Önce, aslı arapça olan ‘nazar’ kelimesinin türkçedeki karşılığını bilmek gerekir. Ancak ondan sonra ‘nazar değmesi’ üzerine fikir yürütülebilir. ‘Nazar’ veya ‘nazar değmesi’ kelimeleri her nedense birçoklarının üzerinde yanlış bir çağrışım yapmaktadır.

Halka nazarın ve nazar değmesinin gerçekte ne anlama geldiği bilgisizlikten veya bazı korkulardan dolayı anlatılamamıştır. Üfürük açıklamalarla nazar ve nazar değmesi meselesi geçiştirilmiş ve geçiştirilmektedir. Bu konuyu doğru olarak açıklayabilmek için Kur’an bilgisine vakıf olmak ve Islam düşmanlarından korkmamak gerekir. ‘Nazar’ın bireysel boyutları olduğu gibi, toplumsal boyutları da vardır. ‘Büyü, Büyücü, Büyülemek, Büyülenmek’ başlıklı başka bir makalemde büyüyü kısaca ‘bazı sözlerle insan-ları etkileme yöntemi’ olarak tanımlamış ve bu konuyla ilgili şöyle bir hadis-i şerif de olduğunu yazmıştım. Hadis şöyle: ‘Belagatta sihir (büyü) vardır.’[1] Büyü (sihr) çeşitlidir. Bunlardan biri sözel büyüdür. Nazar, büyünün sözel değil, görsel (bakış ile olan) işlevini icra etmektedir.

Sözel olarak insanlar büyülenebilir (etkilenebilir)ken, nazar (bakışlar) ile de olumlu yada olumsuz yönde büyülenebilmekte (etkilenebilmekte)dirler. Kısaca nazar, insanları bakışlarla olumlu yada olumsuz yönde etkileme, onlara yön verme eylemidir. Fakat ‘nazar değmesi’ kavramı özünde olumsuzluğu barındırmaktadır. Halkın anladığı manada nazar ve nazar değmesi yorumuna katılmadığımı burada belirtmek isterim. ‘Nazar ve nazar değmesi’ diye bir şey vardır ama mahiyeti bambaşkadır. Bu hiç de hurafeci, nazar boncuğu kutsayıcılarının zannettiği gibi değildir.

Türkçe karşılığıyla nazar; ‘bakış’ veya ‘bakma’ demektir. Nazar kelimesi arapça bir kelime olduğundan, arapça bilmeyenlerce sanki esrarlı ve tam kavranılamayan bir manası vardır. Halbuki işin gerçeği hiç de öyle değildir. Türkçe ‘bakış veya bakma’ kelimeleri bizde hiçbir olumsuz ve esrarlı anlamlar çağrıştırmamaktadır. Nasıl olur da nazar kelimesine, ‘bakmak’tan farklı bir anlam verebiliriz? Her ikisi de zaten aynı anlama gelmektedir. Nazar, bakış veya bakma demektir. Arapça; ben bakıyorum ‘ena enzuru’, o baktı ‘huve nazara’, o bakıyor ‘huve yenzuru’ dur.

Bir insana ‘kardeşim türkçe bakma veya bakış kelimelerinden ne anlıyorsun?’ desek, ne anladığını bize uzun uzun anlatabilir. Efendim der, ben bakmaktan şunu anlıyorum: Insan bahçedeki çiçeklere, göklere, yıldızlara, çarpmamak için önünde-ki taşa, evindeki kitaplarına, yazı yazarken bilgisayarın klavye ve monitoruna vs. bir çok şeye bakar. Çocuk annesine-babasına, anne-baba da çocuğuna bakar. Fakat pratikte ‘nazar’, ‘bakma’ gibi anlaşılmamaktadır. Halbuki bunlar biri arapça, diğeri de türkçe olan anlamdaş iki kelimedirler. ‘Nazar’ veya ‘nazar değmesi’ deyince halkımızın genelinin aklına şu gelmektedir: Yeşil gözlü birisi başka birisine dikkatle bakarsa, o bakılan kişinin başına her an bir şeyler gelebilir. Bakılan kişi köprüden geçiyorsa köprüden aşağı düşebilir yada köprü çökebilir; at üzerinde gidiyorsa atı yere çökebilir, arabayla gidiyorsa arabasının lastiği patlayabilir, çünkü yeşil gözlülerin nazarı insana değer! Hatta kulaktan dolma bir sürü örnekler de ileri sürülür. Bu verdikleri örneklerdeki gibi nazar değme olayına kendiler ise hiç şahit olmamışlardır. Bu hurafeyi bilimsel olarak açıklama gereği de duyarlar.

