Teknik

Tarih boyunca her kültür kendi ok atma tekniğini geliştirmiştir. Farklı kültürlerde farklı tekniklerin ortaya çıkması; o kültürleri yaratan halkların hayati ihtiyaçlarının ve halkların yaşadığı coğrafyanın farklı olmasındandır. Doğu ve Batı ok atma tekniklerinin farklılığı da aynı sebeptendir.

Orta Asya insanı zor iklim koşullarında, konar-göçer bir yaşam sürmüştür. Bu yaşam tarzında at binmek, avcılık ve savaş günlük hayatın ayrılmaz birer parçadır. Hayatı at üzerinde geçen göçebe eğer üzerinde yer, içer, savaşır, avlanır, hatta belki uyur. Yay ise göçebe için atı kadar önemlidir, hayatta kalmasının bir yoludur. Asya kökenli milletler için tipik olan, at üzerinde her yöne isabetli ok atabilmeleridir. Bu maharet, yüzlerce yıl boyunca düşmanı en çok korkutan ve savaşların kaderini belirleyen unsur olmuştur. At üzerinde kullanılacak bir yayın nisbeten kısa, ama bu çetin şartların gerektirdiği yüksek enerjiye sahip olması gerekmektedir. Bugün bile herkesin hayranlığını toplayan kompozit yay böyle ortaya çıkmıştır. Kompozit yay ağaç, boynuz, sinir ve tutkaldan oluşan; müthiş fiziki özelliklere sahip bir silahtır. Birden fazla malzemeden imal edildiği için ileri derecede esnek ve güçlüdür.

Sonradan bütün Orta Doğuya yayılacak olan kompozit yay ve Doğu okçuluk ekolünün kökeninin Asya olduğu konusunda fikir birliği vardır. Doğu stili ok atma tekniğinin müslüman halklara geçişi olasılıkla 8.-10. yüzyıllarda İslam gazileri ile Orta Asya göçebeleri arasındaki askeri, ticari ve kültürel alışveriş neticesinde olmuştur. Selçukluların atlı okçusunun kullandığı bu teknik sonra Osmanlının seçkin atlı okçu birlikleri tarafından savaş alanlarında kullanılmaya devam etmiştir.





Osmanlının ok atma tekniği aslında Asya kökenlidir ve geleneksel okçuluk disiplinlerini korumaya muvaffak olmuş Kore, Moğolistan gibi ülkelerde, ufak tefek farklılıklarla bugün de uygulanmaktadır.

Burada anlatılacak olanlar, tekniğin genel hatlarını çizecek, okuyucuya Türk-Osmanlı ok atma tekniği konusunda fikir verecektir.


Tekniğin Esasları

Osmanlılarda, diğer bütün Asya kökenli milletlerde olduğu gibi, kiriş (çile) başparmak ile çekilir ve bırakılırdı. Bu atış tarzı, okun uçuş dinamiği göz önüne alındığında, bugün olimpik hedef okçuluğunda norm kabul edilen üç parmakla çekişe göre büyük üstünlükler sağlamaktaydı. 19. ve 20 . yüzyıl Avrupa aydınını etkilemiş olan ırkçı fikirler sebebiyle, o dönemin araştırmacıları üç parmak çekişini, "Moğol Çekişi" dedikleri başparmak çekişine üstün tutmuşlardır. Gerçekler, 20. yüzyılın ikinci yarısında yapılan yeni araştırmaların ışığında ortaya çıkmıştır.

Sonradan Orta Doğu'da da yaygınlaşan bu stilde okçu başpamağını özel bir yüzük ile korurdu. Bu yüzük "zihgir" ya da "şast" adını alırdı. Pek çok Osmanlı minyatüründe, ok atarken resmedilmiş padişahların sağ ellerinde görülen zihgirler metal, kemik, boynuz, fildişi ve yarı değerli taşlardan yapılırdı. Orduda kullanılan zihgirlerin deriden yapıldığı da olurdu.



Nigâri'nin ok atan Sultan II. Selim portresi. 16. yy. Topkapı Sarayı Müzesi.
(Büyütülmüş görüntü, portre üzerinde işaretlenmiştir).

