Sahne 11



Müzik.
Pandomimal olarak:

Kerim bir kızla nikah masasındadır.
Kız mutludur. Fakat Kerim’de sıkıntılı bir hal vardır. Mecburiyetten güler. Kız, memurun sorusuna sevinçle ‘evet’ der, fakat Kerim tereddüt eder.

Ev.
Kerim, önlük takmış, kahvaltı hazırlamaktadır. Masayı donatınca karısını uyandırmaya gider.
Karı kocanın işe gidişleri.
Kapıdan çıkınca her biri bir yöne gider.
Kerim arkasına dönüp bakınca, karısının kısa eteklerini farkeder. Bu arada iş arkadaşlarından iki erkek gelir onunla öpüşür, birlikte yürürler. Kerim, boynu bükük, yoluna gider.

Yeniden ev.
Kerim yerleri silerken, kadın yan gelip tv izlemektedir. Önünde çerez vs.
Kerim koşturarak kahve getirir.




Sahne 12



Kahvehane.
Kamil bir şeyler yazmaktadır. Önünde çay.
Kerim girer; üzgündür.

Kamil: (Laubali) Hayırdır koç; ne bu böyle keder meder; Karadenizde mi battı gemiler!
Kerim: Abi bittim ya!
Kamil: Anlat ki bilelim!
Kerim: Ya, tamam armudun sapına üzümün çöpüne bakılmaz dedik... Rüzgara karşı tükürmeyelim dedik!
Kamil: Eee?
Kerim: Sırf annemizin vasiyetine binaen evlendik!
Kamil: Güzel. Eee?
Kerim: Ve fakat ne haysiyetimiz kaldı, ne namus, ne gurur...
Kamil: Somutlasak diyorum. (Çaycıya) Hulusi, şu kitabımı getirir misin canım. O değil, yanındaki. Hah, o!
Kerim: Abi, evde ‘Mistır Propır’ (=bir bulaşık deterjanı) olduğumuz yetmezmiş gibi...
Kamil: Yetmez tabii!
Kerim: Bizimki hergün erkeklerin içinde...
Kamil: Erkeklerin?
Kerim: İş arkadaşlarını söylüyom... Sabahtan akşama kadar; öpüşmeler, koklaşmalar...
Kamil: (Kerime) Koklaşma?
Kerim: Canım öpüştükten sonra ister istemez koklamaz mısın?
Kamil: Doğru! (Çaycının getirdiği kitabını açar.) Eee, evlenmek isteyen sendin. Katlanacan bu işlere...
Kerim: Katlanacak mıyım?
Kamil: Bak ne yazmışım kitabımda: ‘Horona kalkan ****** sallar.’ Sayfa kırk satır kırk!
Kerim: Doğru! Peki ne yapayım bu durumda, yani ne yapılır sence?
Kamil: (Kitaptan okur.) ‘Evlenmeden evvel gözünü dört açacaksın, evlendikten sonra ise bi gözünü kapatacaksın!’
Kerim: Hadi ya! Başka bi yolu yok mu bunun abi; gözümü falan kapatamıyom ya!
Kamil: Başka yolu yok canım. Acele etme, öğrenirsin!
Kerim: Sen öğrendin mi abi, bi gözünü kapatmayı yani?

Kamilin karısı ağzında sakız, elinde sigarayla girer.... Dekolte giyimlidir. Tavırları rahattır.

K.Karısı: Meraba!
Kamil: (Birden kör numarası yapar. Kitabı masanın altına atar.) Aaa, aşkım gelmiş. (Eliyle arar) Hayatım hoşgeldin!
Kerim: Meraba yenge! Kamil abi n’oldu sana böyle ya?
Kamil: (Çaycıya) Hulusi, bak yengen ne istiyosa...
K. Karısı: (Kerim’e) Niye şaştın körlüğüne?
Kerim: Sizden önce görüyodu ya!
K. Karısı: Doğru, benden önce görüyomuş, evlendik, ikinci günü kör oldu!
Kerim: Hadi ya!
Kamil: Kuaföre gidicektin hayatım, n’oldu, gidebildin mi? (İki eliyle sürahiyi arar.)
K. Karısı: N’apıcan?
Kamil: Hiç, sordum öyle...
Kerim: Bana müsaade abi!
Kamil: Müsaade senin canım! Kitap istersen, bizim Hulusi’den şaapabilirsin...
Kerim: Sonra abi, sonra...
Kamil: Tabii canım, güle güle... (Karısına) Eve gidelim mi hayatım?
K. Karısı: Ne gidicez ya; bi bok yok ki!
Kamil: Aç değil misin sevgilim?
K. Karısı: Yok ben Şeref’lerle yedim...
Kamil: Hangi Şeref? Şu şerefsiz olan?
K. Karısı: Kamil? Lütfen ama! Adamcağız bana kur yapıyo diye böyle söylemek zorunda değilsin!
Kamil: Ben ondan demiyom ki... Geçen, benden borç aldı, vermedi, ondan diyom, öyle, o şekil...
K. Karısı: Neyse... Ben çıkıyom... Levent’e uğrıycam daha!
Kamil: Bu, kaçıncı Levent? İkinci?
K. Karısı: Karınla bu kadar ilgileniyosun işte! İkinciyle ayrılalı yıl oldu, yıl! Bu üçüncü Levent.
Kamil: Arkasından Levent dört, Levent beş, altı...
K. Karısı: Zevzeklik etme! Ben çıkıyom. Gece geç gelebilirim... Çocuğu sen uyutursun!
Kamil: Uyuturum sevgilim, merak etme! N’olucak ki! (Kadın çıkar. Kendi kendine) Bakalım n’olacak!
Müzik.

