:6::6::6:
Narsisizm II
Herkes onlara, onlar kendilerine hayrandır. 'Tanrım ne kadar mükemmelim![/swf2][swf3]Ayna ayna söyle bana, dünyada kim en güzel?' diyerek bulunmaz olduklarına inanırlar.
Ünlü devlet adamı, prof. ya da ev kadını olmaları önemli değil.
Onlar, herkesin kendilerine hayran olduğuna inandırmıştır kendini. Daha farklı bir inanca da tahammül edemezler.
Kıskanç kişilik yapısına sahip binlerce insan, beraberinde getirdiği sorunlarla baş etmeye çabalar.
Temel sorunları kıskanç olmalarıdır. Başta kıskançlığı yaşıyorlar, sonra beraberinde gelen sorunları.
Kendilerini yetersiz hissetmeseler, sorun belki de büyümeyecek; ama kıskanç insanların çoğu kendilerini gerçekte pek sevmiyorlar ve negatif bir duygu olan kıskançlık gerçek bir nedene bağlı olmaksızın yaşanıyor.
Neden gerçek olmayınca, getirtiği sorunları da kucaklamak mümkün olmuyor ve kıskançlığın patolojisi yaşanmaya başlanıyor.
Adları: Othello Sendromu, erotomania, narsisizm olsa da, sonuç değişmiyor. Patolojik kıskançlıkta ki hasta kendisini yiyip tüketiyor. Yıkıma uğruyor. Ve hemen ardından, hiç zaman kaybetmeden yeniden yapılanmaya geçiyor. Kırılan oyuncağın yerine derhal yenisini koyuyor.
Temel olarak kıskançlık durumunda karşımıza karmaşık tablolar çıkıyor. Bu insanların gerçek yaşamda ne kadar başarılı oldukları da fark etmiyor. Ünlü bir prof., devlet adamı olmaları onların narsisist ya da erotomanik olmalarını engellemiyor.
Kıskançlık adı altında irdelenebilecek problemlerden biri de narsisizm. 'Narsisizm bir insanın kendi bedensel ve ruhsal yapısına hayran olması, kendini her haliyle beğenmesi, bunun dışındaki kişilerle, nesnelerle>ötekilerle ve diğer çevreyle sağlıklı bir bağ kuramaması durumudur' diyor psikiyatristler. Gerçekte bu duygu, insanın yaşamının bir döneminde tabii ki olmalı; ama 3-4 yaşındayken olmalı. Çocuk, henüz 3-4 yaşındayken, kendini tanıması, kendi benliğini, ruhsal yapısını fark etmesi için ilgi ve sevgisi kendi bedeni üzerinde olmalı. Fakat çocuk oyun yaşına gelince, kendi dışındaki çocuklarla, kişi ve nesnelerle, çevreyle ilgi kurması, onlarla birlikte yaşamaya alışması lazım"diye de ekliyorlar hekimler. Empati yoksunu bu ukalalar, karşısındakilere; kendilerinin kötü-olumsuz davranış ve düşüncelerini yadsıyor ve yansıtıyorlar. Örneğin; ' ben karşı cinse bakmıyorum (yadsıma), eşim karşı cinsine bakıyor (yansıtma)' diyor. Ve 'beni çekemiyorlar'diyebilerekte kendi kusurlarının üzerine bir örtü çekiyorlar. Zalim annenin resmî duruşlu despot babanın sevgisiz büyütülen çocuğu da sevgiyi öğrenmediği için karşısındakilere veremiyor. Kendisini bile sevemiyor. Aşırı narsisizm sonucunda; yani kişi narsisistlikte ölçüyü kaçırınca; kişi çok önemli ve ciddî akıl hastalığı ile karşılaşabiliyor. Örneğin: "Paranoya"da narsisizm etkiler görülüyor. Başka bir anlatımla; narsisistlik ileri boyutlara ulaştığında Paranoya ortaya çıkıyor. Bu çok ciddî hastalığın yoğunlaşarak paranoyaya sıçraması ile kişi hem paranoyak hem de narsisist olarak çıkmaza giriyor. İç içe geçmiş bu karmaşık yapıyı da ancak uzman bir psikiyatrist ayırıcı tanı koyarak ölçümleyebiliyor.
