:18::18::47:
NARSİSİZM I
Narsisizm, hastalıklı boyutlara ulaştığında (akıl sağlığı için makul oranlarda değilse); kişi akıl hastalıkları ile karşılaşabilir. Çok çok önemli psikiyatrik hastalık olan: 'Paranoya'da, narsisizm etkileri kendisini gösterir. Narsisizm, gerçek sureti örten bir 'persona'dır.
Persona: Maske, kişilik. Sözcüğün işaret ettiği bütünlüktür. İnsanın, bir yüzün altında neler saklıyabileceğini anlatan "Persona" adlı filmde: Kişilik parçalanması irdeleniyor, kişilik bütünlüklü olmalıdır sonucu çıkartılıyor.
İnsanın, bir yüzün altında neler saklıyabileceğini anlatan muhteşem bir film.
Bu maskeli durumda gizlenme, de epey bedeli olan bir savunmadır.
Sahte kendilik! Gizlenmeyle yaşamda kalma! Sahte ben! Sahteleşme!
Gerçek "ben"in yitirilmesi sonucu 'yok olma' duygusunun tehlikesine karşı koruma kılıfıdır bu durumlar...
Narsisizm terimi; eski Yunan'daki kendisinin bir su birikintisindeki yansımasına aşık olan kendisine hayran kalan Narcissus adındaki genç bir adamdan esinlenerek psikiyatri literatürüne girmiş ve kendini aşırı beğenip sevme ile eş anlamlı olarak kullanılan bir terimdir. Narsisistlerin çevrelerine verdikleri o güven dolu ve karizmatik duruş ve davranış görüntüsünün altında çok ciddî bir güvensizlik yatmaktadır. Öfkeli ve içini kemiren bir hırsla yaşayan narsisistleri sorguladığınızda; gerçekler altında ezilirler.
Narsisizmi kendine güvenle karıştıranlar yanılıyorlar.*İlişki kurulması ve sürdürülmesinde en fazla zorluk çekilen hatta kendileri hiç çekilemeyen kişilik yapılarından birisi de narsisistik kişiliklilerdir.
Onları toplum içinde lafa "ben" diye başlayan, başkalarını tanımadan kendini tanıtmak uğraşında olan insanlar olarak görürüz. Etiket ve konumlarıyla çok önemli olduklarını yineler ve çıkarları için de bunları ön plana sürerler. Önemli olanın değerli insan olmak olduğunu bilmez narsisist! Kendileriyle ilgili ciddî bir üstünlük duygusuna sahiptirler. Kendi başarılarını abartma eğilimindedirler. Çevrelerindeki herkesin de kendi içlerindeki o müthiş cevherin ve kendilerinin bulunmaz olduklarının farkında olacağını varsayarlar. Kendilerine buna göre yaklaşılmasını beklerler. Hatta beklentilerinin dışında bir davranış ve hareketle karşılaşınca şaşkınlığa uğrarlar. Başardıkları işlerde nedense başkalarının katkısını pek görmeye yanaşmayıp, olayı kendi zaferleri olarak nitelendirirler. Yaşadıkları ve yaşatacakları sevgi bile ideal ve kusursuzdur. İçlerindeki olumsuzlukların, kendilerinin bir parçası olduğunu göremez ve sıradan biri olmanın da keyfini asla keşfedemez ve de kabullenemezler. Nedense "özel ve üstün" olduklarına ve ancak "özel" insanlarla anlaşabileceklerine inanırlar. Hayatta paylaşım yaşadıkları insanları 'en iyi, en bulunmazlardan' seçmeye özen göstererek, aslında kendi önemliliklerini şişirme uğraşları vardır. Buldukları kişilere olmayan nitelikleride abartılı bir biçimde yükleyerek kendilerini bulurlar. Gereğinden fazla yüceltilen bu kişiler aslında sanıldığı gibi değillerdir. Çünkü narsisist, bu kişiyle var olur ancak... Narsisistler; en iyi hekime, en iyi avukata giderler, her şeyin en iyisi onlar içindir. En özel muameleyi onlar görmelidirler. Hak etmişlerdir. Aksi olursa, büyük bir hayal kırıklığı yaşayarak neye uğradığını şaşırıp; karşısındakilere birden aşağılayıcı bir tavır takınırlar. Kendilerini eleştiremezsiniz, onlar kusurlu olamazlar, eleştirdiğinizde; büyük bir tepkiyle karşılaşırsınız, saldırganlaşırlar. Ya da bunu bir kenara yazarak, yeri geldiğinde size beş beteriyle misilleme yapmak üzere bir kenara notlarını alırlar. Kendilerine bir şeyin yakışmadığını söyleyebilmeniz bile mümkün değildir. Hiç düşünmeden cezanızı keser. Her daim beğenilmelidirler. Aşırı alıngan kırılgan olan narsisist, en ufak bir yanlışınızı asla unutmaz, bağışlamaz, aksine kesinlikle bir karşı atak zamanını kollayarak size bedel ödetir. Kurallara uymayıp uyulmasını bekleyen narsisist her yerde ayrıcalıklı davranış beklentileri içerisindedir. Onların yaptığı iş çok önemli, ancak diğerlerinin ki o kadar da önemli değildir. Eşiyle ve çevresiyle olan ilişkileri çıkar üzerine kuruludur. Beslendiği sürece ilişkisini sürdürür. Evlilikleri ayrılmayla sonuçlanır. Başkalarını aşırı kıskanır, haset eder. Ancak kendisinin kıskanıldığını söyler. Savunma düzeneğini devreye sokarak olumsuz duygusuna kılıf biçer. Örneğin: 'Ben onu kıskanmıyorum (yadsıma), o beni kıskanıyor (yansıtma)' diyerek sıyrılır.
