İstifaya davet! :1:
Maçın bitimine dakikalar kala A Millilerin patronu Ersun Yanal, tribünler tarafından istifaya çağrıldı :4: :4: :4: :4:

Adeta kahroldu
3-0lık yenilgi herkes kadar A Milli Takımın hocası Ersun Yanalı da üzdü. Ancak skor kadar teknik adamı kahreden bir diğer gelişme tribünlerin kendisini istifaya davet etmesiydi. Büyük moral bozukluğu yaşayan Yanal, maçı şöyle özetledi: Maçın iki kader anı vardı. Biri Nihatın kaçırdığı pozisyon, ikincisi yediğimiz ilk gol...

Görevi bırakmam :9:
Futboldan memnunum ama bu yenilgi dünyanın sonu değil.Yanal, bir gazetecinin, Dünya üçüncüsü bir takımı aldınız hatırlatması üzerine, Hayır ben Avrupa Şampiyonasna gidemeyen takımı aldım yanıtını verdi. Yanal, tepkileri ise, Her kötü sonuç sonrası bırakırsak, çalışacak adam bulamazsınız diye yorumladı. :18: :9:


Geldiyin Yere Git Yanlizca Sen Genclerbirligini Calistira BILIRSIN :12:



Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 806
favori
like
share
TatarBey Tarih: 19.11.2004 17:49
DEĞERLİ ARKADAŞLAR BAZILARINIZIN BENİ YANLIŞ ANLAMAMANIZ İÇİN BİR ŞEYE AÇIKLIK GETİRMEK İSTİYORUM.

Yanal yönetiminde 5 maçta 6 puan toplayan milliler, en başarısız dönemini geçiriyor. Evet bu bir gerçek şu ana kadar çizilen tablo beklenenlerin çok çok altında..........

KESİNLİKLE KABUL EDİYORUM ERSUN YANAL ŞU ANA KADAR ÇİZDİĞİ TABLOYLA BAŞARISIZDIR VE BİZLERİ HAYAL KIRIKLIĞINA UĞRATMIŞTIR. :6: :6:

Ama bir gerçek daha var.....

Diyelimki herkesin şu ana kadar topladığı puanlarla başarısız olduğunda hem fikir olduğu Ersun YANAL ı görevinden aldık yada istifası kabul edildi ve tertemiz, pırıl pırıl, çiçeği burnunda bir teknik direktöre 5 maçta 6 puan toplayabilen diğer bir deyişle 5 maçta 9 puan kaybeden, evinde oynadığı 3 maçtan 1 galibiyet, 1 beraberlik 1 mağlubiyet çıkartmış demoralize olmuş bir takımı emanet edersek ve başarılı olacağının da hiç bir garantisi yokken O TEKNİK DİREKTÖRÜDE HARCAMIŞ OLMAZMIYIZ ki milli takım taknik direktörlüğü teklif edilen hiş bir çalıştırıcı bu teklifi reddedemezken. :20: :20: :20:
TatarBey Tarih: 19.11.2004 16:48
Sevgili GS2004

Değerli dostum ben bu Ersun YANAL' ın nesini beğeniyorsun anlamıyorum demişsin ben Ersun YANAL ı beğenmekten ziyade istikrarın başarı getireceğine inanıyorum zaten ben beğensemde beğenmesemde 1-2 başarasız sonuçtan sonra daha fazla dayanamayacağı gün gibi aşikar
bence en önemlisi istikrar ve inandığım bir şey daha var şu anda hocayı gönderip yerine dünyanın en iyi hocasını getirsek bile başarılı olamaz gelenide harcamış oluruz. :12: :12:

