ERTUĞRUL: Yaa baba ya ne yapıyorsunuz, sesiniz ta tuvalete geliyor.
KEMAL: Allahtan tuvaletin sesi buraya gelmiyor.
OSMAN: Başladın yine çocuğu aşağılamaya. Konuştuklarımız nerede kaldı?
ERTUĞRUL: Ne konuşması dede?
KEMAL: Ertuğrul şuraya bir otursana. (Ertuğrul koltuğa oturur)
ERTUĞRUL: Evet
KEMAL: Bak Ertuğrul, seninle konuşacaklarım var.
ERTUĞRUL: Baba yine konuyu karneden açacaksan sabahın 5'inde senin nasihatlerini dinleyemem.
OSMAN: Gördün mü? Hayatın boyunca çocukla dersten başka bir şey konuşmamışsın ki.
KEMAL: Bugüne kadar size hep iyi bir baba olmak için uğraştım.
ERTUĞRUL: Fakat pek başarılı olamadın.
KEMAL: Doğru haklısın, ama hepsini ablanla senin iyiliğiniz için yaptım.
ERTUĞRUL: Evet.
KEMAL: Onun için bugüne kadar yaptığım hatalardan dolayı senden özür diliyorum.
ERTUĞRUL: Baba sen iyi misin, kafana saksı falan düşmedi değil mi?
KEMAL: Hayır, bugün olanlar sayesinde geçmişte yaptıklarımı düşündüm ne kadar haklıyım diye. Fakat sizin iyiliğiniz için yaptıklarım aslında sizin için bir problemden başka bir şey değilmiş.
ERTUĞRUL: Aslında bende pek suçsuz sayılmam. Mesela bugüne kadar planlı bir şekilde ders çalışmamak, sokaklarda aylak aylak dolaşmak da benim hatalarımdı.
KEMAL: Kendi hatalarını görebilmen ne güzel?
ERTUĞRUL: Aslında ben bunların farkındaydım fakat sana söylemeye çekiniyordum.
KEMAL: Niye?
ERTUĞRUL: Kızacağından korktum.
KEMAL: Artık rahat olabilirsin, bundan sonra sana asla kızmayacağım.
ERTUĞRUL: Peki o zaman. Hani annemin en sevdiği elbisesi yanmıştı ya, onda biraz da benim parmağım vardı, sonra Ayfer teyzenin kapısına kedi pisliklerini aslında Nebahat teyze değil de ben dökmüştüm.
KEMAL: Neee! Bütün bunları sen mi yaptın?
ERTUĞRUL: Baba hani bundan sonra kızmayacaktın?
KEMAL: Neyse, bunları dedenin olmadığı bir gün konuşuruz.
ERTUĞRUL: Allahım sana şükürler olsun, benim babam da artık bana kızmayacak.
KEMAL: Ama sende görevlerini tam olarak yerine getireceksin tamam mı?
ERTUĞRUL: Valla ders konusunda bir şey diyemem ama diğer tüm görevlerime harfiyen uyacağıma garanti edebilirim.
KEMAL: Neden ders konusunda değil?
ERTUĞRUL: Baba hocaları biliyosun, hepsi kafayı sıyırmış. Aslında onların hukuken öğretmenlik yapması doğru değil.
KEMAL: Bakıyorum da başımıza 40 yıllık hukukçu kesildin. Sen bırak hukuk fakültesine girmeyi liseyi Kazasız belasız bitir sana madalya takarım ben.
ERTUĞRUL: Amann baba başlama yine.
KEMAL: Şaka yaptım oğlum. (Dış kapıdan Sevinç gelir)
SEVİNÇ: Baba oturabilir miyim?
KEMAL: Tabi kızım. (Oturur)
SEVİNÇ: Aslında bugüne kadar seni hiç dinlemedim ama bugünkü olaylar gösteriyor ki sen haklıymışsın. Bundan sonra sözünden hiç çıkmayacağım
KEMAL: Aslında ben de aynı şeyleri senin için düşünüyordum.
SEVİNÇ: Nasıl yani?
KEMAL: Sizin bugüne kadar beni sevmenizi hep sertlikle sağladım. Aslında sevgi için illa ki sertliğe gerek yokmuş.
SEVİNÇ: Sen bize sert davransan da davranmasan da biz seni zaten hep sevmiştik. Sonuçta sen de bir insansın, senin de hataların olacak.
KEMAL: Size hak ettiğiniz ilgiyi göstermedim, siz de kurtuluşu başkalarında aradınız.
SEVİNÇ: Hayır baba sen bize hak ettiğimiz ilgiyi hep gösterdin. Fakat biz bilemedik. Hastalanınca belki bize belli etmezdin ama için içini yerdi, sonra geceleri biz uyurken gelir başımızı okşar üstümüzü örter giderdin, çünkü sen sevginin bilinmesini istemezdin. Senin tek hatan biraz set olmandı.
KEMAL: Çünkü sizin iyiliğinizi istiyordum.
SEVİNÇ: Fakat sertliğinin ayarını iyi yapamadın baba sen. Bizi hep despotlukla yönettin. Sen diktatördün, biz de senin gölgen altında ezilen halk. Sanki evde değil de esir kampında yaşıyorduk. Her şeyimizin bir programı vardı. Sabah 8'de kalkılacak, akşam 8'de gelinecek. Elinden gelse tuvalete gitme saatlerimizi bile sen belirleyecektin.
KEMAL: Hepsi sizin iyiliğiniz için kızım.
SEVİNÇ: Tamam baba ama biraz fazla abarttın.
KEMAL: Ne yapabilirdim ki? Kötü zamandayız, kimseye güvenemezsin bu devirde. Bak, Teoman görünüşüne bakınca nasıl da temiz bir çocuktu. Ama o masum maskesinin altından nasıl bir şeytan çıktığını sende gördün.
SEVİNÇ: O konuda haklısın baba.
KEMAL: Aslında ben her konuda haklıyım fakat bunu zamanla göreceksiniz. Ama artık bundan sonra kısıtlama yok, başkasının haklarına dokunmayacak şekilde özgürlüğünüzü istediğiniz ölçüde yaşayacaksınız.
ERTUĞRUL: Bu sözler buranın artık yarı kapalı cezaevi olmadığı anlamına geliyor?
KEMAL: Evet. Bundan sonra bu evden bağırtılar değil, mutluluğun sesi yükselecek.
(kızı ve oğlu Kemal'in boynuna sarılır bu şekilde perde kapanır.)

SON

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 993
favori
like
share
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 01:50
ERTUĞRUL: Yaa baba ya ne yapıyorsunuz, sesiniz ta tuvalete geliyor.
KEMAL: Allahtan tuvaletin sesi buraya gelmiyor.
OSMAN: Başladın yine çocuğu aşağılamaya. Konuştuklarımız nerede kaldı?
ERTUĞRUL: Ne konuşması dede?
