Hiç merak ettiniz mi evlilikte kavgalar neden “Düğün”le başlar..? Her evlilikte kavga olur. Her aile yuvası, çeşitli dönemlerde karışıklıklar yaşayabilir; çatışmalarla dolu günler geçirebilir. Birçok aile için, karı-koca arasında kavga/gürültü olması “evliliğin tuzu biberi”dir. Peki hiç merak ettiniz mi hayatımızın bu meşhur “tuzu/biberi olan kavgalar(!)” neden hep “düğün günü”ne dayanır?

Pek çokları için evliliğin kaçınılmazı haline gelen çatışmalı ortamların başlangıcı, eşlerin evlendikleri güne kadar uzanır. Çevrenizde şahit olduğunuz ayrılıklar, küsmeler, boşanmalar ve adını söyleyemediğimiz daha bir sürü gerginliğin altını karıştırdığımız da hep “taa düğün gününden itibaren başlayan gerginlikler” çıkar.

O halde gelin hep birlikte “Düğün Günü’nün İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkisi” neymiş bir güzel inceleyelim.


Evlilikteki kavgalar neden hep düğünle başlar?

Çünkü evlilik düğünle başlar. “Evlilik”in düğünle başladığı gibi, “Aile” de düğünle başlar. Evliliklerin ortaya çıkardığı “aile kurumu” başlangıcını akraba, eş, dost çevresi ile başlatılan “düğün”lere borçludur.

Geleneksel kültürümüze baktığımızda düğün günleri bireysel hayatımız açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Her büyüyen genç kız, peri masalları gibi düğünlerle dünyaevine girmek isterken; her delikanlı da yapacağı allı şanlı bir düğünle sevdiği kızı evinin hanımı yapmak ister. Genç kızların ve genç delikanlıların bu istekleri yalnız değildir elbet. Çünkü onları yetiştiren anne ve babalarının da en büyük hayali, evlatlarının mürüvvetini görmektir. Bunların tamamına anneanne/babaanne ve dedelerin de ölmeden önceki son isteklerini eklemekte bir sakınca yoktur umarım. Yani bu dünyadan göçüp gitmeden önce son kez torunlarının düğününü görmek!

Neden böyledir, niçin düğün gününe bu kadar anlam yüklenir bilinmez desek de, psikolojik süreçler açısından incelendiğinde “düğün günü” ciddi anlamlar içerir.

“Düğün” kelimesi etiyolojik olarak incelendiğinde, “düğün” ve “doymak” kelimelerinin aynı kökten geldiği görülür. Ve düğün “toy günü” yani “büyük eğlence yemeği günü” şeklinde tanımlanır. Belki de düğün günlerinde gelen misafirleri yiyeceklerle ağırlamak ve gelenleri doyurmak için ısrar etmelerin altında yatan gizli sır da bu olsa gerek…!

Erkek tarafı ile kız tarafı böyle bir düğün gününde birbirleri ile akraba olurlar. Birbirini tanımayan en azından yakından tanımayan insanların, yeni bir ilişki biçimi geliştirmelerine, yani akraba olmalarına da vesile olmaktadır düğünler. Her ne kadar yeni bir aile oluşturursa oluştursun, yeni bir ilişki biçimi ortaya çıkarırsa çıkarsın, tüm birleştirici ve artırıcı görüntüsüne rağmen “düğünler aslında kaçınılmaz ayrılığın” da habercisidir. Bu nedenle de gideni; yani bembeyaz gelinlikler içindeki gelini ağlatır. Ve günümüzde oluşturulan ayrı evler nedeniyle damat annelerini de hüzünlendirir. Adı her ne kadar eğlence yemeği olsa da, çağrıştırdığı ayrılık nedeniyle, “düğün günleri” hep “hüznün davetiyesi”ni çıkarmıştır… çıkaracaktır da…