Neymiş, insan ışık gibi, elektrik gibi bir şeyler saçıyormuş. Bu ışık veya elektrik gibi şeyden dolayı insana nazar değmekteymiş. Yani nazarla insanı sanki elektrik çarpar gibi birşeyler çarpmaktaymış! Yeşil gözlülerin nazarı değdiğine göre herhalde bu ışığı sadece yeşil gözlüler saçmaktadır!

Eğer işleriniz yolunda gitmiyorsa, hastalanmışsanız, başınıza bir bela gelmişse, ailenizde geçimsizlik varsa, yukarıdaki mantığa göre belkide size nazar değmiştir!

Yeri gelmişken şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum. Ilahiyat fakültesini bitirmiş yeni tanıştığımız bir arkadaşım camide hutbe okurken rahatsızlandı, tansiyonu düştü, ayakları titremeye başladı, kalbi çarpmaya ve alnı da terlemeye başdı. Neredeyse minberin merdivenlerinden aşağı yuvarlanacaktı. Namazdan sonra bana ‘Recep kardeş, bana cemaatten birisinin nazarı değdi herhalde’ dedi. Ben de ona ‘nazar hakkında ben senden farklı düşünüyorum. ‘sende nazar mazar yok, sen soğuk almışsın, onun için hutbe okurken tansiyonun düştü. Doktora git sana ilaç versin’ dedim. Daha sonra doktora gittiğini ve gerçekten de soğuk almış olduğunu ve doktorun da ona ilaç yazdığını söyledi. Benim nazar yorumumu beğenen bu kardeşimizle daha sonra bir çok konuda fikir alışverişi yaptık.

Nazar’ın ‘bakma, bakış’ anlamına geldiğini belirttikten sonra bir de ‘nazar değme’nin ne anlama gelebileceği üzerinde duralım. Nazar, hepimizin yaşadığı bir olgudur. Güncel hayatında insan nazar da eder, kendisine nazar da değer.

Her tarafı yemyeşil çimen olan, çiçeklerle süslenmiş, içinden suların fışkırdığı güzel bir park veya bahçeye gittiğimizde etrafa bakınaraktan geziniriz. Hayatın monotonluğundan, trafik gürültüsünden uzak geçirdiğimiz bu gezintide stresi atmış ve ruhumuz dinlenmiş olarak bir ‘oh’ çekeriz. Gerçekten de bu bahçenin veya parkın güzelliklerine bakmamıza (nazar etmemize) değmiştir. Bu gezintimiz hiç de boşuna olmamıştır. Çünkü bu güzel yerlerde gezip dolaşmak da bir ihtiyaçtır. Bu tür nazar, etkisi içe dönük pasif bir nazardır.
Bir de yaptırım gücü olan, dışa dönük aktif nazar vardır. Aşağıda yaptırım güçlü, etkisi dışa dönük olan aktif nazara (bakışa) güncel hayatımızdan ve Kur’an-ı Kerim’den örnekler
vermeye çalışacağım.

Çocuğunuz laftan anlamıyor ve yaramazlık yapmağa devam ediyorsa, ona kaşları çataraktan şöyle bir kızgın bakarsınız. Bundan sonra çocuğunuz kendisine bir çeki düzen verir ve yaramazlığı bırakır. Çocuk bilmektedir ki yaramazlığa devam ederse sizden sopa yiyebilir. Işte bu bakışınız, ‘yaptırım güçlü, etkisi dışa (yani çocuğunuza) olan aktif bir nazar (bakış)dır. Çocuğunuz zeki bir çocuksa, bu yaptırım dolu nazarlarınızdan etkilenmeli ve sizin istediğiniz hizaya gelmelidir. ‘Çocuğa en çok anne-babasının nazarı değer’ sözünden de şunu anlamalıyız: Çocuk en çok anne-babasının bakışlarından etkilenerek kendine çeki düzen verir.