VE İZNİNİZLE İSTİKRARLA İLGİLİ 2 KÜÇÜK İBRET ÖYKÜSÜNÜ ASIYORUM DİLEYEN OKUR DİLEYEN OKUMAZ ÇÜNKÜ UZUN SAYILIR
:cizgi:
Yil 1980. Ingiltere nin en koklu kuluplerinden Manchester United in yeni baskani Martin Edwards oluyor, gorevi vefat eden babasindan devralarak. Hem de cok sikintili bir zamanda... Oyle ki Edwards goreve geldiginde, United en son lig sampiyonlugunu 1967 de, en son kupa sampiyonlugunu 1977 de kazanmis vaziyetteydi. 1961 den beri duzenlenen Lig Kupasi nda da final dahi oynayamamisti. Avrupa daki tek basari olan 1968 Sampiyon Kulupler Kupasi sampiyonlugu uzerinden de tam 12 yil gecmisti.

Edwards in ilk yillari da pek parlak gitmedi. 80/81 sezonunda takimi ligi 8. sirada tamamladi. Sonraki iki sezonda da 3. oldular. Bu 3 sene icerisindeki tek teselli 26 Mayis 1983 te Wembley de kazanilan FA Cup ti.

Ligde basari United dan uzak durmaya devam ediyordu. Pesisira gelen uc sezonda da ard arda 4. oluyordu kirmizi seytanlar. Ve yine 18 Mayis 1985 te kazanilan kupa, hafif bir teselli olmaktan oteye gidemiyordu.

Dordunculukler dizisinin sona erdigi 85/86 sezonunun bitiminde, Edwards menajerlik gorevine Alex Ferguson i getirdi. Ferguson, daha once Aberdeen ve Iskocya milli takiminda gorev almisti. Aberdeen i calistirdigi sure icinde 1980, 1984 ve 1985 te lig sampiyonlugu, 1981 ve 1982 de lig ikinciligi, 1983 te de lig ucunculugu yasamis; 1982, 1983 ve 1984 te, tam uc sene ust uste Iskocya Kupasi ni kazanmis; 1983 te Real Madrid i yenerek Kupa Galipleri Kupasi ni, yine ayni yil Hamburg u yenerek Super Kupa yi kazanmisti. Iskocya milli takimini calistirdigi 1985/86 sezonunda 11 macta 3 galibiyet, 5 beraberlik ve 3 maglubiyet almisti. 1986 Dunya Kupasi maclari da vardi bunun icinde, Danimarka ya 1-0, Almanya ya 2-1 yenildi, Uruguay ile 0-0 berabere kaldi.

Ferguson in parlak kariyeri, United i icinde bulundugu karanliktan cikarabilecek miydi? Bircok kisi bu soruya evet diyor, United i kurtarsa kurtarsa Alex Ferguson gibi, Celtic-Rangers hegamonyasi olan bir yerde Aberdeen mucizesini yaratan bir kisi kurtarabilir, diye dusunuyordu.

Ancak ilk sezon tam bir hayal kirikligiydi. United, sampiyon Everton in tam 30 puan gerisinde, 11. sirada bitirmisti ligi. Herkes Ferguson dan umidi kesivermisti. Takim son 12 yilin en kotu derecesine imza atmisti cunku. Cogunluk istifasini istiyordu Ferguson in. Ama Edwards ona guveniyordu, kendi koltugunu cok ciddi bicimde tehlikeye atmak pahasina da olsa.

Ertesi sezon hic degilse biraz umit verici gelismelere sahne oldu. Kirmizi seytanlar ligi ikinci sirada tamamladi. Ancak ardindan gelen 88/89 sezonu umitlerin yine suya dustugunu gosteriyordu adeta. United bir kez daha 11. siradaydi lig sonunda.

Edwards ve Ferguson ikilisi kimbilir gorevde kalma konusunda daha ne kadar israrci olacaklardi? 1989/90 sezonunda FA Cup alinmisti belki ama lig siralamasinda United eskisinden de beter bir yerde, 48 puanla 13. siradaydi. Sampiyon Liverpool 79 puanla onlara 31 puan fark atmisken, kume dusen Sheff. Wednesday sadece 5 puan gerilerindeydi.