*Narsisistler tepenizde tokmak dövenlerdir. Kendilerinden ancak kaçarak-uzaklaşarak kurtulmak mümkündür.

Sam Vaknin'in narsisistik eşi makalesi....

Narsisistik kişilik bozukluğunun en ayrılmaz parçası istismardır. Narsisist, birini yüceltir, sonra da yücelttiği kişiyi acımasızca bir kenara atıverir. Bu olgu, patolojik narsisizmin özüdür. Narsisistik kişi, sömürerek, hakaret ederek, aşağılayarak, karşısındaki insanı yok farz ederek, çevresini kontrol eder. İstismarın türleri saymakla bitmez. Birini çok fazla sevmesi bile istismarı içerir. Çünkü onun için sevgi, o insana, kendisinin bir uzantısı, kendisine zevk vermekle yükümlü biri olarak davranması anlamına gelir. Aşırı koruyuculuk, mahremiyete karşı saygılı olmamak, karşısındakini acıtırcasına dürüst olmak ya da ikide bir düşüncesizce davranmak istismardır. Karşısından çok fazla şey beklemek ya da onu kale almamak da öyledir. Fiziksel, sözel, psikolojik ve cinsel istismarın her çeşidi söz konusu olabilir. Narsistik kişilik bozukluğu özellikleri gösteren kişi, istismarı, açıkça ya da örtülü bir biçimde gerçekleştirir. Örtülü istismar etrafını kontrolü altına tutmaya yöneliktir.
Narsisizmin temelinin tümü kontrolle ilgilidir. Kontrol, hayatın getirdikleri karşısında (genellikle çocukluk dönemlerinde) yaşanmış olan çaresizliğe karşı ilkel ve olgunlaşmamış bir tepkidir. Kimliğini yeniden kanıtlamayı, kestirilebilirliği yeniden sağlamayı, fiziksel ve insan çevresine hakim olmayı içerir. Narsisistik büyük bir bölümünün kökeninde, uzak bir olasılıkta olsa kontrolü kaybetmeye karşı paniğe kapılma eğilimi bulunur. Narsisistler hipokondriktir, hem dış görünüm, hem de organlarının işleyişi açısından bedenleri üzerindeki kontrollerini kaybetmekten korkarlar. İnsanları fark ettirmeden izleme ve teması koruma amacıyla onları rahatsız edebilecek davranışlarda bulunmak narsisistik kontrolün bir başka şeklidir.
Narsisist tüm evreni zihninde taşır, ona göre kendinden başka hiçbir şey yoktur. Kendisi için anlamlı olan insanlar onun uzantılarıdır, onları kendi benliklerini özümsemiş olduğu için bu insanlar dış varolan kişiler değil, iç dünyasına mal edilmiş nesnelerdir. Dolayısıyla, onların üzerindeki kontrolünü kaybetmek, kolunu, bacağını, hatta beynini kaybetmekle eşdeğer bir dehşet yaşamasına neden olur. Bağımsız davranan ya da laf dinlemeyen insanlar, narsisist kişinin görüşünü ve dünyanın merkezi olduğu inancını fena halde sarsar. Kontrolü kaybetmek, çevresindekileri, dolayısıyla aklını kaybetmek gibi yaşanan bir kabusa dönüşür. Narsisist, etrafını manipüle ederek ya da zorlayarak narsisistik desteği ni sağlar. Narsisistik desteğini sağlayan kaynaklar üzerindeki kontrolünü sürdürmek, onun için bir ölüm kalım meselesidir, devamını sağlamak için bir madde bağımlısı gibi her yola başvurabilir.