Kaygı oluşturan dürtülerin, iç sıkıntıların yadsınarak ya da bastırılarak tersinin benimsenmesidir. Çünkü narsisist gerçek duygularını kendine bile itiraf edememektedir.
Narsisistlerde görülen paradoks vardır.
Bir yandan kendilerini güçlü hissederken ya da böyle bir görüntü verirken; diğer yandan üstünü örtmeye çalıştıkları, değersizleştirdikleri ve sevgi-beğenilme açlığı çektikleri bir durum söz konusudur. Kendilerine herkesin hayran olması için aşırı çaba sarf ederken, kusurlarını kendileri de dahil olmak üzere herkesten gizleme uğraşı içinde olurlar. İşte bu gerçekten uzak durmak ve onun kendi yaşamındaki eziciliği ile yüzleşmek istemeyen narsisist, savunma düzeneklerini devreye sokarak büyüklenmeye geçer ve olumsuzlukları kapamaya uğraşır. Reaksiyon-formasyon (ters tepki kurma) yöntemiyle aşağılık duygusu büyüklük duygusuna dönüştürülür. Örneğin: Eşini kaybetmek istemeyen, sevgi ve korku ile, nefret ettiğini sanır. Aslında nefret sevginin yerine konmuştur. Başka bir anlatımla; nefret değil altında yatan sevgidir. Özellikle çocukluk yıllarında engellemeler, aşağılanmalar, aşırı beklentiler, ve sevgi görmeden büyüyenler, bir savunma olarak narsisistik kişilik geliştirirler. Narsisistler psikiyatrların karşısına oturmak istemezler. Kendileri yaşam boyu bedel öderken, yakınlarına-eşlerine de bedel ödetirler. Evliliklerin sonu yıkımdır.
Narsisizm kavramını ilk kez 1910’da Cinsellik Üzerine Üç Makale’de Freud bir dipnot olarak kullanmış, dört yıl sonra narsisizm üzerinde bir yazı yayınlamıştır. Bir kişilik tipi olarak narsisizmden ise ilk kez 1931’de söz etmiştir.
Narsisistik kişilik bozukluğu ilk kez DSM-3’te sınıflamaya girmiştir. Sınıflamadaki tanı ölçütleri de, psikodinamik literatürün gözden geçirilmesinden çıkan verilere dayandırılmıştır.
Bir kişilik bozukluğu olarak narsisizm değişik düzeylerde görülebilir. Aslında narsisistik ögeler pek çok kişilikte bulunabilir ancak kişilik bozukluğu dediğimiz zaman bu yazıda saydığımız özelliklerin büyük bir kısmının görünmesi gerekir.
Narsisizm, kişinin kendi güç ve bilgisine aşırı değer verme, yeni bilgilere açık olmama, sevilme, övülme ve ödüle aşırı tutku, başkalarının ihtiyaçlarına değer vermeme, empati kuramama gibi özelliklerle tanımlanmıştır.
Narsisistler çocukluklarında genellikle şımartan ve sınırlarını ihlâl eden bir anne ile, despot bir baba tarafından yetiştirilmişlerdir. Çoğu narsisistin çocukluğunda ebeveynleri tarafından koşullu sevildikleri, ebeveynlerinin sevgisini kazanabilmek uğruna onların beklentilerini yerine getirmek için çok çaba gösterdikleri görülür.
Sevgi görmedikleri için neyin sevgi olduğunu bilemezler ve sevgiyi alamazlar. Beğenilme açlıkları vardır.
Yetişkinliklerinde peşinden koştukları hedeflerle aslında erken dönemlerde alamadıkları sevgiyi telafi etmeye çalışırlar.
Pek çoğu; özel ve de yetenekli olduğu vurgusu sık yapılarak yetiştirilir.
Özsaygılarını besleyen şey çevrenin övgüsü, ilgisi ve beğenisidir. Övgü ve ödül, narsisistleri besleyen bir gıda gibidir.
Bu beklentileri karşılanmadığı zaman hayal kırıklığı, öfke ve utanç yaşarlar.
Kendileriyle aşırı ilgili olmaları nedeniyle çevrelerindeki diğer bireylerin ihtiyaçlarını anlayamazlar. İlişki kurdukları bireylerin ihtiyaçlarını, isteklerini dikkate almazlar. Kendi ihtiyaçlarını giderebilmek için çevrelerindeki kişileri istismar ederler.
