FITRAT-I SELİME (Bozulmamış Fıtrat)

Bismillahirrahmannirrahim
Hamd alemlerin Rabbı olan Allah’a mahsustur. O’na hamd eder O’ndan yardım dileriz.
Allah kime hidayet verirse onu hiç sapıtacak yok, saptırdığını da hidayet verici yoktur.
Sözün en hayırlısı Allah’ın kitabı, yolun en hayırlısı da Muhammed’in (s.a.v) yoludur.
Ey iman edenler! Allah’tan sakınılması gerektiği şekilde sakının ve ancak müslüman olarak ölün. Al-i İmran (102)
Fıtrat: İnsan tabiatı, yaratılış şekli, biçimi manasındadır.
Selime: arızalardan beri olmak, sonradan olan müşkilatlardan selim olmak manasındadır.
Fıtrat doğrudan doğruya herkese verilmiştir. Her kişide vardır. İnanç ise ancak insanlara öğretilir. Allah insanların Allah’ı tek “Rab” kabul etmeleri hususunda onları kendi nefisleri üzerinde şahitler etmiştir. Araf 172-173’te şöyle buyuruyor:
“Rabbın, Âdemoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendilerine şâhid tutarak “ben, sizin Rabbınız değil miyim?” (demişti). Onlar da: “Evet; buna Şâhidiz” demişlerdi. Bu, kıyamet günü, “bizim bundan haberimiz yoktu”, dememeniz içindi. Yahutta “atalarımız önceden (Allah’a) şirk koşmuşlardı. Biz de onlardan sonra gelen bir nesil olduk. Şimdi o bâtılı işleyenler yüzünden bizi helâk mı edeceksin?”
Bu ayet de ki söz alma meselesi insanların Allah’ın Rablığını kabulü hakkındadır. Rablığın manasını bilmek gerekir ki Allah’tan gayrı Rabları inkar edip sadece Allah’ı Rab olarak bilmelidir. Rab: Eğitti, öğretti, terbiye etti manasınadır.
Allah (c.c) fıtratını bozmuş olan insanın hiçbir itiraz ve mazeretini kabul etmeyecektir. Fıtratın bozulması sonradan meydana gelen bir konudur.
Bunu Allah Rasûlü (s.a.v) Buhâri ve Müslim’in Sahihlerinde şöyle beyan etmiştir:
Ebû Hureyre (r.a)den gelen rivayete göre; “Her doğan fıtrat üzere doğar. –Başka bir rivayette ise: Bu din üzere doğar. – Ana babası onu yahudileştirir, hıristiyanlaştırır ve mecûsileştirir. Nitekim hayvanda tam, bütün hayvan doğurur. Siz onda hiçbir organın eksikliğini hisseder misiniz? Müslim’in Sahihinde Iyâz İbn Himâr’dan rivayet edilen bir hadiste Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur: Allah Teala buyurur ki: Ben, kullarımı muvahhidler olarak yarattım. Şeytânlar gelip onları dinlerinden saptırarak uzaklaştırdı, onlara helal kılınanları, kendilerine haram kıldılar.
Bu konu Kuran’da ise şu ifadelerle gerçeklik kazanmaktadır. “Öyle ise sen yüzünü Hanif (muvahhid) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir ki, Allah insanları bunun üzerine yaratmıştır.” Rum / 30
Fıtrat insanlar için kullanıldığında Fıtrat-ı Selime diye tarif edilir. Hayvanlar için kullanıldığında ise buna Sevk-i ilahi diyoruz.
Psikoloji dalında ki adı yani günümüz felsefesinde iç güdü olarak geçiyor.