Narsisistin ne yapacağı kestirilemez, davranışları tutarsız, kaprisli ve mantık dışı olabilir. Bu da çevresindeki insanların zihin düzenin bozulmasına neden olur. Dolayısıyla onlarda bir sonraki öfkesine, yok farzetmesine ya da gülümsemesine göre yaşar hale gelirler. Narsisist, kendisinin çevresindekiler için tek güvenilir kaynak olarak kabul edildiğinden emin olana kadar uğraşır. Kendisini onların hayatının temel direği haline getirirken, onların hayat dengesini altüst eder. Narsisist, çocukluk döneminde istismar ve travmaya maruz kalmış olması sonucu sürekli teyakkuzdadır. Yetişmesinde etkili olan insanların taleplerine göre hareket etmiş olması nedeniyle gerçek benliğini yadsıyıp, beklentiler doğrultusunda farklı bir benlik geliştirmeye şartlanmıştır. Kendi olmayan bir benliği oluşturma durumunda kalmış olduğu için sürekli yeni benlikler oluşturmada hiçbir sakınca görmez. Aynı nedenle, çeşitli kalıplara girebilir, usta bir taklitçi gibi. Hiçbir zaman bir bütün olamaz, aynı zamanda da tüm bütünlerin karışımıdır. Narsisisti belki de en iyi tanımlayan Heidegger in şu ifadesi: Varlık ve Hiçlik. :6::6::6:
Narsisistin vaadleri kendisi tarafından kolayca yok farz edebilir. Yaptığı planlar kısa sürelidir, kolay vazgeçer. Duygusal bağlantıları sığdır. Hayatlarında genellikle tek bir tutunma alanı vardır; eş, aile, meslek, dini inanç ya da bir idol ki onlarla olan bağı da fırtınalarla sürdürülür. Narsisist için hergün yeni bir başlangıçtır, yeni bir yüceltme ve değersizleştirme döngüsü, yeniden oluşturulan bir benlik. Kendisine yapılan iyilikler onda iz bırakmaz, çünkü geçmişi ve geleceği yoktur, yalnızca zamansız bir şimdi.
Sam Vaknin, Narsisist in Eşi (Partneri) adlı makalesinde, ancak kendisini ve gerçekliği kavrayışında ciddî bozulmalar olan insanların narsisist bir insanla hayatlarını paylaşabileceğini anlatır. İnsanlar, başlangıçta en iyi yüzünü sergileyen narsisistin çekiciliğine kapılabilirler, ama çoğu bir süre sonra kendini geri çekme gereği duyar. Yalnızca, narsisist kişinin küçümseyici ve aşağılayıcı tavırları kabul edebilen ve buna rağmen ya da bundan ötürü ona olan hayranlığı giderek artan kişiler böyle bir ilişki içinde kalabilirler, tabii bir beraberlik ilişki olarak kabul edilirse. Çünkü beraberlik, ancak, partner konumundaki kişinin kendisini ortadan silmesi ve umutlarından, beklentilerinden, hayallerinden, cinsel ve ruhsal ihtiyaçlarından vazgeçmesiyle sürdürülür. Vaknin in deyimiyle Bu ikili birlikte, ölümcül bir dansı sürdürürler. Bu öyle bir danstır ki her iki taraf da birbirini şekillendirir. Birinin itaati diğerinin üstünlüğü ya da birinin mazoşizmi diğerinin sadizmini besler, beraberliğin giderek tırmanan enerjisi şiddete kadar varabilen saldırganlığa ulaşarak Narsisist, kendine hayran, itaatkar, her an ihtiyacını karşılamaya amade bir partner olmadan kendisini tamamlamış hissedemez Çünkü tüm evreni kendi zihninde taşır. Dünyasındaki insanları da kendi benliğine özümsediğinden, onalar içindeki birtakım nesnelerden ibarettir, dış dünyadaki varlıklar değil
Yukarıda anlattıklarım patolojik narsisizmi tanımlamayı amaçlamıştı. Buna karşılık,narsisistik özellikler çeşitle derecelerde çoğu insanda görülür ve günümüz dünyasının şartlarından ötürü giderek yaygınlaşmakta. Bazı insanlarda ise kişilik organizasyonu narsisistik bir yapı çerçevesinde organize olur ve narsisistik özellikler böyle insanların çoğu davranışında açık ya da maskelenmiş bir biçimde varlığını sürdürür. Patolojik narsisizmden farklı olarak bu insanların çoğu sürekli beğenilme ve fark edilme ihtiyacındadır, bazıları ise tan karşıtı olarak utangaçtırlar.
