KÜTÜPHANELER HAFTASI
(Mart ayının son pazartesi başlayan hafta)
Kitapların olmadığı bir dünya düşünülemez. Eğitimin, bilimin, sanatın temeli kitaba dayanır. İnsanlar için bu kadar değerli olan kitaplar kütüphanelerde korunur ve araştırmacıların, öğrencilerin, tüm insanların hizmetine sunulur.Kuşkusuz çoğu kişinin kendi evinde kitaplığı vardır ama buradan sadece kendisi ve yakınları, tanıdıkları yararlanabilir. Oysa kütüphanelerden çok geniş kitlelerin yararlanma olanağı vardır. Üstelik böyle bir özel kitaplığa sahip olan kimsenin de kütüphanelere gereksinimi vardır. Çünkü özel bir kitaplık asla kütüphanelerin zenginliğine erişemez.

Günümüzde uygarlık çok gelişmiştir. Radyo, televizyon, bilgisayar, internet gibi iletişim ve bilgilenme araçları çok gelişmiştir. Ne kadar gelişse, yaygınlaşsa da bunların hiçbirisi kitabın yerini tutamaz. Zaten dünyanın en gelişmiş ülkelerinde kitaba, kütüphaneye olan ilginin azalmaması, hatta artması bunun kanıtıdır.
Bu gerçeğin bilincindeki Türk Kütüphaneciler Derneği’nin girişimleriyle 1964′ten bu yana Mart ayının son pazartesi başlayan haftası “Kütüphaneler Haftası “olarak değerlendirilmektedir. Hafta boyunca okullarda, görsel ve yazılı basında kütüphanelerin önemi anlatılır. Bu konuya halkın dikkati çekilir. Kütüphaneler hakkında bilgi verilir.Haftanın amacı öğrencilerde okuma alışkanlığını ve zevkini geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, öğrencilerin kitaplardan daha çok yararlanmalarını sağlamaktır.

KÜTÜPHANELER, TARİHÇESİ VE GELİŞİMİ

Okur ve araştırmacılar tarafından kullanılmak üzere oluşturulmuş kitap koleksiyonu barındıran mekan ya da yapıdır. Bugün kütüphanelerde kitapların yanı sıra süreli yayın, film, diya, ses kaydı, teyp bandı vb. gibi düşünce ve sanat ürünlerine de yer verilmektedir. Kütüphanelerin kökeni, kayıt tutma uygulamasına dayanır. Daha İ.Ö. 3. bin yilda, Babil kenti Nippur’da kil tabletlerdeki kayıtların bir tapınakta saklandığı bilinmektedir. İ.Ö. 7. Yüzyılda Asurlardan yaklaşık 20 bin tablet kalmıştır. İlk kütüphaneler, Eski Yunan’da İ.Ö. 4. Yüzyılda tapınaklarda ve felsefe okullarında oluşturulan kitap depolarıydı. Aristoteles’in kütüphanesi, İskenderiye Kütüphanesi, Pergamon (Bergama) Kütüphanesi, Roma’daki Bibliotheca Ulpia “l.Constantinus’un İstanbul’da 4. Yüzyılda kurduğu İmparatorluk Kütüphanesi, ilk çağların en önemli kütüphaneleriydi.
Rönesansla birlikte başlayan bazı toplumsal değişmeler, kütüphanelerin büyüklük ve işlevini önemli ölçüde etkiledi. Bu arada din savaşları, siyaset, hatta düşünce alanındaki devrimler kütüphanelerin gelişmesini engelledi.17. ve 18. yüzyıllarda gelişen büyük özel koleksiyonlar Fransa’daki Ulusal Kitaplık ve İngiltere’deki British Museum Kütüphaneleri gibi çağdaş ulusal kütüphanelerin temelini oluşturdu. 1800′de Washington, D.C.’de Kongre Kitaplığı açıldı. 1602′de Oxford’da, 1683′te de Harvvard’da üniversite kütüphaneleri kuruldu.18. Yüzyılın sonlarında ise üyelerine kitap ödünç veren ve başvuru hizmetleri sağlayan kütüphaneler yaygınlaştı. 20. Yüzyılda çeşitli bilim dalları, mühendislik, tıp, işletme, hukuk gibi alanlardaki gelişmelerin yakından izlenebilmesi amacıyla, özellikle süreli yayınların derlendiği çok sayıda uzmanlık kütüphaneleri kuruldu. Çoğunlukla sanayi ya da meslek kuruluşlarının mali desteği ile çalışan bu kütüphaneler, kitap ve dergi koleksiyonlarının yanı sıra, okurlara başvuru kaynakları ile kaynakçalara ulaşma olanağı sağlayarak bilgi verme hizmetini de yerine getirdiler.

