“Ebrehe”, ordusuyla çıktı bir gün Yemen’den.Maksadı, Beytullahı yıkmaktı gidip hemen.Geldi koca orduyla Mekkenin sınırına,Başladı Beytullaha "Hücûm" hazırlığına.Önce, bir adamını gönderdi ileriye,Kureyş’in mallarını yağma edip gel!) diye.O, Abdülmuttalib’in şahsî develerini,Sürerek, Ebrehe’ye arz eyledi hepsini.Lâkin Abdülmuttalip buna vâkıf olunca,Üzülüp, Ebrehe’ye gidiverdi doğruca.Uzun boylu, heybetli, güzel ve nûrâniydi.Kavmin reîsi olup, i'tibâr sâhibiydi.Çadırdan içeriye girince birden bire,"Ebrehe" onu görüp, tahtından indi yere.Kalbinden geçirdi ki: “Bu melik şimdi benden,Her ne talep ederse, yaparım onu hemen.Hattâ “Kâ’beyi yıkma!” dese dahî o bana,Yıkmam, geri dönerim bu zâtın hâtırına.”Sonra dedi: (Ey melik, herhangi bir arzuhâl,Üzere geldin ise, yapayım onu derhâl.)Ona, Abdülmuttalip dedi ki: (Erleriniz,Develerimi almış, lütfen geri veriniz!)Ebrehe öğrenince Onun bu gâyesini,Dedi: (Ulu bir kişi sanmıştım ben de seni.Kâ’beyi yıkmak için gelmiştim halbuki ben.Sen, “Büyük” bir meliksin bu yerde hakîkaten.
Sana yakışırdı ki, “Büyük şey” dileyesin.Meselâ “Beytullahı sakın yıkma!” diyesin.Lâkin sen istiyorsun üç beş tâne deveni.
Senin bu davranışın, hayrete soktu beni.)
O dedi: (Benim olan, bu ikiyüz devedir.Bu yüzden, beni yalnız onlar ilgilendirir.
Beytullah'a gelince, karışmam ona zinhâr.Zîra benim değildir, Kâ’benin sâhibi var.)Ebrehe sinirlenip, dedi: (Kimmiş sâhibi?Ben o evi yıkıp da, sürerim tarla gibi.)Abdülmuttalip ise istihzâ eyliyerek,Mekkeye döndü geri (Sen bilirsin) diyerek.Mü’minleri toplayıp, yaklaştı Beytullaha.Halkasına yapışıp, duâ etti Allaha:Ey yerlerin, göklerin tek sâhibi Allahım!Herkes, kendi evini korur ve eder yardım.Bu hâne de senindir ve lâkin bu ahmaklar,Orduyla gelmişler ki, bu evini yıkalar.Eğer izin verirsen, bileceğin iş elbet.Muhâfaza edersen, senindir güç ve kuvvet.)Böylece tazarrûda bulunup o mü’minler,Sonra da toplu hâlde, dağlara çekildiler.Ebrehe, “Mahmûde”yi koydu ordu önüne.Sonra da ordusunu sürdü “Kâ’be yönü”ne.Onun asıl ümîdi, “Mahmûde fili”ndeydi.Zîra muvaffakıyyet, ona bağlı bir şeydi.Lâkin umduğu gibi olmıyacaktı elbet.Bekliyordu onları, çok korkunç bir âkıbet.Ebrehe, “Mahmûde”ye bindirdi ki birini,O, aslen mü’min olup, gizlerdi kendisini.Hem de “Nukayl bin Lebîb” diyorlardı ki ona.Eğilip, şöyle dedi o filin kulağına(Dikkat et, Beytullahı yıkmaya gidiyorsun.Sakın hücûm etme ki, yoksa helâk olursun.)Sürdüler Mahmûde’yi sonra "Kâ’be" yönüne.Lâkin o yürümeyip, bakıyordu önüne.
Okşadılar gitmedi, vurdular kâr etmedi.Önüne yem koydular, bir adım yürümedi.
Başka yöne sürdüler, gitti hem de koşarak.Lâkin "Kâ’be yönü"ne gitmedi tek bir ayak.Nukayl’ın o sözüne uymuş idi tâbii.Sanki olduğu yere çakılmıştı mıh gibi.
Hiç böyle değillerdi halbuki diğer filler.Lâkin Mahmûde’deydi o gün bütün ümitler.
İşte tam o sırada, deniz ötelerinden,Garip bir “Kuş sürüsü” peydâh oldu ki birden,O yerde, böyle kuşlar hiç de bulunmuyordu.Her biri, gagasında birer “Taş” tutuyordu.Taşlar, “Nohut”tan küçük, büyüktü “Mercimek”ten.
Geldiler dalga dalga bir bilinmez cihetten.Ebrehe ve ordusu, kaç kişiyse o zaman,Kuşlar da o kadardı, değildi fazla, noksan.Evvelâ Beytullahı tavâf eden o kuşlar,Gelip, o askerlerin üzerinde durdular.Attılar o taşları onların üzerine.Bu vazîfeyi görüp, gittiler geri yine.Her bir taş, bir askerin girerek kafasından,
“Mermi gibi” deler ve çıkardı ayağından.Miğferli olsa bile, etmiyordu yine fark.
Her taş, vazîfesini yapıyordu muhakkak.
Velhâsıl Ebrehe’nin askerleri, filleri,Yalnız "Mahmûde" hâriç, helâk oldu herbiri.
Ebrehe bunu görüp, kaçtı memleketine.Ve yolda yakalandı bir “Cüzzâm” illetine.
Bir anda, her yerine yayılmıştı işbu dert.Sonra memleketine vâsıl oldu nihâyet.
Ve lâkin Ebrehe’nin kahrına me'mur olan,O "Kuş" da, başı üzre gelmiş idi havadan.Vazîfesi gereği, o da attı taşını.Deldi taş mermi gibi Ebrehenin başını.
Ayağından çıktı ve o dahî oldu helâk.Hakk'a karşı duranın, sonu budur muhakkak.Ebrehe askerine, müslümânlar geriden,Bakıp, hiçbir hareket görmeyince birinden,Dediler: (Öğrenelim vaziyeti bir gidip.)Akıllı bir zât idi lâkin Abdülmuttalip.Dedi ki: (Bekliyelim, belki de bu kâfirler,Hareketsiz durmakla, hîle yapabilirler.Ben sessizce yaklaşıp, göreyim hâllerini.Şâyet geri dönmezsem, tâkip edin siz beni.)Gidip şâhid oldu ki, cümlesi olmuş helâk.
Vermiş cezâlarını onların cenâbı Hak.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 408
favori
like
share
by_KaRizMa Tarih: 26.04.2008 22:25
Emegine saglik kardes
mæstro Tarih: 24.04.2008 19:18
PayLa$imin Için Te$ekkür Ederim
Asiyan Tarih: 24.04.2008 18:44
lütfen konuyu uygun bölüme açmaya dikkat edin