Penceremin önü kaldırım ve kaldırım sarmaş dolaş sevgili dolu… Nispet yapar gibi geçiyorlar kapımın önünden. Havalar soğudukça daha bir sokuluyorlar birbirlerine. Ama olmaz ki. Bir kıskançlık bürüyor ilk etapta insanın gözünü. Kızları süzüyorum önce eksilerim artılarım dökülüyor ortaya bir bir. Kirli çamaşırlarımı toplar gibi saklıyorum hemen dökülenleri kimse görmeden. Kızların yüzlerini, erkeklerin sevgi dolu bakışlarını kazıyıp gözlerime güne dalıyorum.

Ertesi gün yine aynı pencere, yine aynı kaldırım. Şu geçen hafta sevgilisine kur yapan kız değil miydi? Cama bir nefes üfleyip siliyorum, belki gözlerim bulandı deyip. Evet, evet ta kendisi. Ama oğlan değişmiş! Saçlarını mı boyattı acaba? Daha dikkatli bakıyorum. Ama bir hafta da birkaç yaş atmış olamaz herhalde. Bakarken arkalarından, sarılıp öpüşleri kalıyor gözümde bir de bakışlarımdaki şaşkınlık. Şaşkınlığı bırakıp güne yol alıyorum yine bir başıma.

Güneşin ışıkları değsin gözlerime deyip yine koşuyorum pencereye. Hiç bıkmaz mı bu aşıklar yada çekinmez mi bakışlardan? Pencere aynı pencere… Kaldırım aynı kaldırım… Üç gün önce gördüğüm erkek ilişiyor bu sefer gözlerime. Ama kız o değil bu seferde. Şaşkınlığım kat kat artıyor.

Ben mi zamanın gerisinde kalıyorum yoksa aşk mı zamana yenik düşüyor?
Belki de aşk tüketiliyor ruhsuz sarılmalar, sahte dokunuşlarla.

Erkek kızı görüyor, kız erkeği. Gözler buluşuyor bir çekim başlıyor, yenilerin deyimiyle “elektrik alıyorlar”.Ve mıknatıs gibi yapışıyorlar birbirlerinin dudaklarına. Adı aşk oluyor.

Ve seni seviyorumlar geliyor ardı sıra. Aşk adına bilinen, duyulan ne varsa yaşanıyor ışık hızıyla ve birkaç günde “aşk bitti” “sevgi bitti”ler başlıyor. Arkalarından seslenmek geliyor insanın içinden “durun daha tanımadınız birbirinizi” ama nafile… Kız başka erkeğin kollarına erkek başka kızın dudaklarına gidiyor.

Aşk kavramlarım karışıyor. Sevgi anlayışım bu işe şaşıp kalıyor. Oysa bu kadar kolay mı sevmek? Dokunmak, alışmak… Ben dün bir hevesle aldığım cekete bile alışamamışken henüz. Onu bile sevmeyi beceremedim ben. Oysa kıyafetler kadar bile uzun sürmüyor aşkların ömrü.

Gözümü açıyoruz seviyoruz birini. Gözümüzü kapayıp tekrar açtığımızda bir başkasına aşığız. İnanmak kolay mı? Hırs mı bürüdü insanların gözünü, yoksa hiç mi tatmin olmayan egolar dolaşıyor ruhlarda?

Ben artık pencereye yanaşmıyorum ya da süzmüyorum aşıkların yüzünü. Zaten biri sabit diğeri değişken aşklarda. Ve aşklar bir kelebeğin ömrü kadar uzun değil bu günlerde.

Zaten ben de bir dala tutunup orda kalmayı dileyenlerdenim. Ama gerçek aşk tükeniyor kısa dönem aşkların gölgesinde.

Eski aşklara duyulan bir özlem sarıyor insanı ve çığlık patlıyor ardından “biri aşkı kurtarsın!”.

Ve biri soru kalıyor şaşkınlığımın ardında.

Sen hangi taraftasın kısa aşklara konan aşk böcüğü mü yoksa uzun soluklu aşkın ardında yüreğine mola verip gerçek aşkı bekleyen sayısı azlardan mı?

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 299
favori
like
share