 5)
Yine şöyle buyurur:
«Her inatçı inkarcıyı, iyiliklere durmadan engel olan, mütecaviz, şüphe düşüren, Allah'ın yanında başka tanrı benimseyen kişiyi cehenneme atın, onu çetin azaba sokun.» ( Kaf 26)

Peygamber (s.a.v.) Husayn'a: «Kaç (ilâh)'a tapıyorsun?» dedi. «Altısı yerde, biri de gökte», diye cevap verdi. Resûlüllah: «İsteyerek ve korkarak yaptığın hangisidir?» dedi. «Gökte olan» karşılığını verdi. Rasûlullah: «Sana bazı sözler öğretsem müslüman olmaz mısın?» dedi. Adam müslüman oldu. Rasûlullah (s.a.v.) de ona şöyle demesini tavsiye etti: «Allah'ım bana hidayetimi ilham et ve beni nefsimin şerrinden koru.» (Tirmizî, Deavât 69)

Rubûbiyete gelince;onu ikrar ediyorlardı. Nitekim Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
«And olsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan kimdir?' diye sorsan, 'Allah'tır' derler.» (Lokman 25)

«De ki: 'Biliyorsanız söyleyin, yer ve onda bulunanlar kimindir?' 'Allah'ındır' diyecekler. 'Öyleyse ders almaz mısınız?' de, 'Yedi göğün de Rabbi, yüce Arş'ın da Rabbi kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler. 'Öyleyse O'na karşı gelmekten sakınmaz mısınız?' de. 'Biliyorsanız söyleyin, her şeyin hükümranlığı elinde olan, barındıran fakat himayeye muhtaç olmayan kimdir?' de. 'Allah'tır' diyecekler; 'Öyleyse nasıl aldanıyorsunuz' de.» (Mü'minûn 84-89)

Onlardan hiçbiri, putların yağmur yağdırdığına, âlemin rızkını verip onu idare ettiğine inanmıyordu. Şirkleri, zikrettiğimiz gibi, sadece Allah'a benzer tanımaları ve bu benzer tanıdıklarını Allah'ı severcesine sevmeleriydi. Bu da gösteriyor ki, kim Allah'tan başka birşeyi Allah'ı sever gibi severse, müşriktir. Nitekim bu durumu şu âyetlerde dile getirilmektedir:
«Onlar orada (putlarıyla) çekişerek dediler ki: 'Vallahi biz apaçık bir sapıklık içinde imişiz! Çünkü sizi âlemlerin Rabbine eşit tutuyorduk.» (Şuarâ 96-98)

Aynı şekilde birinden Allah'tan korktuğu gibi korkan, Allah'tan ümit ettiği gibi birine ümit bağlayan ve benzeri tavırlar içerisinde bulunan da şirk koşmuş olur.

Şirkin ikinci türü olan Rubûbiyete şirk koşmaya gelince, şüphesiz hükümran ve müdebbir, veren ve alan, zarar ve fayda veren, alçaltan ve yücelten, yükselten ve alçaltan, her türlü eksiklikten münezzeh olan Rabb'tır. Her kim veren ve alanın, zarar ve fayda verenin, yükselten ve alçaltanın Allah'tan başkası olduğuna inanırsa, Allah'ın Rubûbiyetine şirk koşmuş olur. Fakat kişi bu şirkten kurtulmak isterse, örnek olarak kendisine ilk verenin kim olduğunu düşünsün; verdiği nimetlerden dolayı ona şükretsin. Kendisine kimin iyilik yaptığını düşünsün ve buna karşılık versin.

Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
«Her kim size iyilik yaparsa, onu mükâfatlandırın. Verecek bir mükâfat bulamadığınız zaman onun için dua edin, göreceksiniz ki onu mükafatlandırmışsınız.» (Nesâî, Zekât 72; Ebû Dâvud, Zekât 38, Edeb 108; Ahmed İbn Hanbel, ll/68)

Nimetlerin hepsi yüce Allah'ındır. O, şöyle buyurmaktadır:
«Size ulaşan her nimet Allah'tandır.» (İsrâ 20)
«Hepsine, onlara da, Rabbinin lütfundan imdâd ederiz.» (Nahl 53)

Hakikatte veren Allah'tır. Rızıkları yaratıp düzenleyen, onları kullarından dilediğine yönelten O'dur. Kişiye nimetleri veren ve ona vermesi için başkalarının kalbini harekete getiren de yine O'dur , hem Evvel, hem de Âhirdir.

Resûlullah (s.a.v.) 'in İbn Abbas'a söylediği şu söz de bunu desteklemektedir:
«Bilesin ki ümmetin tamamı sana bir yarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah'ın yazdığından başka bir yarar veremezler, Yine sana bir zarar vermek için bir araya gelecek olsalar, Allah'ın yazdığından başka bir zarar veremezler. Artık kalemler kalkmış ve sayfalar kurumuştur.» (Ahmed İbn Hanbel l / 303, 307) Tirmizi, bu hadîsin sahih olduğunu söylemektedir. Bu hadîs de, hakikatte fayda verenin sadece Allah olduğuna ve O'ndan başka hiçbir kimsenin zarar veremeyeceğine işaret etmektedir. Rubûbiyetin gerekleriyle ilgili olarak zikrettiklerimizin hepsi bu durumdadır. Kim bu önemli yolu izlerse, yaratıklara kulluk etmekten ve ellerine bakmaktan kendisini kurtarır. İnsanları kınamak ve kötülemekten de onları rahatlatmış olur. Saf şekliyle kalbine tevhidi yerleştirmiş olur. İmanı kuvvetlenir; göğsü ferahlar ve kalbi aydınlanır. Kim Allah'a tevekkül ederse, Allah ona yeter. Bu nedenle Fudayl b. İyâz (187/803): Hadîste imam idi. İmam Şafiî de kendisinden ders almıştır. Semerkand'de doğmuş ve Mekke'de vefat etmiştir. (el-A'lâm V/153) ) - Allah rahmet etsin -: «İnsanları tanıyan rahatlamış olur» demiştir. Allahu alem o bu sözüyle, insanın kişiye ne zarar, ne de fayda veremeyeceklerini kasdetmektedir.




Sırat-ı Mustakim - İbn Teymiyye

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 383
favori
like
share
RedBull Tarih: 15.02.2008 16:15
bilgi için sagol