1990/91 sezonunda gelen altincilik belki de Edwards la Ferguson in sonu olacakti ama ikilinin imdadina guc bela da olsa kazanilan Kupa Galipleri Kupasi yetisti. Yine ilerisi icin bir umut belirdi. 91/92 sezonu bu umitlerle baslamis ve takimin uzun haftalar liderlik koltugunda oturmasiyla bu umitler gitgide cogalmisti. Artik herkes "United bu kez isi bitirdi, 25 yillik hasretine son verdi" demeye baslamisti. Son 5 haftaya Leeds in 8 puan onunde giriyorlardi cunku. Ama yine olmadi. Son duzlukte yapilan ard arda tokezlemeler, bir kez daha hevesleri kursakta birakti.

Hala sabrediyordu Manchesterlilar, basta Edwards ve Ferguson olmak uzere tabii. Ve sonunda bu sabrin karsiligini almaya basladilar. 1992/93 sezonunda alinan ve 26 yillik sampiyonluk hasretine son veren sampiyonluk, muthis bir 10 yillik periyodun da baslangici oldu ve bu sure icinde Kirmizi Seytanlar tam 7 defa lig sampiyonu, 2 defa lig ikincisi, 1 defa da lig ucuncusu olurken, 3 defa FA Cup i, 1 defa Lig Kupasini, ve yine birer kez olmak uzere Sampiyonlar Ligi ile Kitalararasi Kupayi kazaniyordu. Ve yine bu donemin sonunda United, kapasitesi 70 bine yaklasan muhtesem Old Trafford stadi, yillik 100 milyon poundluk muthis geliri, dunya capinda sayisi 150 milyonu bulan anormal bir fan kitlesiyle tam anlamiyla bir efsane haline geliyordu.


Yil 1987. Jesus Gil, Atletico Madrid in baskanligina seciliyor. O tarihe kadar Atletico, kazandigi sekizer lig sampiyonlugu ve ikinciligi, altisar kupa sampiyonlugu ve finalistligi, birer kupa galipleri kupasi sampiyonlugu ve finalistligi ve bir sampiyon kulpler kupasi finalistligi ile Ispanya nin, Real Madrid ve Barcelona dan sonra en basarili ucuncu kulubuydu. Madrid icinde ezeli rakibi Real den bile daha fazla taraftari vardi ve bu taraftar kitlesi, Ispanya nin en atesli taraftar kitlesi olarak biliniyordu.

Ancak o siralarda Atletico da isler pek iyi gitmemekteydi. 10 senedir lig, 11 senedir de kupa sampiyonluguna hasretti Atletico. Taraftar sabirsizlaniyordu iyiden iyiye. En sabirsizlari da baskan Jesus Gil di. Bir an once basarinin gelmesini istiyor, isler azicik kotu gidince de umitsizlige kapilip antrenor kovuyordu. Bu konuda sadece Ispanya da degil, tum dunyada une kavusacak hale geldi kisa sure icinde.

Ne var ki sabirsizlik, basariyi getirmek icin faydali bir cozum degildi. Gil in gorevde gecirdigi ilk 9 sezonda sadece bir kez ikincilik, iki kez de ucunculuk gordu Atletico taraftarlari. 91 ve 92 de ust uste iki kez kazanilan Ispanya Kupalari da yuzleri guldurmeye yetmedi. Basarisizliklarla dolu bu 9 sezon icin verilebilecek en onemli istatistik, Gil in tam 17 antrenorun gorevine son vermesiydi.