TÜRKLERDE KÜTÜPHANE

Türklerde ilk kez Orta Asya’da Uygurların bir kütüphane oluşturduğu bilinmektedir. Karahoça ve Turfan kazılarında da 30 bin kadar yazma ortaya çıkarılmıştır. Türklerin İslam dinini kabul ettikten sonra kurdukları ilk devlet olan Gaznelilerde Gazneli Mahmut’un büyük saray kütüphanesi ünlüydü.
Büyük Selçuklular döneminde başkent Merv’de cami içinde yer alan Aziziye ve Kemaliye kütüphaneleri, Medrese-i Amidiye içindeki Medrese ve Hatuniye kütüphaneleri gibi 10 tane kütüphane kuruldu.
Nizamülmülk’ün Bağdat ve Nişapur’da açtığı Nizamiye medreselerinin kütüphanelerindeki değerli yazma koleksiyonlar günümüze kadar korundu. Anadolu Selçuklularında kütüphaneler daha çok Konya’da toplanmıştı. Altun Abanın İplikçi Medresesi’nde kurduğu iki kütüphanenin işleyiş düzenini 1201 tarihli vakfiyesinde anlatmıştı. Birçok İslam bilgininin yararlandığı Sadreddin Konevi Kütüphanesi’ nden de 61 tane yazma günümüze ulaştı.
Osmanlılarda genellikle bir medrese bünyesinde yer alan kütüphanelerin ilki Osman Bey döneminde İznik’te, ikincisi Lala Şahin Paşa tarafından Bursa’da kuruldu. İstanbul’un alınışından sonra kentteki ilk medrese Ayasofya yakınlarında açıldı. Bu medresenin kütüphanesi de 1464′te kuruldu. Bunu Zeyrek Camisi’ndeki, Eyüp Sultan ve Fatih külliyelerindeki medrese ve kütüphaneler izledi. Eyüpsultan Camisi’ndeki kütüphane halka açık ilk vakıf kütüphanesiydi. İstanbul’dan başka Amasya’da, Edirne’de, Bursa’da, Taşköprü’de, Yozgat’ta, Manisa’da ve Trabzon’da medrese kütüphaneleri kuruldu.
Osmanlılarda ikinci bir kütüphane türü cami kütüphaneleriydi. Yazma kitaplar caminin bir köşesindeki birkaç dolapta ya da ayrı bir odada korunurdu. Daha çok hadis, akaid, fıkıh konularındaki yapıtlardan ve Kuran’lardan oluşan bu koleksiyonlar herkesin yararlanmasına açık bulundurulurdu.
Osmanlı döneminde tekke kütüphaneleri de yaygındı. Bunlarda daha çok tasavvufa ilişkin dinsel yapıtlar bulunurdu.
1. Mehmed (Çelebi) döneminde başlayan saray kütüphanesi kurma geleneği 2. Mehmed’in (Fatih) hükümdarlığında da sürdü. Ünlü bilgin Molla Lütfi, 2. Mehmed’in özel kütüphanecisi oimuştu. Sarayın kütüphanesi 3. Ahmed ve 2. Abdülhamid dönemlerinde çok zenginleşti.
Osmanlılarda ulemanın ileri gelenleri de pek çok vakıf kütüphanesi kurmuştu. Bunların en küçük ayrıntıları bile düşünülerek hazırlanmış iç yönetmelikleri vardır. Vakıf kütüphanelerinin ilki 1661′de Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın kurduğu Köprülü Kütüphanesi’ydi.
1869′da çıkarılan Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’yle kütüphanelerin denetimi Maarif Nezareti’ne verildi. Böylece kütüphaneler ilk kez devletin eğitim politikası içinde ele alınmış oluyordu.1882′de ilk büyük devlet kütüphanesi olan Kütüphane-i Umum-i Osmani açıldı.
1912′de İzmir ve Kayseri’de, 1917′de Eskişehir ve Konya’da, 1918′de Diyarbakır’da, 1920′de Bursa’da Milli Kütüphane adıyla yeni kütüphaneler kuruldu.
1934′te çıkarılan 2527 sayılı yasa Türkiye’de basılan her yapıttan beş nüshanın Ankara İl Halk Kütüphanesi’nde ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde toplanması hükmünü getirdi. 1976′da çıkarılan bir yasayla TBMM Kütüphanesi de bu kütüphaneler arasına katıldı.
Adnan Ötüken’in girişimiyle 16 Ağustos 1948′de Ankara’da Milli Kütüphane açıldı.
Devletin özel olarak kurduğu kütüphane sayısı 1987′de 72′ye ulaşmıştır. Günümüzde etkinlik gösteren toplam kütüphane sayısı 812′dir. Bunlardaki toplam kitap sayısı ise yaklaşık 6,5 milyondur. Çeşitli illerdeki halk ve çocuk kütüphaneleri, Kültür Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğünün yönetimindedir.
Türkiye’deki kütüphanelerin önemli bir bölümünü oluşturan üniversite kütüphaneleri ise oldukça plansız bir örgütlenme ve gelişme göstermiştir. En önemli üniversite merkez kütüphaneleri İstanbul Teknik Üniversitesi, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, Boğaziçi Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi’ninkilerdir.
Türkiye’de hızlı gelişme gösteren başka bir kütüphane türü de banka, fabrika, şirket, yayın ve meslek kuruluşlarının özel araştırma kütüphaneleridir.