Beğeniler: 1
Favoriler: 0
İzlenmeler: 1680
favori
like
share
benkara Tarih: 28.05.2011 18:28
TEŞEKKÜRLER EMEĞİNE SAĞLIK
vlk200 Tarih: 03.10.2008 12:32
foruma üye oldum teşekkür ederim umarım faydalana bilir mutlu olurum
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:49
Sahne 13



Mezarlık
Kerim, annesinin mezarı başında, Onunla dertleşmektedir.

Kerim: Özür dilerim anneciğim! Evlendim! Fakat söylediğin gibi biriyle değil... Hatta tam tersi... Memleketi altüst ettim senin vasfettiğin dilber yok! Ben de mecburen piyasadan buldum! İyi mi ettim bilmiyom! Erkek hangimiz, karıştırıyom bazen! Evleneli iki yıl oldu, çocuğumuz yok; ne acelemiz var, daha gençmişiz! Bi kaç yıl sonra bi tane yapsak yetermiş! Ama annem çocuk istiyordu, deyince, manyak oluyorum! Şimdi ne yapıcam bilmiyom anne! Ya, Kamil abinin yolundan gidip iki gözümü kendi elimle kör edicem, ya da... Ah anneciğim ya, şu sütünü helal etme işi olmasaydı ben biliyodum yapacağımı... Neyse, yapılacak bi şey yok! Herkesin geçtiği köprüden ben de geçeceğim artık!
Bi isteğin olursa bana seslenirsin, mutfaktayım genellikle!
(Dönüp yürür. Birden annesinin sesini duyar ve şaşkınlıkla döner.)

Anne: (Sesi) Kerim? Oğlum?
Kerim: (Şaşkın) Anne!
Anne: Boşanmazsan sütümü helal etmem!

Müzik.


PERDE


Temmuz, 2006-Urfa
Yazan:Mustafa Acar
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:48
Sahne 11



Müzik.
Pandomimal olarak:

Kerim bir kızla nikah masasındadır.
Kız mutludur. Fakat Kerim’de sıkıntılı bir hal vardır. Mecburiyetten güler. Kız, memurun sorusuna sevinçle ‘evet’ der, fakat Kerim tereddüt eder.

Ev.
Kerim, önlük takmış, kahvaltı hazırlamaktadır. Masayı donatınca karısını uyandırmaya gider.
Karı kocanın işe gidişleri.
Kapıdan çıkınca her biri bir yöne gider.
Kerim arkasına dönüp bakınca, karısının kısa eteklerini farkeder. Bu arada iş arkadaşlarından iki erkek gelir onunla öpüşür, birlikte yürürler. Kerim, boynu bükük, yoluna gider.

Yeniden ev.
Kerim yerleri silerken, kadın yan gelip tv izlemektedir. Önünde çerez vs.
Kerim koşturarak kahve getirir.




Sahne 12



Kahvehane.
Kamil bir şeyler yazmaktadır. Önünde çay.
Kerim girer; üzgündür.

Kamil: (Laubali) Hayırdır koç; ne bu böyle keder meder; Karadenizde mi battı gemiler!
Kerim: Abi bittim ya!
Kamil: Anlat ki bilelim!
Kerim: Ya, tamam armudun sapına üzümün çöpüne bakılmaz dedik... Rüzgara karşı tükürmeyelim dedik!
Kamil: Eee?
Kerim: Sırf annemizin vasiyetine binaen evlendik!
Kamil: Güzel. Eee?
Kerim: Ve fakat ne haysiyetimiz kaldı, ne namus, ne gurur...
Kamil: Somutlasak diyorum. (Çaycıya) Hulusi, şu kitabımı getirir misin canım. O değil, yanındaki. Hah, o!
Kerim: Abi, evde ‘Mistır Propır’ (=bir bulaşık deterjanı) olduğumuz yetmezmiş gibi...
Kamil: Yetmez tabii!
Kerim: Bizimki hergün erkeklerin içinde...
Kamil: Erkeklerin?
Kerim: İş arkadaşlarını söylüyom... Sabahtan akşama kadar; öpüşmeler, koklaşmalar...
Kamil: (Kerime) Koklaşma?
Kerim: Canım öpüştükten sonra ister istemez koklamaz mısın?
Kamil: Doğru! (Çaycının getirdiği kitabını açar.) Eee, evlenmek isteyen sendin. Katlanacan bu işlere...
Kerim: Katlanacak mıyım?
Kamil: Bak ne yazmışım kitabımda: ‘Horona kalkan ****** sallar.’ Sayfa kırk satır kırk!
Kerim: Doğru! Peki ne yapayım bu durumda, yani ne yapılır sence?
Kamil: (Kitaptan okur.) ‘Evlenmeden evvel gözünü dört açacaksın, evlendikten sonra ise bi gözünü kapatacaksın!’
Kerim: Hadi ya! Başka bi yolu yok mu bunun abi; gözümü falan kapatamıyom ya!
Kamil: Başka yolu yok canım. Acele etme, öğrenirsin!
Kerim: Sen öğrendin mi abi, bi gözünü kapatmayı yani?

