s.a/a.s arkadaşlar ister bilinçli ister bilinçsiz olsun YÜCE RABBİMİZ hakında bilmeden söz söylemenin çok büyük günahı vardır günahtan ziyade kişiyi küfre kadar götürür,islam alimler bile genelde sözlerinin sonuna YÜCE Allah en iyi bilir ibaresini eklerken bu tip adına insan denen varlıklar fetva vermenin sorumluluğunu/ciddiyetini kavrayamamış sözüm ona insanlardır bu davranışları forum içinde bile görürsek hem kendi iyiliğimiz hemde karşı şahsın iyiliği için ikaz etmemiz gerekir çünkü yazan kişi farkında bile olmadan küfre düşebilir şimdi bunun hükmü nedir?

“De ki: Rabbim ancak gerek açık ve gerekse gizli bütün kötülük ve çirkinlikleri haram kıldı, “ buyurarak saymaya başlamış, sonra ondan bir derece daha büyük olan harama geçerek “günahı ve haksız yere saldırmayı” zikretmiştir. Daha sonra bundan da büyüğüne intikal ederek “[COLOR="mediumturquoise"]hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah’a ortak koşmayı” saymış en sonunda en büyük harama geçerek :

“[COLOR="mediumturquoise"]Allah hakkında bilmediğiniz şeyler söylemeyi” zikretmiştir. (A’raf,33)

Haram kılınan fiillerin en şiddetlisi, günahı en büyük olanı şüphesiz ki Allah hakkında bilmeden söz söylemektir. Onun içindir ki şeriat ve dinlerin üzerinde ittifak ettikleri haramların içinde dördüncü sırada zikredilmiştir. Bu fiil, bazı hallerde helal olan murdar et, kan ve domuz etinin durumuna benzemez; hiç bir suretle mubah olmaz, daima haram olur.

Haramlar esas itibarıyla iki türdür: Asla mubah olmayan ve zatı itibariyle haram olan; bazen mubah olmayan arızî durumlardan dolayı haram olan fiiller. Cenabı Allah zatı itibariyle haram olan fiilleri:

- Allah’a iftira etmeyi,

- O’nun zatına layık olmayan şeyleri nisbet etmeyi,

- Dinini değiştirip başka bir şeye dönüştürmeyi,

- O’nun isbat ettiğini nefy, nefyettiğini de isbat etmeyi,

- Batıl kıldığını hak, hak kıldığını ise batıl kılmayı,

- Dost olduğuna düşman, düşman olduğuna dost olmayı,

- Buğzettiğini sevmeyi, sevdiğine buğzetmeyi,

- O’nu zatı sıfatları, sözleri ve fiilleri konusunda layık olmadığı hususlarla vasıflandırmak gibi manaları ihtiva etmektedir.

Allah katında O’nun hakkında bilmeden söz söylemekten daha büyük bir günah yoktur.

Şirk ve küfrün esası bu günahtır.

Bid’at ve sapıklıklar onun üzerine bina edilir. Dolayısıyla dindeki her bid’at ve dalaletin temel esası Allah hakkında bilmeden söz söylemektir. Onun içindir ki selef ve büyük imamlar O’na şiddetle karşı çıkmış, nerde olursa olsun bu günahı işleyenlerden üzüntü duymuş, halkı onların fitnelerinden şiddetle sakındırmış; bu hususta kötülük, zulüm ve saldırı günahları karşısında takındıkları tavırdan çok daha ileri gitmişlerdir. Çünkü bid’atlerin dine verdiği zarar ve yıkım diğerlerinden çok daha korkunçtur. Nitekim Cenab-ı Allah, kendi aklına dayanarak, Allah katında bir delile istinad etmeksizin, herhangi bir şeyi helal veya haram olarak dine sokan kimseleri azarlamış ve:

“[COLOR="mediumturquoise"]Dillerinizin yalan olarak nitelendiği şeyler hakkında, şu helaldir, su haramdır, demeyin sonra Allah’a karşı yalan uydurmuş olursunuz” (Nahl, 116) buyurarak ikaz etmiştir.

Sırf kendi aklına dayanarak şu helaldir bu haramdır demek bu denli günah olursa; Allah’ın sıfatlarına, O’nun kendi zatına vasıflandırmadığı bir sıfatı ilave etmenin veya O’nun kendini vasıflandırdığı bir sıfatı inkar etmenin günahını artık siz düşünün.