Bilinip veya bilinmemesiyle, mahiyeti hakkında hiçbir değişiklik olmayacak bazı hakikatler vardır. Yani kainatta mevcut olan eşyanın cüzden küle, küçükten büyüğe ne varsa hepsinin var oluşunda, yaratılışında mutlak bir gayesi vardır. Allah Subhanehu ve Teala onu bu hedef ve gaye için yaratmıştır. Çünkü ayeti kerimede buyurduğu gibi :
“Göğü, yeri ve ikisi arasında bulunanları boş yere yaratmadık. Bu, inkar edenlerin zannıdır. Ateşe girecek olanların vay haline!...” (Sad Suresi (38)/ 27)
Allah(c.c) yaratıkları boşuna yaratmadığını haber veriyor. Bilakis onları zatına ibadet etsinler ve O’nu birlesinler için yaratmıştır. Sonra onları mahşer gününde toplayacak, itaat edenleri mükafatlandırırken kafirleri azaba uğratacaktır.
Ama ne var ki bizim için yani, insanoğlu için illa o eşyanın ne için hangi maksatla yaratıldığını bilmemiz mümkün değildir. Bize hangisi hakkında malumat verilmiş ise ancak onun ne için yaratıldığını biliriz. Bazıları da tabiaten vakıa olarak bilinir. Yani bir ineğin , arının, binek hayvanlarının varlığı içtimai sosyal hayatımızda ne için kullanıldığı bilindiği için onun bizim aramızdaki varlığı yaratılış itibarıyla ona ait olan hizmeti eda etmek içindir. Başka hiçbir şey değildir. Ama bazıları bildirilmiştir. –Bu bunun için yaratılmıştır, bu bunun için yaratılmıştır diye. Buda aynen:
“Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet etmeleri için yarattım.”
(Zariyat(51)/ 56)
Onlara muhtaç olduğumdan değil sadece onlara Bana ibadet etmelerini emretmek için yaratmışımdır. Diyor. İbn Abbas (r.a)’dan gelen rivayette “Bana kulluk etsinler diye yarattım “ kısmını şöyle açıklıyor: İsteyerek veya istemeyerek Bana ibadeti kabul ve ikrar etsinler diye yarattım.
Bunu Kur’an bildiriyor. Biz diyor insanı sadece bize ibadet etmesi için yarattık, diyor. Bu konuda yine bir ayeti kerime de şu hatırlatılıyor:
(Ey Muhammed) De ki: “İbadetiniz olmazsa, Rabbınız size neden değer versin? Oysa siz yalanladınız; bu yüzden azâb sizi bırakmayacaktır.”
Furkan/ 77
Onun için bilinip veya bilinmemesiyle mahiyeti hakkında hiçbir değişiklik olmayacak öyle hakikatler, gerçekler vardır ki insanoğlunun bu gerçekleri bilmemezlikten gelmesi o gerçeğin mahiyeti hakkında hiçbir değişiklik yapmaz. Bu ancak şunu gösterir, buna rağmen insan bilmemezlik gibi bir hal arzı endam ederse bu insanoğlunun aptallığını, akılsızlığını, eblelliğini gösterir.
Aynen; kişinin güpegündüz güneşe karşı gözlerini kapayıp güneşin yokluğunu iddia etmesi gibidir. Bu adam sadece gözlerini kapamıştır. Güneş onun için yoktur. Değilse güneş hakikaten yok değildir. Aynen de böyle insanoğlunun bağnazlığını ifade eden bu olay bir şeyi değiştirmiyor.
İnsan bir program dahilinde yaratılıp gönderilmiştir. Yaratılışının icabı verilen hasletleri kullanmak zorunda olduğundan bunu hangi yönde kullanırsa kulluğu da o yönde olacaktır. Bu demektir ki insanlar isteyerek veya istemeyerek bir şekilde kul olacaktır. Bu kaçınılması kaçınılmaz bir sondur. Bunun dışına çıkmak gibi bir şey olamaz. İnsan fıtratında tabiatından olan sevme, korkma, buğz etme, umut bağlama, isteme, güvenme, sığınmak gibi hasletler Allah tarafından her insana verilir. İnsan kendine verilen bu hasletleri kullanır, bunları neye kimin için kullanırsa ona ibadet etmiş olur. İnsan öyle veya böyle bir yerlere kul olmak zorundadır. Eğer Allah’a kul olmaktan kaçınıyorsanız bu demektir ki bir çok kişilere kul olmayı farkında olmadan birkaç şeyin esareti altına girmeyi kabul ediyor ve güya insan olarak başkalarının esareti altında yaşamamak konusunda boş yere nefes tüketip felsefeler kuruyorsunuz.
Başkalarına kul olmak demek bize verilen hasletlerin (sevgi, güven...vb) tek tek herkes için yalnızca bir tanesini kullanma şansımız vardır. Çünkü fıtrat icabıyla sevdiğimiz insandan aynı zamanda korkmak gibi iki zıt hasleti bir arada bulundurmak imkansızdır. Bunun imkan bulması sadece ve sadece Allah’a kul olmakla mümkün olabilir. Başka hiçbir kullukta açıklanamaz.
Hayvanlar alemindeki varlıklar bu kulluğu kusursuz bir şekilde yerine getirmektedir. Bal arısını örnek verecek olursak yaratılışının gereği bal yapmamak gibi bir seçim hakkı yoktur. Bu demektir ki Allahu Teala her varlığı bir gaye için yaratmıştır. Nitekim Allah (c.c) bir ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır:
“Biz bu dünyada her şeyi bir ölçüyle yarattık.” Kamer /49 ve yine;
“Biz hiçbir şeyi boş yere yaratmadık.” Enbiya / 16 Buyurmuştur.
Bu ayetlerden de anlaşıldığı üzere Allah-u Teala’nın gayesi dışına çıkmak fıtratı selime dediğimiz konunun dışına çıkmaktır. Ve bu durum sadece bizim için hayal bile etmek istemediğimiz cehennemin habercisidir.
Sohbetimizin sonunda şu ayetlerin hatırlatılması burada bulunan bütün müslümanlar için en güzel hatırlatma düstur olacaktır.
“Ey İman edenler sizi, size hayat verecek şeye davet ettiklerinde, Allah’a ve Resülu’ne icabet edin. Bilin ki Allah kişi ile kalbi arasına girer ve siz, mutlaka O’na varıp toplanacaksınız.” (Enfal Suresi(8)/ 24)
Velhamdü lillahi Rabbül Alemin..

Etiketler:
muttaki36 muttaki36
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 497
favori
like
share
Asiyan Tarih: 14.05.2008 08:35
Allah razı olsun