KEMAL: Ertuğrul şuraya bir otursana. (Ertuğrul koltuğa oturur)
ERTUĞRUL: Evet
KEMAL: Bak Ertuğrul, seninle konuşacaklarım var.
ERTUĞRUL: Baba yine konuyu karneden açacaksan sabahın 5'inde senin nasihatlerini dinleyemem.
OSMAN: Gördün mü? Hayatın boyunca çocukla dersten başka bir şey konuşmamışsın ki.
KEMAL: Bugüne kadar size hep iyi bir baba olmak için uğraştım.
ERTUĞRUL: Fakat pek başarılı olamadın.
KEMAL: Doğru haklısın, ama hepsini ablanla senin iyiliğiniz için yaptım.
ERTUĞRUL: Evet.
KEMAL: Onun için bugüne kadar yaptığım hatalardan dolayı senden özür diliyorum.
ERTUĞRUL: Baba sen iyi misin, kafana saksı falan düşmedi değil mi?
KEMAL: Hayır, bugün olanlar sayesinde geçmişte yaptıklarımı düşündüm ne kadar haklıyım diye. Fakat sizin iyiliğiniz için yaptıklarım aslında sizin için bir problemden başka bir şey değilmiş.
ERTUĞRUL: Aslında bende pek suçsuz sayılmam. Mesela bugüne kadar planlı bir şekilde ders çalışmamak, sokaklarda aylak aylak dolaşmak da benim hatalarımdı.
KEMAL: Kendi hatalarını görebilmen ne güzel?
ERTUĞRUL: Aslında ben bunların farkındaydım fakat sana söylemeye çekiniyordum.
KEMAL: Niye?
ERTUĞRUL: Kızacağından korktum.
KEMAL: Artık rahat olabilirsin, bundan sonra sana asla kızmayacağım.
ERTUĞRUL: Peki o zaman. Hani annemin en sevdiği elbisesi yanmıştı ya, onda biraz da benim parmağım vardı, sonra Ayfer teyzenin kapısına kedi pisliklerini aslında Nebahat teyze değil de ben dökmüştüm.
KEMAL: Neee! Bütün bunları sen mi yaptın?
ERTUĞRUL: Baba hani bundan sonra kızmayacaktın?
KEMAL: Neyse, bunları dedenin olmadığı bir gün konuşuruz.
ERTUĞRUL: Allahım sana şükürler olsun, benim babam da artık bana kızmayacak.
KEMAL: Ama sende görevlerini tam olarak yerine getireceksin tamam mı?
ERTUĞRUL: Valla ders konusunda bir şey diyemem ama diğer tüm görevlerime harfiyen uyacağıma garanti edebilirim.
KEMAL: Neden ders konusunda değil?
ERTUĞRUL: Baba hocaları biliyosun, hepsi kafayı sıyırmış. Aslında onların hukuken öğretmenlik yapması doğru değil.
KEMAL: Bakıyorum da başımıza 40 yıllık hukukçu kesildin. Sen bırak hukuk fakültesine girmeyi liseyi Kazasız belasız bitir sana madalya takarım ben.
ERTUĞRUL: Amann baba başlama yine.
KEMAL: Şaka yaptım oğlum. (Dış kapıdan Sevinç gelir)
SEVİNÇ: Baba oturabilir miyim?
KEMAL: Tabi kızım. (Oturur)
SEVİNÇ: Aslında bugüne kadar seni hiç dinlemedim ama bugünkü olaylar gösteriyor ki sen haklıymışsın. Bundan sonra sözünden hiç çıkmayacağım
KEMAL: Aslında ben de aynı şeyleri senin için düşünüyordum.
SEVİNÇ: Nasıl yani?
KEMAL: Sizin bugüne kadar beni sevmenizi hep sertlikle sağladım. Aslında sevgi için illa ki sertliğe gerek yokmuş.
SEVİNÇ: Sen bize sert davransan da davranmasan da biz seni zaten hep sevmiştik. Sonuçta sen de bir insansın, senin de hataların olacak.
KEMAL: Size hak ettiğiniz ilgiyi göstermedim, siz de kurtuluşu başkalarında aradınız.
SEVİNÇ: Hayır baba sen bize hak ettiğimiz ilgiyi hep gösterdin. Fakat biz bilemedik. Hastalanınca belki bize belli etmezdin ama için içini yerdi, sonra geceleri biz uyurken gelir başımızı okşar üstümüzü örter giderdin, çünkü sen sevginin bilinmesini istemezdin. Senin tek hatan biraz set olmandı.
KEMAL: Çünkü sizin iyiliğinizi istiyordum.
SEVİNÇ: Fakat sertliğinin ayarını iyi yapamadın baba sen. Bizi hep despotlukla yönettin. Sen diktatördün, biz de senin gölgen altında ezilen halk. Sanki evde değil de esir kampında yaşıyorduk. Her şeyimizin bir programı vardı. Sabah 8'de kalkılacak, akşam 8'de gelinecek. Elinden gelse tuvalete gitme saatlerimizi bile sen belirleyecektin.
KEMAL: Hepsi sizin iyiliğiniz için kızım.
SEVİNÇ: Tamam baba ama biraz fazla abarttın.
KEMAL: Ne yapabilirdim ki? Kötü zamandayız, kimseye güvenemezsin bu devirde. Bak, Teoman görünüşüne bakınca nasıl da temiz bir çocuktu. Ama o masum maskesinin altından nasıl bir şeytan çıktığını sende gördün.
SEVİNÇ: O konuda haklısın baba.
KEMAL: Aslında ben her konuda haklıyım fakat bunu zamanla göreceksiniz. Ama artık bundan sonra kısıtlama yok, başkasının haklarına dokunmayacak şekilde özgürlüğünüzü istediğiniz ölçüde yaşayacaksınız.
ERTUĞRUL: Bu sözler buranın artık yarı kapalı cezaevi olmadığı anlamına geliyor?
KEMAL: Evet. Bundan sonra bu evden bağırtılar değil, mutluluğun sesi yükselecek.
(kızı ve oğlu Kemal'in boynuna sarılır bu şekilde perde kapanır.)

SON
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 01:49
İHSAN: Hoş bulduk abla.
NERİMAN: Neee ihsan senin ne işin var? Hangi rüzgâr ettİ seni?
İHSAN: Valla Alman hükümeti rüzgârı attı. Aslında rüzgârdan çok fırtınaya benziyorlar.
NERİMAN: Sende hoş geldin kızım. (Helga tip tip suratına bakar) Ne o ihsan bu kız dilsiz mi?
İHSAN: Yok abla dili varda Almanca.
NERİMAN: Ne bu kız gavur mu?
İHSAN: Valla Alman olduğuna göre gavur oluyor.
NERİMAN: Vay başıma gelenler. Sen ciddi misin, şaka falan yapmıyorsun değil mi?
İHSAN: Ben gayet ciddiyim.
NERİMAN: Tüh yazıklar olsun sana. Annemle, babamın kemikleri sızlıyordur şimdi. Unuttun mu babamın vasiyetini, ne demişti sana babam?
