21. Yüzyılda ABD'nin Küresel Stratejileri



Bugünün uluslararası sistemi güç dengesine göre değil, Amerikan hegemonyasına göre kurulmuştur. Günümüzün en çok tartışılan konularının başında uluslararası sistemde Amerikan hegemonyasının yolaçtığı sorunlar gelmektedir.


“Bugünün uluslararası sistemi güç dengesine göre değil, Amerikan hegemonyasına göre kurulmuştur…”

( Robert Kagan, William Kristol, “The Present Danger”, The National Interest, spring, 2000)

Günümüzün en çok tartışılan konularının başında uluslararası sistemde Amerikan hegemonyasının yolaçtığı sorunlar gelmektedir. Amerikan hegemonyasının temelindeki ideoloji olan “yeni muhafazakarlık” düşüncesine sahip kişiler tarafından hazırlanan “Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi”nde de “Amerika’nın küresel liderliği ele geçirmesinin şart olduğunun” vurgulanması, sorunların daha da ağırlaşmasına neden olmaktadır.

“Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” mutlak bir hegemonya öngörmekte, ABD’nin lideri olduğu “tek kutuplu” bir dünya hedeflemektedir. Michael Hardt ve Antonio Negri, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel hegemonya hedefinin varacağı noktayı açıklıkla işaret etmektedirler: “İmparatorluk!..”

ABD’deki mevcut yönetimin “Küresel Amerikan İmparatorluğu” hedefine tamamen konsantre olduğu görülmektedir. Dünya çapında bir küresel imparatorluk oluşturma hedefi için Amerika Birleşik Devletleri’nin uzun vadeli kalıcı çalışmalar yaptığı da bilinmektedir. Özellikle ulusal güvenlik ve savunma stratejilerinde yapılan yeni düzenlemeler uzun vadeli projeler için önemli ipuçları vermektedir.

Pentagon analisti Thomas Barnett’in “Pentagon’un yeni haritası”nı anlattığı kitabında dünyada Amerikan hegemonyasının pekiştirilmesi için yapılacakların listesi de yer almaktadır. Pentagon uzmanı Barnett kitabında, Küresel Amerikan İmparatorluğu’na giden yolu adım adım anlatmaktadır.

Afganistan ve Irak’ın işgali, İran ve Suriye’ye yönelik ciddi tehditler, Büyük Ortadoğu Projesi’nin aşama aşama uygulamaya konulması, Amerika Birleşik Devletleri’nin küresel imparatorluk hedefinin işaret taşları olarak algılanmaktadır. Amerikan yönetiminin uluslararası hukuku tanımayan tavrı, uluslararası kuruluşlarla işbirliği yapmayan tutumu ve Amerikan çıkarlarını dünyanın geri kalanından çok daha önemli bulan yaklaşımı, yeni yüzyılda çok ciddi bir kaos ve belirsizliğin de kapılarını aralamaktadır.

Uluslararası hukuk profesörü Richard Falk, Bush yönetiminin uluslararası hukuku ve kurumları tanımayan tavrını “hayli tehlikeli olan bir akılsızlık ve mantıksızlık eylemi” olarak tanımlamaktadır. ABD’nin hukuk tanımaz tavrı, bugün Afganistan ve Irak’ta yaşanan acıların heran yeniden bir başka ülkede yaşanabileceği endişesini gündeme getirmektedir. Uluslararası kuruluşların etkinliğinin azalması, Amerikan yönetimine sözgeçiremez hale gelmeleri, bu tehlikeyi birkat daha artırmaktadır.

Amerika Birleşik Devletleri Bush yönetimiyle birlikte dış dünyayı “düşman” gören bir dış politika yaklaşımı geliştirmiştir. “ABD’nin politikalarına destek vermeyenlerin düşman ilan edildiği” bu yaklaşım, Fransız araştırmacı Maxime Lefebvre’nin ifadesiyle “Mesihcilik” olgusundan beslenmekte, “iyilerin kötülere karşı açtığı savaş” ifadesiyle de sembolleştirilmektedir.

Hem Afganistan’ın hem de Irak’ın işgali, küresel imparatorluk hedefi peşinde koşan ABD’nin “gücünü” tüm dünyaya göstermesinin de bir bahanesi olarak yorumlanmaktadır. Emmanuel Todd, ABD’nin “dünyanın kendisine ihtiyacı olduğunu herkese göstermenin peşinde koştuğunu” vurgulamaktadır. Todd , Amerikan gücünün tüm dünyaya gösterilmesi oyununun adını da koymaktadır: “Mikromilitarist tiyatro oyunu…” ABD, dünya sahnesinde küresel hegemonyasının yolunu açacak plan ve projeleri sahneye koymakta, tüm dünya da olan biteni sanki bir tiyatro oyunu izlermişcesine seyretmektedir.