Narsisistik kişilik organizasyonu yaşayan insanlar genellikle pırıltılıdır, yaratıcı yanları güçlü olabilir, özellikle sanatla ilgili alanlarda; topluma renk katarlar. Yaldızın ardındaki yalnızlık ve depresyon ilk değerlendirmede fark edilemeyebilir. Bir radyo programında bana yöneltilen Gördüğünüz anda sizi en çok etkileyen kişi kim oldu? sorusuna tereddütsüz karşılık verdim: Marylin Monroe. Kendisinin baş rollerde oynadığı bir film galasında, bizler salona girmeden önce fuayede beklerken birden bir itiş kakış olmuş ve ben kendimi, kargaşaya neden olduğu anlaşılan ilaheyle kısa bir süre karşı karşıya bulmuştum. Çok güzel bir kadındı, ama bende asıl iz bırakan yaydığı ışık oldu. O ışığın kaynağını anlayabilmem için, yıllar içinde daha küçük ölçekte benzer imgelerle karşılaşmam gerekecekti: Varolamamanın pırıltısı. İnsan bir yerde varolamadığında bir başka yerde abartılı bir biçimde belirebilen bir varlık.
HAYAT/Engin Geçtan

Narsisist kişi görünürde diğer insanlarla ilişki halindedir, ama bu gerçek bir ilişkiden farklıdır. Gerçek anlamda ilişki, sorumluluğu içerir. Başka bir deyişle, bir diğer insanın gerçeklerini anlamaya çalışmayı ve bu doğrultuda davranmayı gerektirir. Üstelik bununla da sınırlanmaz ve ilişkiye bir şeyler katmayı ve ilişki sürecini geliştirmeyi de içerir. Buna karşılık narsisist kişi, diğer insanları ancak kendi ihtiyaçları için arar. Verse de, karşılığında bir şeyler almak için verir. Bazılarında durum öylesine açıktır ki, onları kolayca bencil ya da alıcı olarak nitelendiririz. Ancak çoğu kez bu davranışlar öyle ustalıkla maskelenmiştir ki, diğer insanlar tarafından fark edilmesi uzun bir süreyi gerektirebilir.
Özellikle sevgi açlığı içinde olan kişiler bu insanların sistemine kolayca kapılır ve sömürülürler. Çoğu narsisist insan, davranışlarının bilincinde değildir. İçin için bir suçluluk yaşarsa da bunun insanlara bir şeyler verememesinden kaynaklandığını göremez. Kimi ise durumu biraz fark eder gibi olsa da görmezden gelme eğilimindedir ve bu tür davranışlarını sürdürür. Çünkü başka bir tür ilişki kurmayı öğrenememiştir, dolayısıyla seçeneği de yoktur.
Bu insanlar hepimizin çevresinde bulunur ve zaman zaman bizde kızgınlık yaratırlar. Yalnızca işi düştüğünde ya da dert anlatmak için bizi arayanlar, karşılaştığımızda bizim o andaki koşullarımız ne olursa olsun sürekli kendilerinden ve sorunlarından söz edenler oldukça sık yaşadığımız örneklerdir. Böyle insanlar gerçekten bizi görmek istedikleri için değil, o anda yalnız kalmak istemedikleri için bizi ararlar. İlişkileri sürdürme çabalarının gerisinde de günün birinde gerekli olabileceğimiz düşüncesi bulunur. Bize ilgi gösterirler, ama bu bizi anlamaya çalışmaktan uzak, yatırım amacı içeren bir tutumdur. Kısa bir sürü sonra mutlaka karşılığında bir şeyler istenir, veremediğimizde de kendi verdiklerini hatırlatarak bizi suçlamaya çalışabilirler. Vaktiyle gösterdikleri ilginin aslında bize gerçekten bir şey vermekten çok, kendi yalnızlıklarından kaynaklandığını ve karşılık beklentisiyle verildiği için, vermek olmadığını göremezler.