İHSAN: Bana Almanya'dan Türk gelin getir demişti.
NERİMAN: Sen ne yaptın tuttun elin gavurunu getirdin.
İHSAN: Aman abla sanki Türk gelin getirsem ne olacak. Babamın kemiklerini mi öpecek?
NERİMAN: Onun ölmüş olması vasiyetini yerine getirmeyeceğin anlamına gelmez.
İHSAN: Peki peki. Helga'nın saçlarını siyaha boyarız. Birerde siyah lens taktın mı senden benden daha Türk olur?
NERİMAN: Ne yani rahmetli annemle babamı kazıklıycan mı? Almanya seni bayağı değiştirmiş İhsan.
İHSAN: Ya olmazsa bir tane de Türk gelin alırız.
NERİMAN: Demek bunun üzerine kuma getirecen. Vallaha pes doğrusu. Sen şeytana bile pabucunu ters giydirirsin İhsan. Ne halt yersen ye. (Çıkar)
İHSAN: Aman abla Almanya'dayken seni mi arasaydım "Abla kimle evleneyim?" diye. Biz de belirli bir yaşa geldik ama değil mi ya? (Ertuğrul'un bağırma sesi duyulur; )
ERTUĞRUL: Baba koşun ablama bir şeyler oluyor! (Aile odaya koşarken perde kapanır. Perde açılırken İhsan'la Helga yatmıştır. Sahnede doktor ile Kemal vardır. Doktor pijamalıdır. Perde tam olarak açılınca Kemal konuşmaya başlar.)
KEMAL: Sağol Ömer ağbi. Gecenin bir vakti seni de rahatsız ettik.
DOKTOR: Duymamış olayım Kemal, komşuluk bugünler içindir.
KEMAL: Peki nesi varmış Sevinç'in?
DOKTOR: Muayene ettim ama herhangi bir şeyi yok.
KEMAL: Ohhh Çok şükür.
DOKTOR: Yalnız çok ağır bir psikolojik bunalım geçiriyor, onun için üzerine fazla gitmeyin.
KEMAL: Olur Ömer ağbi.
DOKTOR: (Kalkar) Bende gideyim. Zaten pijamalarla geldik. Bi gören olur, adımız sapığa çıkar.
KEMAL: Tamam. (Doktoru dış kapıya kadar geçirir. Sahnede bir tek kendisi vardır, koltuğa oturur kendi kendine konuşmaya başlar.) Ne yaptım ben Allahım ya, az daha kızımın hayatını kendi ellerimle mahvediyordum. (Neriman oda kapısından gelir oturur. Kemal’e biraz sinirli bir şekilde bakmaktadır)
NERİMAN: Ne oldu, Ömer ağbi ne dedi?
KEMAL: Psikolojik bunalım geçiriyormuş, fazla üzerine gitmeyecekmişiz.
NERİMAN: Zaten bu evde kızın üzerine giden tek kişi sensin.
KEMAL: Üzerime fazla gelme Neriman, ben nereden bilebilirdim böyle olacağını. Sadece onların gelecekte beni anlamalarını, babam haklıymış demelerini istedim.
NERİMAN: İstediğin oldu mu peki?
KEMAL: Tamam hatalıyım, affettin mi peki beni?
NERİMAN: Sen benden değil, Ertuğrul’la Sevinç'ten af dile tamam mı? (Kalkar, oda kapısında çıkar)
KEMAL: Allahım kızıma bir şey olmasa bari. (Oda kapısından pijamalı haliyle ihsan çıkar) Ne o İhsan uyumadın mı?
İHSAN: Yoo uyumuştum, çok güzel de bir rüya görüyordum fakat sesinize uyandım.
KEMAL: Kusura bakma seni de rahatsız ettik.
İHSAN: (Yanına oturur) Amann boşver ben alışkınım zaten. Almanya'dayken kaloriferi yanmayan bir apartmanın bodrum katında kalıyordum.
KEMAL: Ama bize gönderdiğin mektupta havuzlu, müstakil bir evde kaldığından bahsediyordun.
İHSAN: Sorunlarımı size de anlatarak üzülmenizi istemedim be enişte.
KEMAL: İhsan, gerçekten Almanya'dan şu anlattığın itfaiye hikâyesi yüzünden mi kovuldun?
İHSAN: Yok enişte aslında polisler beni esrarla yakaladı.
KEMAL: Neeee...!
İHSAN: Yok yok şaka yaptım.
KEMAL: Hiç komik değil, bunun şakası bile kötü İhsan.
İHSAN: Peki enişte.
KEMAL: Eee, Almanya nasıl?
İHSAN: Valla iyidir, ellerinden öper.
KEMAL: İhsann, Almanya'da Stand up yaptın herhalde?
İHSAN: Yok be enişte ne stand-up’ı. Aslında ben Almanya'da kaçak işçiydim, sonunda yakaladılar sınır dışı ettiler.
KEMAL: Hani itfaiyeciydin.
İHSAN: Hepsi yalandı. Hem orda itfaiyeci olmak kolay mı be enişte? Almanya'da ekmek aslanın ağzında, hatta miğdesine inmiş.
KEMAL: Ahh bu anlattıklarını birde Ertuğrul'a anlatabilsem. Tutturmuş dayımla Almanya'ya gideceğim diye, bir türlü vazgeçiremedim Almanya sevdasından. Allahtan sen geldin de kurtulduk.
İHSAN: Eğer ben onu Almanya'ya götürseydim değil 10 sene kalmak,1 hafta dolmadan çıkar gelirdi. Hem ben Almanya'nın zorluklarını Ertuğrul'a da anlattım. Kararından caymıştır herhalde.
KEMAL: İnşallah. İhsan, sence ben nasıl bir baba olmalıydım?
İHSAN: Mesela noel baba gibi olabilirsin?
KEMAL: İhsan stand-up'ına bir son versen diyorum.
İHSAN: Tamam tamam. Bak mesela özgürlükçü bir baba olabilirdin?
KEMAL: Nasıl yani?
İHSAN: Hani Helga var ya?
KEMAL: Evet.
İHSAN: Onun bir ablası var, kız esrarkeş. Babası ne yaptı biliyor musun?
KEMAL: Kızı öldürdü mü?
İHSAN: Ne öldürmesi, benim de evde olduğum bir gün kızıyla beraber esrar çekti.
KEMAL: Yuh! O kadarı da fazla. Hem bu Helga'nın öğle kötü alışkanlıkları yok değil mi? Alkol sigara.
İHSAN: Yok canım Helga temiz kızdır, sadece haftada bir Maruyana çeker o kadar.
KEMAL: Bayağ temizmiş. Peki Türkiye'de ne yapmayı düşünüyorsun İhsan?
İHSAN: Biliyorsun biraz birikimim var, onu değerlendiririm herhalde.
KEMAL: Peki o sarışın kızla nasıl tanıştın, Helga mı neyse?