ABD’nin saldırgan, hukuktanımaz ve baskıcı politikaları tüm dünyayı tedirgin etmektedir. Amerikan yönetiminin küresel hegemonya hedefi, aynı zamanda dünya barışına da zarar vermektedir. Amerikalı siyaset bilimci Chalmers Johnson, emperyal politikaların ABD’yi getirdiği noktayı şöyle özetlemektedir: “Dünyaya kalıcı bir şekilde hakim olma niyetiyle yola çıktık ama sonra kendi başımıza kaldık… Korkulan, nefret edilen, yozlaşan ve yozlaştıran, devlet terörizmi ve rüşvetlerle düzeni sağlamaya çalışan megaloman Amerika, bütün dünyayı karşısına aldı. Napolyon’un aslanına binmiş durumdayız. Ancak nasıl geri ineceğimizi bilmiyoruz…”

Amerika’nın küresel hegemonyayı hedefleyen politikaları kendi halkı tarafından da onaylanmamakta, örneğin Irak’a savaş açılmasına karşı olanların sayısı ABD’de giderek artmaktadır. ABD’nin uyguladığı işgal, şiddet, işkence ve baskı, geriye küresel terör olarak dönmekte, dünyanın çeşitli yerlerinde patlayan bombalar masum insanların canını almaktadır. Böyle bir ortamda dünya daha az güvenli bir yer olmakta, kaos, belirsizlik, tedirginlik ve endişe artmaktadır.



Bush iktidarı “Amerika’nın gücünü” küresel bir imparatorluk kurma hedefi için kullanıyor, bu hedefine ulaşmak için de her yolu deniyor. Amerikan yönetimi, “güçlü olduğu için haklı olduğunu” düşünüyor. Gücü, “hak sebebi” saydığı için de barışı, adaleti, işbirliğini dışlıyor. Böyle bir yaklaşımın başarılı olamayacağını Amerikalı siyaset bilimci Chalmers Johnson şöyle açıklıyor: “İmparatorluklar daimi değildir. Sonları genellikle hoş da olmamıştır. Amerikan imparatorluğu hedefini de aynı akıbet beklemektedir. Küreselleşme çabaları, bu çöküşün başlangıcını bir süre geciktirmiş olsa bile, militarizm ve emperyalizme geçişle artık çöküş yoluna girilmiştir…”

Amerikan yönetiminin bilimadamlarının uyarılarına, uluslararası kuruluşların çağrılarına rağmen halen küresel hegemonya hedefi peşinde koşarak dünyanın güvenliğini tehlikeye atan bir tutum izlemesi, önümüzdeki yıllarda dünyanın karşısına bugünkünden çok daha vahim bir tablonun çıkacağının işaretlerini vermektedir.

Amerika’nın emperyal hedefleriyle mücadele edebilmek için öncelikle Amerikan yönetiminin zihin haritasının nasıl işlediğini bilmek, küresel stratejilerin ve projelerin neler olduğunu öğrenmek, bu stratejilerle varılmak istenilen sonucu iyi kavramak gerekiyor. Amerika’nın küresel imparatorluk projesinin “merkez ülkesi”nin Türkiye olduğu gerçeği hatırlandığında, ençok da bizlerin duyarlı olması büyük önem taşıyor.



Bu çalışma, Amerika’nın küresel imparatorluk hedefine ulaşmak için hangi stratejileri, nasıl kullandığını anlamayı amaçlamakta, ABD’nin izlediği politikaların dünya genelindeki yankılarını sorgulamaya çaba harcamaktadır.



TASAM Yayınlarından Yeni Kitap:

21. Yüzyılda ABD'nin Küresel Stratejileri Yazar: Dr. Abdullah ÖZKAN



Arka kapak yazısı



"Her krizi doktrinimizin en dar kalıbı olan askeri müdahale yaklaşımıyla çözmeye çalışmak ABD'yi çökertti. Dış politikada artık daha gerçekçi bir çizgi izlenmesi gerekiyor. Neo-conizm, tarihin tozlu raflarında, başarısız ideolojiler arasında yerini almalı. Çünkü artık benim dahi destekleyemeyeceğim bir şekil aldı..."
Francis Fukuyama
“Dünyaya kalıcı bir şekilde hakim olma niyetiyle yola çıktık ama sonra kendi başımıza kaldık… Korkulan, nefret edilen, yozlaşan ve yozlaştıran, devlet terörizmi ve rüşvetlerle düzeni sağlamaya çalışan megaloman Amerika, bütün dünyayı karşısına almış durumda…Napolyon’un aslanına binmiş durumdayız. Ancak nasıl geri ineceğimizi bilmiyoruz…”

Chalmers Johnson
“Amerika’nın dış politikası, hertürlü düşünce ve denetimden yoksun olarak akan nehir misali bir yerlere doğru sürüklenip gidiyor...”
Emmanuel Todd
“Bush yönetiminin Stratejik Önalıcılık Doktrini, tek taraflı bir biçimde uygulandığı takdirde sınırı olmayan, BM ya da uluslararası hukuka hesap vermeyen, sorumlu hükümetlerin kollektif kararlarına dayanmayan ve daha da kötüsü pratik bir zorunluluk olduğuna dair inandırıcı bir gerekçe gösterilmesini gerektirmeyen bir doktrindir.”

Richard Falk
“Bush görevinden ayrıldığında Amerika çok daha zayıf bir hale gelecek…”
Immanuel Wallerstein
“ABD, sadece ülkenin karekterini değil, dünyadaki rolünü de değiştiren aşırı bir ideolojinin elindedir. Hükümet, daha önceden olmadığı gibi otoriter ve zalimce davranmaktadır. Bush yönetiminin politikaları, yalnızca Amerika’nın dünyadaki durumunu etkilememekte, aynı zamanda yurt içinde orta sınıfın ve fakirlerin aleyhine zenginlere yaramaktadır.”
George Soros

“Hegemonyaya destek verenlerin ortaya koyduğu dış politikanın sadece gaz pedalı var, fren pedalı yok. Bu kişilerin sadece tekyanlılığa ve hegemonyaya odaklanmaları ABD için kötü sonuçlar doğurabilir.”
Joseph Nye




Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 377
favori
like
share