18. antrenor Radomir Antic di. Bu sefer Gil bir sureligine kendisini geri plana cekmeye niyetlenmis olsa gerek, Antic in isine pek karisilmadi. Ve sonunda arzulanan gerceklesti. 1995/96 sezonunda, sampiyonluk bekliyordu Atletico Madrid i. Hem de bir degil, tam iki tane. Hem lig, hem de kupa kazanilmisti. Herkes "Gil sonunda istikrari yakaladi, artik Atletico yu guzel gunler bekliyor" demeye hazirlanirken, film yine geri sarmaya basladi. 1.5 senedir karsisinda tek bir antrenor gormekten sikilmisa benzeyen rahatsiz baskan, ertesi sezon, ilk firsatta Antic e mendil salladi.

Ve Atletico da, o tarihten sonra korkunc bir dusus yasanmaya basladi. Her sene biraz daha guc kaybediyordu kirmizi-beyazlilar. Gil ise hala inatla hoca getirip-goturmeye devam ediyordu. Basarisizliklari kamufle etmek icin Vieri ve Juninho gibi sansasyonel transferle de yoneldi, ama yetmedi.

1999/2000 sezonu, bir bitisin baslangiciydi adeta. Atletico Madrid tam 64 yil sonra kume dusmemeye oynuyordu. Sampiyonluklar hedefleyen bir kulup, ligde kalmak icin oynar hale gelmisti. Son cirpinislar da fayda etmedi ve Atletico, o sezon sonunda La Liga ya veda etti.

Geri donus biletini almak icin de iki sezon beklemesi gerekti kirmizi-beyazlilarin. 2002/03 sezonu geldiginde, Atletico, La Liga ya yeniden merhaba diyordu. Jesus Gil hala koltugundaydi, ama teknik direktorluk koltugunda kimin oldugunu insanlar artik hatirlamaz olmustu. Zaten o eski, ligin tozunu atan Atletico da gitmis, yerine orta siralarda figuran olarak idare etmeye calisan bir takim gelmisti. :cizgi:
BİR DE RİCAM VAR EĞER MÜMKÜNSE SANIRIM BAZI YAZARLARIN YAZILARINI ASIYORSUN (SENİN YAZILARINSA ÖZÜR DİLERİM) FORUMA ELLERİNE SAĞLIK OKUYORUZ AMA SAĞLIKLI BİR YORUM YAPABİLMEMİZ İÇİN YAZARLARINIDA BELİRTİRSEN ÇOK MUTLU OLUCAĞIM ÇÜNKÜ BU ÜLKEDE ERCAN SAATÇİ :12:BİLE HÜRRİYET GAZETESİNDE DAMAT-KAYINPEDER İLİŞKİLERİ SAYESİNDE SPOR YAZARI HATTA FENERBAHÇE YORUMCUSU OLMUŞ :18: BİR DURUMDAYKEN BÖYLE KALİTESİZ VE NİTELİKSİZ KALEMLERİN (HEPSİ DEĞİL AMA BÜYÜK BİR ÇOĞUNLUĞU örneğin dünya kupasında şükürü oynatıyor diye Ş.Güneş i eleştiren Hıncal uluç :16: bugün şükürü oynatmıyor diye E.Yanal'ı eleştirmektedir.Kabzımallar yorumcu olmuştur :16: saygın gazetelerde köşeleri vardır) YAZDIKLARI ÇOKTA ÖNEMLİ DEĞİLDİR ŞAHS-I NAZARIMDA :9:

SAYGILARIMLA
maalik Tarih: 19.11.2004 13:57
tam bes sefer cevap yaz yerine tikladim ve geri kapattim. GS2004 öncelikle haberlerin icin tesekkürler, dünde yazdigim gibi istifa edecek hemde en kisa zamanda belki bir kac yil sonra bu isi tekrar yapabilir ama suan Milli takim bu adamin isi degil. Sonu dahada kötü olmadan cekilmesi lazim Egolugun zamani degil olay Milli takim.
GS2004 Tarih: 19.11.2004 13:53
Çocukça taktikler