Bir çoklarının hadis zannettiği şöyle bir Arap atasözü vardır. ‘Nazar deveyi kazana, insanı mezara sokar. Insan ne zaman mezarı, deve de ne zaman kazanı boylar? Hemen anlayacağınız gibi nazarlarımız yaptırım gücünü kaybederse, bu mezarı boylama hadisesi gerçekleşebilir. Adamın hoşunuza gitmeyen konuşmaları veya davranışları vardır. Kendisini düzeltsin diye kendisine öfkeyle defalarca nazar etmişsinizdir. Bunca nazarlarınız da fayda etmeyince asabi olan siz karşı tarafa karşı şiddet kullanmaya karar vermişsinizdir. Yada siz müdahale etmeden önce karşı taraf: ‘Bana niye öyle sinirli sinirli bakıyorsun lan’ diyor ve kavgayı başlatıyor. Artık bundan sonra yaptırımı yetersiz kalan bakışlarınızın (nazarlarınızın) ardından ya siz, yada karşiki şahıs mezarı boyluyor. Tabi bunlar sabretmesini bilen, sabretmesi gereken müslümanalara yakışmayan hareketlerdir. ‘(Mü’minler) öfkelerini yutarlar ve insanları affederler’[1]. Yukarıdaki mezkür hadisi hiç de hoş olmayan böyle bir örnekle açıklamaya çalıştım. Fakat teşbihte hata olmaz derler, ben de öyle yaptım.

Hadisin deve kısmının şerhini de şöyle bir örnekle yapabiliriz: Komşunuzun devesi müteaddid defalar bahçenize girmekte ve bahçedeki sebzeleri mahvetmektedir. Deveyi her seferinde güzelce bahçenizden çıkarmakla ve sahibine teslim etmekle örnek bir hareket sergiliyorsunuz. Devenin sahibine defalarca ‘kardeşim devene sahip olsana!’ demenize rağmen komşunuz hiç tedbir almamakta ve aynı deve bahçenize sürekli girmektedir. En sonunda sabrınız taşmakta ve güzellikten anlamayan bıçaktan anlar diyerek deveyi bahçenin ortasında kesiyorsunuz ve komşunuza artık devenin canlısını değil, ölüsünü veriyorsunuz. Artık deve bahçenizi ziyaret edemeyecektir. Çünkü artık bahçeye değil, kazana (tencereye) girecek ve pişecektir. Yukarıdaki hadisin deve kısmını da böyle şerhetmiş olduk.

Şimdi gelelim Kur’an ayetlerinden örnekler vermeye;
Bilindiği gibi kendisine nazar değmiş olanlara! Kalem Suresi’nin son iki ayeti (51-52. ayetler) okunmaktadır. Okuyanların çoğunun bu ayetlerin sebeb-i nüzulündan haberleri de yoktur. Bu ayetler bize neyi anlatmaktadır? Hepbirlikte görelim:
‘O inkar edenler Zikr’i (Kur’an’ı) işittikleri zaman, neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. ‘O (Muhammed) mecnundur’ diyorlardı. Halbuki o (okuduğu Kur’an), alemler için uyarıdan başka bir şey değildir![1]

Aklıma gelmişken şunu hemen belirteyim; Peygamberimiz (a.s)’a dendiği gibi şimdi de kendilerine Kur’an-ı Kerim’i gösteren veya okuyan müslümanlara bazı devlet erkanı ‘mecnun’ demektedirler. Asıl mecnun ve sapık kendileridir ama bunun farkında değildirler. Bu sapıklara Kur’an ayeti okumaktan, onları Kur’an’a davet etmekten daha şerefli ve onurlu bir davranış yoktur. Ne mutlu bu şerefe ve onura nail olanlara..