Böyle insanlar ilişki durumunda oldukları kişilerin kendilerinden ayrı ve kendilerine özgü dünyaları olan varlıklar olduklarını kavrayamadıklarından, bu insanların davranışlarını değerlendirirken aslında kendi gerçeklerini yansıtırlar. Örneğin, aslında başkalarını kıskanan, ama bunun bilincinde olmayan narsisist kişi, onlar kendisini kıskanıyormuşçasına ipuçları bulabilir. Bir insana sevgi duyguları geliştirirse, aslında o kişide kendisine ait özellikleri sever ya da onun kişiliğinde kendisini yaşayarak, kendisine verilmiş olmasını istediği sevgiyi ona vermeye çalışır. Dolayısıyla bir başka insanın kişiliğinde aslında kendisini sever. Narsisist insan, aslında kendi anne ya da babasının narsisizminin ürünüdür. Bir başka deyişle, vaktiyle anne ya da babası onu kendi uzantısı olarak algılamış olduğu için kendiside diğer insanları öyle algılar. Bu nedenle kendi boşluğunu bir diğer insanla gidermeye çalışır ve bunun sevgi olduğuna inanır. Birlikte olduğu insanı vaktiyle anne ya da babasının kendisini sevdiği biçimde sever ki bu, o insanı bir kilit altına kapalı tutmak istercesine yaşanır. Dolayısıyla, narsisist eğilimleri olan insanlar daima birbirlerini bulurlar. Çünkü özerk ve bireyleşmiş bir insan bu tür bir ilişkiyi zaten sürdüremez.
Seçilen sözcükten de anlaşılabileceği gibi, narsisist insan kendisiyle bir tür sevgi ilişkisi içerisindedir. Çünkü yalnızdır. İnsanlarla birlikte olduğunda da yalnızdır, ama onlarla ilişki halinde olduğu sanısındadır. Gerçek anlamda ilişki, zaman zaman ortaya çıkabilecek sorunların işbirliği ile çözümlenebileceğini öğrenmiş olmayı ister. Narsisist insanlar işbirliği öğrenememiş kişilerdir. Çünkü yalnızca kendi görüşlerinin doğruluğuna inanırlar ve diğer insanların duygu ve düşüncelerini anlamak için çaba göstermezler.
Narsisist kişi, bir yandan için için aşağılık duyguları yaşarken, bir yandan da kendisine hayranmışçasına davranır. Açık ya da üstü kapalı biçimde kendisini över, bu övgünün başkalarından da gelmesini bekler ve hatta anları buna zorlayıcı davranışlarda bulunur. Kendisini eleştirmeye kalkışan insanları kötü niyetli ve düşman olarak algılar. Eleştirilerin içeriğini geçersiz kılacak gerekçeler bularak yine kendi doğruluğuna inanır. Diğer insanlara sürekli kusur bulur ve onları küçümser. Aslında küçümsediği kendi gerçek benliğidir. Buna karşılık, olduğunu sandığı ve olmak istediği imaj ı gerçekleştirdiklerini sandığı kişilere karşı hayranlık geliştirir. Çünkü kendisini onlarda bulduğu görkemle özdeşleştirir ve gerçek kendisinden gerekse yücelttiği bu insanlardan abartılmış bir biçimde söz eder. Ne var ki, yeterince veri olmaksızın hayranlık geliştirdiği kişilerin kendileri de genellikle narsisist nitelikler taşıyan insanlardır.
Narsisist kişi yaptığı her işin, söylediği her sözün üstün nitelikte olduğuna inanır. Bu onun noksanlarını görebilmesini, yaptığı yanlışlardan ders alabilmesini, dolayısıyla kendisini geliştirebilmesini engeller. Kimi narsisist, yarattığı yalancı görkemini kabul eden bir hayran grubu edinebilirse de çoğu bunu başaramaz ve çevresi tarafından dışlanır ya da alaya alınır.
Narsisist kişilerle iletişim kurabilmek oldukça güçtür. Çoğu o anda aklında ne varsa onu konuşur ki bu da genellikle kendisine, duygularına, düşüncelerine ve yaptıklarına ilişkindir. Söylediklerinin karşı tarafa nasıl bir etki yarattığına aldırmadığından ve onların anlattıklarını anlamaya çalışmayarak salt kendi bakış açısından değerlendirdiğinden, böyle bir insanla gerçek bir diyalog kurulamaz. Narsisist kişi, ancak karşısındaki insanda kendisine ilişkin bir yaşantının yansımasını gördüğünde onunla ilgilenir. Bunun dışındaki konuları çoğu kez algılamaz bile. Narsisist insanlar birbirleriyle ilişki kurma eğilimindedirler. Ancak beraberliklerindeki iletişim karşılıklı monologlar biçimindedir. Her biri ne dediğini diğerinin anlamış olduğunu farzederek kendi monoloğunu söyler ve gerçek bir iletişimin kurulmamış olduğu da fark edilmez.