Düşünün ki birbirini hiç tanımayan insanlar, birbirinden hiç haberdar olmayan insanlar, iki gencin birbirini sevmesiyle birlikte isteseler de istemeseler de mecburi bir akraba olma sürecine doğru yuvarlanırlar. Belki günlük hayatlarında birbirlerini yolda görseler selam bile vermeyecekleri insanlarla, aniden kendilerini akraba olarak bulurlar. Kendi tercihleri, kişisel seçimleri dışında zorunlu akrabalıkların devreye girmesi insanlar üzerinde bir miktar da olsa anksiyete oluşturabilir. Kızdığı ve düşüncelerini beğenmediği bir insanla, ailesine giren gelin kızın amcası olması nedeniyle mecburen akraba olmuştur artık. Beğense de beğenmese de bu insanlarla yolları çakışmıştır.

İşte tam bu nedenle, düğünle başlayan evliliklerde, “bireysel doyumsuzluklar” bol miktarda yaşanır. Babanın hayali belki kendisi gibi kültürlü bir dünürle muhatap olmaktı. Ama gelin görün ki, kızı gitmişti ve farklı bir ailenin oğlunu sevmişti. Bu durumda babanın bireysel ihtiyacı doyurulmamış olur. Ya da anne veya aileden başka birisi, akrabalık süreci için kurduğu hayallerin çok gerisinde kalmıştır ve bireysel doyumsuzluklar hat safhadadır.

Anlaşılacağı gibi dışarıdan bakınca “birleştiren”, “bütünleştiren”, “büyüten” özellikler sergileyen ve doyma günü olarak adlandırılan düğünler; insanın bireysel ihtiyaçları açısından düşünüldüğünde “bireysel doyumsuzluklara” ve “bireysel ayrılıklara” vesile olmaktadır.

İlerleyen yıllarda, eşler arasında meydana gelen çatışmaların temelinde işte bu “bireysel doyumsuzluklar” yatar. Hiç ummadığınız bir anda, bohçada eksik bıraktığınız terlik, son derece büyük tartışmaların kaynağı olabilir. Kayınvalidenizin bıkmadan usanmadan bahsettiği eksikler ya da sizin kendi akrabalarınızın dillendirip durduğu düğün hatırası sıkıntıların ana kaynağı; bu kişilerin bireysel ihtiyaçlarının, sizin düğününüzde doyurulmamasından kaynaklanmaktadır. Mesele aslında terlik meselesi değildir. Terlik sadece semboldür. Ve sembolün birisiyle ilgili sorunu halletseniz, yeni bir sembol kolaylıkla bulunacaktır.

Anlatılanlar ışığında kısaca özetlemek gerekirse; düğün günleri, eğlence ve mutluluk dolu saatler gibi görünmesinin aksine; oluşturduğu bireysel doyumsuzluklar nedeniyle, evliliklerdeki krizlerin en önemli yıldızıdır.

Evlilikler ne kadar uzun sürerse sürsün, …ilişki boyunca ne kadar sıkıntılı ve daha ciddi olaylar yaşanırsa yaşansın, …“düğün günleri” kavga nedenlerinizin başında ve hatta ilk sırasında olmaya devam edecektir.

Belki de tüm bu anlatılanlardan sonra, evliliğin ülkemiz açısından ne kadar önemli olduğunu, aile kurmanın, yuva sahibi olmanın kutsal sayılmasının önemini hatırlamakta fayda var. Yakınlarımızın evliliklerini, kendi bireysel ihtiyaçlarımızın tatmin yeri haline getirmediğimiz müddetçe, gençler evlenmeye, yuva kurmaya ve bir ömür huzur içinde yaşamaya başlayacaklardır.


Mehtap Kayaoğlu (Dn.Psikolog&Psikoterapist)

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 441
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 19.02.2008 18:02
Dügün günü en mutlu gün olmalı aileler arasında ufak tefek anlaşmazlıklar büyütülmeli, genelde maddi yönden alındı alınmadı tartışmaları çok oluyor.Aileler evlatlarını düşünüp uyumlu olması gerekir. Halbuki olmuş olmamış ne fark eder yeterki genç çiftler mutlu olsun