Kamilin karısı ağzında sakız, elinde sigarayla girer.... Dekolte giyimlidir. Tavırları rahattır.

K.Karısı: Meraba!
Kamil: (Birden kör numarası yapar. Kitabı masanın altına atar.) Aaa, aşkım gelmiş. (Eliyle arar) Hayatım hoşgeldin!
Kerim: Meraba yenge! Kamil abi n’oldu sana böyle ya?
Kamil: (Çaycıya) Hulusi, bak yengen ne istiyosa...
K. Karısı: (Kerim’e) Niye şaştın körlüğüne?
Kerim: Sizden önce görüyodu ya!
K. Karısı: Doğru, benden önce görüyomuş, evlendik, ikinci günü kör oldu!
Kerim: Hadi ya!
Kamil: Kuaföre gidicektin hayatım, n’oldu, gidebildin mi? (İki eliyle sürahiyi arar.)
K. Karısı: N’apıcan?
Kamil: Hiç, sordum öyle...
Kerim: Bana müsaade abi!
Kamil: Müsaade senin canım! Kitap istersen, bizim Hulusi’den şaapabilirsin...
Kerim: Sonra abi, sonra...
Kamil: Tabii canım, güle güle... (Karısına) Eve gidelim mi hayatım?
K. Karısı: Ne gidicez ya; bi bok yok ki!
Kamil: Aç değil misin sevgilim?
K. Karısı: Yok ben Şeref’lerle yedim...
Kamil: Hangi Şeref? Şu şerefsiz olan?
K. Karısı: Kamil? Lütfen ama! Adamcağız bana kur yapıyo diye böyle söylemek zorunda değilsin!
Kamil: Ben ondan demiyom ki... Geçen, benden borç aldı, vermedi, ondan diyom, öyle, o şekil...
K. Karısı: Neyse... Ben çıkıyom... Levent’e uğrıycam daha!
Kamil: Bu, kaçıncı Levent? İkinci?
K. Karısı: Karınla bu kadar ilgileniyosun işte! İkinciyle ayrılalı yıl oldu, yıl! Bu üçüncü Levent.
Kamil: Arkasından Levent dört, Levent beş, altı...
K. Karısı: Zevzeklik etme! Ben çıkıyom. Gece geç gelebilirim... Çocuğu sen uyutursun!
Kamil: Uyuturum sevgilim, merak etme! N’olucak ki! (Kadın çıkar. Kendi kendine) Bakalım n’olacak!
Müzik.
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:48
Sahne 9


Bir çay bahçesi.
Bir masada Kerim, Laf atan ve kızkardeşi.
Kız, aşırı çirkindir.
Kerim, kötü kötü bi kıza, bi etrafa bakar.
Uzun bir sessizlikten sonra Kerim mecburiyetten konuşur.

Kerim: Eee, nasılsınız bakalım?
(Kız cevap vermez, önüne bakar.)
Laf atan: (Eğilerek kulağına) Gördün mü abi; dediğim kadar var mış değil mi?
Kerim: (Eğilerek kulağına) Sen bu kadarını söylememiştin!
Laf atan: (Kasılır.) İnanmazdın diye şeettim!
Kerim: Haklısın. Söylesen inanmazdım!
(Sessizlik.)
Kerim: Sohbet güzel de bana müsaade...
Laf atan: Ateş almaya mı geldik abi, ne bu!
Kerim: Siz oturun; benim acilen tabakhaneye uğramam lazım!
Laf atan: Niye?
Kerim: Yetiştireceğim evraklar var da...
Laf atan: İstersen yardıma geleyim?
Kerim: Yok, bu tamamen kişisel bi şey... (Elini cebine atarak uzaklaşır.) Hesabı ben öderim.
Laf atan: Abi bizim kontör?
Kerim: (Dönerek) Al lan, al! (Giderken) Allahın belası!
Müzik.






Sahne 10



Kahvehane.
Kamil oturmuş, çay içmektedir. Üzgün bir şekilde Kerim girer.