Narsisist insan, çalışma yaşamındaki yardımcılarını. Eşini ve çocuklarını da kendi varlığının bir uzantısı gibi görür. Dolayısıyla bu insanlar onun ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdürler. Böyle bir insan birlikte çalıştığı insanları kişisel sorunlarıyla sürekli işgal eder. Onların kendilerine ilgi göstermesini ve isteklerinin karşılıksız yerine getirilmesini bekler. Beklentileri, çalışma yaşamının gereklerinin oldukça ötesinde ve kişiseldir. Narsisist insan, evliliğinde ya da diğer karşı cins ilişkilerinde mutsuzdur, birlikte olduğu kişiyi de mutsuz eder. Narsisist kişiler, dünyalarını gösteriş üzerine kurma eğiliminde olan yalnız insanlar olduğundan eşlerini de ulaşmak istedikleri görkemin aracı olarak algılayabilirler. Narsisist kadın, kocasını genç kızlık düşlerini gerçekleştirmekle yükümlü bir insan olarak gösterebilir. Erkek ise karısını yalnızlığından kaynaklanan gerilimi boşaltabileceği bir cinsel nesne gibi görebilir ve cinsel ilişki sırasında onun gerçeklerini düşünmeksizin yalnızca kendi ihtiyacını karşılamaya çalışabilir. Dolayısıyla böyle bir beraberlik, mastürbasyondan pek farklı olamayan, paylaşma duygusunu içermeyen, bir ben ve ben ilişkisi türü olur. Bebeğin, ona doyum sağlayan anne memesini kendi bedeninin bir parçası olarak algılaması benzeri, kadın cinsel organları da erkeğin kendi bedeninin bir uzantısıymışçasına yaşanır.
Bu tür evliliklerde ikili monolog türünde bir iletişim vardır. Eşlerden her biri diğerinin kendisini anladığını farzederek davranır ve bazen bir evlilik, eşler birbirlerini gerçek anlamda tanıyamadan bir ömür boyu sürer. Bu evliliklerde eşler birbirlerini kendi varlığının uzantısı gibi gördüğünden kıskançlık duyguları da oldukça yoğun ve sık yaşanır, ya da eşler evlilikleri içinde yaşadıkları yalnızlığa evlilik dışında çözüm aramaya çalışarak durumun daha da karmaşıklaşmasına neden olurlar.
Ana-babanın çocukları kendi narsisist eğilimlerine doyum sağlayacak uzantılar olarak algılamaları ise çocukların gelişimini ciddi bir biçimde aksatır. Kimi anne, çocuğunu kendi yalnızlığını giderecek bir araç olarak algıladığından, büyümesini ve gelişmesini elinde olmadan engeller ve kendisine bağımlı kılar. Kimi baba ise çocuğunu ulaşmak istediği görkemi gerçekleştirebilecek bir araç olarak görür ve çocuğun yeteneklerinin ötesinde beklentileriyle onun doğal gelişimini engeller. Biçimi ne olursa olsun sonuç daima aynıdır. Ana-banın narsisist kişiliklerini çocuklarına yansıtmaları, çocuğun özerk bir varlık olmayı öğrenememesi ve dolayısıyla narsisist eğilimli bir yetişkin olmasıyla sonuçlanır. Böyle bir yetişkinin en belirgin özelliklerinden biri, kendi benlik sınırlarını gereğince çizememiş olası sonucu, özellikle karşı cinsle ilişkilerinde ortakyaşam beraberliği kurma eğilimidir.
İnsan Olmak/ Engin Geçtan


Nesrin Savaş Kantarcı:1::1::1:

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 423
favori
like
share
SU-PERISI Tarih: 20.03.2008 11:24
paylaşımın için teşekkürler.