BAŞLICA KÜTÜPHANE TÜRLERİ

1) Milli Kütüphaneler:
Bu kütüphaneler, yerli yayınların tümünü, yurt dışında ülke üzerine yazılmış yayınların elden geldiğince toplandığı kütüphanelerdir.
a) Ankara Milli Kütüphanesi 1948 yılında kurulmuştur. 1934 yılında çıkarılmış olan “Derleme Kanunu” ile toplanmış bütün dokümanlar. Milli Kütüphane’ye devredilmiştir. Bugün yüz binlerce ciltlik kitaplar, ayrıca el yazması kitaplar, haritalar, atlaslar, notalar, tablolar, afişler, filmler, bu kütüphanede toplanmıştır.
b) izmir Milli Kütüphanesi; 1912 yılında kurulmuş, yeni binasında hizmet veriyor.
c) Beyazıt Devlet Kütüphanesi; 1882 de dönemin Milli Eğitim Bakanlığı eliyle kurulan bir kütüphanedir. Çok değerli kitaplara sahiptir.
d) Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphanesi; daha çok Büyük Millet Meclisi üyelerinin yararlandığı bir kütüphanedir. Osmanlı dönemindeki basılı dokümanlar bu kütüphaneye aktarılmıştır.

2) Üniversite Kütüphaneleri:

Ülkemizde en eski üniversite kütüphanelerinden birisi, 1934′te yasal statüye kavuşturulmuş olan istanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’dir. Bundan başka eski ve zengin kitaplığa sahip Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi gelmektedir. Bu gün sayısı yetmişe varan üniversitelerimizin hepsinde kütüphane vardır. Bi çokları zengin kitaplıklarıyla öğrencilerine hizmet veriyorlar.

3) Halk Kütüphaneleri:

Bu kütüphanelerin çoğunluğu Kültür Bakanlığı emri altında çalışmaktadır. Her meslekten okuyucuya hizmet verirler, yurt düzeyinde sayıları yüzün üzerindedir. Her kütüphanede olduğu gibi bu kütüphaneler de, halkımızın okuması, bilgilenmesi için uğraşıyorlar.

4) Okul Kütüphaneleri:

Okullarda çalışan öğretmenlerin ve okuyan öğrencilerin her türlü gereksinimine açık olan kütüphanelerdir. Bu kütüphaneleri görevli öğretmenin sorumluluğunda öğrenciler yönetirler.

5) Özel Konulu Kütüphaneler:

Bu kütüphaneler, özel konuları içeren kitap ve dökümanların biriktirildiği kütüphanelerdir. Bu kütüphanelerden belirli meslek sahipleri ve endüstri kuruluşları yararlanırlar.
Bunların dışında evlerde oluşturulan kitaplıklar gelir ki, onlardan ancak sahibi ile ev halkı yararlanır. Bu tür kitaplıklar genelde ya halk kütüphanelerine ya da üniversite kütüphanelerine bağışlanırlar.

