Ülkemizde futbolun psikolojisiyle ilgili 2 yıldır yürüttüğümüz bilimsel araştırma son noktasında gelmiş bulunmaktadır.Literatür taraması,doğal gözlem ve karşılıklı görüşme aşamalarından oluşan bu araştırma ağırlıklı olarak ülkemizde hem futbol oynamış,hem de teknik direktörlük yapan önemli futbol adamlarıyla birlikte çalışılarak yürütülmüştür.Görüşülen her futbol adamına 30 soru yöneltilmiştir.Görüşmeler yüz yüze yapılmış ve soru cevap iletişiminin yanında ayrıntıların da ele alındığı bir sohbet havası tercih edilmiştir.Araştırmanın futbol psikolojisi odaklı olmasının sebebi her spor dalının psikolojik atmosferinin farklı olduğunun tarafımızdan farkedilmesidir.Çünkü "Spor Psikolojisi" spora psikolojik disiplinlerin uygulanmasını içeren genel bir şemsiyedir.Literatürde "futbol psikolojisi" olarak öznel bir alan yoktur.Ancak her spor dalının kendi atmosferi ve iç dinamiklerince belirlenen bir psikolojisinin olduğuna kuşku yoktur.Futbol kitleselleşmişliği yüzünden psikolojik atmosferi tüm diğer spor dallarından daha farklı ve detaylı bir sportif branştır.Bu nedenle araştırmamız sporun genelinin içerisinde futbolun psikolojisini ele almaktansa özgün olarak futbolun psikolojisini irdelemeyi tercih etmiştir.Olanlar.olması gerekenler ve olmaması gerekenler bağlamında futbolun psikolojik atmosferi incelenmiştir.Bu araştırma literatür taramamıza göre içeriği itibarıyla Türkiye'de bir ilktir.Süreç içerisinde kitaplaştırılarak futbol dünyamızın istifadesine sunulacaktır.Aşağıda "Futbol Psikolojisi ve Futbolda Psikolojik Destek" konulu araştırmamızın farkındalık yaratmaya yönelik ön paylaşımlarını bulacaksınız.

Futbolun psikolojisi üzerine yaptığımız araştırma ülkemizde futbolun ezberinin değişmesi gerektiğine dair önemli bulgulara ulaşmamızı sağlamıştır.Ülkemizde futbol ilgi,yetenek,zeka ve fiziksel uygunluk üzerinden yürütülen pratik eğitimiyle öğretilmektedir.Bilimsel olarak ilgi,yetenek,zeka ve fiziksel uygunluk futbolda ham kapasitelerdir ve doğru işlenmeye muhtaçtır.Bu ham kapasiteler elbette futbolun olmazsa olmaz temel altyapılarıdır.Ancak önemli olan bir gençteki bu ham kapasitelerin hangi donanımlar kazandırılarak ve nasıl bir sistem bütünlüğü içerisinde işlenerek geliştirileceğidir.Araştırmamız esnasında ülkemizde futbol eğitiminin bilimsel esaslara dayalı bir proses haline henüz ulaşamadığını netçe gördük.Daha çok pratiğe dayalı meleke eğitimi şeklinde yürütülen çalışmalarla futbolcu yetiştirilmeye çalışılmaktadır.Adeta geçmişteki zanaat edinme süreçleri gibi usta-çırak ilişkisine benzer bir futbolcu yetiştirme perspektifi sürdürülmektedir.Futbol ayrıntılı bir spor olduğundan yeteneğin pratikle geliştirilmesine dayalı bir futbol eğitimi yetiştirilen futbolcularda bilgi yetersizliği sonucunu doğurmaktadır.Bu gerçek ülkemizin uluslararası ölçekte yeterlilik sahibi profesyoneller yetiştirmekte kısırlık çekmesine yol açmaktadır.Eğitim ana hatlarıyla "öğren-uygula" ve "uygula -öğren" şeklinde iki teknikle sağlanmaktadır.Araştırmamız esnasındaki incelemelerimiz ülkemizde futbol eğitiminde "uygula-öğren yöntemi"nin oldukça yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir.Burada"zihinsel öğrenme" gerçekleşmeden "bedensel uygulama"ya geçilmesi ve bedensel uygulama üzerinden zihinsel öğrenmeye varılmak istenmesi gibi bir yanlış pratik bulunmuştur.Biz öğrenilmemişin uygulanması üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan öğrenmelere "sığ öğrenmeler" diyoruz.Uygula-öğren yöntemi aslında bilimsel öğrenme esasları uyarınca artık tüm medeni dünyada,tüm sektörlerde terkedilmiş olan bir eğitim yöntemidir.Ancak ülkemizdeki "futbol eğitimi"nde yaygınca kullanılmaya devam edilmektedir.Bu yöntem direkt pratik üzerinden yürütüldüğünden öğrenme süreçlerinde vazgeçilmez olan "zihinsel aktivite"nin eksik kullanılmasına ve yeterince gelişmemesine neden olmaktadır.Üstelik bu yöntemle yetiştirilen futbolcularda elit futbolcu olduklarında da devam eden "düşünme hızı" ve "kendini geliştirme" eksikliklerine yol açmaktadır.Futbol gibi "hızlı düşünme","isabetli karar verme" ve "seri uygulama" gerektiren bir spor dalında "zihinsel repertuar" yeterli bilgiyle zenginleştirilmedikçe "bilgisiz-ilgi"ye dayalı sakıncaların Türk Futbolun'da devam edeceği aşikardır.Zaten yerli futbolcularımızda yabancı meslektaşlarına oranla yetersiz gördüğümüz "profosyonelite eksikliğinin temelinde de eğitim yetersizliğine dayalı bilgisizlik yatmaktadır.Eğer futbolun eğitimine kişilik gelişimi ve bedeni yöneten "zihinsel sistem"i daha etkin katmazsak futbolumuzun gelişiminde önemli bir zaafın sürmesi kaçınılmazdır.Bu nedenle futbol eğitiminde bilimsel öğrenme esaslarına çok daha uygun olan "öğren-uygula yöntemi"ne bir an önce geçilmelidir.Çünkü bu yöntem önce zihinsel öğrenmenin gerçekleşmesi,sonra bunun üzerinden yapılan pratik uygulamayla öğrenilenin beden ve zihinde eşgüdümlü pekiştirilmesi esasına dayanmaktadır.Diğer yönteme nispetle en önemli avantajı zihin tarafından yeterince kavranmamış bir olgunun beden tarafından uygulanmaya zorlanmamasıdır.Bir başka deyişle "zihinsel öğrenmeden sonra bedensel uygulamayla öğretinin hafıza repertuarına daha derinlikli kaydedilmesi"dir.Bu yöntem futbolculardaki "zihin-beden kombünasyonu"nun daha etkin kullanılabilmesinin önünü açacaktır.Kaldı ki uygulamalı alanlarda öğrenmenin koşullanmaya dönüşmesinde zihin-beden kombünasyonu olmazsa olmaz bir gerekliliktir.Araştırmamız netçe belirlemiştir ki bilgisiz uygulamanın yarattığı sıkıntı ve sakıncalar Türk Futbolu'nun gelişiminin önündeki aşılması gereken en öncelikli engeldir.