Kerim: Selamlar Kamil abi!
Kamil: (Laubali) Vay, koç! Ne o öyle keder meder, Karadenizde mi battı gemiler?
Kerim: Batsa, bundan kötüsü olmazdı!
Kamil: Anlat ki, bilelim be!
Kerim: Ya bütün gün mesai yapıyom, Allah için bi tane bulamıyom ya!
Kamil: (Çaycıya seslenir.) Hulusi; şu benim kitabı getirsene canım. Yok, o değil, yanındaki. Tamam, o işte!
Kerim: Ben vazgeçtim ya! Günlerdir çalmadığım kapı kalmadı, yok, yok işte!
Kamil: (Gelen kitabı açar.) Sayfa dört satır dört... Dinliyon mu?
Kerim: Hı?
Kamil: Bak ne yazıyo burda: ‘Başarı, herkes pes ettikten sonra bile ipe asılanlarındır.’
Kerim: İpe asılmak, diyo abi, ben kızlardan bahsediyom sana!
Kamil: Mecazi kullanmışız heralde! Sen ‘ip’i kaldır, yerine ‘kız’ koy!
Kerim: Abi ben vazgeçtim. Gerçekten, evlenmiycem...
Kamil: Olur mu öyle şey! Bak, şuraya bak ne yazmışım: ‘mutlaka evlen! Karın iyiyse mutlu, kötüyse filozof olursun!’
Kerim: Eee, ne anladım; her iki durumda da boku yiycem!
Kamil: Olur mu! Evlilik insanı üretken kılar!
Kerim: Abi, bu arada, deminki sözü Sokrates söylememiş miydi?
Kamil: Hı? Yok, ikimizin ortak projesi; sözler kendisine, noktalama bana ait...
Kerim: Anladım.
(Çaylar gelir.)
Kamil: Her durumda evlenmek iyidir. Bak bana; evlendikten sonra bi sürü kitap yazdım, daha ne!
Kerim: Abi evlenmeyeyim demiyom ki ben, bi sürü zorluk çıkıyo karşıma...
Kamil: (Kitaptan okur.) ‘İnsanın en büyük dostu zorluklardır. Çünkü insan, karşılaştığı zorluklarla kuvvet kazanır.’ Sayfa dokuz, satır dokuz.
Kerim: Sence ne yapayım abi, var mı bi çözümü?
Kamil: Olmaz mı; (kitaptan okur.) ‘Rüzgara karşı tükürmeyeceksin!’
Kerim: Doğru; ben galiba rüzgara karşı şapıyorum!
Kamil: O zaman ne yapacaksın...
Kerim: N’apıcam?
Kamil: O da yazıyo burda; ‘armudun sapı, üzümün çöpü’ demeyeceksin!
Kerim: Anladım. Annem biraz abartmış galiba!
Kamil: Anneler öyledir...
Kerim: Müsaadenle abi!
Kamil: Müsaade senin...
Kerim: Abi bu kitabı alabilir miyim, tabii sende fazla varsa...
Kamil: Tabii tabii, alabilirsin!
Kerim: Teşekkür ederim, o zaman çayları ben veriyim!
Kamil: Zahmet olacak...
Kerim: Olur mu abi, ne zahmeti!
Kamil: (Çaycıya) Hulusi, baksana canım! Arkadaş kalkıyo... Bi kola, iki çay alıyosun!
Kerim: Kola?
Kamil: Sen gelmeden içmiştim, hesabı ödemişken, onu da aradan...
Kerim: Önemli değil abi. Canın sağolsun! (Çaycıya) Ne kadardı birader?
Kamil: (Çaycıya) Kitabı da ilave ediyosun. Arkadaşa beşten sayalım... Yedi kağıt aldın mı tamamdır.
Kerim: (Parayı verip çıkar.) Bi emrin var mı abi?
Kamil: Güle güle canım, güle güle! (Kerim çıktıktan sonra, çaycıya) Hulusi, gel canım! (Hulusi geli, bozuk paraları avucuna sayar.) Bozuk verme ya, bütün yok mu?
Müzik.

Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:47
Sahne 7



Ev.
Kerim, elinde kumanda, tv izlemektedir. Zap yaparken, kadın erkek eşitliğini konu alan bir programa denk gelir. Programda bir sunucu (kadın), bir kadın, bir erkek konuyu tartışmaktadırlar.

Tartışmacı Kadın: Günümüzde kadınlar, tarihte benzeri görülmedik bir biçimde ezilmektedirler. Çünkü, ev işlerinin yüzde ellisini kendileri yapmaktadır. Oysa bu oran en fazla yüzde kırk olmalıdır. Yüzde altmışını erkek, yüzde kırkını kadın yapmalıdır. Çünkü açıktır ki...
Tartışmacı Erkek: Pardon hanfendi! Fikrinize saygı duymakla beraber şiddetle karşı çıkıyorum. Bu kadar insafsızlık olmaz!

Kerim: Hah, aferin! Konuş oğlum!

Tartışmacı Kadın: Siz erkekler böylesiniz zaten; kadınlara hep karşı çıktınız!
Sunucu: Lütfen müdahale etmeyin! Buyrun Sertaç bey!
Erkek: Karşı çıkarım tabii efenim, siz bir hak arayışında olabilirsiniz, ama lütfen, hakkaniyet ölçüleri içinde konuşalım! Ne demek; ‘ev işlerinin yüzde altmışını erkek, yüzde kırkını kadın yapsın!’ Olacak şey mi bu! Ne bilimsel anlamda, ne de ahlaki ölçütler içerisinde kabul edilebilecek bir yönü yoktur bu önerinizin! Lütfen, lütfen...
Sunucu: Siz ne öneriyorsunuz peki!
Erkek: Yüzde doksanını erkek, yüzde onunu kadın yapmalıdır. Neden diyecek olursanız...

Kerim: Hı!

Erkek: Kadın günümüzde iş yaşamının yoğun stresi altında eve geldiğinde kolunu kaldıracak takati kalmıyor! Bu durumda kalan enerjisiyle ancak duş alabilir; kocası tarafından hazırlanmış yemekten yiyebilir, ve nihayet yatağına uzanıp battaniyesini çekebilir. Biliyorsunuz battaniye çekmek de hayli enerji gerektiren bir eylemselliktir. Yanılıyor muyum?
Sunucu: Çok doğru. Kendimden biliyorum, gerçekten büyük emek istiyo...
Erkek: Kadın, bu gibi ev işlerinden başka, hiçbir iş yapamaz, yapmamalıdır!