İHSAN: Almanya'da lokantanın birinde, zaten bir hafta olmadan ülkesine döner. Bu arada size rahatsızlık vermiyoruz değil mi enişte?
KEMAL: Ne rahatsızlığı İhsan, ev senin zaten.
İHSAN: Sağol be enişte. Sen çok kral adamsın, senden gördüğüm iyiliği öz kardeşlerimden görmedim valla.
KEMAL: Sağol, senin de bana az iyiliğin dokunmadı.
İHSAN: Sende sağol. (Kalkar) Neyse enişte ben yatayım.1–2 saat uyusam yeter. Saatte zaten 4'e geliyor. Sende kafanı takma, sabah ola hayrola. (Çıkar)
KEMAL: (arkasından)Allah rahatlık versin. (Kemal düşüncelere dalar. Osman gelir)
OSMAN: Ne oldu, ne düşünüyorsun?
KEMAL: Sence fazla mı sert davrandım baba?
OSMAN: Yok canım ne serti gayet yumuşaktın, istersen bir sopa vereyim kızın ağzını yüzünü dağıt.
KEMAL: Evet evet çok serttim. Ama ben hep senin gibi bir baba olmak istedim. Yeri gelince arkadaş, yeri gelince yönetici bir baba.
OSMAN: Ama yöneticilik kısmını biraz fazla abarttın. Allah aşkına söylesene Kemal, çocukları en son ne zaman bir geziye götürdün?
KEMAL: Şeyyy,4 sene oldu herhalde.
OSMAN: Gördün mü çocuklarına ne kadar ilgisiz davrandığını?
KEMAL: Ama işlerden başımı kaşıyacak vaktim olmadı ki!
OSMAN: Başını kaşıyacak zaman bulamasan bile çocuklarınla ilgilenecek zamanı bulmalısın.
KEMAL: Tamamda ben çalışıyorum, Neriman ilgilense olmaz mı?
OSMAN: Sen çalışıyorsun da Neriman ne yapıyor? Evin alışverişi onda,3 öğün yemek onda. Daha saymadığım bir sürü iş var.
KEMAL: İşte gördün mü, Neriman’da çok meşgul bende. Sanki Sevinç kendi karar veremez miydi öğle ortamlara girip girmeme konusunda.
OSMAN: O neyin doğru neyin yanlış olduğunu nerden bilsin, hayata karşı bir tecrübesi mi var? Onu babası olarak sen yönlendireceksin. Ama sen ne yapıyorsun, onu başıboş bırakarak belki de hayatını karartıyorsun. Unutma, o bir çiçek. Onu bataklıkta da bahçede de büyütmek senin elinde. (Ertuğrul gelir)
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 01:49
ERTUĞRUL: Ne yapmaz.
İHSAN: Yangına diyorum benzin dolu kovayı dökmez.
ERTUĞRUL: Nasıl yani?
İHSAN: Bir gün büroda oturuyoruz. Telefon geldi, dükkânın birinde yangın çıkmış. Neyse giyindik çıktık. Olay mahalline geldiğimizde lokantanın biri yanıyordu, tüp mü ne patlamış. Tabi ben bunu görünce dayanamadım arabadan atladığım gibi aldım elime bir kova suyu boşalttım ateşin üstüne.
ERTUĞRUL: Ee söndürdün mü bari?
İHSAN: Nee söndürmesi. Meğersem benim su diye boşalttığım kovanın içinde benzin varmış. Fooşşşş. Bina havaya uçtu.
ERTUĞRUL: Aman boşver be dayı. (Helgayı göstererek) Bu kim.
İHSAN: Helga.
ERTUĞRUL: Yengemiz mi oluyor?
İHSAN: Evet. Almanya'dayken tanıştık cazibeme dayanamadı peşimden geldi. Ablamlar nerede?
ERTUĞRUL: Valla bilmiyorum dayı. Karakola gidiyoruz diye çıktılar
İHSAN: Allah Allah karakolda ne işleri varmış ki.
ERTUĞRUL: Bilmem. Yaa dayı Almanya nasıl bir yer?
İHSAN: Ne sen sor ne ben söyliyeyim.
ERTUĞRUL: Yani o kadar kötü hee?
İHSAN: Kötü de laf mı? Eğer orda Türk'sen seni devamlı aşağılarlar, insan yerine koymazlar. Ülkene gelirsin Alamancı diye dalga geçerler. Yani ortada sıkışıp kalırsın.
ERTUĞRUL: Yaa demek öğle.
İHSAN: Keşke diyorum babamı dinleseydim de okusaydım. Rahmetli zamanında çok yalvardı dinleyen kim? Gittik burnumuzun doğrultusunda ne oldu? Koca bir hiç...
ERTUĞRUL: Ee dayı bir sürü paran vardır şimdi senin. Türkiye’de yeni bir iş kurarsın?
İHSAN: Binayı havaya uçurunca Alamanlar tazminat diye tüm mal varlığıma el koydular. Yani anlıycan beni sadece kirli donumla postaladılar Türkiye’ye. Sadece Türkiye'de biraz birikimim var o kadar.
ERTUĞRUL: Vayy be koskoca İhsan börekçiye yapılacak şey miydi bunlar?
İHSAN: Eee bizde haberler böyle, burda nasıl? Karneyi aldın mı?
ERTUĞRUL: Aldım da karneden çok her şeye benziyor.
İHSAN: Aman oku yeğenim. Oku da vatana milleti sen kurtar.
ERTUĞRUL: Eee dayı Almanya'dan ne getirdin?
İHSAN: Valla yeğen bir sürü bir şey getirdiydim şuradaki siyah çantada. Sonra açarız beraber.
ERTUĞRUL: Peki dayı. (Fondan telefon sesi gelir, Ertuğrul gider bakar.)
ERTUĞRUL:
—Alooo.
—Evet baba
—Ne ablam karakolda mı?
—Tamam, 2 saate kadar geliyorsunuz anladım. Baba, size bir sürprizim var eve gelince görürsünüz. (Dayısına) Ablam gözaltına alınmış.

PERDE KAPANIR, İLK SAHNE BİTMİŞTİR


PERDE 2

Sahne de Helga, İhsan bir de Ertuğrul vardır. Ertuğrul'la İhsan düşüncelidir. Lafa ilk başlayan Ertuğrul olur.
ERTUĞRUL: Nerede kaldılar yaa, saat 2'yi geçti.
İHSAN: Valla Almanya'da geceler 2'den sonra başlar yeğenim.
ERTUĞRUL: Hakkatten Dayı sen Almanya'dan hiç bahsetmedin.
İHSAN: Neyinden bahsedeyim. Sokaklarda esrar içen gençlerinden mi? Hiç kimsenin birbirine saygı duymadığı insanlarından mı? Söylesene neyinden bahsedeyim.
ERTUĞRUL: Peki dayı anlaşılan sen bu konu hakkında bayağı dolusun. Daha fazla konuşmaya gerek yok.