Futbolun eğitiminin hangi yaşta başlaması gerektiği konusunda bedensel ve psikolojik gelişim esaslarının işaret ettiği en doğru yaşlar 11-12 yaşları olarak karşımıza çıkmıştır.Çünkü daha küçük yaşlar ilgi ve yeteneklerin yeni oluştuğu,tam netleşmediği ve yönelim gücüne ulaşmadığı yaşlardır.Bu yaşlarda çocuklar daha çok yaşamı keşfetme dönemindedirler.İlgi ve yeteneklerin netleşmesi için farkındalıkların da belirli bir düzeye ulaşmasına ihtiyaç vardır.Bu düzeye varıldıktan sonra çocukların ilgi ve yetenekleri gerçeklik kazanacaktır.Literatür taramalarımız ve kendi incelemelerimiz ilgi ve yeteneklerin yönelim gücüne ulaşmasının başlangıcı olarak 11-12 yaşları işaret etmektedir.Bu yaşlarda ele alınan bir çocuğun altyapı hocaları tarafından incelenerek ve deneme-yanılma yöntemiyle futbol yeteneği keşfedilmeye çalışılmalıdır.Eğer çocukta futbol ilgisi,yeteneği,zekası ve fiziksel uygunluğu varsa o çocuk tüm gelişim parametreleri düşünülmüş, sistemli bir futbol eğitimine tabi tutulmalıdır.Bu eğitim şu bölümlerden oluşmalıdır:
1-Sportif Bilinç Eğitimi
2-Ergenlik Eğitimi
3-Kişilik Gelişimi Eğitimi
4-İletişim Eğitimi
5-Sosyal Gelişim Eğitimi
6- Beslenme Eğitimi
7-Profosyonel Disiplin Eğitimi
8-Mevki ve Meleke Eğitimi
9-Analitik Düşünme Eğitimi
10-Duygyuları Yönetme Eğitimi
11-Algılama Eğitimi
12-Uygulama ve Pekiştirme Programları Bu eğitimlerin temelinde öğrenilmemişin üzerinden tutum ve davranış geliştirilemeyeceği gerçeği gözden hiç kaçırılmamalıdır.Önceden bahsettiğimiz ham kapasiteler bilgi ve uygulama katılarak profosyonel derinliğe dönüştürülmeli ve gerçek profosyonel futbolcu bu donanımlarla yetiştirilmelidir.Nitekim araştırmamız esnasında farkettiğimiz yerli futbolcu yabancı futbolcu arasındaki profosyonel ite farkı da aradaki eğitim farkının doğal bir yansımasıdır.Bu fark ortadan kaldırılmadan futbolcularımız uluslararası standartları yakalayamayacaktır.