Kerim: Dümbük! Ananı... (Kumandayla kapatır.)
Müzik.



Sahne 8


Sokak.
Kerim, elleri cebinde her zamanki gibi kederle yürümektedir.

Kerim: Ara bakalım kerim; aklım kesmiyo ya, inşallah bulursun, Allah kerim! Biz üç kişiydik; anam, Kamilcan ve ben... Üç kişiye karşı bütün dünya... Anam gitti... lan kendimi hiç bu kadar azınlık hissetmemiştim yav! (O sırada yanından geçen bir kıza birisi laf atar. Kız gayet dekolte giyinmiştir.)

6. Kız: Gerizekalı! Sersem!
Kerim: (Laf atanın yakasına yapışır.) Ulan şerefsiz, senin bacın yok mu lan, söyle yok mu!
Laf atan: Dur abi, var ama, böyle giyinmiyo ki!
Kerim: Hı? (Yakasını bırakır. Dönüp kızın arkasından bakar. Kız kısacık eteğiyle kırıtarak yürümektedir.)
Laf atan: Bunlar zaten aranıyolar abi; bakma sen öyle sersem falan... Sen araya girmeseydin şimdiye götürmüştüm...
Kerim: Nereye?
Laf atan: Neresi olursa artık...
Kerim: Yani senin bacın bunlar gibi değil mi?
Laf atan: Olur mu abi öyle şey; kitabımızda yazmaz bizim! Benim bacım örtülü, hanım hanımcık; utanmayı bilen bi kızdır. Bunların ar-haya damarları...
Kerim: Yanlış anlamazsan, bi şey isteyebilir miyim?
Laf atan: Buyur!
Kerim: Bacınla tanışabilir miyim?
Laf atan: (Kerim’in yakasına yapışır.) Ne diyon lan sen, adi! Yerim ben adamı, yerim!
Kerim: Helalinden yüz kontör!
Laf atan: Yüzelli!
Kerim: Anlaştık.
Laf atan: (Yakasını bırakır.) Yalnız, yanlış bi şey yok ha, ona göre?
Kerim: Ayıp ediyosun!
Müzik.
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:46
Sahne 5


Sokak.
Kerim, elleri ceplerinde yürür.

Kerim: (Kendi kendine) Balkonda sevgilisine öpücük yollayan kızdan ne hayır gelecek! Balkon kızı işte! (Türkü söyler.) Armut dalda, kız balkonda sallanır vay vay... Şurda bi çay içiyim!
(Bir cafeden girer.
Burda kızlı erkekli gençler oturmuş sohbet etmektedirler.)

Kerim: (Kendi kendine) Ne güzel bak, hanım hanımcık oturmuşlar. Kız dediğin oturmasını bilecek!

(Tek başına masada oturan bir kızı gözlemeye başlar. Heyecanlanır. Kız bir klarneti incelemektedir.)

Kerim: (Kendi kendine) Şu kız, sanki tam anamın istediği gibi. Hemen tanışmam lazım! Ama nasıl! Cesaret, daha fazla cesaret... Ucunda ölüm yok ya! Bi söyliyim bakiym... (Kalkıp kıza doğru yürür. Kekeleyerek) Şey... ben... afedersiniz...
4. Kız: ?
Kerim: Ettiniz mi?
4. Kız: Neyi?
Kerim: Af...
4. Kız: Ney?
Kerim: (Klarneti gösterir.) Neyi... Siz mi çalıyorsunuz diyecektim?
4. Kız: Ney değil, klarnet o...
Kerim: (Sırıtarak) Klarnet, internetten mi geliyor?
4. Kız: Manyak mısın oğlum sen?
Kerim: (Elini uzatır.) Kerim! Kerim Abdülcabbar...
4. Kız: (Alayla) Memnun oldum; ben de Kerime. Kerime Nadir!
Kerim: Şaka değil mi! Siz var ya...
4. Kız: Lan sktir git şurdan, adamın asabını bozma!
Kerim: Ben de klarnet çalıyorum! Fakat o kadar net değil!
4. Kız: Deli falan mısın sen ya?
Kerim: Çalıyorum da, kimse içeri atmıyo beni! Polisten torpilliyim! Bi şey soracağım, bunu monte edebiliyor musunuz?
4. Kız: Edebiliyorum tabii! (Masadaki klarneti eline alır) Şimdi kalkarsam şu aleti öyle bi yerine monte ederim ki... önce müsait misin onu söyle!
Kerim: Müsaitim, müsaitim!
4. Kız: Kafayı yiycem ya! Oğlum kafa mı buluyon lan benle?
Kerim: Estağfurullah! Ben, sizinle tanışıp, şartlar tutuyorsa... Yani ferman...
4. Kız: (Bir bıçak çeker.) Kalk lan şurdan, godoş! (Korkarak kaçar.) Oyarım şerefsizim... (Garsona) Sokiym, niye alıyonuz böyle müşterileri ya! Rahat rahat bi kafa yapamıycak mıyız şurda!
Garson: N’oldu kız? Yine ‘regleniyorsun’ bakıyorum? Geçen hafta bitti demiştin?
4. Kız: Almayın lan bu tipleri. Parası neyse veririz ***** koyim!
Garson: Her zaman gelmiyo, gelse, bakarız bi çaresine!
Müzik.