Bu Kur’an ve Islam düşmanı imansız kafirler her zaman olduğu gibi Kur’an’ı hazmedememekte ve onun nurunu söndürmeye çalışmaktadırlar. ‘Kafirler Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.’[2] Islam ve Kur’an düşmanları 1500 yıldır Kur’an’ın nurunu (aydınlığını) söndüremediler, bundan sonra hiç söndüremeyeceklerdir. Buna inancımız sonsuzdur. ‘O Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz; ve onun koruyucusu da elbette biziz!’[3]

‘Kendilerine apaçık ayetlerimiz okunduğu zaman, kafirlerin yüzünde hoşnutsuzluk (inkar) alametleri belirdiğini hemen anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerine saldıracaklar.’[4]
‘Allah’ın kulu kalkıp O’na yalvarınca (müşrikler) onun üzerine üşüşüp neredeyse keçe gibi birbirlerine geçeceklerdi.’[5] ‘(Allah), gözlerin hain (bakışlar)ını ve göğüslerin gizlediği düşünceleri bilir.’[6] ‘(Kur’an ayetleri), kalplerinde hastalık bulunanların pisliklerine pislik katar.’[7], Kur’an, mü’minlerin ise imanlarını artırır.[8] ‘O (Kur’an), kafirler için kahırlı bir hasrettir.’[9] ‘Kur’an, kafirlere bir körlüktür.’[10]

Islam düşmanlarının kin dolu nazarları (bakışları) karşısında eğilip bükülürsek, korkuya kapılır ve inancımızdan taviz verirsek, onların bize nazarları değmiş olacaktır. Yani kendileri açısından kin dolu bakışlarla baktıklarına değmiş olacaktır. Bunun sonunda Imam Hatipler, Kur’an kursları ve camiler kapatılacak, ezanlar susturulacak, Kur’an okumak yasaklanacaktır.
(Kafirler): ‘Kur’an’ı dinlemeyin, yaygaralar (gürültüler) koparın’ diyorlar.[11]
‘Dediklerinden dönmezsen seni taşa tutacağız’ dediler.[12] Yahudiler (ve yahudi dostları) dilleriyle Kur’an’a ve Islam’a saldırırlar, dini taşlarlar: (4/46)

Doğrusu kafirler Kur’an’ı dinlediklerinde neredeyse seni gözleriyle devireceklerdi. ‘O mecnun (deli)dir’ diyorlar. Oysa bu Kur’an, alemler için bir öğütten başka bir şey değildir.[13]

Evet konumuz ‘nazar’ ve ‘nazar değmesi’dir. Nazar’ın (bakmanın) yaptırım gücü
olduğundan yukarıda bahsettik. Yukarıdaki ayetlerden de anladığımız kadarıyla Kur’-an ve Islam düşmanları kendilerine Kur’an okuyan Peygamberimiz (a.s)’a öyle bakışlarla bakmışlar ki, nerdeyse onu gözleriyle devireceklermiş. ‘Gözle devirmek istemek’ bir deyimdir. Böyle deyimler türkçede de vardır. Hani ne deriz: ‘Beni yiyecekmiş gibi baktı’. Evet kafirler Kur’an okuyanlara yiyecekmiş gibi bakmaktadırlar. Bunların bu yaptırımlı bakışları bir gayeye matuftur. Bunlar bize boşuna bakmamaktadırlar. Böyle bakarak bize gözdağı vermekte, bizi korkutarak kendilerince hizaya getirmeye çalışmaktadırlar. Bizim hizada (hidayette) olduğumuzu kendileri anlıyamamakta ve sadece kendilerinin doğru yolda olduklarını zannetmektedirler.

Önceki kafirlerin nazar ettikleri (baktıkları) gibi şimdiki kafirler de nazar etmektedirler. Nazarları arasında hiç fark yoktur. Bunların bu yaptırım dolu bakışlarının gayesi, müslümanlara Kur’an okutmamak, onlara Kur’an’a göre bir yaşam hakkı vermemektir. Herkes bunlar gibi yaptırımlı bakamaz. Yaptırımlı bakabilmek için güçlü olmak veya güçlü olduğunu zannetmek gerekir. Bunların güvendikleri yerler vardır. Bunların askeri, silahı herşeyi vardır. Fakat şunu bilmelidirler ki ‘Göklerin ve yerin askerleri Allah’ındır.’[14]. Firavun da bunlar gibi nazar etmişti (bakmıştı) ama.. ‘Biz de onu ve askerlerini tuttuk, suya attık; bak, o zalimlerin sonu nasıl oldu!’[15], ‘Biz de onu, yanındakilerle birlikte toptan boğduk’[16] demektedir Allah (c.c).