KÜTÜPHANELERDE SINIFLANDIRMA SİSTEMLERİ

Kütüphanelerde kitap ya da başka malzemelerin çabuk ve kolayca bulunmasını sağlamak amacıyla düzenleme sistemleri uygulanır. Kataloglama, kitabın fiziksel özellikleri ve başlığına ilişkin bilgi sağlamak için kullanılırken, sınıflandırma sisteminde her malzemeye türü ve yazarıyla ilgili bir yer numarası verilir; böylece malzeme, bilgi dalıma göre sınıflandırılarak kütüphanede belli bir yere yerleştirilmiş olur. Benzer malzemeleri belli bir ilkeye göre belli bir biçimde düzenlemek, çeşitli kaynaklardan bilgileri birleştirme ve denetleme olanağı sağlar.
Sınıflandırma sistemlerinin doğal ya da temel sistem ve yapay sistem olmak üzere farklı türleri vardır. Ayrıca sınıflandırma derecesi de işleme göre değişebilir. Belli bir kütüphanenin ve bu kütüphaneden yararlananların gereksinmeleri doğrultusunda, malzemeye ulaşmak ve malzemeyi denetim altında tutmak için değişik yollar sağlayan çeşitli sınıflandırma sistemleri geliştirilmiştir. Genel olarak her sistem, bilgilerin belli ilkelere göre sınıflara, bölümlere ve alt bölümlere ayrıldığı bir düzenlemeden oluşur.bilgilerin belli ilkelere göre sınıflara, bölümlere ve alt bölümlere ayrıldığı bir düzenlemeden oluşur.
Her sınıflandırma sisteminde ya yalnızca başlıkları veren özel bir dizin ya da başlıkların başka başlıklarla karşılıklı bağlantılarını veren bir dizin bulunmalıdır. Ayrıca teknik ya da herkesin anlayabileceği düzeyde özel terimlerle sınıflandırmayı gösteren simgeler düzeni kullanılır. Simgeler saf ya da alfabetik, sayısal ve öbür simgelerin bir karışımı olabilir; ayrıca anımsamayı kolaylaştırıcı bir ilkeyi de içerebilir.
Günümüzde en yaygın sistemler Dewey Ondalık Sınıflandırma Sistemi, Kongre Kitaplığı Sınıflandırma Sistemi ve kütüphane sınıflandırma sisteminden çok, kaynakça sistemi niteliğinde olan Bliss Sınıflandırma Sistemi ile Kolon Sınıflandırması’dır. Ayrıca özel kütüphanelerle araştırma kütüphaneleri, belli ölçüde var olan sınıflandırma sistemlerini temel almakla birlikte, kendi kolleksiyonlarının özel niteliğini de göz önünde bulundurarak özgün sistemler geliştirebilirler.

KÜTÜPHANELERDEN NASIL YARARLANMALIYIZ?

Kütüphaneler, herkesin yararlandığı, pek çok insanın aynı anda çalıştığı yerlerdir. Bu nedenle orada dikkatli olmalı, kendimiz yararlanırken başkalarını rahatsız etmemeliyiz. Bunun için de şu kurallara uymalıyız:
a) Kütüphanelere, başkalarını rahatsız edebilecek kokular sürmeden, temiz kıyafetlerle, çamursuz ayakkabılarla gitmeliyiz.
b) Üzerimizde mutlaka kimlik bulundurmalı, gerektiğinde görevliye vermeliyiz.
c) Uygun olan ya da bize gösterilen yere oturmalıyız.
d) Zorunlu kalmadıkça konuşmamalı, gerekirse de mümkün olduğunca yavaş sesle konuşmalıyız.
e) Kütüphane salonunda ayak sesi çıkarmadan, yavaş biçimde yürümeliyiz.
f) Kitap ararken fişleri kirletmemeli, yırtmamalı, çizmemeli ve yerlerini değiştirmemeliyiz
g) Kitabı sessiz okumalı, sayfaları yavaşça ve ses çıkarmadan çevirmeliyiz.
h) Kitaplara hiçbir şekilde zarar vermemeli, sayfaları çizmemeli, yırtmamalı, herhangi bir işaret koymamalıyız.
ı) Başta görevliler olmak üzere kütüphanedeki herkese saygılı ve nazik olmalıyız.
Kütüphanalerden yararlanmanın yollarını da öğrenmeliyiz. Çünkü binlerce kitap arasından, aradığımız kitabı bulmak, yolunu bilmiyorsak hiç de kolay değildir.
Kitaplar, yazarlarına, türlerine göre düzenlenip fişlenir. Aradığımız kitabı önce bu fişlerden buluruz. Görevlinin bize verdiği kağıda yazarak bekleriz. Eğer aradığımız kitap o kütüphanede varsa, görevli az sonra kitabı size getirir.
Büyük kütüphanelerin işleyişi genellikle böyledir. Eğer başka bir yol varsa, başka işlemler gerekirse bunlar herkesin görebileceği yerlere yazılıp asılmıştır, Bunları okuyup ona göre davranmalıyız.
Kütüphaneye ilk defa gidiyorsak, nasıl yararlanacağımız konusunda hiçbir bilgimiz yoksa hemen görevlilere danışmalı, onlardan yardım istemeliyiz.
Şunu iyi bilmeliyiz ki, kütüphaneden yararlanmak için oranın düzenini, işleyişini çok iyi bilmemiz gerekmez. Çünkü görevliler bizlere daima yardımcı olurlar. Ama orada uyulması gereken kurallara mutlaka uymalı, hiç kimseye en ufak bir rahatsızlık vermemeliyiz.

