Bir vaktin birinde bir adamın bir oğlu varmış. Bu adam kuş tutup satmakla geçinirmiş. Günlerden bir gün hastalanıp ölmüş. Oğlu da babasının ne ile geçindiğini bilmezmiş.

Bir gün anasına, -Ey ana, benim babam geçimini hangi yoldan sağlardı? Bari söyle de, yapabilirsem biz de onunla geçiniriz- deyince anası, - Oğlum, senin baban kuş tutup satarak geçinirdi-der. Oğlan,- Kuşları neyle tutardı babam?- diye sorar. Anası da , - Oğlum, tavan arasında babanın bir kapanı vardır, onunla tutardı- deyince, oğlan tavan arasına çıkıp kapanı alır. Kıra giderek, bir ağacın üstüne kapanı kurar. Derken efendim, bir karga gelip kapana tutulur. Oğlan ağaca çıkıp kapanı alınca, karga yalvararak, oğlana; - Beni salıver. Sana para edecek güzel kuşlar yollarım. Sen de onları tutup sattığın vakit çok para kazanırsın- deyince, oğlan karganın yalvarmasına dayanamayıp onu salıverir.

Yine kapanı kurup ağacın dibinde beklerken öteden bir kuş gelerek kapana tutulur. Oğlan hemen ağaca çıkar. Kuşu görünce güzelliğine vurulup, aman bu ne güzel kuşmuş, diye sevinip dururken, öteden karga gelip oğlana, -Haydi bu kuşu götür padişaha sat. Sana çok paralar verir- deyince oğlan kuşu bir kafese koyar, doğru padişahın sarayına gider.

Padişah kuşu görünce beğenip alır, oğlana bir sürü para verir. Oğlan sevinerek paraları alıp evine giderse de, padişah, kuşa bir altın kafes yaptırıp bunu içine koyar;gece gündüz bu kuş ile eğlenir, vaktini hoşça geçirir. Padişahın veziri bu oğlanı kıskanıp, padişaha,- Efendim bu kuş güzel ama buna fildişinden bir köşk yaptırmalı; bu onun içine yakışır- der. Padişah - Ey lala, o kadar fildişini nereden bulmalı- deyince, vezirin - Efendim, kuşu getiren fildişini de bulur- demesiyle padişah hemen oğlanı çağırtarak, - bana bir köşk yapmak için fildişi getireceksin- der. Oğlan - Aman padişahım, ben o kadar fildişini nerede bulayım?- derse de padişah - nereden bulursan bul. Sana kırk gün izin. Eğer bulamazsan kırk günden sonra boynunu vurdururum- der.

Oğlan düşünerek evine gelir. Otururken karga yanına sokulur - Ne düşünüyorsun- der. Oğlan da işi anlatır. Karga - O da güç bir şey mi? Haydi git, padişahtan kırk araba şarap iste- diyince oğlan gidip - Padişahım, ben sizin istediğiniz fildişlerini getireceğim, ama bana kırk araba şarap vereceksiniz - der.

Padişahın emretmesi üzerine oğlana kırk araba şarap verirler. Oğlan arabaları alıp giderken yine karga gelir, - Haydi filan yere git. Orada kırk tane su yalağı vardır. Ne kadar fil varsa gelip o yalaklardan su içer. Sen bu şarapları yalakların içine doldur, bir yana gizlenip bekle. O filler susayınca oynayıp sıçrayarak gelir, yalaklardaki şarapları içerler. Sonra hepsi sarhoş olup düşerler. Sen de gidip bütün fillerin dişlerini söker, padişaha götürürsün- diyince, oğlan arabaları çekerek oraya varır. Karganın dediği gibi, şarapları yalaklara boşaltıp, bir yere gizlenip oturur. Öteden filler gelip o şarapları içerler. Tam gidecekleri zaman hepsi yere düşerler. Oğlan hemen gider, fillerin bütün dişlerini söker, çuvallara doldurup arabaya yükler, doğru padişaha getirir. Padişah o fildişlerinden bir köşk yaptırarak kuşu içine koyar, ama kuşun hiç sesi çıkmaz. Padişah - bu kuş bu kadar güzel, acaba niçin ötmüyor- diye merak ederken veziri, - Efendim bu kuşun elbet bir sahibi vardır; onu bulmalı ki, bu kuş ötsün- der.