Bazı selef alimleri şöyle demişlerdir:

Sizden biriniz Allah ve Rasulünden gelen bir delile dayanmaksızın sırf kendi aklıyla hareket ederek, Allah şunu helal, bunu haram kıldı, demesin. Allah (c.c)

“Yalan söylüyorsun. Ben O’nu helal, bunu da haram kılmış değilim” diye o kimseyi tekzib eder.

Şirk ve küfrün esası: Allah hakkında bilmeden söz söylemektir. Çünkü Allah’a şirk koşan (müşrik) kimse Allah’tan başka ilah olarak kabul ettiği şeyin kendisini Allah’a yaklaştıracağını, O’nun katında kendisi için şefaatçi olacağını, krallar nezdindeki aracılar gibi O’nun aracılığıyla ihtiyaçlarını gidereceğini sanır. Dolayısıyla her müşrik Allah hakkında bilmeden söz söylemekledir. Fakat O’nun hakkında bilmeden söz söyleyen herkes müşrik değildir. Çünkü Allah hakkında bilmeden söz söylemek bazen sıfatların ta’tilini ve Allah’ın dinine bi’datler sokmayı da içerir. O halde Allah hakkında bilmeden söz söylemek şirkten daha genel bir lafızdır. Şirk içeriğinde bulunan manalardan biridir.

Allah hakkında bilmeden söz söylemek bu derece büyük bir günah olduğu içindir ki Rasulullah’a (s.a.v) onun söylemediği bir sözü isnad etmek, iftirada bulunmak cehenneme girmeye, orada bir yeri kendine yurt olarak hazırlamaya sebep olmuştur, ki onun için iftiracının gireceği bu cehennem yurdu girenin asla çıkamayacağı bir yurttur. Çünkü peygambere iftira Allah’a iftira etmektir. Zira elçiye nisbet edilen şey O’nu gönderene de nisbet edilmiş olur. Allah hakkında bilmeden söz söylemek de O’na açıkça iftira etmek demektir.

“Allah’a iftira edenden daha zalim kim vardır.” (Ankebut,68)

Bid’atçıların bütün günahları Allah’a iftira, O’nun hakkında bilmeden söz söyleme günahı çeşidine girer. Bid’atlerden tevbe etmedikçe günahlarından tevbe etmiş olmazlar.

Aslında fiilinin bid’at dahi olduğunu bilmeyen Veya O’nu sünnet sanan insanları O’na çağırıp O’nu işlemeye teşvik eden bir insan onlardan nasıl tevbe edebilir? Böyle kimseler sünnete dönüp O’na yeterince muttali olmadıkça, onu arayıp kollamadıkça tevbe etmesi vacip olan günahlarının farkında bile olmazlar. Bunu başaran bir bid’atçı görmek mümkün değildir.

Sünnet bid’atı öldürür, ona hayat hakkı tanımaz. Kulun kalbinde sünnet güneşi doğduğu zaman oradaki her türlü bid’at sisini dağıtır, dalalet karanlığını ortadan kaldırır. Çünkü güneşin egemen olduğu yerde karanlık barınamaz. Kul ancak sünnete uymak; her zaman kalbiyle Allah’a, yardım dileme, ihlas ve O’na sığınma ile hicret etmek; sözlerine, amellerine ve sünnetine ulaşma konusunda hırs göstermek suretiyle peygambere hicret etmek ile sünnetle bidati birbirinden ayırabilir, bid’atın karanlığından çıkıp sünnetin nuruna kavuşabilir.

“Kim Allah’a ve Rasulüne hicret ederse onun hicreti Allah’a ve Rasulünedir.” (Buhari, Bed’u’l-vahy,l; İman,41; Müslim, İmare, 155; Tirmizi, Fedailü’l- cihad, 16; Ebu Davut, Talak, 11)

Kim onlardan başkasına hicret ederse dünya ve ahirette nasibi o olur.

kendi ufak yorumum vardır çoğunlukla alıntıdır.

Mub@rek Mub@rek
Üyenin Yeni Konuları
Üyenin Populer Konuları
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 696
favori
like
share