İHSAN: Türkiye'nin değerini bilmelisin Ertuğrul. Bizim memleketimiz gibi bir ülke Dünya'nın başka hiçbir yerinde yok. Havası, suyu insanı başka bir alemden sanki. Bak mesela ben İtalya'ya da gittim. Ama orada kimse zorda kalan birine yardım etmez. Ama bizim memleketimiz de öğle mi?
ERTUĞRUL: Doğru söylüyorsun. Mesela geçen hafta arkadaşlarla dolaşırken çocuğun birine araba çarptı belki 20 kişi nasıl yardım edebileceklerini sordu?
İHSAN: Başka bir ülkede olsa o çocuğun cüzdanını çarpmaya kalkarlardı.
ERTUĞRUL: Belki bizde ellerinden gelen yardımı yapmaya kalkarlar ama, nasıl yardım edeceklerini bilmezler.
İHSAN: Gerçi o da doğru.
ERTUĞRUL: Nerede kaldılar başlarına bir iş mi geldi desem koca koca insanlar.
İHSAN: Takma kafanı.(Kapı çalar)
ERTUĞRUL: He geldiler. (Kapıyı açmaya gider. Sahneye ilk önce üzerine mont almış Sevinç girer fakat hızlı adımlarla odanın olduğu kapıdan geçe, arkasından Neriman gider. Onların arkasından sinirli bir şekilde Kemal ve düşünceli bir şekilde Osman girer. Sahneye en son gelen Ertuğrul şaşkındır. Osman ve Kemal koltuklara oturur.)
ERTUĞRUL: Baba ne oldu size yaa?
KEMAL: Sen odana gitsene bir kere!
ERTUĞRUL: Tamam ya ne kızıyon. Dede bak kim geldi?
OSMAN: Hoş geldin İhsan.
İHSAN: Hoş bulduk Osman amca.
ERTUĞRUL: Dede ya herkesin yüzünden düşen bir parça. Ne oldu böyle? Almanya'dan dayım gelmiş suratına bakan yok. Hem ne oldu ablamı bulmuşsunuz sonunda?
KEMAL: Bulduk bulduk bir de nerden bulduğumuzu sor bakalım.
OSMAN: Tamam Kemal fazla uzatma.
KEMAL: Ablan o Teoman denen şerefsizle esrar partisine gitmiş.
ERTUĞRUL: Neeee (Oda kapısından çıkar)
OSMAN: Eee Kemal sıktın ama.
KEMAL: Ne sıkması baba ya. Benim yıllardır üzerine titrediğim kızımı gün gelsin karakollardan toplayalım.
OSMAN: Kızın bir suçu yok, bilmiyormuş. Zaten kaçmış işte.
KEMAL: Allahtan komser anlayışlı çıktı. Yoksa bu saate zor bırakırdı bizi. Allahım inanamıyorum, bugüne kadar ifade vermeye dahi karakola gitmemiş olan benim gibi birinin kızı gün gelsin esrar partisinde yakalansın.
OSMAN: Kemal tamam büyütme, gençtir olur. Hem kullanmadım dedi ya daha ne istiyorsun.
KEMAL: Bir kere o ortama girmesi yanlış baba. Kusura bakma senle de ilgilenemedik İhsan ne var ne yok?
İHSAN: Valla asıl haberler sizde kayınço.
KEMAL: Akşam Sevinç bir doğum günü partisine gidiyorum diye adı Teoman olan bir çocukla gitti. Benimde büroda işim vardı oraya gitmiştim. Eve bir geldim Neriman'la babam telaş içinde. Neyse karakola gittik ne görelim Sevinç orada oturmuş ağlıyor. Meğersem O doğum günü partisi diye gittiği yerde esrar içiyorlarmış. Bizim kız da ordan kaçmış.
İHSAN: İyi ya enişte kaçmış ya ne güzel. Eee daha sonra?
KEMAL: Sonrası çocuktan şikâyetçi olduk polisler baskın yaptı, çocuğun üzerinden 15 gram esrar çıktı.
İHSAN: Aslında bence bunda o kadar da kızacak bir şey yok be enişte. Yani Sevinç kullanmadıysa daha ne istiyorsun ki?
KEMAL: Bize kullanmadım dedi ama polis idrar tahlili yapacak, asıl sonuçları yarın öğrenicez. Hem zaten inanmıyorum da kullanmadım dediğine, kesin yakasını sıyırmak için yapıyor bunları. Ama görür o bundan sonra benden izinsiz bakkala gitmek yok.
İHSAN: Yok yok Sevinç kullanmamıştır, sen boşuna evhamlanıyorsun enişte.
KEMAL: Beni asıl üzen şey ne biliyor musun İhsan? Daha düne kadar televizyonlarda üzülerek izlediğim, annelerine babalarına acıyarak baktığım o insanların yerinde bugün benim kızım var.
İHSAN: Boş ver enişte fazla üzerine gitmeye gerek yok. Hem Almanya'da bu esrar işi o kadar normal karşılanıyor ki neredeyse devlet bunu yasal hale getirdi.
KEMAL: Orası Almanya İhsan. Orada aile çökmüş, toplum yozlaşmış, her türlü pislik normal karşılanır olmuş. Ama burası Türkiye. Bizim bir dinimiz var, örfümüz adetimiz var. Neyse kaç gün kalacaksın?
İHSAN: Nerede?
KEMAL: Tabii ki Türkiye'de.
İHSAN: Valla uzun yıllar kalmayı düşünüyorum.
KEMAL: Nasıl yani? Oğlum sen tatile gelmedin mi buraya?
İHSAN: Ne tatili, Almanlar sınır dışı etti beni.
KEMAL: Nasıl oldu peki?
İHSAN: Amann sonra anlatırım zaten önümüzde uzun yıllar var. (Neriman oda kapısından çıkar)
NERİMAN: Yaptığını beğendin mi Kemal? Kızın gururunu kırdığının farkında mısın? Hoş geldin İhsan
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 01:48
AYFER: Neyse bu geliyor, apartmana girerken bizim alttaki cadaloz Nebahat'in iti buna musallat olmuş.
NERİMAN: Nebahat köpek mi almış?
AYFER: Evet.2 it evde nasıl geçinecekler bilmiyorum. Sonra benim herif köpeğe bir taş atıyor. Taş da köpeğin çott diye alnına isabet edince köpeğin kafadan şarıl şarıl kan akmaya başlamasın mı?
NERİMAN: Deme yaa.
AYFER: Köpek oracıkta ölmüş. Gerçi köpekten çok her şeye benziyor ya, dana yavrusu gibi.
NERİMAN: Ama apartmanda hayvan beslenmeyecek diye karar alınmamış mıydı?
AYFER: Dinleyen kim? Zaten o karar uygulansa bir kere Nebahat bu apartmanda barınamaz. Çünkü benim onun insan olduğuna dair şüphelerim var.
NERİMAN: Ee ne olmuş sen niye telaşlanıyorsun ki?