KİTAP HASTAHANESİ

Osmanlı .döneminde, kitap meraklısı bir adam arkadaşına yakınıyormuş:
“Kütüphanemdeki birçok kitabı, kitap kurtları sardı. Kitaplarımın kenarlarını kemiriyorlar, yazık oldu kitaplarıma. Ne yapsam fayda etmiyor.”
Gerçekten de günümüze ulaşabilen el yazmalarından birçoğu oldukça yıpranmış, eskimiş durumda. Kitap meraklılarının deyimi ile yorgunlar. Çoğunun cildi ve yaprakları, tozun ve nemin etkisiyle ortaya çıkan kitap kurtları tarafından kemirilmiş.
Değerli, eski kitapları iyileştirmek ve yok olmalarını önlemek için bir kitap hastahanesi var. 1962 yılından bu yana Süleymaniye Kütüphanesi’nde yıpranmış, hasta kitaplar onarılıyor, hayata döndürülüyor. Kenarları yıpranmış sayfalar tek tek temizleniyor ve yüzde yüz selülozdan üretilmiş Japon kağıdı ile yenileniyor, sağlamlaştırılıyor.Eski kitaplar genellikle üç dertten dolayı hastahaneye getiriliyorlar:
“Mantarlaşma” “cetvel kırığı” ve “mürekkep yanığı.”
Cetvel kırığı, sayfa kenarlarındaki süslemelerde kullanılan altın ayarının düşük olması nedeniyle oluşuyor. Altının içindeki bakır, oksitlenerek kağıdı yakıyor.
Mürekkep yanığında da mürekkebin içindeki demir oksitleniyor ve kağıtta küçük yanıklar, delikler oluşturuyor.
Mantarlaşma, kitabın içine yerleşen bakterilerin oluşturduğu bir hastalıktır. Sayfalar saf alkolle silinip temizleniyor. Hastalıklı yani mantarlaşmış yerler bıçakla kesiliyor ve Japon kağıdı ile onarılıyor.
Japon kağıdının dışındaki tüm kağıtlar çok dayanıksız. Özellikle son yıllarda üretilen kağıtların ömürlerinin, yüz seneden fazla olmadığı söyleniyor. Bu sebeple kitaplarımızı daha özenle korumalıyız. Yapabileceğimiz şeyler var: Rafları düzgün ve temiz tutmalıyız; kitapları ışıklı ve rutubetsiz bir ortamda korumalı, sık sık tozlarını almalıyız, kitaplarımızı çok sık ve üst üste yerleştirmemeliyiz. Yılda bir kez elden geçirmeli, toz veya nemden dolayı küflenmeye başlayan kitapları temizlemeliyiz. Küflü bir kitabı küflerinden arındırdıktan sonra güneşte kurulmalıyız.
Haydi kütüphaneye, iş başına!