Padişah - Ey lala, onu nereden buluruz?- diyince, vezir, - Efendim, bu fildişini bulan onu da bulur- diye cevap verir. Bunun üzerine padişah hemen oğlanı çağırtıp,- Oğlum, bu kuşun sahibini de senden isterim- derse de oğlan - Ey padişahım, ben bunu kırda tuttum; sahibi kimdir ne bileyim- diye cevap verir. Padişah, - Hemen bulacaksın, yoksa seni hemen öldürürüm. Haydi sana kırk gün izin- deyince oğlan yine ağlayarak evine gelirken karga onu bulup, - Ne ağlıyorsun- diye sorar. O da işi anlatınca karga, - Ey şaşkın, bunun için ağlanır mı? Haydi git padişahtan bir gemi iste, ama geminin tayfaları kırk tane kız olacak. Geminin içinde bir güzel bahçe, bir de hamam yaptırsın. Onunla gidip o kuşun sahibini bul- der. Oğlan doğru padişaha gidip, karganın dediği gibi bir gemi ister. Padişah hemen oğlanın istediği gibi bir gemi yaptırıp ona verir. Oğlan geminin kaptanı olup içine biner. Denizde ne yana gideceğini düşünüp dururken, karga gelip - Gemiyi sağa çevir. Gide gide bir büyük dağ görürsün. O dağın yanına gemiyi yanaştır. Bu kuşun sahibi kırklardandır; her akşam deniz kıyısında gezer. Sen onları görünce hemen sandala bin, doğru onların olduğu yere çık. Onlar geminin ne olduğunu bilmezler. Acaba bu nasıl şeydir diye kız sana sorar, - Aman kaptan, beni şu gemiye götür; bakayım nasıl şeydir- der. Sen yalnız kızı al, gemiye getir. Bahçeyi, hamamı gezdirirken gemiyi kaldır. İşte kuşun sahibi odur- deyince, oğlan gemiyi salıverip doğru karganın dediği yere gider.

Sonunda oraya varıp gemiyi yanaştırır. Akşam üstü kırkların başı, - Haydi deniz kıyısına gidelim- deyince bunların hepsi toparlanırlar. Orada gezip dururken denizdeki gemiyi görürler. - A, bu nasıl şey? Nereden gelmiş?- diye seyredip dururlarken, oğlan bunları görüp hemen sandalı denize indirir, içine binip onların yanına gider. Kız, - Aman, sen kimsin? O denizdeki nedir?- deyince, oğlan, - Denizdeki bir gemidir. Ben de onun kaptanıyım- diye cevap verir. Kız, oğlana,- Aman kaptan, beni gemiye götür de bu nasıl şeydir bir göreyim- der. Oğlan kızı sandala bindirip gemiye getirir. Kız sevinerek bahçeyi gezer, hamama girer. - Hazır buraya gelmişken şu hamamda bir yıkanayım- diyerek soyunur. Kız yıkanırken, oğlan da gemiyi kaldırıp yola çıkar. Gemi gitmede olsun, kız hamamdan çıkar. - Vay akşam olmuş, vakit geçmiş, ben gideyim- diyerek dışarı çıkınca bakar ki gemi gidiyor. -Eyvah, sen beni aldattın. Ben şimdi ne yapacağım?- diye ağlamaya başlar. Oğlan,- Aman efendim, ben sizin için buraya geldim, boş yere hiç ağlamayınız- der. Neyse bunlar gele gele padişahın şehrine gelirler. Toplar atılıp, oğlanın geldiğini padişaha haber verirler. Padişah sevinip dururken, kız saraya girer. Padişah kızı görüp bir can ile aşık olur. Kız içeri girer girmez de kuş başlar ötmeye. Artık ötmesi cihanı tutup, herkes kuşun sesine aşık olur. Padişah hemen kızı kendine nikahlar. Kırk gün kırk gece düğün yaptıktan sonra, kız, bir gün sancısı tutarak hastalanır. Meğerse kızın her vakit bu sancısı tutarmış. Onun buraya gelmeden önceki yerinde bir ilacı varmış; bu sancı da o ilaçla geçermiş. Kız bunu padişaha söyler. Padişah da hemen oğlanı çağırtıp, -Bu kızı getirdiğin yere git, onun orada bir ilacı varmış, onu alıp buraya getir- deyince oğlan yine gemiye binip yola çıkar. Demeye kalmaz, karga gelir, oğlana, - Nereye gidiyorsun?- der. O da,- Sultan hanımın ilacı varmış, onu almaya gidiyorum- diye cevap verir. Karga,- Haydi yolun açık olsun. Oraya çıktığın zaman bir saray göreceksin; bu onun sarayıdır. Ben sana bir tüy vereceğim. Saraya vardığın zaman, kapının önünde iki aslanla karşılaşacaksın. Sana verdiğim bu tüy ile aslanlardan birinin ağzına vuracak olursan, onlardan sana hiçbir kötülük gelmez- diyerek oğlana bir tüy verir.