AYFER: Ama o şimdi kesin bizden şüpheleniyordur. Dava mava açmasın?
NERİMAN: O zaman git konuş böyle böyle oldu de.
AYFER: Konuşacam da burda değil ki?
NERİMAN: Nerede?
AYFER: Bilmiyorum valla, ışıkları yanmıyor.
NERİMAN: Yani Ayfer seni anlamıyorum. Yıldızın bir türlü barışmadı gitti kadınla.
AYFER: Ayy deli misin ayol, Allahın delisiyle ne işim olurmuş benim.
NERİMAN: Yapma Ayfer bee, kadın sadece biraz şüpheci o kadar.
AYFER: Ne biraz mı? Geçen sene olanları unuttun galiba. Sahte para basıyoruz diye polise yalan ihbarda bulunan kimdi?
NERİMAN: Yaa, orası öğle.
AYFER: Yâda halıyı silkerken balkonuna toz düştüğünü iddia edipte kedilerinin pisliklerini kapımızın önüne döken?
NERİMAN: Ama sizde bu yaptıklarının bedelini az ödetmediniz kadına. Hele haydar ağbi burnundan getirdi valla. Yaptıklarından sonra adı psikopat Haydar'a çıktı.
AYFER: Ne yani Haydar kadının 7 kedisini boğazladı diye psikopat mı oldu?
NERİMAN: Söylesene Ayfer psikopat olabilmesi için daha kaç kedi boğazlaması gerekiyordu?
AYFER: Aslında Haydarımın pamuk gibi kalbi vardır.
NERİMAN: Aman ne pamuk ne pamuk.
AYFER: Öğle deme. Bir kere Haydar çok romantiktir her sene sevgililer gününde bana hediye alır. Geçen seneki sevgililer gününde elektrikli testere almıştı.
NERİMAN: Gerçektende çok romantikmiş.
AYFER: Şeyy Neriman sana çok önemli bir şey söyliycem. Hani bizim beyin çalıştığı dükkân var ya.
NERİMAN: Konfeksiyon atölyesi mi? Hani şu Tahir Beylerin.
AYFER: Sen nerden tanıyosun?
NERİMAN: Şeyy oğlu Ayfer'lerin bölümdeymiş te. Ee ne oldu?
AYFER: Haydar söyledi adam hiç tekin değilmiş, pis işler çeviriyormuş.
NERİMAN: Nasıl yani?
AYFER: Eroin ticareti mi ne yapıyormuş.
NERİMAN: (Telaşlı) Neee, Haydar ağbi nereden duymuş?
AYFER: Geçen hafta bir iş konuşmak için bunun yanına gitmiş, o sıra adamın misafirleri varmış. Haydar’a sen git sonra gel demiş. Tabii bizim bey meraklı ya, durmuş dinlemiş bunları. Sevkiyattan, polisten falan bahsediyorlarmış.
NERİMAN: Aman Allahım.
AYFER: Yaaa, hani oğluda sevinçle aynı bölümdeymiş. Adı neydi yaa.
NERİMAN: Teoman.
AYFER: Hee Teoman. Aman, Sevinç oğlandan uzak dursun Haydar oğlanı da beğenmiyor. Her gün babasının yanına farklı bir kızla geliyormuş. Zaten Haydar harıl harıl iş arıyor çıkacakmış o işten. Neyse seni fazla meşgul ettim ben, senin yapacak işlerin vardır. Hadi görüşürüz. (Dış kapıdan çıkar. Neriman bir süre kendi kendine durur şoka uğramıştır. Sonra kendi kendine konuşmaya başlar.)
NERİMAN: Aman Allahım bizim beğendiğimiz, temiz aile çocuğu gözüyle baktığımız genç meğer ne çıktı. Off off Sevinç'e bir şey olmasa bari. (Kapı çalar, kapıya bakmaya gider. Sahneye geldiklerinde Oğlu Ertuğrul ve baba Osman'da oradadır. Koltuğa otururlar Ertuğrul'un elinde ayakkabı poşeti vardır. Osman Neriman'ın durgun halini anlar)
OSMAN: Açık dükkân bulacaz diye canımız çıktı gelin ama sonunda bulduk. Adam da sağ olsun ucuza verdi. Ne o gelin durgun gibisin.
NERİMAN: Şeyy Ertuğrul sen odana gitsene ödevlerini yaparsın.
ERTUĞRUL: Anne okul daha bugün bitti, ödev mi kalır?
NERİMAN: Olsun sen yapacak bir şeyler bulursun
OSMAN: Hadi Ertuğrul sen odana git
ERTUĞRUL: Peki gidiyim.(isteksizce oda kapısından çıkar)
OSMAN: Ne oldu gelin ne bu telaş içeri girdiğimizden beri bir sıkıntın var.
NERİMAN: Sorma baba. Siz gelmeden az önce Ayfer geldi.
OSMAN: Eee?
NERİMAN: Neler anlattı bir bilsen?
OSMAN: Neler anlattı?
NERİMAN: Ayfer'in kocası Haydar ağbi var ya?
OSMAN: Psikopat Haydar mı?
NERİMAN: Evet. Hani Sevinç'in flört ettiği çocuğun dükkânlarında çalışıyordu ya?
OSMAN: Öğle mi? Ee ne olmuş?
NERİMAN: Çocuğun babası pis işler çeviriyormuş.
OSMAN: Yaaaa.
NERİMAN: Çocukta zaten pisliğin tekiymiş. Fabrikaya her gün farklı bir kızla geliyormuş.
OSMAN: Aman Allahım Sevinç'e söyledin mi bütün bunları?
NERİMAN: Nerden söyleyeyim baba, Teoman’la arkadaşının doğum günü partisine gitti.
OSMAN: (Şaşkın) Ne yani şimdi partiye o çocukla mı gitti?
NERİMAN: Baba bende sana onu anlatmaya çalışıyorum ya.
OSMAN: Dur hemen telaşlanma kızım, sakin olmalıyız. Kemal nerde?
NERİMAN: Daha gelmedi.
OSMAN: O zaman gelince direk polise gidelim. Allah korusun Teoman kıza zarar felan verir. Ahh be kızım nasıl izin verdin Sevinç'in öğle bir çocukla dışarı gitmesine.
NERİMAN: Baba ben nereden bilebilirdim.
OSMAN: Doğru ya sen nereden bileceksin.(İçeri Kemal girer)
KEMAL: Off Hanım nasıl yoruldum bir bilsen, canım çıktı valla. (Osman'la Neriman ayaklanır)
NERİMAN: Sakın oturma Kemal, hadi gidiyoruz.
KEMAL: Durun hele bir soluklanayım. Nereye gidiyoruz böyle acele.