KİTAPLIK VE KİTAP

Her yıl, Mart ayında Kütüphane Haftası kutlanmaktadır. Nasıl ki ağıl denilince koyunlar, garaj denilince arabalar, eczane denilince ilaçlar akla geliyorsa; kitaplık denilince de kitaplar akla gelmektedir. Kitapların önemi, kitaplara verilen değerle ölçülür.
Evrendeki tüm canlılar gibi insanların da besine, suya ve havaya gereksinmesi vardır. Ancak bunlar fiziksel yaşamın gereksinmeleridir. Oysa insanları, hayvanlardan ayırt eden en önemli öğe, düşüncedir. İnsanlar düşünürler, düşündüklerini yorumlar, değerlendirir ve eyleme geçirirler. Düşünsel savaşım sonucu elde edilen bilgileri, deney, beceri ve sanatlarını gelecek kuşaklara aktarmak isterler. Bu çabanın sonucu olarak yazıyı icat etmişler, geliştirerek matbaayı ve kağıdı bulmuşlar. Dağınık ve kayıp olabilecek bu bilgileri, deneyleri, beceri ve sanatlarını kitap haline getirerek insanlığın hizmetine sunmuşlar. İnsanlık tarihini, uygarlığını, toplumsal yaşamını, savaşımını, sanatlarını bu yapıtlardan öğreniyoruz. Böylece insan yaşamının gereksinmesi olan ekmek, su ve havaya, kitaplardaki düşünce eklenerek sloganlaşmıştır.
İnsan toplumu, düşünceden uzak insanlar için “Gelişmemiş bir hayvan. Et kafalının biri. Ot gibi adam.” gibi aşağılayıcı deyimler kullanmışlardır. Görülüyor ki insanları hayvanlardan ayırt eden tek öğe, düşüncedir.
İnsan toplumunun var oluşundan günümüze değin, düşüncenin özgür olmasını isteyenlerle istemeyenler arasındaki çelişki sürekli artmakta. Toplum üzerindeki egemenliklerini sürdürerek çıkar sağlamaya çalışanlar, sürekli baskıdan yana olmuşlardır. Ve “Toplumumuz bu özgürlükleri, düşünceleri kaldıracak düzeyde değildir. Bu kitaplar zihinleri bozuyor, gençlerimizi huzursuz ediyor…” diyerek kitapları suçlu göstermeye, toplumsal huzursuzluğun gerçek nedenlerini gözardı etmeye çalışırlar.
Bir bilgin: “İnsan düşündüğü gibi yaşamaz. Yaşadığı gibi düşünür. Düşünceye etki yapan, ona kaynaklık eden, hiç kuşkusuz içinde bulunduğu, yaşadığı koşullardır. Fakat düşüncenin de karşılıklı olarak bu koşullara etki yapıp onu oluşturduğu bir gerçektir. O halde biz, ‘Mademki bu kitabı okuyor, okuyanın niyeti bu kitaptaki düşünceleri uygulamaktır.’ diyemeyiz. Bu, ilkel bir yargı olur. Bir düşünce kafaya yansıdığı gibi uygulanamaz. Bu nedenle düşünce ve düşüncenin ürün olan kitaplar yasaklanamaz, yakılamaz, toplatılamaz. Ama onlar gereğince eleştirilir. İşe yaramazlığı kanıtlanır ve böylece de fonksiyonu biten her nesne gibi onun da ölümü kendiliğinden olur…” demektedir.
Kitaplar, toplumların düşünsel güneşidir. İnsanın zekasını ve bilgisini geliştirir, deneylerini artırır, hatalarını düzeltir. Bilinçli insan, bilimsel araştırmaya, incelemeye, üretmeye, yönetmeye, olayları sağlıklı sonuca bağlamaya yöneltir. Bilinçli insanların oluşturduğu toplumlarda, demokrasi, hukuk, ahlak ve sosyal adalet ilkeleri gerçek kurallarıyla işler. Karşılıklı saygı ve güven pekişerek artar.
Bu nedenle kitap, uygarlığın simgesi, demokrasinin somut kanıtı, karanlığın amansız düşmanıdır. Kitaplar bu amaçla değerlendirildiğinde, kitaplığın önemi artar. Aksi halde kitaplıklar, kitaptan mezarlığına ve düşüncenin tutsakevine dönüşür.Ancak kitapları severek, okuyarak, okutarak çağdaş insan olabiliriz…

ATATÜRK VE KİTAP

Atatürk’ün hizmetinde bulunanlardan Cemal Granada, Atatürk’le Vasıf Çınar arasında geçen bir konuşmayı anlatırken; O’ndaki okuma alışkanlığının çocuk yaşlarında kazanıldığını da belirler:
Boş zamanlarında Atatürk’ün elinden tarihle ilgili kitapların düşmediğini hatırlarım. Bir gün yine Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesine dalmıştı ki, çevresini görecek hali yoktu. Bir sürü yurt meselesi dururken Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olmalı ki, Atatürk’e şöyle dediğini duydum:
• Paşam!.. Tarihle uğraşıp kafanı yorma… 19 Mayıs’ta kitap okuyarak mı Samsun’a çıktın?
Atatürk, Vasıf Çınar’ın bu çok samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi:
• Ben çocukken fakirdim. İki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydım, bu yaptıklarımın hiç birisini yapamazdım.