Sahne 6


Sokak.
Kerim, elleri cebinde yürümektedir.

Kerim: (Kendi kendine) Lan bu kızların hepsi erkek yav! Bi noterde onaylatmadıkları kalmış! Kim bakıyordu bu işlere? Belediye galiba... Yok, bu iş olmayacak gibi! Ah anneciğim ya, nerden çıkardın bu evlenme işini; ne güzel evde kendi kendime çekiyodum, hayatı! Bunların kahrını çekmekten iyi değil mi! (Bir parka girer.) Şu parkta bi soluklaniyım bari! (İleride bi genç kızın bir deftere bir şeyler yazdığını farkeder. Oraya yönelir.) Okumuş kızın hali başkadır. Hazır yanında erkek falan da yok, hemen tanışiyım.
(Kıza yaklaşır.) Pardon... Oturabilir miyim?

5. Kız: Tabii, buyrun!
Kerim: Şey, ben vakit kaybetmeden hemen size gir... konuya gireyim diyorum...
5. Kız: Lütfen.
Kerim: Annem bana evlenmem için vasiyet etti.
5. Kız: Anlıyorum.
Kerim: Ama, öyle rastgele bir kızla değil, kendi düşündüğü biriyle.. Mesela, (cebinden ‘ferman’ı çıkarır.) bu kız, yani benim için düşündüğü kız, öyle cırt-pırt sokağa çıkmayacakmış... çalışmayacak, evinde oturacak, makyaj falan yapmayacak, açık-saçık gezmeyecek; evine, çocuklarına ve kocasına sadık olacak; duvara attın mı yapışcek, koluna takdın mı yakışcek...
5. Kız: Harika...
Kerim: Hı?
5. Kız: Evet, ben de tam olarak böyle düşünüyorum!
Kerim: Sen de mi Brütüs? Aman, yani harika! O zaman hemen evlenelim!
5. Kız: Anlamadım?
Kerim: Yani böyle düşünüyorsan, annem de böyle düşünüyor zaten! Evlenelim diyorum o zaman!
5. Kız: Salak olma; ben, yazdığım senaryodaki kadın kahramanın karakterini söylüyorum...
Kerim: Nasıl ya?
5. Kız: Yönetmen benden, günümüz dünyasında yeri olmayan bir karakter yaratmamı istedi. Onun üzerinde çalışırken sen geldin...
Kerim: Bu karakter, aynı fermandaki gibi...
5. Kız: Evet evet, aynı ordaki gibi salak biri...
Kerim: Anlıyorum! Yani sen salak değilsin?
5. Kız: Salak sensin, aptal! (Kalkıp gider. Kerim arkasından bakar.)
Kerim: (Kendi kendine) Ah anacığım ya... (Türkü söyler : ) ‘Neler ettin neler ettin, sevdin ama neler ettin!’ (Kalkıp yürür.)
Müzik.
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:46
Sahne 4


Sokak.
Kerim, bi elinde sigarası, bi eli cebinde yürür.

Kerim: Ya, ne iştir, bi kız bulamadık, gün akşam oldu! Annem demediğini bırakmaz artık! Yok lan, ölmüştü ya, nerden diyecek! Olsun; O beni bi yerlerden dikizliyodur şimdi; beceremediğimi görürse kesin hortlar! Burda bi sürü kız var ama... (Erkek kılıklı bir grup kıza denk gelir. Biri ateşini ister.)

1. Kız: Ateşini versene birader?
Kerim: Tabii, buyrun!
(Kız, yanan sigaradan kendisinkini tutuşturup iade eder.)
1. Kız: Eyvallah...
Kerim: (Kızı taklit ederek.) Eyvallah!
2. Kız: Abi, orda olacaktın ki... var ya, gülmekten altımıza işedik şerefsizim ya...
3. Kız: Geçen de bizim Can tuvalete girmiş. Tam o sırada adi Burak, sen kapıyı aç, çocuğun sopa eldeyken fotoğrafını çek! Fotoğraf aynen şu: (Burak’ın şaşkın, eliyle çükünü tutarkenki pozu.)
1. Kız: Hastir ya! İnanmıyorum!
3. Kız: Ya Burak anlatıyo var ya, gülmekten altımıza sıçtık ya!
Kerim: (Kendi kendine) Ne güzel kızlar lan! Hepsi genç, cıvıl... Bunlar olur mi ki? Bi yanaşalım bakalım... (Kızlara yaklaşır.) Kızlar, meraba!
(Kızlar birbirlerine şaşkınlıkla bakar. Birbirlerine ‘tanıyor musun’ diye sorarlar.)
2. Kız: Ne o moruk? Bi vaziyet mi var, ne?
Kerim: Şey, tanışsak diyecektim.
(Kızlar birbirlerine bakarlar.)
1. Kız: (Arkadaşlarına) Bi ateş istedik ihale üstümüzde kaldı, iyi mi!
3. Kız: Tanıştık diyelim, n’olacak?
Kerim: Belki evlenirdik. Benim acilen evlenmem gerekiyo da, bana kalsa daha erken, fakat annemin vasiyeti! Biriniz benimle evlenebilir mi? Tabii tanışarak...
3. Kız: Oldu, gözlerim doldu canım! Hayret bi şiy ya!
Kerim: Fakat, beni bi tanısanız...
2. Kız: Al voltanı lan, dallama!