Yeni federasyon da Yanal'ın kamp isteğini ve de diğer fikirlerini kendisiyle hiç araştırmaya girmeden kabullenmiş ve hocamız biraz da başı boş bırakılmıştır bu konuda... Teknik konulara elbette teknik patron karar verir... Ancak liglerin tehir edilmesi kararının Milli Takım'ın hayati maçına hangi ölçüde faydalar getirip, hangi ölçekte zararlar getireceğini tartışmak ve uygulamak tamamen Futbol Federasyonu içinde olması gereken sporcu beyinlerin işleridir... Öyle ya, iş sadece federasyonun direksiyonlarında oturur görünmek ise eğer, o zaman bırakalım rutin işleri de, sekreterya yapsın, yürüsün gitsin... Emre Belözoğlu geçen hafta Inter forması içinde... Shevchenko ise, yine Emre ile birlikte Milan formasıyla... İtalya liglerinde ter akıtıp, kendi yarışma ölçeklerini sağlıkla korudukları için Shevchenko gecenin kahramanı olup, çıkmış, bizde ise ayakta kalan tek oyuncu olarak Emre Belözoğlu izlenmiştir... Buna karşın haftayı alargada geçiren "Bizim ligin çocukları" ise, başta Servet olmak üzere, daha oyunun ısınmasına meydan kalmadan adeta sonuca havlu atmış ve Türkiye adına fiyasko oyunda o andan itibaren ipler kopmuştur...
Şimdi başta FF Başkanı ve heyeti ile Ersun Yanal hoca çok ciddi düşünmeye başlamalıdırlar... Yanal'ın çocukça taktikleriyle bu iş yürümez ... Eğer hocamız milli takımlar bütünlüğünün gereğini yepyeni ve gerçekçi düşüncelerle ele alacaksa, "yola devam" ... Ancak hocamız, "prensiplerimden dönmem" gibi bir katılığın içinde kalmakta kararlıysa derhal "70 milyonluk milli formanın yakasından düşmelidir". .. Ne dersiniz baylar, "TAMAM MI, DEVAM MI?".
GS2004 Tarih: 19.11.2004 13:52
Türkiye'nin Ukrayna önündeki hezimetine imza atanlar futbol tarihimizdeki karanlık gecenin tartışılmaz sorumlularıdırlar...
Ersun Yanal ile ilişki kurup, bu genç ve dinamik kafayı Ay - Yıldızlı formanın başına getirenler, bu işin ne denli önemli ve derinliği olan zorluklar taşıdığını kendisine hiç anlatamamışlardır... Gençlerbirliği takımı ile milli takımlar patronluğu arasındaki düşünsel, tekniksel, fiziksel ve de sosyal farklılıklar üstüne Ersun Yanal da anlaşılan fazla kafa yormamış, basının dürtü yanlışlarıyla konuyu "Milli Takım - Hakan Şükür tartışmasına inen" bir seviye uçurumuna yuvarlamışlardır... Halbuki Ukrayna, "çarşamba gecesi zaferine gelirken" dört önemli futbolcusunu sırf idmana iki saat geç kaldılar diye kadro dışı bırakmıştır... İşte disiplin anlayışı budur... Buna karşın Ukrayna maçına hazırlanan ve 90 dakika da oyunda olan saygın bir futbolcumuz benim yanımda olan bir kardeşimizi karşılaşmanın başlamasından dört saat önce telefonla arayarak, kendisiyle sohbet etme gereğini duymuştur... Bu mudur "mental kamp programı" veya "disiplin tarifinin gerekleri"... İşte Ersun Yanal'ın prensipleri şimdilik hâlâ kulüp antrenörlüğü hoşgörüsüyle yaşamaktadır ve genç hocanın kendisi henüz milli eşofmanı hak edip, giyememiştir üzerine... Maç saatlerinde elinde cep telefonlarıyla dostlarını arayan futbolculardan 90 dakika içinde hangi "özel kazanma düşüncesine" kilitlenmesini bekleyebilirsiniz.. :19:
GS2004 Tarih: 19.11.2004 13:40
Avrupa da şokta! :18:

FIFA'nIn internet sitesinde, A Milli Takım'ın 55 bin kişilik muhteşem seyircinin hayallerini yıktığı görüşü yer aldı. Site, "Türkiye'nin baskısına dayanacak çok takım yok ama birçok takımın da Shevchenko'su yok" yorumunu yaptı. Sitede Emre maçın adamı ilan edildi. UEFA sitesinde ise Blokhin'in kontratak taktiğinin tuttuğu dile getirildi. Danimarka basını "kabus gerçekleşti" değerlendirmesini yaptı. :6:Yunanlılar da "Ukrayna İstanbul'u feth etti, Türkler'in umutları azaldı" diye yazdı. :18:
GS2004 Tarih: 19.11.2004 13:38
8 yılın en kötüsü :9:

Yanal sınıfta kaldı
ERSUN Yanal yönetimindeki A Milli Takım, 1996'dan bu yana Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası Eleme Grubu maçlarına en kötü başlangıcı yaptı. Yanal yönetiminde 5 maçta 6 puan toplayan milliler, en başarısız dönemini geçiriyor. Sepp Piontek döneminde 1994 Dünya Kupası elemelerinde 5 maçta 1 galibiyet ve 4 yenilgi alan Ay - Yıldızlı ekip, aradan geçen dönemde en başarısız dönemini Ersun Yanal yönetiminde yaşıyor. :18:
GS2004 Tarih: 19.11.2004 13:20
TatarBey Kardesim ..


Sana Yanlizca Bazi Konularda Hak Veriyorum Onlarida iyi Takip Etmissin.....

Ellerine Saglik.



...Fakat Sen Bu Hocanin Neyini Begeniyosun Anlamis Degilim. :12:


Basimizda iyi Bir Patron Olsunda Bak Sen Milli Takimimiz Nasil Olur Görürsün....Medyanin Baskisi Altinda Kalmadan Kendi Basina Takim Kuracak..Baba Bir Hoca Lazim Bize Dostum Sen Gec Onlari :5:
TatarBey Tarih: 19.11.2004 10:49
[quote]Orijinalin yazari GS2004
TatarBey


Arkadasim Fikrine Saygi Duyuyorum.........


Sende Baskalarinin Fikrine Sagili Ol...[/quote]


Kesinlikle herkesin herfikrine saygım var dostum ben o şekilde bir insan değilim Allah(cc).a şükür.

Ukrayna maçında sinirden kahroldum.Ama taktik eleştiri yok öyle değil şöyle oynaması lazım takımın diyen yok.....

Varsa yoksa Yanal FB.liymiş Fenerlileri oynatıyormuş, Şükürü neden takımdan kesmiş.Neden Cimbomdan az adam alıyormuş vs.vs. :16: eleştirilerin çoğu böyle.
İşte benim üzüldüğüm ve kızdığım nokta bu yoksa YANAL babamın oğlu değil yarın yanal gider farzedelim terim gelir gene alkışlarız gene gurur duyarız hangi takımı tuttuğu benim için sadece küçük bir ayrıntı Yoksa gs li terimi, gs.li m.denizliyi, ts.li ş.güneşi hep alkışladık ve onlarla gurur duyduk ama o zaman bjk, ts veya fb camialarından bu tür eleştiriler gelmemişken ersun yanal hakkındaki genelde gs camiası tarafından yapılan fenerli ve şükür olayında art niyetli olduğu hakkındaki fikir ve söylemleri oldukça anlamlı ve düşündürücü buluyorum.

Yoksa bence taktik açıdan yanlışları vardı Yanal' ın hemde oldukça......