Bu stili Batılı stilden ayıran diğer iki özellik, okun yayın diğer tarafından (kirişi çeken el tarafı) atılması ve nisbeten uzun çekiş mesafelerine ulaşılmasıdır. Kirişin tutulması için el özel bir biçimde kapatılırdı. Buna �mandal� adı verilirdi. Mandal biçimleri ekollere ve ustalara göre ufak tefek değişiklikler göstermekle beraber, Osmanlı menzil okçularının temel olarak uyguladıkları mandal şöyleydi:

Kirişi tutacak elin serçe yüzük ve orta parmakları, el yumruk yapılıyormuş gibi kapatılırdı. Kiriş okun hemen altından başparmaktaki zihgirin kenarına yerleştirilir, başparmak kıvrılarak ucu orta parmağa bastırılırdı. Sonra işaret parmak başparmağın tırnağının üzerine kapatılarak el "kilitlenirdi". Atış, işaret ve başparmak hızla açılmak suretiyle yapılırdı.

Bir çok Asya ekolünde kiriş göğsün üst kısmına, köprücük kemiğinin başladığı noktaya kadar çekilmektedir. Osmanlı kemankeşleri ise kirişi çene civarına ya da kulak memesine kadar çekerlerdi.


Eğitim ve Tekniğe Dair

Mandalın, yani zihgir yardımıyla kirişi tutmanın muhtelif şekilleri vardı. Bu formlardan uygun olanının, kemankeşin ve parmak yapısına ya da kullanılan yayın çekiş ağırlığına göre tavsiye edildiğini, öğretildiğini ve çalışıldığını düşünüyoruz.

Kemankeş olmak isteyen aday, yani şakird, kendisine bir "pir tutardı". Yani Atıcılar tekyesinde kendisini eğitmek üzere bir usta tahsis edilirdi. Sonra şakird, pirinin gözetiminde, kepaze denilen kuvvetsiz idman yaylarıyla her gün çekiş antrenmanı yapmaya başlardı. Kepaze yayları ile ok atılmazdı. Bu şekilde kaslarını güçlendiren öğrenci, piri izin verdiğinde kapalı mekanda "torba gezi" tabir edilen idman okları ile atış formunu mükemmel hale getirmeye çalışırdı. Yine piri tarafından uygun görüldüğünde açık havada menzil atışlarına çalışmaya başlardı.





İdman oku (alttaki ayrıntı, üst fotoğraftaki işaretli alanın büyütülmüşüdür) (Askeri Müze-Harbiye/İstanbul)

Değişik atış disiplinleri için ok atış tekniğinde küçük farklılıklar olabileceğini düşünüyoruz. Ancak tekniğin esasını, kirişin mandal oluşturarak kavranması, çene civarında bir noktaya ya da kulak memesi hizasına kadar çekilip bırakılması oluşturuyordu. Atış öncesinde ve sonrasında sol kol, omuz ve sırtın pozisyonunun önemi bilinmekteydi. Atışı takiben yapılan "son taşıma", Doğu okçuluk ekolünde de vardı ve Osmanlı kemankeşleri tarafından uygulanıyordu. Sağ elin arkaya doğru hareketi, işaret ve başparmağın kulak hizasında hilal şekline getirilmesiyle son bulurdu. Formdaki bu teknik ayrıntı, bir çok Osmanlı minyatüründe çok güzel işlenmiştir. Atış ya kiriş çapa pozisyonuna gelir gelmez yapılır, ya da tam çekişte bir kaç saniye beklenip ok öyle bırakılırdı. Bu iki atış tarzı farklı isimler alırdı.

Ok yayın sağ tarafından, sol elin başparmağı üzerinden atılırdı. Ancak kemankeş zihgir kullanımında ustalaştıktan sonra, yayın her iki tarafından da başarıyla ok atabilmekteydi.


Tekniğin Ayrıntıları


Resim 1: Kirişi çeken elin başparmağına zihgirin takılması (Okun yayın sağ tarafına yerleştirilişine dikkat edin. Batılı ok atış tekniğinde ok yayın solundadır)



Resim 2: Başparmağın kirişin etrafına dolanarak ucunun orta parmağa sıkıca bastırılması ve başparmağın işaret parmakla kilitlenerek "mandal" oluşturulması.




Resim 3 ve 4: Kirişin çekilmesi ve çapa pozisyonuna ulaşılması (Tam çekişte çapa pozisyonunun Batılı ok atış tekniğine göre daha geride, çene ile kulak memesi arasında oluşuna dikkat edin).




Resim 5: Okun bırakılışı ve takip (Sağ elin kulağın yanında aldığı şekle dikkat edin).



Modern malzeme kullanılarak yapılmış bir zihgir



kemankes.com sitesinden Alıntıdır.

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 5532
favori
like
share
gs._38 Tarih: 27.11.2008 13:46
sagol
xlcod3r Tarih: 27.09.2008 22:51
Teşekkürler