Ülkemizde futbol eğitimi sadece futbolcu adayı çocuk veya genç üzerinden yürütülmemelidir.Ülkemizin gerçekleri sürece aileleri de katmayı zorunlu kılmaktadır.Çünkü futbolcu adayı genç bir ailenin mensubudur ve aile içi pozitif veya negatif bir etkileşimler silsilesiyle başbaşa yaşamaktadır.Araştırmamız esnasında görüştüğümüz tüm altyapı hocaları süreçte ailelerin önemine vurgu yapmıştır.Toplumsal kültürümüz de aile odaklı bir kültür olduğundan bireylerin performanslarında aile içi ortamın ve paylaşımların olumlu veya olumsuz yansımaları belirgindir.Ülkemizde tabana yayılmış bir spor bilincine henüz ulaşılamamıştır.Zaten eğitimliliğin yaygınlaşmadığı ve ortak standartların oturmadığı bir toplumda yerleşik bir spor kültürünün oluşması beklenemez.Altyapı aşamasındaki futbolcu adayı gençlerimizin belirlemelerimize göre yaygın sorun kaynaklarının başında aileleri gelmektedir.Çok açık edilmese de geleceğe yönelik ekonomik beklentiler yüzünden aileler futbolcu adayı evlatlarından sürekli başarı beklemekte ve bunu direkt veya dolaylı olarak çocuklarına hissetttirmektedir.Normalde "biz senden bir şey beklemiyoruz" tavrında olan aileler başarısızlık durumunda "biz senin için şunu yaptık,bunu yaptık" motuna çok çabuk geçmektedir. Bu futbolcu adayı gençte hem "hata yapma korkusu"nu tetiklemekte.hem de ailesiyle arasındaki "güven ilişkisi"ni zedelemektedir.Çünkü genç ailesinde başarısızlığı tolere etme esnekliğini göremediğinde "ailevi kabulgörü" açısından başarıya mecbur olduğu baskısının altına girmektedir.Aslında futbolun ve futbolculuğun başarı ve başarısızlığı bir arada içeren bir süreç olduğu herkesçe kabul edilmelidir.Ancak henüz ülke olarak bu olgunluğa erişmediğimiz de aşikardır.Ne yazık ki ülkemizin sosyal dokusu "kendilerini kurtaramayanlar kurtarıcı kahramanlar ararlar" vecizesindeki anlamla bire bir örtüşmektedir.Sonuçta futbol 3 sonuçlu bir spor dalıdır.Ve neticenin her zaman galibiyet olamayacağı işin içerisindeki herkesçe sindirilmelidir.Spor kültürünün eksikliği futbol eğitimine bahsettiğim bulgular nedeniyle aileleri de dahil etmeyi gerektirmektedir.Çünkü bu süreçte ailelere de evlatlarının performansı açısından önemli sorumuluklar düşmektedir.Henüz ailelerimizin çoğu bu farkındalık düzeyine erişmediğinden onların da tutumlarının sağlıklılaştırılmasına futbolcu eğitimi sürecinde ihtiyaç vardır.Çünkü aileler bu sürecin pozitif bir tamamlayıcı unsuru olabilmelidir.Ayrıca futbol eğitimi akademik eğitimle paralel yürütülmelidir.Eğitimli futbolcunun profosyonelite bilinci ve algılama kapasitesi muhakkak daha yüksek olacaktır.

Türk Futbolun'da profosyonel takımların yetişmiş futbolcu talepleriyle futbolcu yetiştirme gayretleri arasında bir örtüşmezlik netçe kendini göstermektedir.Futbolumuz maalesef henüz süreç odaklı perspektife kavuşamamış.ağırlıklı olarak sonuç odaklı algılanmaya devam etmektedir.Üretmeden tüketmenin bir gün tıkanma yaratacağı aşikardır.Bu sonuç odaklı perspektif futbol takımlarımızda yönetim,teknik heyet ve kadro istikrarını sağlamayı zorlaştıran bir etken olarak devam etmektedir.Zaten futbolumuzda kurumsallaşma anlamında atılması gereken radikal adımlar olduğu sektörü inceleyen herkesin yüzleşeceği bir gerçektir. İşin ehline teslim edilmesinden çok görev dağılımında kişisel dostlukların öne çıkması halen sektörün önemli açmazlarından birisidir.Futbolumuzun kurumsallaşmasının önünde de şark toplumlarına has bu alışkanlık önemli bir engel teşkil etmektedir.Türk futbolunun profosyonel yönetim,devamlılık ve kurumsallaşmayla sağlanan insan etkinliğinden sistematik etkinliğe geçişi bir an önce başlatması sektörün en önemli ihtiyacıdır.Futbol kulüplerimizde altyapıya gereken önemin verilmediği araştırmamız esnasında görüştüğümüz tüm futbol adamlarının ortak kanaatidir.Ancak bu gerçek bana ister istemez şu soruyu sorma ihtiyacını doğuruyor;"daha ne kadar altyapısız üstyapılarla başarı arayacağız?"...Futbol kulüplerimizin araştırma,geliştirme ve eğitim faaliyetlerine ne kadar önem verdiği de görüştüğümüz futbol adamlarına sorduğumuz sorular arasındaydı.Tüm futbol adamları bu sorumuza aralarında ağız birliği etmişçesine "çok az" veya "hiç" cevabını verdiler.Bu gerçek Türk Futbolu'nun henüz uluslararası standartlarda bilgiyle buluşmadığının da bir göstergesidir.Peki bu durumda Türk Futbolu uluslararası arenada nasıl başarılı olabilecektir?Futbolda sportif başarı öncelikle sonuç odaklı değil,süreç odaklı bir bakış açısını gerekli kılmaktadır.Bu süreç işin ehline teslim edildiği ve devamlılığın gözetildiği bir yaklaşımla yönetilmelidir.Eğitimin ve psikolojik desteğin departmanlaştrırılması ve futbolumuzun bilgiyle buluşmasının önemi artık kavranmalıdır.Çağımız bilgi ve teknoloji çağıdır.Artık hiçbir alanda bilgiye sırt dönülerek büyük başarılara yürümek mümkün değildir.Futbolda başarının önemli etkenlerinden birisinin de ekonomik imkanlar olduğu bir gerçektir.Ancak bizim belirlemelerimize göre kulüplerimizin hem imkan yaratmada,hem de mevcut imkanları daha iyi yönetmede atabileceği adımlar bulunmaktadır.Ancak bu alan bizim araştırma alanımız olmadığından bunun ayrıntılarını işin ehli olan insanlara bırakmak lazımdır.

