[COLOR="Indigo"]SEVGİSİZ YAŞAMAK ;



KÜÇÜCÜK OĞUL! SEN BİZE GEL,
YOL BULMAZSAN DOLAN DAĞDAN GEL,
KIRDAN DERDİĞİN ÇİÇEKLERİ
BENDEN ÇOK DÜŞMANINA VER DE GEL.
MEVLÂNÂ



Hiç düşündünüz mü acaba Sevgisiz yaşamak, ne çirkin şey? Toza, dumana, çamura bulanmak, batağa saplanıp kalmak, kımıl kımıl atan yüreğimizi sevgisizlik zehriyle doldurmak, ne çirkin şey? Korkunun sancısını çekmek, güven duygusunu, yaşama sevincini silip atmak, ne çirkin şey?


Sevgisizlik, çok kötü, felâket bir yağmurdur. O yağmurun kabarttığı dalgalar, her tarafa ulaşır, bütün güzellikleri, iyi olan ne varsa, her şeyi yutmağa çalışır. O yağmurun selleri önünde durmak ne mümkün? Sevgisizlik halkalarına ellerini kaptıranlar, gönüllü pranga mahkûmu olurlar. Dört duvar arasında geçirilen hayata, yaşamak mı denir?


Oysa sevgi?..


Sevgi nedir? İyiyi, doğruyu, güzeli kavrayan, soylu duygulara kucak açan bir yürektir. Cıvıl cıvıl öten, daldan dala konan kuşların çırpınışlarında sevgi vardır. Dallarda taçlanan çiçeklerde, lâlelerin kırmızısında, beyazında, morunda sevgi vardır. Annenin: "Yavrum! Kuzum!" diyen sesinde, babanın şefkât dolu bakışlarında sevgi vardır. Bütün çocuk oyunlarında, körebedir, saklambaçtır, seksektir hemen hepsinde de sevgi vardır. Güneşin bıkıp usanmadan, her gün yeniden doğmasının sırrı, sevgiye açık olmasıdır. Bu sevginin sonucu, birçok şey tomurcuklanır, dünyaya gözlerini açar.


Gönlünün kederini eritmek isteyen bir bilge kişi bir gün, kırlarda dolaşmaya karar verir. Dalından koparmağa kıyamadığı çiçeklerin açılışını görecek, yüreğinin pasını giderecekti. Cıvıl cıvıl kuşlara kulak verdi. Renk renk çiçeklere baktı. Meyve yüklü dallara imrendi. Hür olmanın sevincini yaşadı. Gökyüzünün mavisine daldı. Gönlünün kederini eritti, sevgiyi kucakladı. Tam dönecekti ki, yüksek perdeden iri iri sesler duydu.


[COLOR="darkorchid"]- İlkin ben gördüm! Hepsini ilkin ben gördüm, onları da, bunları da, şunları da!
- Ne yapalım sen gördüysen?
- Yapılacak bir şey yok. Hiçbirini alamazsın!
- Ya, öyle mi?
- Öyle!
- Al sana!


Son sözle birlikte, ortalık hemen karıştı. İki çocuk birbirine girdi. Bölüşemedikleri çiçeklerin üstünde, yaka paça, alt üst oldular. İçlerinden birisi pes etti. Güzelim gözlerinde yaşlar birikti. Bir köşeye oturdu, seslice ağladı. Zafer çığlıkları atanı, dalında güzel olan, sevgi yüklü çiçekleri tek tek kopardı. Dalından ayrılan her çiçek öfke kustu. Fakat o, bunları göremedi. Yaklaşan ayak seslerine döndü. Bilge kişiden utandı. Bilgenin ayıplayan gözlerine baktı, ne yapacağını şaşırdı. Elinde demet demet çiçeklerle, bilgeye koştu. Çiçekleri ona uzattı. Bilgenin aldırdığı yok. Bilge sessiz, suskun!


Seslice ağlayanı, sustu. Doğruldu. Arka bulmanın ümidini yaşamağa başladı. Zafer çığlıkları atanı, ona şikâyet edebilir, hiç olmazsa, güzelim çiçeklerden üç beşinin sahibi olabilirdi. Bu sevinçle bilgeye koştu.


Bilge kişi, ilkine çıkıştı.


- Hiç olur mu, ay küçük oğul?.. dedi. Orada, kendine düşman ettiğin kardeşin ağlarken, çiçeklerini bana veriyorsun! İstemem! Al götür, ona ver! Aranızdaki buz dağları erisin!
-
Uyarılan da, denileni yaptı. Döndü, ağlayan düşmanına geldi. Çiçekleri paylaştılar. Üç çift gözde, sevgi kıvılcımları parladı. Sevinçle geri döndüler.


Sevgi budur işte! Sahibi olduğumuz birçok şeyi, aralarında düşmanımız bile bulunsa, çevremizdekilerle bölüşmeli, yüreğimizi onlara açmalıyız. Sevgi dolu bir dünyada yaşamak istiyorsak, kendimize düşman da yaratmamalıyız. Düşmanlarımız varsa, onlara da elimizi uzatmalıyız. O zaman yaşadığımızın farkına varır, sevgi tomurcuklarının binlercesinin açmaya başladığını görürüz. Sevgi dolu bir yüreğin sahibi olduğumuz gün, güneşi bile fethedebiliriz.


[COLOR="darkorchid"]Yunus ne güzel söylemiş ;


Ben gelmedim davi (dava) için,
Benim işim sevi (sevgi) için,
Gönüller dost evi için,
Gönüller yapmaya geldim...


Güneşin fetihçileri olmayı istermisiniz? O halde verin elinizi nice sevgi dolu yarınlara şehbal açmaya..






___

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 428
favori
like
share
YaSaM aTeSi Tarih: 28.04.2008 02:00
güneş bana hükmetsin.. haddime mi
teşekkürler..