(Korkarak uzaklaşır. Müzik.)

Kerim: (Yürürken kendi kendine) Annem tevekkeli, boşuna sokak kızı almayacan demedi! Kadın gerçekten haklıymış ya! Sokakta sigara içen kızdan ne hayır gelir! Bunlar evde oturmayı bilmiyo ki, nasıl kadın olacaklar!
(Balkonda bi kız görür. Kız kendisine doğru bakıp, öpücük göndermektedir.) Hadi ya; şansa bak! İşte bi ev kızı! (Kendisi de el sallar, öpücük gönderir. Karşılıklı işmarlaşırken, kız eliyle bir şeyi işaret eder. O arada arkasına dönüp baktığında, arkasında kızın asıl sevgilisini görür. Ve Ondan dayak yer.)
Müzik.
Sari Menekse Tarih: 19.05.2008 13:45
Sahne 3


Bir kahve ortamı.
Kerim üzgün bir şekilde arkadaşı yazar Kamil’in oturduğu masaya oturur. Kamil elinde kalem, bir şeyler yazmaktadır.

Kerim: Merhaba Kamil abi, oturabilir miyim?
Kamil: (Laubali bir şekilde) Hayırdır? Ne bu böyle keder meder? Karadenizde mi battı gemiler? (Kağıda bir şeyler yazar.)
Kerim: Abi sorma ya... Şu annemin yaptığı...
Kamil: Ne yaptı?
Kerim: Vizelerde pek sorun çıkarmıyordu, ama finalde yapacağını yaptı.
Giderayak bi vasiyet etti ki, sorma!
Kamil: Ne vasiyet etti?
Kerim: İlla evleneceksin dedi. Yok vaktim geçiyormuş da, yok zürriyetimiz, neslimiz, cartımız curtumuz...
Kamil: E, doğru söylemiş kadın! (Çaycıya seslenir: ) Hulusi, şu yazdığım son kitabı getirir misin canım. Yok onu değil, onu da değil, ha, işte onu onu. (Kerim’e) Kadıncağız, oğlunun mürüvvetini görmek istiyor, ne var bunda! En iyisi kitaba başvurmak. Bak ne diyor... Sayfa otuzüç satır üç: Erken kalkan yol alır, er evlenen döl alır!
Kerim: (Düşünür.) Annemin söylediği doğru yani?
Kamil: Sana kitaptan okudum, gördün!
Kerim: Ya tamam Kamil abi; evleneyim, ama gönlümün istediğiyle evleneyim! Yok, kabul etmiyor hanfendi, yani rahmetli! Tanzimat hatt-ı hümayunu gibi bi şey döşedi bana! Bunlara uymazsam hakkını haram edecek.
Kamil: İyi etmiş! Gönlünün istediğiyle olur mu bu işler! (Kitaptan okur.) İşte; sayfa yirmiiki, satır iki: Gönül bu; aka da konar boka da... Bitti!
Kerim: (Elindeki kağıdı gösterir.) Şuraya bak; fermanın daha başında ne diyor! ‘Evleneceğin kız parlak, doksan altmış doksan vs. vs. olmayacak. Kafası boyaya batmış gelin istemem ben.’
Kamil: E, ne var bunda...
Kerim: Nasıl ne var?
Kamil: Kitabın ve kadının cildine aldanmayacan oğlum! İşte; sayfa beş, satır beş.
Kerim: Kadın cırt-pırt çarşıya, sokağa neyin çıkmayacakmış!
Kamil: Çok doğru söylemiş!
Kerim: Neden?
Kamil: (Kitabı Kerim’e uzatır.) Aç, kendin aç; sayfa yirmisekiz satır sekiz!
Kerim: (Kitaptan okur.) ‘Çarşı iti ev beklemez’
Kamil: Nokta!
Kerim: Ama abi, evlenmeden önce, çarşıda-pazarda gezmiştir, evlendikten sonra evde oturur.
Kamil: (Kitaptan okur.) Ne yazmışız: ‘Alışmış kudurmuştan beterdir!’
Kerim: Doğru valla!
Kamil: Başka ne var fermanda?
Kerim: (Okur.) ‘Acil çocuk yapılacak! Asgari üç, azami... Allah ne verirse artık...’ Oha yani, oha!
Kamil: (Kitabı karıştırır.) Oha değil; aha; ‘çocuksuz kadın, yemiş vermez kel ahlat gibi yaşar dünyada’!
Kerim: Bu lafı tuttum abi, senin mi, yoksa...
Kamil: Görüyorsun, yazmışız işte; kimin adı yazıyor üstünde?
Kerim: (Kitabın kapağını okur.) ‘Kamil Atasözü’. Seninmiş!
Kamil: Eee?
Kerim: Özür dilerim abi! Ama tamam da, ‘asgari üç çocuk’ nedir ya! Olur mu öyle şey, it eniği gibi...
Kamil: Değil oğlum değil... Ha şurda; (kitaptan okur.) ‘Ağaç, yaprağıyla gürler.’ Başka ne yazdırdı rahmetli?
Kerim: (Okur.) ‘Alacağın kız senden sonra uykudan kalkmayacak!’ (Kamil’e) Abi ne alakası var şimdi? Hayır, o gün yorgundur, yahut gece beşik sallamıştır, benden sonra kalkar. Ne var bunda yani!
Kamil: Bunu annenle konuştun mu?
Kerim: Tartışmaya zaman kalmadı ki... Yazdırdı gitti! Yoksa ben çoğuna şerh düşecektim, başbakan gibi...
Kamil: Bak ne diyor kitap: ‘Ağustostan sonra ekilen darıdan, kocasından sonra kalkan karıdan hayır gelmez!’
Kerim: Güzel bi laf be... Senin mi? Pardon, senin tabii! Yani anam haklı mı diyon?
Kamil: Tabii ki! Oku oku!
(İki çay gelir.)
Kerim: (Okur.) ‘Soyu-sopu, mezhebi, nesebi belli olmayan bi kız alırsan sütüm sana...’ (Kamil’e) Hadi, buna da bi şey bul! Ne ilgisi var şimdi; ben kızın kendisiyle evleneceğim; anası atası hiç de... ne olursa olsun, bana ne!
Kamil: (Kitaptan okur.) Sayfa 19, satır 9: ‘Pekmezi küpten, kadını kökten al.’
Kerim: (Düşünür.) Doğru.
Kamil: Başka?
Kerim: (Kağıttan okur.) ‘Alacağın kızı sına-dene; müsrifse alma! Yoksa sütümü...’ (Kamil’e) Buna ne diyon?
Kamil: (Kitaptan okur.) ‘Evi ev eden arvat, yurdu şen eden devlet.’
Kerim: Doğru. (Okur.) ‘Seninle aşık atanla değil, sana aşık olanla evlen!’
Kamil: Çok doğru söylemiş! Neden dersen... (Kitaptan okur.) Evvela, ‘bir ipte iki cambaz oynamaz!’ Saniyen, ‘horozu çok olan köyün sabahı geç olur.’ Sayfa kırkbir, satır bir-iki.
Kerim: Doğru. Ayrıca kadın erkeğe horozlanırsa, erkek tavuklaşır.
Kamil: Güzel. Bunu kim demiş?
Kerim: Annem...
Kamil: (Kalemi çıkarır.) Şunu bir not alayım, neydi o söz?