OSMAN: Yolda anlatırız Kemal. (Oda kapısından Ertuğrul çıkar)
ERTUĞRUL: Durun millet bu saatte nereye gidiyorsunuz böyle alelacele? (Kemal'le Neriman dış kapıdan çıkar, Osman açıklama yapma gereği duyar)
OSMAN: Bak Ertuğrul bizim acil bir işimiz çıktı karakola gidiyoruz. Biri gelirse eğer söylersin tamam mı? Hadi Allah'a emanet ol. (Çıkar Ertuğrul sahnede tek başına kalmıştır. Koltuğa oturur, şaşkınlıkla kendi kendine konuşmaya başlar.)
ERTUĞRUL: Ulan ne oldu yaa? Bir şey sormaya da gelmiyor heee, hayret bir şey. Şuna bak nasıl da telaşlandılar. Bana bir şey olsa bu kadar telaşlanmazlar heee. Aman bırak gitsin derler. Saatte kaça geliyor... Bu saate karakolda ne işiniz var sizin. Milletin asayişi sizden soruluyor sanki... (Dış kapıdan başında fötür şapkası boynundaki büyük kolye ile Dayı gelir elinde bavul falan vardır. Yanında da ağzında sakızıyla güneş gözlükleri takmış sevgilisi Helga vardır. Fakat Ertuğrul dayısının geldiğini anlamaz hala kendi kendine konuşmaktadır.)
İHSAN: Yeğen (Ertuğrul kafasını dayısının olduğu tarafa çevirir)
ERTUĞRUL: Dayıııı! (Şaşırır, çünkü dayısını beklemiyordur.) Hayır, hayır, hayal görüyorum ben. Karnem sinirlerimi bozmuş olmalı. Bir kere benim dayım Almanya'da.
İHSAN: La oğlum ne oluyor la sana, kafayı mı sıyırdın yoksa?
ERTUĞRUL: Dayı bu sen misin?
İHSAN: 40 yıllık dayını tanımadın mı oğlum?
ERTUĞRUL: Dayı bu sensin.
İHSAN: Tabi benim.
ERTUĞRUL: Ama sen Almanya'daydın. (İhsan bavulları giriş kapısının oraya koyar. Helga'ya otur işareti yapar.)
İHSAN: Off be yeğen bayağ yorulmuşum. Hele biraz dinlenelim, anlatırım.
ERTUĞRUL: Vayyy be inanamıyorum yaa gerçek olamaz, dayım burada Türkiye'de.
İHSAN: Valla bende inanamıyordum yeğen. Ama sınır dışı edilince inanmak zorunda kaldım.
ERTUĞRUL: Neee Almanlar seni sınır dışı mı etti?
İHSAN: Evet.
ERTUĞRUL: Ama niye, senin gibi itfaiyeciyi bir daha nerden bulacaklar?
İHSAN: Aslında pek zor olmayacak. Çünkü başka hiç kimse yangına benzin dolu kovayı dökmez.
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 01:47
NERİMAN: Orası öğle ama sende izin ver işte Kemal.
KEMAL: Offf. Neyse tamam gitsin. Ama bak sırf senin için gönderiyorum Hanım.
NERİMAN: Sağol Kemal. (Telaşlı) Eyvah yemeği ocakta unuttum. (Oda kapısından hızla çıkar)
KEMAL: (Kendi kendine) Biz yine yazın sıcağında çalışıcaz, hanım kızımızda Akdenizin kumsallarında güneşlenecek. Bu devirde genç olmak varmış valla. (Zil çalar kemal kapıya bakmaya gider. Sahneye önce girer arkasında okul kıyafeti ve elinde karnesiyle oğlu Ertuğrul vardır. İkisi de oturur. Neriman dışardan seslenir)
NERİMAN: Kemal gelen kim?
KEMAL: Ertuğrul. Nerdeydin?
ERTUĞRUL: Arkadaşlarla biraz gezdikte.
KEMAL: İyi gez. Ee Karne nasıl?
ERTUĞRUL: Matematiği, fiziği, kimyayı, birde edebiyatı saymazsak iyi.
KEMAL: Ulan geriye ne kaldı zaten?
ERTUĞRUL: Valla baba hocaların bana gıcığı var. Hep notlarımı düşürmüşler.
KEMAL: Zaten hep öğle olur. İyi notu sen alırsın, kötü notu hocalar verir.
ERTUĞRUL: Ya fizikçiyi biliyosun zaten. Geçen dönem 4 olan notumu 1 yapmıştı.
KEMAL: E haliyle yapacak. Sen tut adamın arabasının tekerlerini patlat, kaportasını göçert, dikiz aynasını kır. Ondan sonra notumu düşürmüş. Peki diğer dersler?
ERTUĞRUL: Tarihçi olayını da biliyorsun?
KEMAL: Hani sandalyesine raptiye koymuştun da adam 3 ay kıçının üstüne oturamamıştı o mu?
ERTUĞRUL: Evet o.
KEMAL: Hayır annenle akrabalığımız falan da yok. Hadi akraba evliliği yaptık oğlan zihinsel özürlü oldu desem neyse.
ERTUĞRUL: Ya baba tamam hakaret etme.
KEMAL: Oğlum bak senin iyiliğin için söylüyorum bütün bunları. Oku da adam ol. Liseyi bitirince ne olacak? Hayat kızlarla gezmekle bitmiyor.
ERTUĞRUL: Baba sanki her şey bitmiş gibi konuşuyorsun. Daha lise 1'deyim.Hem okuyamazsam bile dayımın yanına gider orada çalışırım.
KEMAL: Oğlum sen bırak dayının yanını felan. Sanki Almanlar oturmuş seni bekliyordu
ERTUĞRUL: Ama bu ev dayımın.
KEMAL: Dayını Almanlar nasıl çalıştırıyor biliyor musun? Sabah sekizde gidiyor işe akşam sekizde çıkıyor. Günde 12 saat çalışmak ne kadar zor biliyor musun sen?
ERTUĞRUL: Sanki Türkiye çok rahat. Burada açlıktan öleceğime, orada Almanların yanında köpek gibi çalışır kral gibi yaşarım daha iyi.
KEMAL: Ertuğrul daha çok gençsin oğlum. Akla karayı ayırt edemeyecek kadar hayata pembe gözlüklerle bakıyorsun. Ama bir gün anlarsın bu ülkenin değerini. Fakat iş işten geçmiş olur. Hem okusan ne çıkar, bir baltaya sap olursun fena mı? Gerçi sen komple bir baltasın ama.
ERTUĞRUL: Eee yeterse yeter be. Burada oturup senin hakaretlerini dinleyemem ben. Odama gidiyorum. (kalkar hızla oda kapısından çıkar. Onun çıkması üzerine sahneye anne gelir, oturur)
NERİMAN: Kemal yine ne oldu?
KEMAL: Biraz nasihat verdim kalktı gitti.
NERİMAN: İyide sen nasihatı aşağılayarak mı verdin?
KEMAL: Neriman iyiliğini istiyorum onun. Büyüyüpte sokaklarda boş boş gezeceğine şimdiden biraz hırpalansın.