Oğlan tüyü alıp yoluna devam eder, varacağı yere varır. Bakar ki bir saray, ama böylesi padişahta bile yok. Hemen sarayın kapısına varır, karganın verdiği tüyle aslanların ağzına vurarak içeri girer. Saraydaki kızlar bu oğlanı görünce, kızın sancısı tuttuğu için geldiğini hemen anlarlar. - Aman delikanlı,yoksa sultanımız öldü mü?- diye oğlana sorarlar. O da, - Yok, ölmedi ama hastalandı. Onun bir ilacı varmış, onu almaya geldim- der. Kızlar bir şişenin içindeki ilacı hemen oğlana verirler. Oğlan tekrar gemiye döner, padişahın yanına döner. Saraya girerken, karga da oğlanın omzuna konar. Bunlar birlikte saraya girerler, padişahın huzuruna çıkarlar. Kız da sancıdan ölü gibi yatarmış. Hemen ilacı verdikleri gibi, kız gözünü açar, oğlanın omzunda kargayı görür. -Hey gidi soysuz hey, en sonunda beni buralara düşürdün! Neyse, ben sıkıntı çekmedim,ama bu oğlanın katlanmadığı sıkıntı kalmadı. Sen hiç utanmaz mısın?- diye bağırıp çağırmaya başlayınca, padişah, -Aman sultanım, ne oluyorsunuz?- diye sorar. Kız da, - Padişahım, bu karga benim özel hizmetçimdir, bir gün beni kızdırdı, ben de onu böyle karga kılığına sokup salıverdim. Şimdi o da bana bu oyunu oynadı. Neyse bana bir şey olmadı ama onun yüzünden bu delikanlının çekmediği kalmadı- dedikten sonra kargayı tekrar insan kılığına sokar. Karga bir iki silkindikten sonra bir kız olur, ama güzelliği, padişahın aldığı kızdan da pek aşağı kalmaz. Neyse, kız bunu artık affetmiş olduğu için, padişaha, -Şahım, bu oğlanı kendine evlat edin, bu kızı da ona verin- deyince, padişah onun bu isteğini yerine getirip oğlanı kendine evlat edinir, kızı da ona nikahlayarak kırk gün kırk gece düğün ile evlendirir. Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine...

Etiketler:
Beğeniler: 0
Favoriler: 0
İzlenmeler: 918
favori
like
share
MyNiceWorld Tarih: 22.12.2005 19:04
TEŞEKÜRLER KARDEŞİM
SU-PERISI Tarih: 11.12.2005 17:46
paylaşımların için teşekkürler ellerinize yüreğinize sağlık usta
FadiK Tarih: 12.10.2005 10:28
ellerine saglik tesekkürler levis abi
CHaRLie Tarih: 16.05.2005 00:30
paylaşım için tşkler....