Araştırmamız esnasında ülkemizdeki futbolcu kaynağının çoğunlukla orta ve alt gelir grubundaki ailelerden geldiği anlaşılmıştır.Bu gerçek bize amatörlükten profesyonelliğe geçişin futboldaki önemli bir aşama olduğunu düşündürmüştür.Nitekim

görüştüğümüz futbol adamları futbolculuğun en hızlı basamak atlanan meslek olduğu yönünde ortak bir kanaat bildirmişlerdir.Futbolcuların bu dönüşüme ne kadar hazırlandıklarını irdelediğimizde ise futbolumuzun bir önemli hendikapıyla daha karşılaştık.Amatörlükten profesyonelliğe geçişe futbolcularımız kesinlikle bir bilinç oluşturularak hazırlanılmıyor.Apansızca gelen para ve şöhretin birçok futbolcumuzda bir hazmetme sorunu yarattığı ve profosyonelitenin gerektirdiği yaşam disiplinlerini bozduğu birgerçek.Bu durumun futbolcuda yarattığı verimsizlik ise hem yetiştirme,hem de transfer evresinde sarfedilen kaynağın ziyan olmasına neden olabiliyor.Bu nedenle futbolcu eğitiminde sportif gelişim kadar karakter gelişimine de önem vermek gerekiyor.Amatörlükten profesyonelliğe geçiş aşamasına ise futbolcuların psikologlarca hazırlanmasının kaynak kaybını önleyici ve performans istikrarını destekleyici bir yararı olabileceği anlaşılıyor.Bir psikolojik destek departmanına sarfedilecek kaynağın hesap edilmesi yerine,bu departmanın yararlarının kazandıracağı kaynak da artık kulüp yönetimlerince farkedilmelidir.

Futbolun eğitiminde kültürün rolü önemle dikkate alınmalıdır.Araştırmamızda ülkemiz kültürünün mevcut şekliyle önemli bir futbol ülkesi olmamızı zorlaştırdığı anlaşılmaktadır.Gündelik yaşama bilgi ve sistemden ziyade duygu,gelenek ve alışkanlıkların egemen olması önemli bir zorluğumuzdur.Bu gerçeğimizin özünde kentleşme ve bilgi toplumu olma noktasındaki rötarlılığımız yatmaktadır.Toplumsal değişimler yavaş işleyen ve orta vadeye yayılması gereken süreçlerdir.Bu gerçek futbolumuzun gelişimi için ülke gerçeklerini göz önünde bulunduran bize has bir "futbol eğitim sistemi" oluşturulmasını gerekli kılmaktadır.Bu eğitime futbolcu ailelerinin dahil edilmesinin yanında taraftar eğitimi de eklenmelidir.Futbol alemi şu halkalardan oluşmaktadır:

1-Futbol Federasyonu

2-Hakemler ve Maç Gözlemcileri

3-Spor Basını

4-Kulüp Yönetimleri

5-Taraftar Kitlesi 6-Aileler

7-Teknik Kadro

8-Futbol Takımı

9-Futbolcular

Futbol aleminin bu halkaları birbirleriyle sürekli bir etkileşim içerisindedir.Bu etkileşimin pozitif boyutları da,negatif boyutları da bulunmaktadır.Futboldaki sportif başarı da bu halkalar arasındaki iletişim ve etkileşimin niteliği üzerinden gerçekleşmektedir.Yapılan araştırmalar pozitif iletişim konusunda özürlü bir toplum olduğumuzu netçe ortaya koymaktadır.Tarafların birbirlerini anlayabilmeleri için "empatik iletişimi" başarabilmeleri gerekmektedir.Ancak bunun iletişim donanımı gerektirdiği de unutulmamalıdır.Ülkemizde negatif söylemlerin pozitif söylemlere oranla 50 kat fazla kullanıldığı bir bilimsel araştırmada belirlenmiştir.Bu özelliğimiz toplum olarak iletişim süreçlerine eleştirel söylemi çok çabuk katma alışkanlığına yol açmıştır.Tenkit dili.teşvik dilinden fazla kullanılınca tabiki iletişimin kalitesi ve motive edici gücü azalmaktadır.Buna bir de ülkemizde insanların genel olarak kendi özyeterliliklerini kazanmamışlığının futbolculara yönelik ailevi ve çevresel beklentileri arttırması eklendiğinde biz şu gerçekle yüzleştik:Türkiye'de futbolcu olmak Batılı bir ülkede futbolcu olmaktan çok daha zor.Çünkü Batılı futbolcu sadece kendisinden sorumluyken Türk futbolcusu ciddi bir ailevi ve çevresel beklenti baskısının altında mesleğini icra ediyor.Bunun yarattığı "başarısızlık korkusu" ve "psikolojik yorgunluğun" performansa yansımaları hiçte hafife alınacak gibi değil.Anlamamız gerekir ki Türk Futbolcusu eğitimi,yetişme tarzı,psikolojik atmosferi itibarıyla Batılı meslektaşlarıyla denk koşullarda değildir.Şartların denkleştirilmesi açısından ise önemli adımları atılması gerekecektir.