Narsisistler ilişkilerinde bir tür dokunulmazlık zırhına bürünmüşlerdir. İnsanların zayıf taraflarını çok iyi bulurlar ve bilirler.
Direkt olarak aşağılamazlar, çoğu zaman ustaca manevralarla karşılarındaki kişiyi aşağılayacak yorum ve imalarda bulunurlar.
Kendilerini “özel ve mükemmel” olarak görürler. Bu nedenle de kendilerine herkesten farklı ve özel davranılmasını beklerler. Bu özel ve farklı muameleyi hak ettiklerini düşünürler. Sahip olduğuna inandıkları özel ve üstün yeteneklerin diğer insanlar tarafından kıskanıldığını düşünürler. Her zaman haklı olduklarına inanırlar ve haklarını yeterince alamamaktan şikayet ederler. Ancak özel kişilerce anlaşılabileceklerine inanırlar. Eleştirilmeye tahammül edemezler. Eleştirileri, kendilerine yapılmış bir saygısızlık olarak görürler.
Eleştirildiklerinde kendilerini aşağılanmış hissederler ve öfke duyarlar.
Ün, para, güç, statü, başarı ve güzellik peşinde koşarlar.
Her zaman üstünlüklerini göstermek ve bunu başkalarına kabul ettirmek için uğraşırlar. Kendilerinden güçlü, güzel ve başarılı kişilerle ilişkilerinde sorun yaşarlar. Onlarla sürekli rekabet halindedirler. Çok hırslıdırlar, çok çalışırlar. Kendilerinden ve çevrelerinden beklentileri çok yüksektir. Narsisistler kaybetmeyi sevmezler. İhtiraslı yapıları nedeniyle elde etmek istedikleri şeyler için sürekli mücadele ederler, amaca ulaşmak için her yolu denerler. Kişisel çıkarlarına hizmet etmeyecek bir işi asla yapmazlar. Yardım etmeyi bilmezler, eğer bir çıkarı yoksa narsisistleri yardım işlerinde göremezsiniz.
Narsisistler ahlâk değerlerini kendi çıkarlarına göre değiştirirler. Temel stratejileri, her zaman herkesi geçmek olduğundan kişisel çıkarlarının gereklerine göre davranmaktan kaçınmazlar. Kurallara başkaları uymalıdır, kendileri çiğnemekte herhangi bir sakınca görmezler. Narsisistler için ise en iyi düşünce, bir tek kendilerine ait olandır.
Gergin, öfkeli, kırıcı, küstah ve ukala yapıları nedeniyle çok zor insanlardır.
Narsisistler sınırlı bir duygu repertuvarına sahiptirler. Başkalarını yalnızca kendilerine hayranlık duymalarını sağlayan kişiler olarak gördüklerinden, onları bağımsız, kendi yaşamlarını yaşayan kişiler olarak kabul edemezler. Bu nedenle insanlarla ilişkilerinde üzüntü, hüzün ve ilgi yoktur. Narsisistler, başkalarıyla konuşmaz, sadece onlara konuşurlar.
Çevrelerinde olup biten tüm insancıl alışverişlere duygularını kapatırlar. Başkalarından aldıkları övgü ve kendi büyüklük fantezileri dışında hayattan zevk alamazlar, kendilerine güvenlerini besleyecek dış kaynak, beklentilerine yanıt bulamadıklarında ise depresyona girerler.
Korku ve utangaçlık duyguları nedeniyle kendi içlerine gömülü kalmak istemezler.
Narsisistler yakından incelendiğinde yüzeydeki görkemli görünümlerine karşılık, içlerinde aşağılık ve boşluk duygularının varlığı ile yaşarlar.
Genel anlamda kendi kendilerine yetiyormuş gibi görünseler de gerçekte özgüveni düşük, yetersiz ve aşırı bağımlı kişilerdir.
Boşluk ve acı yaşadıkları durumlarda dürtüsel davranışlara kolayca başvururlar. Narsisistler, psikoterapinin zayıf, güçsüz kişiler için gerektiğine inandıkları için terapiye sıcak bakmazlar. Güçlü terapist görmek isterler. Beğenemezler. Terapi sürecinde ciddî direnç gösterir ve kendilerini açmak istemezler. Terapistin verdiği ev ödevlerini yapmak istemezler çünkü ev ödevi yaparken yaşayacakları duygularla yüzleşmek istemezler.
Nesrin Savaş Kantarcı

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 388
favori
like
share
fLy Tarih: 28.03.2008 19:39
paylaşım için sağolun
by_KaRizMa Tarih: 28.03.2008 19:17
emegine salik paylaimin icin saol
*_Mucahit_* Tarih: 28.03.2008 10:20
teşekkürler
trefoil Tarih: 23.03.2008 23:14
olabilir
SU-PERISI Tarih: 20.03.2008 11:26
Ellerini saglık.paylaşımın için saol.