GÜZEL SÖZLER

Bir insanın değeri, kitaplarına eşittir. (H.Spencer)
İyi seçilmiş kitapları okumak, geçmiş yüzyılların seçkin zekalarıyla önceden düzenlenmiş bir konuşmaya katılmak gibidir. (Descartes)
Bugünün gerçek üniversitesi bir kitaplıktır. (Cariyle)
Kitap, imbikten süzülmüş hayattır. (Orhan Burian)
Kitaplar, aklın tedavi yerleridir. (Didorus Siculus)
Bir kitaplık, bir cezaevi kapatır. (Seneca)
Kitaplık kurmak, tapınak yapmak kadar kutsaldır. (Victor Hugo)
Kitaplığımı başkalarından aldığım kitaplarla kurdum. (Anatole France)
Kitaplar yaşadıkça “geçmiş” diye birşey olmayacaktır. (Bulver Lytton)
Kitaplar düşüncenin mezarlarıdır. (Longfellow)
Ödünç verilmiş kitaplar ya kaybolur ya da parçalanmış olarak geri döner. (İspanyol atasözü)
Milletleri ilerleten ve yükselten, zengin kitaplıklardır. (H.Flecher)
Çağımızda iyi seçilmiş bir kitap koleksiyonu, gerçek bir üniversite öğrenimi demektir. (Ovidius)
Okul için her şey yapabilirsiniz, eğer okulun bir kitaplığı yoksa,hiçbir şey yapmamış olursunuz. (Juley Ferry)

BENİ ÇOK OKUYUN
Çantanda dururum arkadaş gibi,
Kitap okuyana kim vermez bilgi…
Aman kapılmayın boş hayallere,
Benden başka olmaz sadık sevgili.
Yazarlar günlerce yazarlar beni,
Sayfamı açarsan tutmam dilimi.
Yeter ki sen öğren bu bana yeter,
Senden esirgemem nurlu elimi.
Bir dolapta hepten biz diziliriz.
Aman çok okuyun biz seviniriz.
Aydınlık günlerin hepsi de bizde,
Raflarda durunca çok üzülürüz.
Yaprağımız beyaz açın onları,
Okuya, okuya çöz sorunları.
Cahillik dünyada ayıp sayılır,
İyi hesap edin bu durumları…
Kitapsız kişiyi kimler neylesin,
Bizi okusun da gönül eğlesin.
Söyleyin herkese kahve ne imiş,
Kumarın yerine kitap yeğlesin.
Aylak, aylak gezme git kitaplığa,
Kitap okudukça kavuş bolluğa.
Bilgi, görgü iste hepsi var bizde,
Kitapla yürüyün kör karanlığa
İbrahim Şimşek

İKİNCİ EVİM

Karanlıktır, bilgisize şu dünya,
Kör olana bütün renkler anlamsız.
Okuyanlar fayda sağlar her yana,
Okumayan ağaç olur meyvesiz…
Çok kötüdür, bilgisizlik, cahillik…
Okuyanlar fayda sağlar her yana,
Hiç faydasız, boş gezmek avarelik,
Kütüphane baş tacımız olmalı…
Okumakla bilgim, görgüm artıyor,
Sorulara düzgün cevap veririm.
Onun için herkes beni seviyor,
Kütüphane benim ikinci evim…
Nilgün ÖZİŞLER

CAN KARDEŞİM KİTAP

Gel benim can kardesim,
Gel güzel kitabim gel!
Senden başka dünyada
Hiçbir sey değil güzel.
Seninle oynayalım,
Seninle gülelim gel!
Seninle yerde, gökte
Gezip eğlenelim, gel!
M.Necati ÖNGAY

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5518
favori
like
share
kkesk Tarih: 01.10.2010 22:10
çok güzel bi site ödevime yardımcı olduğunuz için teşekkürler