İnsan yapımızda hep öne çıkan duygusallığın çoğumuz toplumsal bir karakter olduğunu zannederiz.AsImda duygusallık ne kaderdir.ne de karakterdir.Toplum yapımızın,yaşam tarzımızın ve eğitim düzeyimizin ortak bir sonucudur.Nitekim insanlar duygusallığı doğuştan getirmemekte içinde yetiştiği koşullardan öğrenmektedir.Sistemsizliğin adeta sistem olduğu bir ülkede bilgiyle yeterince buluşamamış insanların yaşamı yönetirken duygu, gelenek ve alışkanlıklarından başka sığınacağı bir limanı yoktur.İnsanlarda alınan bir dış uyaranı anlamladıracak bilgi kaydı zihinsel repetuarında yoksa duygular harekete geçmektedir.Bilimsel olarak irdelediğimizde duygusallığın nedeni yaşamı yönetmeye yeterli bilginin olmayışıdır.Nitekim bilgi düzeyi yükseldikçe duygulara başvurma oranı düşmekte.bilgi düzeyi düştükçe de duyguların öne çıkma oranı yükselmektedir.Tabiatıyia duygusallık toplumsal karakter olmaktan ziyade bilgi eksikliğinin zihinsel repetuarda yarattığı boşluğun doğal biryansımasıdır.Bilgi yetersizliğinin aynı zamanda düşünme tembelliğine yol açması söz konusudur.Bu da dolaylı olarak duyguların daha yoğun kullanmasına yol açmaktadır.Futbol psikolojik atmosferi yoğun bir spor dalıdır.Futbolcularımızın profosyonel bilinç ve bilgi düzeylerindeki yetersizlik maç atmosferinde duygularını yönetmekte zorlanmalarına sebep olmaktadır.Zaten "duygular öne çıkınca akıl irtifa kaybeder".İhtiyaç olan şey futbolcuların insana özgü duygularını yok etmek değil,onlara duygularını yönetmeyi öğretmektir.Türk futbolcularının önem derecesi yüksek maçlarda zorlanmalarının temelinde çoğunlukla duygularını yönetmede zaafları yatmaktadır.Ya aşırı uyarılma ve buna bağlı agresivite ya da eksik uyarılma ve buna bağlı konsantrasyon eksiklikleri futbolcularımızda sıkça görülmektedir.Bunda özellikle uluslarararası önemli maçların arifesinde kamuoyunda yaratılan yüksek beklentilerin yarattığı baskının etkisi de büyüktür.Bunun yanında futbolcularımızın duygularını yönetmede zorlanmaları ve psikolojik dirençlerinin düşüklüğü de bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır.Normalde zaten olumluyu da,olumsuzu da uçlarda yaşayan bir toplumuzdur.Biz bu nedenle Türk Futbolun'da "zihinsel dinginlik" ve "psikolojik dengelenme" çalışmalarını performansı tamamlayan önemli ihtiyaçlar olarak tavsiye etmeyi yararlı buluyoruz.

Günümüzde tüm futbol yorumcuları futbolun geçmişe oranla daha hızlı oynandığına vurgu yapıyor.Gerçekten de eski ve yeni maç kasetlerini izleyip bir karşılaştırma yaptığımızda bu hızlanmayı biz de tespit ettik.Özellikle Avrupa liglerinde futbol geçmişe oranla daha seri oynanıyor.Bunun nelere dayanılarak başarıldığını araştırdık ve futbolun hızlanmasının böylece sebebini tespit ettik.Bunu yerli futbol adamlarına sorduğumuzda çoğunlukla kondüsyon ve konsantrasyon kalitesinin yükseltilmesine bağladılar.Bu cevapları doğruydu ama eksikti.Çünkü bedene hükmeden kumanda merkezi olarak beynin fonksiyonu asıl belirleyici olandı.Avrupa'da futbol şu üç etken sayesinde hızlandırılmıştır:

1-Kondüsyan Kalitesinin Yükseltilmesi 2-Konsantrasyon Kalitesinin Yükseltilmesi 3-Düşünme ve Karar Verme Hızının Yükseltilmesi Peki aynı hızlanma Türk Futbolun'da da sağlanabilir mi?Bu şartlarda mümkün değil.Çünkü Avrupa futbolunda bu üç gelişmenin bedensel,zihinsel,psikolojik ve informatik altyapısı zaten vardı.Bu altyapı daha etkin kullanılarak geliştirildi ve Avrupa'da futbol daha seri oynanır seviyeye ulaştı.Ülkemizde ise bu hızın yakalanması için futbolun bilgiyle buluşturulmasından tutun.futbol eğitiminin kalitesinin yükseltilmesine kadar birçok birbirini tamamlayan unsurun yapısal değişikliklerle Türk Futbolu'na monte edilmesi gerekiyor.Başarıların münferit kalmaması ve devamlılık arzetmesi de bu dönüşümün gerçekleşmesine bağlıdır.Ülkemiz futbolu hiç gelişme kaydetmiyor diyemeyiz ama yavaş seyreden bu gelişmelerin uluslar arası rakiplerimizle aramızdaki mesafenin kapanmasına kafi gelmediğini de görmek gerekiyor.Futbol rakip takıma karşı oynanan bir oyundur.Futbolcu ise maç esnasında her pozisyon için karar üretmek durumunda olan bir sporcudur.Futbolcunun zihinsel repertuarı ne kadar zengin ise o kadar çok varyasyonu düşünerek karar verme şansına sahiptir.O kadar geniş hayal gücü ve yaratıcılık özelliği vasfı vardır.Futbolda her eylemin bir kararın ürünü olduğunu gördüğümüzde futbolcuda asıl yatırım yapılacak konunun eğitim olduğunu da farketmemiz zor olmayacaktır.Karar verme bir düşünme prosesinin sonucudur.Karar kalitesi ise informatik zenginliğin etkin kullanımının...Öyleyse önce bilgi sonra "analitik düşünme yetisi" üzerine yatırım yapmak öncelenmelidir.Kaldı ki kondüsyon ve konsantrasyon ne kadar kaliteli olursa olsun karar verme hızı ve kalitesi düştüğünde sportif başarı sınırlı kalmaya mahkumdur.Ayrıca kondüsyon ve konsantrasyon kalitesini yükseltmek için de bilgiye ihtiyaç vardır.Dolayısıyla başarıyı zamana yayacak.başarının önce altyapısını oluşturacak ve başarı için gerekli sabrı ve devamlılığı gösterecek bir perspektife futbolumuzun bir an önce kavuşması gerekmektedir.