Islam düşmanlarının kin dolu nazarları (bakışları) karşısında eğilip bükülürsek, korkuya kapılır ve inancımızdan taviz verirsek, onların bize nazarları değmiş olacaktır. Yani kendileri açısından kin dolu bakışlarla baktıklarına değmiş olacaktır. Bunun sonunda Imam-Hatipler, Kur’an kursları ve camiler kapatılacak (veya tekrar ahır yapılacak), ezanlar susuturulacak, Kur’an okumak yasaklanacaktır. Müslümanları davalarından vazgeçirmeye çalışan kafirlerin yaptırım dolu nazar (bakış) ve baskılarına karşı çok sağlam, dirençli olmak zorundayız. Aksi taktirde onlara meyleder ve yolumuzdan saparsak bize cehennem ateşi dokunur:
‘Eğer biz seni sağlamlaştırmamış olsaydık, onlara biraz meyledecektin. Bu durumda biz sana, hayatın da, ölümün de kat (kat azab)ını taddırırdık.’[17]
‘Kim de kendisine ‘dosdoğru yol’ belli olduktan sonra, Peygamber’e muhalefet ederse ve mü’minlerin yolundan başka bir yola uyarsa onu döndüğü şeyde bırakırız ve cehenneme
sokarız. Ne kötü bir yataktır o!..[18]

Yakup (a.s)’ın, çocuklarını Mısır’a gönderirken onlara ‘Mısır’a ayrı ayrı kapılardan girin’ demesini ‘nazar’ ve ‘nazar değmesi’ bağlamında ele alabiliriz. Önce ayet mealini verelim:
Yakup: ‘Oğullarım, (Mısır’a) bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin, ama ben Allah’tan gelecek bir şeyi defedemem.’[19]

Bilindiği gibi Mısır’da Kıpti’ler çoğunlukta, Israiloğulları ise azınlıktaydı. Yakup (a.s) ve çocukları Israiloğullarındandır. Firavunun halkı Kıptiler Israiloğullarına zulmetmekte, onlara baskı yapmaktaydılar. Bundan dolayı Yakup (a.s), sanki şunu demek istiyordu: ‘Oğullarım, Mısır’a bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin (ki göze batmayın. Göze batarsanız, Kıptiler sizi görür (size nazar eder)lerse, nazarları değebilir. Sizi toplu halde gören Kıptiler olay çıkarmaya geliyorlar zannederler ve size karşı adam toplayıp sizi döverler. Size onların nazarları değmemesi için böyle bir tedbir alınız, yani Mısır’a bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan giriniz). Ama ben Allah’tan gelecek bir şeyi defedemem (siz tedbirinizi aldıktan sonra yine de başınıza bir şey gelirse, ona ben engel olamam, size bir tedbir de öneremem).

Kafirlerin nazarından korunmanın yolu nazar boncuğu takmak değil, Kur’an okumak ve
onu hayata tatbik etmek, yaşamaktır. Çünkü ‘Kur’an insanları karanlıktan nura (aydınlığa) çıkarır.’[20] Kafirlerin nazarlarından korkmaya gerek yoktur.[21] ‘Onlara (kafirlere) karşı Kur’an’la bütün gücünü kullanarak mücadele et.’[22] ‘Sadece benden korkun.’[23], ‘Siz Allah’tan başkasından mı korkuyorsunuz?’[24]. ‘Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer inanıyorsanız üstün geleceksiniz.’[25]
Allah’ın nazarları her an üzerimizdedir. ‘Allah, sizin üzerinizde gözetleyicidir.’[26]

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 417
favori
like
share
-EFE- Tarih: 27.02.2008 17:16
Paylaşım için teşekkürler..