(Müzik. Kerim okumaya devam eder. Sohbet sürer. Müzik indiğinde.)

Kerim: Tamam, ama böyle bi kız nerden bulucam abi ya, bu mümkün mü?
Kamil: Biz nasıl bulduk peki?
Kerim: Hı? Yani yengem bu vakıflara... vasıflara...
Kamil: Aynen uyuyor!
Kerim: Helal olsun sana abi! İyi bulmuşun! Gerçi kitabını yazmışsın, sen bulmayacan da ben mi bulacam!
Kamil: Estağfurullah. Aradın mı buluyon canım, yeter ki, ne aradığını bil! (Kitaptan okur.) ’Gideceği yönü iyi bilen kaptan için her rüzgâr elverişlidir.'
Kerim: Haklısın! Peki, bi abi olarak bana ne öneriyon?
Kamil: Çalmadık kapı bırakmayacan, cesaret yav, cesaret...
Kerim: Yani şurda burda mı arıycam, yoksa belli bi yer...
Kamil: Sayfa 58 satır sekiz: Her yol Romaya çıkar!
Kerim: Yolda olmaz tabii, değil mi! Hani anam demişti ya, sokak kızı olmaz, bilmem ne!
Kamil: Neden olmasın canım; beş parmağın beşi bir değildir!
Kerim: Doğru. Abi, yalnız dikkat ettim bunu ezberden söyledin?
Kamil: Kitaba bağlı kalmamak lazım!
Kerim: Takdir ediyorum! (Kalkar.) Abi müsaadenle...
Kamil: Müsaade senin.
Kerim: İznin olursa şu kitabını alabilir miyim abi, ama sende yoksa...
Kamil: Var var; alabilirsin!
Kerim: Teşekkür ederim abi; abi gücenmezsen, çay parasını ben ödemek isterim?
Kamil: Bi zahmet...
Kerim: Ne zahmeti abi, o kadar kitap şeyettin bize!
Kamil: (Çaycıya) Hulusi! Arkadaştan dört çay.. bi de şu kitabımı alacak, onu da kendisine beşten sayalım...
Kerim: Hı?
Kamil: (Hulusi’ye) Yabancı değil...
Kerim: Abi yalnız, iki çay içtik sanırım?
Kamil: Sen gelmeden iki tane de ben içmiştim, onu da aradan şeyetsen...ödemişken...
Kerim: Tamam abi, bi emrin isteğin var mı?
Kamil: Bol şans canım! (Kerim çıkınca çaycıya seslenir.) Hulusi, getir canım, getir. Yalnız, o fazladan iki çay falan yok, biliyosun. Altı lira ediyo hepsi. (Hulusi bozuk para sayar.) Bozuk verme ya!
Müzik.