Futbolumuzda eğitim yetersizliğinin yol açtığı bir önemli sorun da tespitlerimize göre "profosyonel disiplin yetersizliği"dir.Futbolculuğun bir meslek olmanın ötesinde bir yaşam tarzı olarak algılanması gerekir.Çünkü diğer mesleki alanlarda mesleki disiplinler insanların mesai saatlerini kapsar.Mesai saatlerinin dışında o insanların mesleki disiplinlerin dışına çıkma lüksü vardır.Fakat futbolculukta günün 24 saatinin futbola özgü disiplinlere uyularak yaşanması gerekir.Çünkü sportif performansta beslenme.uyku düzeni,dingin bir ailevi ve özel yaşam.antrenman kalitesi gibi unsurlar boşverilemez bir öneme sahiptir.Bu nedenle futbolcunun mesaisi 24 saattir ve her profosyonel futbolcu bunun bilincinde olmalıdır.Günün 24 saatine egemen bir uğraşın bu nedenle meslek olmaktan ziyade bir yaşam tarzı olarak görülmesi gereklidir.Türk Futbolcularında bu farkındalık büyük bir yüzdeyle eksiktir.Futbol aynı zamanda bir takım oyunu olduğundan takım içerisindeki birkaç futbolcunun profosyonel disiplinden uzak yaşaması doğal olarak takımın genel sportif performansına da olumsuz yansımaktadır.Futbolculuk özünde "yaşamı yönetme başarısı" gerektiren bir spordur.Yaşamı yönetme başarısı şu parametreleri kapsamaktadır:

1-Dengeli Beslenme Bilinci

2-Kendini Geliştirme Bilinci

3-Özgün Disiplinler Kurma Bilinci

4-Dinlenme Bilinci

5-Sağlıklı İletişim Bilinci

6-Düşünme-Planlama-Uygulama Bilinci

7-Özel Yaşam Bilinci

8-Antrenman Bilinci

9-Sportif Profosyonelite Bilinci

10-İrade Kullanma Bilinci

Tüm bunların bileşkesini biz "profosyonel yeterlilik" olarak tanımlıyoruz.Bu yeterlilik kazanılmadan zaten gerçek anlamda profosyonel olunmaz.gerçek bir profosyonel gibi davranılamaz.Futbolcu yapımızı inceledikçe yaşam mentalitesinin henüz gerçek profosyonel derinliğe ulaşmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Nedenini soracak olursanız bilgiden beslenen bir "davranışsal disiplin"in temelden kurulmamış olmasına dayandığını rahatlıkla söyleyebiliriz.Bizim araştırmamızın her boyutunda futbolumuzdaki eğitim ve bilgi eksikliği netçe karşımıza çıkmıştır.Bunun da temelinde başarının ön koşullarını oluşturmak yerine kısa vadede başarılı olmayı yeğleyen anlayış eksikliği yatmaktadır.Başarı bir sonuçtur.Unutmamak gerekir ki sportif başarıyı oluşturan birçok etken vardır.Bu etkenler aslında başarıyı doğuran sebeplerdir.Bir futbol takımı başarıyı oluşturan etkenleri dikkate alan bir komplike sistem oluşturmadıkça rasyonel başarılar elde etmek.daha önemlisi başarıda devamlılık sağlayabilmek mümkün değildir.

İnsanlar hangi işi yaparsa yapsın.ne kadar donanımlı olursa olsun performansı oluşturan önemli etkenlerden birisi de "kişilik gücü"dür.Duygusal,iradesiz,kırılgan ve uyumsuz kişiliklerin uzun soluklu mücadelelerde devamlılık içeren bir performans skalası oluşturamadıkları aşikardır.Hele de futbol gibi takım olarak oynanan,kitleselleşmiş ve psikolojik ambiansı yüksek bir dalda "kişilik gücü" ve "psikolojik direnç" sportif başarıyı sağlayan önemli lokomotiflerdir.Şu ana kadar önemsenmeyen "zihinsel repertuar'V'analitik düşünme'7'kişilik gücü" ve "psikolojik direnç" kavramları artık futbol eğitimimizde hakettiği öneme kavuşmalıdır.Kaldı ki insan yapımızda gitgide artan bir kırılganlık eğilimi biz psikologlarca gözlenmektedir.Bu gerçek yukarıda belirttiğimiz unsurlara artık önem verilmesini daha da kaçınılmaz kılmaktadır.

Bir önemli tespitimiz de transfer yönteminde belirlediğimiz bir yanlıştır.Aslında futbol takımlarının sistematik bir karakteri olmalıdır.Tranferler ise ihtiyaç olan mevkiye bu takım karakterine uygun futbolcunun seçilmesi şeklinde yapılmalıdır.Türk Takımları futbolcuyu sportif ve fiziksel yönden inceliyor ama kişilik,uyum ve psikolojik yapı yönünden bir incelemeye tabi tutmuyor.Bu nedenle bazen yapılan transferler verimli olmuyor ve futbol kulüplerimiz kaynak kaybına uğrayabiliyor.Türk Takımlarında "takım içi iletişim'V'arkadaşlık olgusu" ve "duygusal bütünleşme" toplumsal karakterimiz gereği sportif başarılarda oldukça önemlidir.Bunu önemli başarılar elde etmiş takımlarımızda futbol oynamış futbol adamlarımızla yaptığımız görüşmelerde de netçe tespit etmiş bulunuyoruz.Bu nedenle takımlarımıza futbolcu tranferlerinde diğer incelemelerin yanında futbolcunun psikolojik incelemesine de önem vermelerini tavsiye ediyoruz.

Araştırmamız esnasında gördüğümüz bir diğer sorun da Türk Futbolun'da teknik direktörlerin konumudur.Taraftar ve yönetimlerde başarıya çabuk ulaşma arzusu ve sabırsızlık sık teknik direktör değiştirme sonucunu doğurmaktadır.Aslında bu değişiklikler takım aynı takım,futbolcular aynı futbolcular olduktan sonra çok fazla sonucu değiştirmemektedir.Diğer yandan ülkemizde teknik direktörler takımın her şeyi olarak görülmektedir.Futbolcunun sadece hocası değil,aynı zamanda babası,abisi,dostu,psikologu gibi işlev yüklenmektedir.Bu aşırı yüklenmelerin kurumsallaşma eksikliğinin bir yansıması olduğu düşüncesindeyiz.Ama teknik direktörün de bir insan olduğu ve kaldırma gücünün bir sınırı olduğunu görmek durumundayız.Kaldı ki böylesine yüksek bir performans baskısının yanında bir de teknik direktörün herşeyleştirilmesi bizce onların mesleki performanslarını da olumsuz etkilemektedir.Çağdaş bir kurumsal anlayışta her birimin görev ve yetki alanı bellİ.bunların sınırları da tanımlanmıştır.Kurumsal başarıyı ise birimler arası tamamlayıcılığın kalitesi belirlemektedir.