Şükürü yıllarca eleştirdik ülke olarak kaleye sırtı dönük oynuyor diye. :9: Ve kaleye dikine giden şut çeken çalımı basan her an bir hareketle gol pozisyonuna girebilecek bir takım yaratmak için şükürü takımdan kestik tamam onuda anladık ama ukrayna maçında bütün forvetlerimiz kaleye sırtı dönük oynadı. :9: 2 tane ön liberoları varda adamlar kusursuz oynadı doksan dakikayı bizim forvetlere bir tane top sarkıtmadılar, açık alan bırakmadılar tehlikeyi atak baslamadan kestiler ve defansımızı güvenliksiz yakalayıp 2 tane ayağa pasla golleri buldular.Göbekten delemeyince kanatlara oynamaya başladık ama bu seferde pigmeler gibi olan golcülerimiz(nihat,f.tekke,gökdeniz,hatta emre,okan) 1,90 lık ukraynalı defans oyuncuları tarafından resmen ezildiler bir tane kafa topu yakalayamadılar. :6:

Forvetlerimiz ne kafa topu alabildi nede kusursuz oynayan isimlerini bilmediğim 2 tane önliberolarından top sekmeyince bu sefer geriye gelip top almaya başladılar gökdeniz, nihat, f.tekke orta sahaya kadar gelip sırtları kaleye dönük top almaya başladılar.Ve acemi kimin kime pas vereceğini bilmediği adam gibi bir pozisyona giremeden sadece karambollerle gol arayan bir takım görüntüsü verdiler.Orta alanda emre hariç kimse sakin ve kontrollü oynayamadı herkeste bir panik ve şişirme toplar.

SORU 1- Yanal gitsin diyenlerin kafasında kim var acaba yazın tartışalım arkadaşlar.

SORU 2- Türkiye hiç grup maçlarını lider olarak bitirebildimi? :20:

SORU 3- İki avrupa şampiyonasına ve bir dünya kupasına baraj maçları sonunda gittiğimizi unuttunuzmu? :20:

SORU 4- E.YANAL' ın daha önce çalıştırdığı takımlar A.Gücü, G.Birliği vs. asla kafaya oynamamış takımlar.E.Yanal nasıl dikkat çekti.Büyük takımlarla yaptığı maçlarda aldığı süpriz sonuçlarla o maçlarla gözönüne geliyordu ama onun haricinde aldığı sonuçlarla kimse ilgilenmiyordu.Ve başarılı olduğu taktik genelde kontrollü defans ayağa pas ve çok hızlı kontraatak futbolu.Ama Türkiye gibi bütün otoritelerce bu grupta çıktığı neredeyse her maçta favori gösterilen bir takımla aynı futbolu oynatsa acaba başarılı olabilirmi sizce. :20:

SORU 5- Dünya kupasında hiç bir avrupa takımyla oynamadan dünya 3. olduk.Ama daha sonra Avrupa şampiyonasına gene baraj maçında ismini bile telaffuz ederken utandığım bir takıma yenilerek elendik.
Acaba dünya Kupasında karşımıza bir Avrupa takımı çıksa gene aynı başarıyı gösterebilirmiydik. :20:
Baraj maçında elendiğimiz adını bile telaffuz ederken dahi utandığım takımı kendi evinde yendik ama kendi sahamızda aptalca ve saçma kazanma hırsımız yüzünden yenildik oysa beraberlikte bile biz gidiyorduk.Ukrayna maçında da maçın başındaki saçma sapan ve şuursuzca oynadığımız atak futbolun sonucunda 20 dakikada yediğimiz 2 kontraatak gölüyle maç 20. dakikada bitti. :6:
Acaba tabiri caizse bizim oyuncularımızın biz büyük takımız havasında ayakları yere basmıyormu?Kendimizi biraz da olduğumuz yerden daha üst seviyelerde mi zannediyoruz.Bunda teknik direktörlerin katkısı nedir? verdikleri taktikmi budur? yoksa Meşhur Türk medyası gazmanlarının etkisiyle oyuncularımızın mental yapısında kendiliğinden oluşan bir durummu?