NERİMAN: Sen yinede biraz daha hoşgörülü ol. Hem o daha genç,15 yaşında. Onun ruh hali şu an patlamaya hazır volkan gibi. Sende ateşleyeceğim diye uğraşıyosun. Bence git gönlünü al
KEMAL: Tamam ben onun gönlünü alırım.(Kapı çalar)Neriman sen otur.(Kemal yaşlı bir adamla gelir. Sahnede kemal, Neriman ve de yaşlı adam vardır. Lafa ilk başlayan Kemal'in babası olur)
OSMAN: Off çok yoruldum Kemal.
KEMAL: Ne o sıra çok muydu baba.
OSMAN: Çok ne kelime mahşer günü gibi.
KEMAL: Baba oralarda çok yoruluyorsun. Gel işte maaşını bundan sonra Ertuğrul alsın.
OSMAN: Gerek yok be oğlum. Hem yürümüş oluyorum, ciğerlerime iyi geliyor.
NERİMAN: Baba senin ayakabılarıda değiştirelim, yenisini alalım bunlar bayağı eskidi.
OSMAN: Gerek yok be gelin. Daha yeni bunlar. Beni bir 3 sene daha götürür. Hem bir ayağımız çukurda zaten.
KEMAL: O ne biçim konuşma baba, ağzından yel alsın.
OSMAN: Yalan mı oğlum? Biz bu dünyada yaşayacağımızı yaşadık, biraz da gençler yaşasın. Sevinç’le Ertuğrul nerede?
NERİMAN: Sevinç'in bir arkadaşının doğum günü partisi varmış oraya gitti. Ertuğrul’da evde.
KEMAL: Karneyi bir görsen loto oynamış sanırsın, acayip berbat. Birler sıfırlar sürüyle.
OSMAN: Aman sağlığına bir şey olmasında. Maaşı çektim gelirken aşağı mahallede bir kalabalık gördüm polisler falan vardı. Sordum ne olmuş diye. Çocuğun biri intihar etmiş. Karnesi kötü diye babası bağırmış çağırmış çocuğa. Çocukta gururuna yedirememiş tabi, odasına çekiliyor babanın ruhsatlı silahıyla gümm! Çok kızıyorum öğle babalara ne yani dünyanın sonu değil ya olan olmuş. Bir kere ikaz et yeter. Ne yani bağırıp çağırmanın ne alemi var? Değil mi Neriman kızım?
NERİMAN: Doğru söylüyosun baba. (Kemal'e bakarak) Ne yazık ki dünyada öğle babalar var.
OSMAN: Mesela Kemal. Haylaz mı haylaz bir öğrenciydi. Hocanın altına raptiye koymalar, okul duvarlarını boyamalar, daha neler neler. Bir sürü kırık not getirirdi ben bir gün tutupta bağırıp çağarmamışımdır.
KEMAL: Tabi baba sen bağırmıyordun, direk sopayla girişiyordun. Hatta bir keresinde sopayla nasıl kovalamıştın hatırladın mı? Ökkeş amca elinden zor almıştı beni.
OSMAN: Ama sende sünnet olmam diye tutturmuştun. Ne yapıyım.
KEMAL: E baba sünnetçi körlük derecesinde miyoptu. Allah korusun dibinden kesecek diye nasıl korkmuştum.
OSMAN: E sende 16 yaşında sünnet olmasaydın.
NERİMAN: (Şaşkın) Kemal sen 16 yaşında mı sünnet oldun?
KEMAL: Tam olarak değil 17'imden gün alıyordum. Aa saat 8 e geliyor.
NERİMAN: Niye ne oldu?
KEMAL: Büroda halletmemiz gereken işler vardı, nasıl unuttum yaa. Neyse hadi ben çıkıyorum (Askılıktan montunu alır, dış kapıdan çıkar)
OSMAN: Ne işiymiş kızım bu?
NERİMAN: Valla bende bilmiyorum, işte ilk şimdi duydum. (Birden güler) Demek Kemal 16 yaşında sünnet oldu.
OSMAN: Aman kızım sünnet konusunda rahmetli annesiyle bize ne çektirdi bir bilsen. (Üzerini değiştirmiş bir vaziyette Ertuğrul gelir, oturur)
ERTUĞRUL: Hoş geldin dede.
OSMAN: Oooo hoş bulduk torun. Nerdeydin şimdiye kadar?
ERTUĞRUL: Odadaydım dede. Babamın gitmesini bekledim.
OSMAN: Niye?
ERTUĞRUL: Karneye kızdı, bende sinirlendim odaya gittim.
NERİMAN: Ama sonradan üzüldü Ertuğrul, hem o senin iyiliğini istiyor.
ERTUĞRUL: İyiliğimi istiyorda anne, bağırıp çağırarak istemesine gerek yok ki.
OSMAN: Bak Ertuğrul ne yapalım biliyor musun? Bugün maaş günüydü, 3 aylığımı aldım. Hani şu senin çok istediğin ayakkabı vardı ya, gidelim şimdi onu alalım. Sana karne hediyesi olarak.
ERTUĞRUL: Ama dede ben o hediyeyi hak edecek bir karne getirmedim ki.
OSMAN: Dert ettiğin şeye bak, sen de seneye getirirsin olur, biter.
ERTUĞRUL: Sağol dede, eğer babama kalsaydı daha çok beklerdim. Ekonomik diye elinden gelse kışın sandalet giydirecek.
NERİMAN: Ama borçlar vardı Ertuğrul, yoksa niye almasın?
ERTUĞRUL: Ablama gelince borçlar hesaba katılmıyor ama.
OSMAN: Neyse biz kalkalım Ertuğrul yoksa şimdi 3.Dünya savaşı patlak verecek. (Ertuğrul montu alır çıkarlar)
NERİMAN: (Kendi kendi) Off çok yoruldum yaa. Tüm gün canım çıktı (Kapı çalar)Allah Allah bu saatte kim olabilir? (Kapıya bakmaya gider, döndüğünde yanında komşusu Ayfer vardır. Otururlar)
NERİMAN: Hoş geldin Ayfer.
AYFER: Hoş bulduk Neriman. Seninkiler gidiyordu.
NERİMAN: Babamla Ertuğrul'u diyorsun. Ertuğrul'a ayakkabı alacaklar. Bende tam size gelecektim
AYFER: Hayrola
NERİMAN: Evde kimse kalmadı, bende canım sıkılmasın diye 5 dakika size uğrayacaktım.
AYFER: Sevinç'le Kemal ağbi nerede
NERİMAN: Kemal'in bir işi çıktı oraya gitti. Sevinç'in de bir arkadaşının doğum günü varmış.
AYFER: Neriman,dün ne oldu biliyor musun?Kızılca kıyamet koptu valla..
NERİMAN: Niye, ne oldu Ayfer?
AYFER: Benim bey, dün içmiş zil zurna sarhoş olmuş.
NERİMAN: Allah'tan Kemal'in içki gibi kötü alışkanlıkları yoktur. Eee?