PSİKOLOJİK DESTEĞİN İÇERİĞİ

Ülkemizde spor psikologu yetiştiren bir eğitim programı maalesef yoktur.Normalde spor psikolojisi bir üniversitemizde yüksek lisans programı haline getirilmeli ve psikoloji lisans eğitimi alan insanlar bu yüksek lisans programını tamamlayarak "spor psikologu" yetiştirilmelidir.Sportif alanda da ülkemiz bu uzmanlardan yararlanmalıdır.Ancak bunun için bu gün harekete geçilse ülkenin ilk spor psikologlarını yetiştirmesi ancak 5 yıl sonrasında mümkün olabilecektir.Çünkü bu alanın kürsüsünün kurulması,öğretim kadrolarının oluşturulması,müfredatının hazırlanması,YÖK tarafından onaylanması,sınavının açılması ve yüksek lisans eğitimi aşamaları hayli bir süreçtir.Şu aşamada Federasyonlar veya Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü'nün organizasyonuyla alanda deneyim sahibi uzman ve öğretim görevlilerince yürütülecek sertifikalı bir "spor psikolojisi" kursu düzenlenebilir.Alana ilgi duyan psikologlar bu kurslara katılarak Türk Sporu'na hizmet vermeye hazırlanabilir.Bizim alan

araştırmamızda psikoloji eğitimi hiç almamış insanların dahi bu yönde çalıştığı,çalıştırıldığı görülmüştür.Özellikle NLP kurslarına katılmış psikolojik eğitimi hiç olmayan insanlar ortalıkta mentör olarak dolaşmaktadır.Psikolojik eğitimi olmayan bir insanın salt üst bilgilerle birtakıma psikolojik destek sağlayabilmesi bilimsel mantığa aykırıdır.Bir diğer yanlış Beden Eğitimi ve Spor MYO mezunlarının bu alana girmesi ve kendilerinden yetkin kimseyi görmemeleridir.Karşı karşıya geldiğimizde psikolojik bilgilerinin hayli yetersiz olduğunu gördüğümüz bu arkadaşlar kanımca biz psikologların bu alana yeterince eğilmememizden doğan boşluğu değerlendirmiştir.Kim ne derse desin psikolojik destek psikologların işidir.Türkiye gerçeklerinde şu an bu alanda istifade edilecek uzmanların futbola ilgi duyan ve terapi deneyimi olan psikologlar olması gerekir.Uygulama biçiminin ise takım bünyesinde bir "psikolojik destek departmanı" oluşturarak ve tüm sezonu kapsayan bir çalışma programıyla bu hizmet yürütülmelidir.

Psikolojik destek departmanı futbol takımlarında teknik heyetle koordinasyon içinde çalışmalı ve aynı zamanda teknik heyetin istişari bir organı olmalıdır.Bizce futbolda psikolojik desteğin iki kategoriden oluşması gerekir.Bunlar: 1-Psikolojik Eğitim Desteği 2-Psikoljik Danışma ve Terapötik Destek Futbol dünyasında bilinen mentörlük uygulamaları bizim kastettiğimiz psikolojik desteğin tam karşılığı değildir.Mentörlük Fransızca mental direktörlük kavramından üretilmiştir.Bu terimin Türkçe karşılığı "akıl hocalığı"dır.lşlevi sorun çözmekten,uyum ve tutum geliştirmekten çok "bakış açısı oluşturmak"tır.Bu mental çalışmaların verimli olabilmesi için her şeyden önce futbolcuların moral altyapılarının,iç psikolojik dengelerinin hazır hale getirilmesi gerekir.Bu nedenle önce psikolojik destek verilmeli onun sağladığı zeminin üzerine mental çalışmalar yapılmalıdır.Aksi halde bu mental çalışmalar futbolcularda zemine oturmaz.beklenen karşılığı bulmaz.Futbol takımlarında psikolojik desteği verecek uzmanla yapılacak çalışmaların ideal başlangıç zamanı transferin başladığı ve bir sonraki lig sezonunun takım oluşumunun gerçekleştiği dönemdir.Çünkü her transfer edilen fubolcu yeni takımına bir adaptasyon süreci yaşayacaktır.Biz bu süreci "readaptasyon süreci" olarak tabir ederiz.Transfer edilen futbolcunun bir an önce yeni takımına uyum sağlaması için bu readaptasyon sürecinin psikolojik olarak desteklenmesi yararlı olacaktır.Takım psikologunun lige hazırlık kampı sürecinde takımla birlikte kampta olması,maç stresinden uzak bu dönemde futbolcularla sevgi,dostluk ve güven ilişkisini oturtması lig sürecindeki psikolojik çalışmaların önünü açacaktır.Türk Futbolcusu karakteri gereği paylaşımlara ancak belirli bir sevgi,dostluk ve güven düzeyi yakalandıktan sonra açık hale gelmektedir.Alanda zaman zaman yaptığımız pratiklerde de yeni buluşulan birtakıma bir maçlık verilen psikolojik desteklerin istenen verimi vermediklerini gördük.Çünkü psikolog olarak öncesinde yoksunuz.o gün varsınız ve yarın yine olmayacaksınız.Bunun farkında olan futbolcu tabiki size ruhunu ve zihnini yeterince açmıyor veya açamıyor.Bu deneyim bize her kültürün yetiştirdiği futbolcunun ayrı bir iletişim karakteri olduğunu farkettirmiştir.Tabiatıyla Türk Futbolcusu'nun psikolojik desteğe zihinsel ve ruhsal açıdan daha hazır hale getirilmesinin koşulları araştırmamızda ele alınmıştır.Vardığımız nokta futbolcularımızla psikolojik yönden çalışabilmek için onlarla önce "duygusal bütünleşme"nin yakalanmasının gereğidir.Bu da ancak bir sürecin birlikte yaşanacağının idraki içerisinde ilişkinin başlaması ve süreç içerisindeki paylaşımların kalitesi ile sağlanabilir.Zaten bilimsel olarak da bir kural vardır;"bir kerelik psikolojik destek psikolojik destek değildir".Gerek psikolojik eğitim,gerekse psikolojik destek süreçlerinin başarısı devamlılığa bağlıdır.

Spor psikolojisiyle ilgili çalışmalarda tespit ettiğimiz önemli bir eksiklik vardır.Psikolojik destek daha çok rahatlatma veya motive etme yönünde kullanılmaktadır.Oysa bizim bilimimizde "duyumlar ve idrak psikolojisi" olarak adlandırılan bir alt dal vardır.Bu alan insanın dış ve iç dünyasından gelen uyaranları neler vasıtasıyla ve nasıl algıladığını,bu algılara ise hangi yöntemlerle tutum ve davranış geliştirdiğini incelemektedir.Öncelikle bilmeliyiz ki duyu organları algılama,sinir sistemi beyne iletme.beyin ise değerlendirme işlevini yerine getirmediğinde insanlardaki "algılama prosesi" çalışmaz.Hal böyle olunca o insanın dış dünyasıyla tüm bağları kopar ve öğrenme ve gelişme sağlanamaz.Futbolda maç akışı çok seri bir uyaran sağnağında yaşanır.Dolayısıyla futbolcunun algı sistemi işlevini oldukça dinamik yerine getirmelidir.Sağlıklı bir algı sistemi şunları gerektirmektedir: 1-Duyumsal Sağlıklılık (Duyu organlarının sağlıklı çalışması) 2-Zihinsel Yeterlilik (Zeka düzeyinin normal üstü olması) 3-Zihinsel Repertuar Zenginliği (Zihinde zengin bilgi kaydı olması) Bu mekanizmanın temel olarak iyi işlemediği şartlarda futbolda sportif başarı ne yapılırsa yapılsın imkansızdır.Tabiatıyla bizim üretmeye çalıştığımız "futbolda psikolojik eğitim ve destek sistemi" şu önemli parametreleri içermektedir:
a-Duygusal Bütünleşme (Takımla Psikolog arasında)

b-Hedefsel Bütünleşme

c-SistemlilikveDevamlılk

d-Psikolojik Eğitim Desteği (Takım-Futbolcu-Antrenör-Psikolog arasında)

e-Rahatlatıcı Psikolojik Destek"

f-Motive Edici Psikolojik Destek "

g-Algi ve Tutum Geliştirme Desteği"

h-Spesifik Psikolojik Destek (ortaya çıkan ihtiyaçlar çerçevesinde)

ı-Takım Ruhu Desteği (Takımdaşlık ruhu geliştirme çerçevesinde)



Futbolda tespitlerinize göre her maçın kendine özgü bir psikolojik atmosferi bulunmaktadır.Maçın karakterine göre yapılacak psikolojik hazırlığın içeriği ve sistemi farklılıklar göstermektedir.Psikolojik atmosferine göre maçlar şu şekilde kategorize edilmiştir: 1-UlusalPuan Maçları 2-Ulusal Eleme Maçları 3-Ulusa! Final Maçları 4-Uluslararası Puan Maçları 5-Uluslararası Eleme Maçları 6-Uluslararası Final Maçları 7-Milli Maçlar

İncelediğimizde bu şekilde kategorize edilmiş futbol maçlarının her birinin çok farklı psikolojik atmosferleri olduğunu gördük.Elbette ki her maçın psikolojik hazırlığı da o maçın karakterine ve psikolojik atmosferine uygun şekilde yapılmahdır.Futbolun dinamiğindeki bu psikolojik çok yönlülük ülkemizde henüz algılanabilmiş değildir.Bu nedenle önem derecesi yüksek maçlarda Türk Futbolcuları sıkça "final sendromu" dediğimiz psikolojik sorunları yaşamaktadır.Hatta bu sendrom futbolcularımızın maç performansına da olumsuz yansımaktadır.Unutmayalım ki literatürde sportif başarı bedensel,zihinsel ve psikolojik performansın bileşkesi oiarak tanımlanmaktadır.O halde sporda psikoloji biliminin toplumsal farkındalığsmızdan çok daha güçlü olarak varolduğunu artık görmeliyiz.Nitekim araştırmamıza katılan tüm futbol adamlarına şu soruyu yöneltmiştik:"Yerli futbolcuların yabancı futbolculara oranla çok daha fazîa psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu düşünüyoruz,bu tespitimize katılır mısınız"?Açıkçası tüm futbol adamlarımız bu sorumuza ittifakla "evet" cevabı vermişlerdir.

Araştırmamızda elde ettiğimiz tespit ve bulgular ve bunlardan ürettiğimiz önerileri içeren bu metin aslında özetin özeti mahiyetindedir.Bilahere daha kapsamlı paylaşımlarımız olacaktır.Nitelikli ve yararlı çalışmalarda buluşmak dileğiyle...

Psikolog Namık Acar

Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 4332
favori
like
share
kaanzl Tarih: 23.12.2011 01:02
Tesekkurler
ronald kuman Tarih: 28.01.2010 09:57